<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yobazlik Bir Fikir Mustehasesidir | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Jun 2013 14:20:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir (Hüseyin Nihal ATSIZ)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2007 10:34:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü Nihal ATSIZ]]></category>
		<category><![CDATA[Yobazlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yobazlik Bir Fikir Mustehasesidir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir (Hüseyin Nihal ATSIZ) “Türkçülüğe Karşı Yobazlık” adlı yazım (Ötüken, 1970 Martı), cevap değil, birbirini tutmaz avâmi tekerlemeler ve örtülmek istenen küfürlerle karşılık gördü. &#160; Konya’daki “Oku” dergisi yazarı Hasan Bağcı, Ziya Gökalp’ın Türkçülüğü islamiyete karşı çıkardığını, Türkçülüğün büyük Yahudi himayesi gördüğünü, fakat bundan Gökalp’ın habersiz olduğunu yazarak bir de kehanet savuruyordu: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/">Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700"> Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(</span></font></font><span style="font-weight: 700"><font color="#ff6600" face="Maiandra GD">Hüseyin  Nihal ATSIZ)</font></span></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“Türkçülüğe Karşı Yobazlık” adlı  yazım (Ötüken, 1970 Martı), cevap değil, birbirini tutmaz avâmi tekerlemeler ve  örtülmek istenen küfürlerle karşılık gördü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Konya’daki “Oku” dergisi yazarı Hasan Bağcı, Ziya Gökalp’ın Türkçülüğü  islamiyete karşı çıkardığını, Türkçülüğün büyük Yahudi himayesi gördüğünü, fakat  bundan Gökalp’ın habersiz olduğunu yazarak bir de kehanet savuruyordu: “Dünyalar  arası büyük muhasebede ölüm dönemecini kıvrılamayan ve inkâr uçurumuna  yuvarlanan Ziya Gökalp….”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sanki Hasan Bağcı o dönemeçte bekçilik ediyormuşçasına söylenen bu sözlere karşı  Gökalp’ın Müslüman olduğunu, Yahudiliğin Türkçülüğü hiçbir zaman istismar  edemediğini açıklamış, Türkçülüğü Gökalp’ın icad etmediğini söylemiş, kendisine  bazı sorular sormuştuk. Bu sorular şunlardı:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1) Ölüm dönemeci ile kasdolunan nedir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">2) Gökalp Türkçülük yolunda hangi himayeyi görmüştür?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">3) Yahudilere açılan istismar kapısı nedir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı bunların hiçbirisine cevap verememiştir. Veremez de… Çünkü ölümden  ötesi meçhul bir yokluk olduğu gibi Hasan Bağcı da ne Gökalp’ın eserlerini  okumuş, ne de onun hakkında yazılanları görmüştür. Onun “Türk milletindenim,  İslam ümmetindenim, garp medeniyetindenim” dediğinden de haberi yoktur. Sadece  dini bir taassupla, sırf Gökalp Türkçü olduğu için ona düşmandır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yobazlık milletlerarası hastalıktır. Kızılı olduğu gibi yeşili de olur.  Fikirlere ve içtihadlara saygı duymak ve onlarla tartışmak seviyesinde  olmadıkları için daima yırtınırlar, küfür ve iftira ederler, ilim ve mantık  alanı içinde konuşmaktan aciz oldukları için karşımıza daima ayet ve hadisle  çıkarlar. Soy soy insanların bir tek Adem’le Havva’dan türediklerine, Adem’in  1050 yıl yaşadığına, Havva’nın her yıl biri erkek biri kız olmak üzere ikiz  evlat doğurduğuna ve bu kardeşleri birbiriyle evlendirdiklerine inanırlar. Bir  Sümer masalından çıkan tufan ve Nuh’un gemisi onlarca tarihi bir hakikattır.  Hangi Teknik Üniversiten mezun olduğu belli olmayan Nuh’un yaptığı o pazarcı  kayığına her cins hayvandan birer çiftin girip sığması ve 40 tufan gününde  birbirini yemeden uslu uslu oturması da gerçektir vesaire… Şimdi bu kafadaki  adamla bir fikir tartışması yapmaktaki trajediyi düşünün. Böyle bir seviyede  bulunan Hasan Bağcı “İslama Karşı Yobazlık” başlıklı yazısında bakın neler  söylüyor:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkiye’mizde son yıllarda cesaretini artıran türlü akımlar arasında bir de  hakiki Türk görünme, dini ve Allah’ı bir tarafa atma hastalığı türemiştir.  Hakiki Türk ruhunun şiddetle nefret ettiği bu tarz hastalıklar da yine ve  maalesef son yıllarda biraz bolca yetiştirdiğimiz “yarım münevverler”  arasındadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Onlar “ben akılsızım”, “ben vicdansızım”, “ben hırsızım” cinsinden acı bir  yoksulluğun ifadesi olan bu tuhaf övünmeleriyle sevine dursunlar beri yanda  dünyaya hatta fen sahasındaki buluşlarıyla ışık vermiş hakiki mütefekkirlerin  daima insanlığı Allah’a götürme yollarını aydınlatmak için çalıştıkları görülür…</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sahasının dışında mefkuremize saldırmak suretiyle makalemizin başlığını hak eden  sayın Atsız’ın yazısında o kadar çok hata var ki, bunları teker teker düzeltmek,  bir ortaokul talebesinin kompozisyonunu düzeltmeye benzeyeceğinden, biz,  mefkuremiz yönünden sadece bizi ilgilendiren ve pek mühim hatalarını  müsaadeleriyle düzelterek cevabımıza başlayacağız.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fikir ve ülküleri birbirine tamamen aykırı insanlar arasında da konuma ve  tartışma olabilir. Fakat edep ve terbiye dairesinde olur. Hasan Bağcı’nın  yukarıya aldığımız satırlarındaki edep seviyesi onun zavallılığının kesin  tanığından başka nedir ki? Biz yarım münevvermişiz. Hakiki Türk görünme  hastalığı ile Allah’ı bir yana atmışız. Bu ise akılsızım, vicdansızım, hırsızım  gibi acı bir yoksulluğun ifadesi imiş.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte Müslüman münevveri Hasan Bağcı’nın edep ve terbiye seviyesi…</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bir de bedbahlığımız ortaya çıkıyor: Bunca yıllık edebiyat öğretmenliğimize  rağmen yazımız düzeltilmeye muhtaç tahrir vazifesi gibi yanlışlarla dolu imiş..</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün bunlardan sonra da “Müslüman etrafına saldırmaktan münezzehtir” demekten  çekinmiyor. Bu da saldırmak değilse Tanrı bütün insanları ve hayvanları Hasan  Bağcı’dan korusun.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Onun, “Oku” dergisinin üç sayısında devam eden yazı serisinde iddialarımıza ve  sorularımıza cevap bulamadık. Gökalp’a saldırmakla başlayan yazısında zaten  fikir değeri yoktu. Gökalp’ı tenkid etmek hatta yere vurmak için ilk şart olarak  onun eserlerini okumak gerekirken bu zavallının o eserlerden haberi yoktu.  Yalnız İslam taassubu ile Türkçü Gökalp’ın aleyhinde bir şeyler geveliyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şimdi bazı gerçekleri tekrarlayarak bugüne kadar kaç kere anlattığımız halde  bazı beyinlere girmeyen düşüncelerimizi bir daha söyleyelim:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İnsanlar eşit değildir. Tabiatta eşitlik diye bir şey yoktur. Tabiatı Tanrı  yarattığına göre demek ki Tanrı canlılar arasında bir eşitlik düşünmemiştir.  İnsanlar hak ve hukuk bakımından da hiçbir zaman eşit olmamışlardır. Kanunlar  devlet başkanı ile herhangi birisine yapılan hakareti aynı şekilde  cezalandırmaz. Ancak insanlar, ızdırapların azaltılması için aradaki farkı  mümkün mertebe azaltarak nisbi bir adalet ve eşitlik kurmaya çalışmışlardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı’nın bize öğrettiğine göre İslamiyet ırk ve renk tanımazmış. Komünizm  de tanımıyor. Amerikan anayasası da tanımıyor ama gerçekte bu fark daima vardır.  İslamiyetin ırk ve renk tanımadığı çağlar bir daha dönmemek üzere geride  kalmıştır. Birinci Cihan Savaşında, İslam kardeşlerimiz Arapların İngilizlerle  birleşerek Türk ordularını nasıl arkadan vurduklarını unutmadık. Bu Arap  ihanetinin başında Peygamber soyundan gelen şerifler bulunuyordu ki bunlardan  birinin hatıraları Hayat Tarih Mecmua’sında tefrika edilmektedir. Hasan Bağcı  okusun.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Biz Türkçüler ırkı tanıyoruz. Zaten mevcut olmayan eşitliği kabul etmiyoruz ve  soyumuzun üstünlüğüne geçmişteki örnek ve eserleriyle inanıyoruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İslamiyet Türkler sayesinde yaşadı ve yükseldi. İslamiyet Türkleri değil,  Türkler İslamiyeti yüceltti. Biz İslam olmadan önce de büyüktük. Keramet  İslamiyette olsaydı her Müslüman millet yükselirdi. Hele tarafımızdan birkaç  kere tekrarlandığı gibi islamiyetten önce büyük devlet olan İran, İslam olduktan  sonra bugünkü durumuna düşmezdi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı şöyle diyor: “Bütün insanlar yeryüzünü imar etmek, çalıştırmak ve  hazinelerinden faydalanmak bakımınsan Allah’ın bir halifesidir. Bütün insanlar  kardeştir.”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şu ibareden “Allah’ın birer halifesidir” kelimesini kaldırırsak geride kalan  fikir tam bir Marksist düşünce olmuyor mu? Allah’ın halifesi olan bütün insanlar  arasında Stalin ile Moşe Dayan da var mı? Bütün insanlar kardeşse Hasan Bağcı,  Çingene vatandaşlarla kardeşliği ve hilalin Çingeneler eliyle de  yükselebileceğini kabul ediyor mu?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yine Hasan Bağcı şunu da söylüyor: “İslam düşüncesinde sömürgecilik yoktur.  Çünkü İslam örfünde bütün beşeriyet tek ümmettir.”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu da günümüzdeki komünistlerin sözleriyle tıpatıp mutabakat gösteriyor. Fakat  hakikat değildir. İslam düşüncesinde sömürgecilik vardır. Ülkeler fethetmek, bu  ülkeyi haraca bağlamak sömürmekten başka bir şey olmadığı gibi bütün beşeriyet  de tek ümmet değildir. Peygamber “ümmetim” diyerek yalnız Müslümanları  kasdetmektedir ve İslam geleneğine göre mahşerde yalnız kendi ümmeti için şefaat  edecektir. Herhalde Lenin’in cennete girmesi için Tanrıya ricada bulunmayacaktır  ama Pasteur veya Koch’la Hasan Bağcı arasında tercih yapmak durumuna düşerse ilk  iki gavuru seçeceği muhakkaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı, Türkçüleri “Allah’ı bir tarafa atmak”la suçlayarak a fikri ve ilmi  seviyesini göstermiştir. Türkçüler “Tanrı’yı bir tarafa atmamıştır. Atmaz da.  “Tanrı Türk’ü Korusun” sözü Türkçülerin sloganıdır. Tanrı, insan zeka ve  idrakinin kavrayamıyacağı yükseklikte olduğu için ikidebir onu ortaya sürerek,  üzerinde kırıcı tartışmalar yapmanın aleyhindeyiz. Eski Türkler büyük saygı  duydukları varlıkları öz adları ile anmazlardı. Tanrı, ne din göklerin bir  yerindeki tahtının üzerindedir. Onun nasıl olduğunu, ne olduğunu bilmeye imkan  yoktur. Olsaydı din bilginleri asırlar boyunca birbirine girmezdi. Tevrat’ın  Tanrı ile insanı aynı şekilde tarif etmesi ne kadar iptidai ise, dünyadan 400 km  yukarıya fırlatan Rus astronotunun, uzayın sonsuz olduğunu unutarak “uzaya  çıktım ama Tanrı’yı göremedim” demesi de o kadar budalacadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bilimdeki türlü ilerlemeler geliştikçe kainatın din kitaplarında yazıldığı gibi  altı günde yaratılmadığı, bu oluşumun milyarlarca yüzyılda meydana geldiği, hele  insanların 6000 yıl önce yaratılan muhayyel bir Adem’le hayali bir Havva’dan  türemedikleri ispat olunmakta ve ilim artık, kısa ömürlü de olsa canlı hücre  yaratacak seviyeye ulaşmış bulunmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün bunlardan sonra din bir ahlak ve vicdan sistemi diye kabul edilmedikçe  ilmin karşısında iflasla mahkum olacağı gibi Tanrı’yı insanların günlük işlerine  kadar karışan bir varlık diye düşünmenin saçmalığı kendiliğinden ortaya çıkıyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bugünün din bilgileri artık başka türlü açıklıyor ve Tanrı’nın bazı kimselerin  yani peygamberlerin gönlüne vahiy yoluyla ilhamlarda bulunduğunu kabul  ediyorlar. Din kitaplarındaki tarihi ve ilmi yanlışları da ilhamı alanın insan  olmasıyla tevil ediyorlar. Zaten böyle olmasaydı din kitapları insanlığın sonuna  kadar değişmeyecek hakikatlerle dolu olur, insanlığın geleceğini ve  geleceğindeki tehlikeleri açıklar ve mesela zararı nisbeten az olan alkol haram  edilirken ondan on kat tehlikeli olan türün ve hele eroin hakkında sükut  edilmezdi. Tanrı günün birinde insanların tütünü ve eroini bulup  kullanacaklarını, bunun büyük bir felaket olduğunu bilmiyor muydu? Milyarlarca  yıl sonraki kıyamet haber verildi de neden birkaç yüzyıl sonra ki zehirden söz  edilmedi?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çünkü din, ilahi ilhamla olsa bile sosyal bir müessesedir ve her peygamber de  nihayet kendi bilgisi ve görgüsü kadar düzen ve yasak koymuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kumar, içki ve her türlü fuhşiyatla yozlaşmış, karılarını değiştiren ve kız  çocuklarını gömecek kadar vahşet gösteren bir toplumda Muhammed’in başka türlü  davranmasına imkan yoktu. Onlara korkunç cehennem azapları gösterecek ve dünyada  doğrulukla yaşayanlara da öte alemde köşkler, Kevserler, yiyecekler, güzel huri  kızları vaat edecekti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fakat aydınlık kafalardaki şüphe daha başlangıcından beri hükmünü yürütmüş, bu  uğurda çok insan ziyan edilmiştir. Bir kısmı iki uç arasında bocalayarak  sapıtmış, kimisi tarafından evliya, kimisi tarafından zındık ilan edilmiş (İbnü’l  Arabi) kimisi delirerek Tanrılık iddiasına kalkmış (Hallac-ı Mansur), bir kısmı  da tam yobazlaşarak dini katı ve tartışılmaz kaideler manzumesi diye kabul  ederek islamiyeti bugünkü perişan duruma sürüklemiş ve birbirlerini tekfir  etmekle ömür tüketmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Büyük İslam bilgini ve mütefekkiri diye kabul olunup kendisine “Hücetü’l İslam”  yani Müslümanlığın delili denilen Gazali (yahut Gazali) “el-Munkız” adlı  eserinde Farabi ile İbni Sina’yı tekfir etmiştir. Halbuki bu ikisi yalnız  islamiyetin değil, bütün insanlığın iki büyük dehasıdır. Aristo’dan sonra  Farabi’ye insanlığın “ikinci öğretmeni”, İbni Sina’ya da “üçüncü öğretmeni” diye  bakılmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hüccetü’l-İslam bu herzeyi yedikten sonra Hasan Bağcı’nın Gökalp’ı da Türkçüleri  de tekfirinde şaşılacak nokta yoktur. Gazali her şeye rağmen bilgindir. Hasan  Bağcı’nın ne olduğunu bilmiyoruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yobazlara göre Tanrı, insanların ne yolda hareket edeceklerini, daha kainatı  yaratmadan önce tesbit etmiştir. Bunların hepsi Levh-i Mahfuz’da yazılıdır. (bu  yazıların dili de herhalde Arapça olacaktır.) O halde insanları cezalandırma  neye? Madem ki insanlar Tanrı’nın iradesiyle suç işliyorlar, akılları,  fikirleri, iradeleri Tanrı’nın ezeli kararı karşısında bir işe yaramıyor, ceza  neden?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu soruyu ben sormuyorum. 14. yy’da yaşamış olan İbni Yemin soruyor. İbni Yemin,  Türk ırkından bşr İran şairidir. Ona göre dünya bir takım gayesiz olayların ardı  ardına gelmesinden ibarettir. İbni Yemin, insanların daha önce Tanrı tarafından  tesbit edilen şekildeki davranışları dolayısıyla öteki dünyada sorumlu  tutulmalarının hikmetini anlıyamıyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tekfir edilip başları belaya girmesin diye ihtiatlı bir dil kullanmak şartıyla  pek çok şair ve bilgin bu noktaya temas etmiş, Bağdatlı Ruhi meşhur terkibi  bendinde yobazları yerin dibine batırdığı gibi şarabın haram edilmesini kabul  etmemiş, hatta büyük Türk şairi Abdülhak Hamit , şaheserleri olan “Makber” de,  genç yaşta ölen eşi Fatma Hanım için Tanrı’yı sorumlu tutup ona isyan ettikten  sonra, Yaradanı, insanlarla oyuncak gibi oynayan ulu bir çocuğa benzetip Fatma  Hanım’a:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çıktın mı huzûr-ı Kibriyâya</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bildin mi nedir o tof-ı ekber</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Demekten kendisini alamamıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı’ya göre, tabii bunların hepsi küfürdür. Bunları söyleyenler ve  Allah’ı bir yana atan Türkçüler hep “tamu”da yanarken kendisi cennetin  köşklerinde Huriler arasında zevkedecektir. (Sopayla Cennet kapısında bekleyip  içeriye kimseyi sokmayan Birgili’den fırsat bulursa)</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı’nın hoş bir tarafı da, sanki Peygamberin özel kalem müdür imiş de  başından geçenleri not etmiş gibi kesinlikle onun hakkında bize bazı olaylar  anlatmasıdır. Peygamberlerle amcası Ebu Talib’in bir konuşmasından  bahsetmektedir. Acaba bunu nerden öğrendi? Uydurma hadislerden mi? Bizi yarım  münevver görüp islami bilgilerde pek cahil sandığına göre tam bir aydın ve  aydınlık kişi olarak tanık ve kaynak göstermesi lazımdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Peygamberin hayatı hakkında ilk siyer kitabını yazan İbni İshak, hicri 151’de  ölmüştür.yani Peygamberlerle arasında yüzyıldan çok zaman vardır. Olmasa bile  İbni İshak’ın eseri bugün ortada tam olarak yoktur. Mevcut parçalarını  İngilizler neşre hazırlamışlardı. Basıp basmadıklarını bilmiyorum. Peygamber  hakkında elimizde tam olarak mevcut eser ise hicri 213’te ölen İbni Hişam’ın  siyeridir ki İbni İshak’tan da bazı parçaları kendi eserine almıştır. Fakat  bununla da Peygamber arasında iki asır zaman vardır. İki asır geçtikten sonra,  daha çok ağızdan toplanan söylentilere dayanılarak yazılan tarihi hadiselerin  gerçeğe ne kadar uyacağı tarih metdolojisi hakkında bir nebze fikri olanlarca  malumdur. Bu sebeple İslam tarihinin başlangıcı hakkında ortaya sürülen  vukuattan çoğunun menkabe mahiyetinden ileri geçmediği, hele birçok kimse  tarafından naklolunan hadiselerden hiçbirisine güvenilmeyeceği ortadadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Peygamberin çevresindeki ahlak bozukluğunu görerek çareler aradığını, tedbir  düşünmek için dağlara çekilip insanlardan uzakta yaşadığını ve ta eski Mısır’dan  gelerek Yahudilere geçen “tek Tanrı” fikrini akıl ve duygusuyla kabul ederek  Arap putçuluğuna karşı çıktığını görüp anlamak için yobaz olmaya, bir takım  masallara inanmaya, eski Sümer’den ve Mısır’dan gelip Yahudiler aracığıyla öteki  milletlere geçen inançları ilahi hakikat diye kabul etmeye lüzum yoktur. Hele  Yahudi kırallarını peygamber diye Türk milletine telkin ederek milli mefahiri  unutturmak suretiyle İsrailiyyatı hayat ve ahlak sistemi diye önce sürmek milli  bir cinayettir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı bana bir tavsiyede bulunuyor: “Lütfen Müslüman’ın kim olduğunu ciddi  olarak araştırıp öğrensinler”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bende kendisine Türk tarihi ve kültürünü araştırmasını, Tanrıkut Mete’nin bu  milleti nasıl yarattığını, Çiçi Yabgu’nun milliyetçiliği (yani Türkçülüğü)  tarihte ilk olarak nasıl milli siyaset olarak uyguladığını, Orkun yazıtlarında  neler yazıldığını, İslamiyetin yasakladığı güzel sanatların Uygurlarda ne derece  geliştiğini, cennet mekan Çengiz Han Hazretlerinin yasasının nasıl bir nesne  olduğunu iyice incelemesini öğütledikten sonra sorayım: Araştırmam istenen  Müslüman hangi Müslüman?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türklüğün övüncü olan Farabi mi, yoksa tekfir eden Gazali mi? Şehristani’nin  saydığı mezheplerin kurucuları mı, yoksa mezarları tahribe kalkan Vehabiler mi?  Para vakfını küfür sayarak para vakfı (yani tımar sistemi) üzerine kurulmuş olan  Osmanlı devletini yıkmaya kalkışan Birgili öküzü mü, yoksa para vakfedilir diye  fetva vererek devleti kurtaran Ebussuud mu? Kendisini son evliya olarak ilan  ettiği halde küçük bir kıza aşık olan Muhyiddin-i Arabi mi, yoksa Tanrıyı  haksızlıkla itham ettiğini iima eden İbni Yemin mi? Şems-i Tebrizi için  garamiyatla dolu koca bir divan yazıp ak sakallı ile rakseden Mevlana mı, yoksa  onun baş düşmanı kesilen Vanlı Mehmed Efendi mi?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Birbirinin zıddı olan bu insanlardan hangisinin örnek ve esas Müslüman diye  alınarak ona göre hüküm yürütülmesi içinden çıkılmaz bir meseledir. Onun içindir  ki dini sosyal bir kuruluş olarak görmek hem gerçeği kabullenmek, hem de dini iç  mücadelelerin batağına saplanmaktan kurtarmak olur. Din en iptidai toplumlarda  da vardır. Ve bu iptidai dinlerin gülünç talimatı herhalde 124.000 tane olduğu  söylenen Peygamberlerden herhangi biri tarafından öğretilmemiştir. İnsanlar akıl  ve bilimde ilerledikçe dinler de daha akli olmuş, çok Tanrı’dan iki Tanrı’ya  ikiden de bire inerek son safhasını bulmuştur. Dini artık aklın ve ilmin kabul  edemeyeceği hurafelerden, saçma inançlardan kurtararak tamamen vicdani bir hale  getirmek, üzerinde tartışmamak, bu konulardaki yayınları da yalnız bilginlere  bırakmaktan başka çıkar yol yoktur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Peygamberler de insandır. İnsan oldukları için hataları vardır. İsa aleyhinde  Batıda hayli eserler yayınlanmıştır. Muhammed’in de peygamber olmadan önce  Kureyş putlarına kurban kestiği ve Halife Ömer’in amcazadesi Zeyd’in kendisini  bundan menettiği hakkında İbni İshak’ın siyer parçalarında bir kayıt bulunduğu  gibi (İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi cilt I. S.126) Peygamber olduktan  sonraki “Garanik” meselesi de bütün İslam aleminde meşhurdur ve tevil olarak  “Şeytan, peygamberin içine girerek onun adına öyle konuştu” demek gibi çocukça  bir tevile başvurulmuştur. Peki, şeytan bu karganmışlığı yaparken “alim” (her  şeyi bilen), basir (her şeyi gören) ve habir (her şeyden haberi olan) Tanrı ne  yapıyordu? Görülüyor ki saçmasapan tevillerle beşeri zaafları örtbas etmeye  imkan yoktur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bunları anlatmamın sebebi şudur: Tanrı insan idraki dışındadır. Kur’an,  Muhammed’in talimatıdır. Bunun birçok delilleri vardır. Bir tanesi birçok  yerinde aya, güneşe, fecre, atların köprüden ağızlarına yemin ve and  verilmesidir. Yemini kim eder? İnsan eder ve kendisinden daha üstün bir varlığın  adına eder, Tanrı yemin eder mi? Tanrı’dan daha üstün bir varlık olmadığına göre  kendi yarattığı aya, güneşe neden yemin etsin? Görülüyor ki bu yeminler  Muhammed’in gönlünden ve beyninden doğmadır ve hatta Araplar arasında  İslamiyetten önceki zamanların usul ve adabınca edilmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kur’an “alemlerin sahibi olan Tanrı’ya hemdederim” diye başlamaktadır. Belli ki  bu söz de Muhammedindir. Çünkü Tanrı , kendi kendisine hamdetmez. Müfessirler  her ne kadar Tanrı “böyle diyin” demek istemiştir yolunda tevillere geçmişlerse  de Kur’anın sonundaki küçük surelerde olduğu gibi, surenin başına bir “söyle, de  ki” hitabını eklemeyi Tanrı düşünmez miydi?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Muhammed’in yirmi küsur yıl süren peygamberliği sırasında bazı ayetlerin mensuh  olduğu yani hükümden düştüğü malumdur. Demek ki yirmi yılda bile hayattaki bazı  değişikler Tanrı buyruklarını değiştiriyır, Tanrı eski buyruklarını hükümsüz  sayarak yenilerini gönderiyor. Peki, hayatın geç ve güç değiştiğini 14 asır  önceki zamanların 20 yılında bile ihtiyaçlar ve hükümler değişirken gelişmenin  çok hızlandığı daha sonraki 14 asırda değişecek hiçbir şey olmadı mı?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu gibi soruların sonu gelmez. Çünkü sosyal bir müessese olan din, hayatla  birlikte yürür. Onu donduran, hayatın icaplarına uydurmayarak toplumu geri  bırakan yobazlardır. Yobazlık bütün dinlerde vardır. Hıristiyanlar nasıl İsa’yı  babasız doğduğu için Tanrı’nın oğlu sayarak Hıristiyanlığı bir türlü  putperestlik haline getirmişlerse, bizimkiler de Tanrının dünyayı sırf Muhammed  için yarattığını ileri sürerek aynı şeyi yapmışlardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tabi bu arada hakikatı görenler çıkmamış değil fakat susturulmuşlardır.  Şehristani’nin “Mülel ü Nihel”inde sayılan mezhep ve fırkaların en makul ve ilmi  olanları tutunamamış, aklı hakim kılmak isteyen Mutezile ezilmiş, son olarak  ortada kalan Sunilik ile Şiilik ise birbirini kırmak ve tekfir etmekle vakit  geçirmiştir. Nerde kaldı İslam kardeşliği? Bunların acaba hangisi doğru?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kimisi tarafından tekfir edilen, bazılarınca büyük bilgin ve mutasavvıf olduğu  kabul edilen meşhur Siavnakadısıoğlu Bedreddin, “Varidat”ında, cennet, huri ve  köşk meselelerinin cahillerin sandığı gibi olmadığını söyleyerek söze başlar ve  adeta bugünün ilmi kafasıyla konuşarak kainat, hayat ve ahret meselelerini izaha  çalışır. Onun idamının bu dini içtihadından mı, yoksa siyasi sebeplerden mi  olduğu ayrı bir meseledir. Kainatın kadim (yani başlangıçsız) olduğunu kabul  etmekle de islamiyete tamamen aykırı bir fikir ileri sürmekte ve bunu  islamiyetle bağdaştırmak için kendi kendisini bizzat yarattığını, çünkü  varlığını Tanrı’ya borçlu olduğunu söylemektedir. Tanrı’nın mutlak kudretini,  ancak eşyanın istidadında olanı istemek ve yapmak şeklinde düşünmektedir. Yani  ateş, Tanrının iradesiyle insanı dondurmaz, ancak yakar. Bunun gibi Bedreddin  ahreti de kabul etmemekte, alem ezeli ve ebedidir demek istemektedir. Kıyamete  inanmadığı için cesetlerin tekrar birleşip insan olacaklarına kail değildir.  Bütün insanlar mahvolsa bile toprağın tabiatı icabı yine bir insan nesli  türeyeceğine inanmaktadır. Cennet ve cehennemi, şeytan ve meleği herkesin  anladığı manada kabul etmeyip melekleri tabiat kuvvetleri olarak görmekte, hatta  peygamberler de bunu bu manada kullanmışlardır diye iddia etmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Demek ki din hakkında, din bilginleri tarafından birbirine zıt yüzlerce, belki  binlerce fikir ileri sürülmüş ve bunların hepsi senet olarak Kur’an ve hadisler  kullanılmıştır. Arapça’nın elastiki bir dil olması, bir kelimenin bazen  birbiriyle ilgisi olmayan birçok manaya gelmesi, hatta tam zıt anlamda  kullanılması (mesela “Mevla” kelimesi hem “efendi”, hem de “köle” demektir.)  Kur’anı anlayışta ihtilaflar doğurmuş, yazılan muteber pek çok tefsire rağmen  meseleler çözülememiş, Müslümanlar fikir ve kanaat birliğine varamamıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">O halde bunun tek çaresi dini şahısların vicdana bırakarak teferruatla  uğraşmamak, birbirinin inanç ve tefsirine, anlayışına karışmamaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı, makale serisinin sonuna Türkçüleri ilzam etmek için üstadları Necip  Fazıl Kısakürek’in bir parçasını almıştır. Biz o üstadı tanırız, 1945’te meşhur  Irkçılar – Turancılar davasından beraat ettiğimiz zaman biz Türkçüleri evine  davet ederek mükellef bir rakı ziyafeti çekmiş ve kurucusu olduğu Büyük Doğu  Derneğiyle birleşmemizi teklif etmişti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Necip Fazıl iyi bir nesircidir. Fakat hiçbir yüksek okuldan mezun olmadığı için  bir fikir tartışmasında ondan parçalar alıp tanık diye kullanmak doğru olmasa  gerektir. Dışardan delil göstermek hususunda ben de kendisine bir profesörün,  Prof. Dr. İlhan Arsel’in yazısıyla mukabele edersem herhalde daha kuvvetli bir  tanık göstermiş olurum. 18 Ağustos 1970 tarihli Cumhuriyette Prof. İlhan Arsel  “Viyana Kapıları” başlıklı yazısında şöyle diyor:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk’ün bütün yenilgileri, bütün gerilemelerini, dertlerini bizim gericimiz  imamsızlığa veya şeriattan uzaklaşmaya hamleder, zanneder ki Türk sofulaştıkça,  yani İslamın dondurulmuş esaslarına gözü kapalı uydukça, yani fanatikleştikçe  gelişir, zaferlere erişir hidayete yetişir. Bunlar Türk’ü başarıya kavuşturan  tılsımdır. Şeriata yaklaştıkça, dinin kat’i kalıplarına saplandıkça, yani hür  iradesini terk ettikçe yani çöl şartlarına büründükçe, yani ilkelleştikçe, Türk  ona göre şan ve şerefe kavuşmuştur, büyümüştür, fetihler yapmıştır ve taa Viyana  kapılarına gitmiştir. Ağzından eksik etmediği slogan budur. “Viyana kapılarına  nasıl gittik?” Neyle gittik? Çarşaflı anaların evlatlarıyla değil mi? Kendi kara  cehaleti içerisinde bu milletin gerçek felaketlerinin nedenlerini anlayacak ve  kavrayacak yeterlikten yoksundur ve yoksun olduğu içindir ki başka soru sormaz  kendi kendisine… Türk yavrusunun beynini körletici medrese eğitimi kurmak,  kişileri hür irade verilerine değil de hiç değişmez ilahi emirlere göre robot  misali yaşatmak, kadını çarşafa ve çuvala tıkmak ve toplumdan atmak ve buna  benzer daha nice ilkel usullerle şeriat düzenini ihya edip bu güzel ülkeyi Yemen  örneği Arap ülkelerine benzetmek… Budur gericinin istediği… Budur onun gayesi…  Ve bunda başarı sağlamak için uydurduğu masallarda hep imamsızlık bahanesine  oturtulmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Viyana kapılarına iman sayesinde, şeriat düzeni sayesinde gittik diyenlerin bir  hatası var ki o da şu: Osmanlı devletinin yükseliş ve çöküş nedenlerini  araştırmamak. Eğer biraz zahmete katlanıp okusalar, araştırma yapsalar, ilmi  esaslara göre derinlemesine inebilseler ve yükselişin ve bu alçalışın  temellerinde gericinin zannettiği ve zannettirmeye çalıştığı gibi şeriata  bağlılık nedenlerinin yatmadığını göreceklerdir. Şeriata bağlılık değil, aksine  şeriata bağlı olmamak, yani akılcı olmak nedenlerinin yattığını anlayacaklardır.  Kanuni Süleyman’a gelinceye kadar ilk on padişahın hayatını ve icraatını tetkik  etsinler kafi… Eğer Birinci Muradlar, Fatihler ve Süleymanlar şeriatın bütün  gereklerini yerine getirmeye kalksalardı imparatorluk kurmak şöyle dursun, fakat  Uç Beği olmaktan ve aşiret halinde yaşamaktan kurtulamazlardı. İlk padişahlar  her ne kadar insan varlığına fazla değer veren kimseler olmamışlarsa da (ki bu  onların affedilmez kusurudur), şeriatın akla ve hele çıkarlarına aykırı  yasaklarına aldırış etmekten kaçınmamışlar ve kendi hür iradelerini ilahi  emirlerin üzerine çıkarabilmişlerdir. Şeriatın kaçamaklarından yaralanmakla  kalmamışlar, fakat şeriatın kat’i ve değişmez kabul edilen hükümlerine karşı  açıkça cephe almışlardır. Daha açıkçası Kur’anın emirlerine karşı gelmişlerdir.  Netekim Yeniçeri teşkilatı, yani devşirme sistemi (Hıristiyan çocukların zorla  Müslüman yapılarak yetiştirilmesi) Kur’anda yazılı hükümlere rağmen, yani bu  emirlerin bertaraf edilmesi suretiyle kurulabilmiştir. Fatih Sultan Mehmed,  dindar bir padişah olmakla beraber “her ilim Kur’anda mevcuttur, başka kitaba  hacet yoktur” diye müsbet aklı, ilmi ve fenni bir kenara bırakmış değildi.  Kur’an ve şeriatın diğer kaynakları, onun indinde, gerçeklerin tek kaynağı  değildi. Bilakis çoğu zaman şeriat hükümlerini yetersiz görerek aklın ve  mantığın icaplarına göre hareket etmesini bilmişti. Şeriat esaslarına göre zina  fiilinin cezası ya falaka veya ölüm olduğu halde o kendi yayınladığı kadar  kanunnamelerle, erkeğin zina fiili için para cezası ihdas etmiştir. Gerçi din  adamları ona Kur’anın ve şeriatın “Resim yasakları” ile ilgili hükümlerini  gösterirlerken ve bu hükümlerin softaca savunmasını yaparken o, İtalya’dan  ressam getirerek (Bellini’yi) kendi portresini ve resimlerini yaptırmıştır…</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu tanımadığım profesörün sözlerine bir şey de ben katayım: Fatih’in  kanunnamesindeki “kardeş öldürme” maddesi de İslam esaslarına tamamen aykırıdır.  Fakat devletin yaşayabilmesi için başka çare göremediğinden bu merhametsiz hükmü  kanunnamesine koymuş, din adamları da işi kitabını uyduruvermişlerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hiç şüphesiz bir profesörün fikirleri üstad Necip Fazıl’ın şaheseri dine,  diyanete vesaireye karışan yazılar değil, “Kadın Bacakları” hakkındaki nefis  manzumesidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şimdi biz de Hasan Bağcı’ya bir tavsiyeyle sözümüzü bitirelim: İslamın ilk  buyruğuna uyarak okusun. Okusun ama, artık allamesi olduğu din kitaplarını değil  de, biraz da Türk tarihini incelesin ve eğer Türk ırkındansa, kendi atalarının  kimliğini biraz öğrenerek Türk olmanın gururuna ersin.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">(Nihâl Atsız, Ötüken Dergisi, 1970, Sayı: 11)</font></p>
<p><strong><font face="Maiandra GD" size="2"><font color="#ff0000">Kaynak:</font>  <font color="#000000">Nihal-Atsız.Com</font></font></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/huseyin-nihal-atsiz/">»<span lang="tr">  H. Nihal ATSIZ Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080"> |</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/">Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
