<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yobazlik | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/yobazlik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Jun 2013 14:20:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir (Hüseyin Nihal ATSIZ)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2007 10:34:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü Nihal ATSIZ]]></category>
		<category><![CDATA[Yobazlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yobazlik Bir Fikir Mustehasesidir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir (Hüseyin Nihal ATSIZ) “Türkçülüğe Karşı Yobazlık” adlı yazım (Ötüken, 1970 Martı), cevap değil, birbirini tutmaz avâmi tekerlemeler ve örtülmek istenen küfürlerle karşılık gördü. &#160; Konya’daki “Oku” dergisi yazarı Hasan Bağcı, Ziya Gökalp’ın Türkçülüğü islamiyete karşı çıkardığını, Türkçülüğün büyük Yahudi himayesi gördüğünü, fakat bundan Gökalp’ın habersiz olduğunu yazarak bir de kehanet savuruyordu: [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/">Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700"> Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(</span></font></font><span style="font-weight: 700"><font color="#ff6600" face="Maiandra GD">Hüseyin  Nihal ATSIZ)</font></span></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“Türkçülüğe Karşı Yobazlık” adlı  yazım (Ötüken, 1970 Martı), cevap değil, birbirini tutmaz avâmi tekerlemeler ve  örtülmek istenen küfürlerle karşılık gördü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Konya’daki “Oku” dergisi yazarı Hasan Bağcı, Ziya Gökalp’ın Türkçülüğü  islamiyete karşı çıkardığını, Türkçülüğün büyük Yahudi himayesi gördüğünü, fakat  bundan Gökalp’ın habersiz olduğunu yazarak bir de kehanet savuruyordu: “Dünyalar  arası büyük muhasebede ölüm dönemecini kıvrılamayan ve inkâr uçurumuna  yuvarlanan Ziya Gökalp….”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sanki Hasan Bağcı o dönemeçte bekçilik ediyormuşçasına söylenen bu sözlere karşı  Gökalp’ın Müslüman olduğunu, Yahudiliğin Türkçülüğü hiçbir zaman istismar  edemediğini açıklamış, Türkçülüğü Gökalp’ın icad etmediğini söylemiş, kendisine  bazı sorular sormuştuk. Bu sorular şunlardı:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1) Ölüm dönemeci ile kasdolunan nedir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">2) Gökalp Türkçülük yolunda hangi himayeyi görmüştür?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">3) Yahudilere açılan istismar kapısı nedir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı bunların hiçbirisine cevap verememiştir. Veremez de… Çünkü ölümden  ötesi meçhul bir yokluk olduğu gibi Hasan Bağcı da ne Gökalp’ın eserlerini  okumuş, ne de onun hakkında yazılanları görmüştür. Onun “Türk milletindenim,  İslam ümmetindenim, garp medeniyetindenim” dediğinden de haberi yoktur. Sadece  dini bir taassupla, sırf Gökalp Türkçü olduğu için ona düşmandır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yobazlık milletlerarası hastalıktır. Kızılı olduğu gibi yeşili de olur.  Fikirlere ve içtihadlara saygı duymak ve onlarla tartışmak seviyesinde  olmadıkları için daima yırtınırlar, küfür ve iftira ederler, ilim ve mantık  alanı içinde konuşmaktan aciz oldukları için karşımıza daima ayet ve hadisle  çıkarlar. Soy soy insanların bir tek Adem’le Havva’dan türediklerine, Adem’in  1050 yıl yaşadığına, Havva’nın her yıl biri erkek biri kız olmak üzere ikiz  evlat doğurduğuna ve bu kardeşleri birbiriyle evlendirdiklerine inanırlar. Bir  Sümer masalından çıkan tufan ve Nuh’un gemisi onlarca tarihi bir hakikattır.  Hangi Teknik Üniversiten mezun olduğu belli olmayan Nuh’un yaptığı o pazarcı  kayığına her cins hayvandan birer çiftin girip sığması ve 40 tufan gününde  birbirini yemeden uslu uslu oturması da gerçektir vesaire… Şimdi bu kafadaki  adamla bir fikir tartışması yapmaktaki trajediyi düşünün. Böyle bir seviyede  bulunan Hasan Bağcı “İslama Karşı Yobazlık” başlıklı yazısında bakın neler  söylüyor:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkiye’mizde son yıllarda cesaretini artıran türlü akımlar arasında bir de  hakiki Türk görünme, dini ve Allah’ı bir tarafa atma hastalığı türemiştir.  Hakiki Türk ruhunun şiddetle nefret ettiği bu tarz hastalıklar da yine ve  maalesef son yıllarda biraz bolca yetiştirdiğimiz “yarım münevverler”  arasındadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Onlar “ben akılsızım”, “ben vicdansızım”, “ben hırsızım” cinsinden acı bir  yoksulluğun ifadesi olan bu tuhaf övünmeleriyle sevine dursunlar beri yanda  dünyaya hatta fen sahasındaki buluşlarıyla ışık vermiş hakiki mütefekkirlerin  daima insanlığı Allah’a götürme yollarını aydınlatmak için çalıştıkları görülür…</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sahasının dışında mefkuremize saldırmak suretiyle makalemizin başlığını hak eden  sayın Atsız’ın yazısında o kadar çok hata var ki, bunları teker teker düzeltmek,  bir ortaokul talebesinin kompozisyonunu düzeltmeye benzeyeceğinden, biz,  mefkuremiz yönünden sadece bizi ilgilendiren ve pek mühim hatalarını  müsaadeleriyle düzelterek cevabımıza başlayacağız.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fikir ve ülküleri birbirine tamamen aykırı insanlar arasında da konuma ve  tartışma olabilir. Fakat edep ve terbiye dairesinde olur. Hasan Bağcı’nın  yukarıya aldığımız satırlarındaki edep seviyesi onun zavallılığının kesin  tanığından başka nedir ki? Biz yarım münevvermişiz. Hakiki Türk görünme  hastalığı ile Allah’ı bir yana atmışız. Bu ise akılsızım, vicdansızım, hırsızım  gibi acı bir yoksulluğun ifadesi imiş.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte Müslüman münevveri Hasan Bağcı’nın edep ve terbiye seviyesi…</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bir de bedbahlığımız ortaya çıkıyor: Bunca yıllık edebiyat öğretmenliğimize  rağmen yazımız düzeltilmeye muhtaç tahrir vazifesi gibi yanlışlarla dolu imiş..</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün bunlardan sonra da “Müslüman etrafına saldırmaktan münezzehtir” demekten  çekinmiyor. Bu da saldırmak değilse Tanrı bütün insanları ve hayvanları Hasan  Bağcı’dan korusun.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Onun, “Oku” dergisinin üç sayısında devam eden yazı serisinde iddialarımıza ve  sorularımıza cevap bulamadık. Gökalp’a saldırmakla başlayan yazısında zaten  fikir değeri yoktu. Gökalp’ı tenkid etmek hatta yere vurmak için ilk şart olarak  onun eserlerini okumak gerekirken bu zavallının o eserlerden haberi yoktu.  Yalnız İslam taassubu ile Türkçü Gökalp’ın aleyhinde bir şeyler geveliyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şimdi bazı gerçekleri tekrarlayarak bugüne kadar kaç kere anlattığımız halde  bazı beyinlere girmeyen düşüncelerimizi bir daha söyleyelim:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İnsanlar eşit değildir. Tabiatta eşitlik diye bir şey yoktur. Tabiatı Tanrı  yarattığına göre demek ki Tanrı canlılar arasında bir eşitlik düşünmemiştir.  İnsanlar hak ve hukuk bakımından da hiçbir zaman eşit olmamışlardır. Kanunlar  devlet başkanı ile herhangi birisine yapılan hakareti aynı şekilde  cezalandırmaz. Ancak insanlar, ızdırapların azaltılması için aradaki farkı  mümkün mertebe azaltarak nisbi bir adalet ve eşitlik kurmaya çalışmışlardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı’nın bize öğrettiğine göre İslamiyet ırk ve renk tanımazmış. Komünizm  de tanımıyor. Amerikan anayasası da tanımıyor ama gerçekte bu fark daima vardır.  İslamiyetin ırk ve renk tanımadığı çağlar bir daha dönmemek üzere geride  kalmıştır. Birinci Cihan Savaşında, İslam kardeşlerimiz Arapların İngilizlerle  birleşerek Türk ordularını nasıl arkadan vurduklarını unutmadık. Bu Arap  ihanetinin başında Peygamber soyundan gelen şerifler bulunuyordu ki bunlardan  birinin hatıraları Hayat Tarih Mecmua’sında tefrika edilmektedir. Hasan Bağcı  okusun.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Biz Türkçüler ırkı tanıyoruz. Zaten mevcut olmayan eşitliği kabul etmiyoruz ve  soyumuzun üstünlüğüne geçmişteki örnek ve eserleriyle inanıyoruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İslamiyet Türkler sayesinde yaşadı ve yükseldi. İslamiyet Türkleri değil,  Türkler İslamiyeti yüceltti. Biz İslam olmadan önce de büyüktük. Keramet  İslamiyette olsaydı her Müslüman millet yükselirdi. Hele tarafımızdan birkaç  kere tekrarlandığı gibi islamiyetten önce büyük devlet olan İran, İslam olduktan  sonra bugünkü durumuna düşmezdi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı şöyle diyor: “Bütün insanlar yeryüzünü imar etmek, çalıştırmak ve  hazinelerinden faydalanmak bakımınsan Allah’ın bir halifesidir. Bütün insanlar  kardeştir.”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şu ibareden “Allah’ın birer halifesidir” kelimesini kaldırırsak geride kalan  fikir tam bir Marksist düşünce olmuyor mu? Allah’ın halifesi olan bütün insanlar  arasında Stalin ile Moşe Dayan da var mı? Bütün insanlar kardeşse Hasan Bağcı,  Çingene vatandaşlarla kardeşliği ve hilalin Çingeneler eliyle de  yükselebileceğini kabul ediyor mu?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yine Hasan Bağcı şunu da söylüyor: “İslam düşüncesinde sömürgecilik yoktur.  Çünkü İslam örfünde bütün beşeriyet tek ümmettir.”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu da günümüzdeki komünistlerin sözleriyle tıpatıp mutabakat gösteriyor. Fakat  hakikat değildir. İslam düşüncesinde sömürgecilik vardır. Ülkeler fethetmek, bu  ülkeyi haraca bağlamak sömürmekten başka bir şey olmadığı gibi bütün beşeriyet  de tek ümmet değildir. Peygamber “ümmetim” diyerek yalnız Müslümanları  kasdetmektedir ve İslam geleneğine göre mahşerde yalnız kendi ümmeti için şefaat  edecektir. Herhalde Lenin’in cennete girmesi için Tanrıya ricada bulunmayacaktır  ama Pasteur veya Koch’la Hasan Bağcı arasında tercih yapmak durumuna düşerse ilk  iki gavuru seçeceği muhakkaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı, Türkçüleri “Allah’ı bir tarafa atmak”la suçlayarak a fikri ve ilmi  seviyesini göstermiştir. Türkçüler “Tanrı’yı bir tarafa atmamıştır. Atmaz da.  “Tanrı Türk’ü Korusun” sözü Türkçülerin sloganıdır. Tanrı, insan zeka ve  idrakinin kavrayamıyacağı yükseklikte olduğu için ikidebir onu ortaya sürerek,  üzerinde kırıcı tartışmalar yapmanın aleyhindeyiz. Eski Türkler büyük saygı  duydukları varlıkları öz adları ile anmazlardı. Tanrı, ne din göklerin bir  yerindeki tahtının üzerindedir. Onun nasıl olduğunu, ne olduğunu bilmeye imkan  yoktur. Olsaydı din bilginleri asırlar boyunca birbirine girmezdi. Tevrat’ın  Tanrı ile insanı aynı şekilde tarif etmesi ne kadar iptidai ise, dünyadan 400 km  yukarıya fırlatan Rus astronotunun, uzayın sonsuz olduğunu unutarak “uzaya  çıktım ama Tanrı’yı göremedim” demesi de o kadar budalacadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bilimdeki türlü ilerlemeler geliştikçe kainatın din kitaplarında yazıldığı gibi  altı günde yaratılmadığı, bu oluşumun milyarlarca yüzyılda meydana geldiği, hele  insanların 6000 yıl önce yaratılan muhayyel bir Adem’le hayali bir Havva’dan  türemedikleri ispat olunmakta ve ilim artık, kısa ömürlü de olsa canlı hücre  yaratacak seviyeye ulaşmış bulunmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün bunlardan sonra din bir ahlak ve vicdan sistemi diye kabul edilmedikçe  ilmin karşısında iflasla mahkum olacağı gibi Tanrı’yı insanların günlük işlerine  kadar karışan bir varlık diye düşünmenin saçmalığı kendiliğinden ortaya çıkıyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bugünün din bilgileri artık başka türlü açıklıyor ve Tanrı’nın bazı kimselerin  yani peygamberlerin gönlüne vahiy yoluyla ilhamlarda bulunduğunu kabul  ediyorlar. Din kitaplarındaki tarihi ve ilmi yanlışları da ilhamı alanın insan  olmasıyla tevil ediyorlar. Zaten böyle olmasaydı din kitapları insanlığın sonuna  kadar değişmeyecek hakikatlerle dolu olur, insanlığın geleceğini ve  geleceğindeki tehlikeleri açıklar ve mesela zararı nisbeten az olan alkol haram  edilirken ondan on kat tehlikeli olan türün ve hele eroin hakkında sükut  edilmezdi. Tanrı günün birinde insanların tütünü ve eroini bulup  kullanacaklarını, bunun büyük bir felaket olduğunu bilmiyor muydu? Milyarlarca  yıl sonraki kıyamet haber verildi de neden birkaç yüzyıl sonra ki zehirden söz  edilmedi?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çünkü din, ilahi ilhamla olsa bile sosyal bir müessesedir ve her peygamber de  nihayet kendi bilgisi ve görgüsü kadar düzen ve yasak koymuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kumar, içki ve her türlü fuhşiyatla yozlaşmış, karılarını değiştiren ve kız  çocuklarını gömecek kadar vahşet gösteren bir toplumda Muhammed’in başka türlü  davranmasına imkan yoktu. Onlara korkunç cehennem azapları gösterecek ve dünyada  doğrulukla yaşayanlara da öte alemde köşkler, Kevserler, yiyecekler, güzel huri  kızları vaat edecekti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fakat aydınlık kafalardaki şüphe daha başlangıcından beri hükmünü yürütmüş, bu  uğurda çok insan ziyan edilmiştir. Bir kısmı iki uç arasında bocalayarak  sapıtmış, kimisi tarafından evliya, kimisi tarafından zındık ilan edilmiş (İbnü’l  Arabi) kimisi delirerek Tanrılık iddiasına kalkmış (Hallac-ı Mansur), bir kısmı  da tam yobazlaşarak dini katı ve tartışılmaz kaideler manzumesi diye kabul  ederek islamiyeti bugünkü perişan duruma sürüklemiş ve birbirlerini tekfir  etmekle ömür tüketmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Büyük İslam bilgini ve mütefekkiri diye kabul olunup kendisine “Hücetü’l İslam”  yani Müslümanlığın delili denilen Gazali (yahut Gazali) “el-Munkız” adlı  eserinde Farabi ile İbni Sina’yı tekfir etmiştir. Halbuki bu ikisi yalnız  islamiyetin değil, bütün insanlığın iki büyük dehasıdır. Aristo’dan sonra  Farabi’ye insanlığın “ikinci öğretmeni”, İbni Sina’ya da “üçüncü öğretmeni” diye  bakılmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hüccetü’l-İslam bu herzeyi yedikten sonra Hasan Bağcı’nın Gökalp’ı da Türkçüleri  de tekfirinde şaşılacak nokta yoktur. Gazali her şeye rağmen bilgindir. Hasan  Bağcı’nın ne olduğunu bilmiyoruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yobazlara göre Tanrı, insanların ne yolda hareket edeceklerini, daha kainatı  yaratmadan önce tesbit etmiştir. Bunların hepsi Levh-i Mahfuz’da yazılıdır. (bu  yazıların dili de herhalde Arapça olacaktır.) O halde insanları cezalandırma  neye? Madem ki insanlar Tanrı’nın iradesiyle suç işliyorlar, akılları,  fikirleri, iradeleri Tanrı’nın ezeli kararı karşısında bir işe yaramıyor, ceza  neden?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu soruyu ben sormuyorum. 14. yy’da yaşamış olan İbni Yemin soruyor. İbni Yemin,  Türk ırkından bşr İran şairidir. Ona göre dünya bir takım gayesiz olayların ardı  ardına gelmesinden ibarettir. İbni Yemin, insanların daha önce Tanrı tarafından  tesbit edilen şekildeki davranışları dolayısıyla öteki dünyada sorumlu  tutulmalarının hikmetini anlıyamıyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tekfir edilip başları belaya girmesin diye ihtiatlı bir dil kullanmak şartıyla  pek çok şair ve bilgin bu noktaya temas etmiş, Bağdatlı Ruhi meşhur terkibi  bendinde yobazları yerin dibine batırdığı gibi şarabın haram edilmesini kabul  etmemiş, hatta büyük Türk şairi Abdülhak Hamit , şaheserleri olan “Makber” de,  genç yaşta ölen eşi Fatma Hanım için Tanrı’yı sorumlu tutup ona isyan ettikten  sonra, Yaradanı, insanlarla oyuncak gibi oynayan ulu bir çocuğa benzetip Fatma  Hanım’a:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çıktın mı huzûr-ı Kibriyâya</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bildin mi nedir o tof-ı ekber</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Demekten kendisini alamamıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı’ya göre, tabii bunların hepsi küfürdür. Bunları söyleyenler ve  Allah’ı bir yana atan Türkçüler hep “tamu”da yanarken kendisi cennetin  köşklerinde Huriler arasında zevkedecektir. (Sopayla Cennet kapısında bekleyip  içeriye kimseyi sokmayan Birgili’den fırsat bulursa)</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı’nın hoş bir tarafı da, sanki Peygamberin özel kalem müdür imiş de  başından geçenleri not etmiş gibi kesinlikle onun hakkında bize bazı olaylar  anlatmasıdır. Peygamberlerle amcası Ebu Talib’in bir konuşmasından  bahsetmektedir. Acaba bunu nerden öğrendi? Uydurma hadislerden mi? Bizi yarım  münevver görüp islami bilgilerde pek cahil sandığına göre tam bir aydın ve  aydınlık kişi olarak tanık ve kaynak göstermesi lazımdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Peygamberin hayatı hakkında ilk siyer kitabını yazan İbni İshak, hicri 151’de  ölmüştür.yani Peygamberlerle arasında yüzyıldan çok zaman vardır. Olmasa bile  İbni İshak’ın eseri bugün ortada tam olarak yoktur. Mevcut parçalarını  İngilizler neşre hazırlamışlardı. Basıp basmadıklarını bilmiyorum. Peygamber  hakkında elimizde tam olarak mevcut eser ise hicri 213’te ölen İbni Hişam’ın  siyeridir ki İbni İshak’tan da bazı parçaları kendi eserine almıştır. Fakat  bununla da Peygamber arasında iki asır zaman vardır. İki asır geçtikten sonra,  daha çok ağızdan toplanan söylentilere dayanılarak yazılan tarihi hadiselerin  gerçeğe ne kadar uyacağı tarih metdolojisi hakkında bir nebze fikri olanlarca  malumdur. Bu sebeple İslam tarihinin başlangıcı hakkında ortaya sürülen  vukuattan çoğunun menkabe mahiyetinden ileri geçmediği, hele birçok kimse  tarafından naklolunan hadiselerden hiçbirisine güvenilmeyeceği ortadadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Peygamberin çevresindeki ahlak bozukluğunu görerek çareler aradığını, tedbir  düşünmek için dağlara çekilip insanlardan uzakta yaşadığını ve ta eski Mısır’dan  gelerek Yahudilere geçen “tek Tanrı” fikrini akıl ve duygusuyla kabul ederek  Arap putçuluğuna karşı çıktığını görüp anlamak için yobaz olmaya, bir takım  masallara inanmaya, eski Sümer’den ve Mısır’dan gelip Yahudiler aracığıyla öteki  milletlere geçen inançları ilahi hakikat diye kabul etmeye lüzum yoktur. Hele  Yahudi kırallarını peygamber diye Türk milletine telkin ederek milli mefahiri  unutturmak suretiyle İsrailiyyatı hayat ve ahlak sistemi diye önce sürmek milli  bir cinayettir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı bana bir tavsiyede bulunuyor: “Lütfen Müslüman’ın kim olduğunu ciddi  olarak araştırıp öğrensinler”</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bende kendisine Türk tarihi ve kültürünü araştırmasını, Tanrıkut Mete’nin bu  milleti nasıl yarattığını, Çiçi Yabgu’nun milliyetçiliği (yani Türkçülüğü)  tarihte ilk olarak nasıl milli siyaset olarak uyguladığını, Orkun yazıtlarında  neler yazıldığını, İslamiyetin yasakladığı güzel sanatların Uygurlarda ne derece  geliştiğini, cennet mekan Çengiz Han Hazretlerinin yasasının nasıl bir nesne  olduğunu iyice incelemesini öğütledikten sonra sorayım: Araştırmam istenen  Müslüman hangi Müslüman?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türklüğün övüncü olan Farabi mi, yoksa tekfir eden Gazali mi? Şehristani’nin  saydığı mezheplerin kurucuları mı, yoksa mezarları tahribe kalkan Vehabiler mi?  Para vakfını küfür sayarak para vakfı (yani tımar sistemi) üzerine kurulmuş olan  Osmanlı devletini yıkmaya kalkışan Birgili öküzü mü, yoksa para vakfedilir diye  fetva vererek devleti kurtaran Ebussuud mu? Kendisini son evliya olarak ilan  ettiği halde küçük bir kıza aşık olan Muhyiddin-i Arabi mi, yoksa Tanrıyı  haksızlıkla itham ettiğini iima eden İbni Yemin mi? Şems-i Tebrizi için  garamiyatla dolu koca bir divan yazıp ak sakallı ile rakseden Mevlana mı, yoksa  onun baş düşmanı kesilen Vanlı Mehmed Efendi mi?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Birbirinin zıddı olan bu insanlardan hangisinin örnek ve esas Müslüman diye  alınarak ona göre hüküm yürütülmesi içinden çıkılmaz bir meseledir. Onun içindir  ki dini sosyal bir kuruluş olarak görmek hem gerçeği kabullenmek, hem de dini iç  mücadelelerin batağına saplanmaktan kurtarmak olur. Din en iptidai toplumlarda  da vardır. Ve bu iptidai dinlerin gülünç talimatı herhalde 124.000 tane olduğu  söylenen Peygamberlerden herhangi biri tarafından öğretilmemiştir. İnsanlar akıl  ve bilimde ilerledikçe dinler de daha akli olmuş, çok Tanrı’dan iki Tanrı’ya  ikiden de bire inerek son safhasını bulmuştur. Dini artık aklın ve ilmin kabul  edemeyeceği hurafelerden, saçma inançlardan kurtararak tamamen vicdani bir hale  getirmek, üzerinde tartışmamak, bu konulardaki yayınları da yalnız bilginlere  bırakmaktan başka çıkar yol yoktur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Peygamberler de insandır. İnsan oldukları için hataları vardır. İsa aleyhinde  Batıda hayli eserler yayınlanmıştır. Muhammed’in de peygamber olmadan önce  Kureyş putlarına kurban kestiği ve Halife Ömer’in amcazadesi Zeyd’in kendisini  bundan menettiği hakkında İbni İshak’ın siyer parçalarında bir kayıt bulunduğu  gibi (İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi cilt I. S.126) Peygamber olduktan  sonraki “Garanik” meselesi de bütün İslam aleminde meşhurdur ve tevil olarak  “Şeytan, peygamberin içine girerek onun adına öyle konuştu” demek gibi çocukça  bir tevile başvurulmuştur. Peki, şeytan bu karganmışlığı yaparken “alim” (her  şeyi bilen), basir (her şeyi gören) ve habir (her şeyden haberi olan) Tanrı ne  yapıyordu? Görülüyor ki saçmasapan tevillerle beşeri zaafları örtbas etmeye  imkan yoktur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bunları anlatmamın sebebi şudur: Tanrı insan idraki dışındadır. Kur’an,  Muhammed’in talimatıdır. Bunun birçok delilleri vardır. Bir tanesi birçok  yerinde aya, güneşe, fecre, atların köprüden ağızlarına yemin ve and  verilmesidir. Yemini kim eder? İnsan eder ve kendisinden daha üstün bir varlığın  adına eder, Tanrı yemin eder mi? Tanrı’dan daha üstün bir varlık olmadığına göre  kendi yarattığı aya, güneşe neden yemin etsin? Görülüyor ki bu yeminler  Muhammed’in gönlünden ve beyninden doğmadır ve hatta Araplar arasında  İslamiyetten önceki zamanların usul ve adabınca edilmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kur’an “alemlerin sahibi olan Tanrı’ya hemdederim” diye başlamaktadır. Belli ki  bu söz de Muhammedindir. Çünkü Tanrı , kendi kendisine hamdetmez. Müfessirler  her ne kadar Tanrı “böyle diyin” demek istemiştir yolunda tevillere geçmişlerse  de Kur’anın sonundaki küçük surelerde olduğu gibi, surenin başına bir “söyle, de  ki” hitabını eklemeyi Tanrı düşünmez miydi?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Muhammed’in yirmi küsur yıl süren peygamberliği sırasında bazı ayetlerin mensuh  olduğu yani hükümden düştüğü malumdur. Demek ki yirmi yılda bile hayattaki bazı  değişikler Tanrı buyruklarını değiştiriyır, Tanrı eski buyruklarını hükümsüz  sayarak yenilerini gönderiyor. Peki, hayatın geç ve güç değiştiğini 14 asır  önceki zamanların 20 yılında bile ihtiyaçlar ve hükümler değişirken gelişmenin  çok hızlandığı daha sonraki 14 asırda değişecek hiçbir şey olmadı mı?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu gibi soruların sonu gelmez. Çünkü sosyal bir müessese olan din, hayatla  birlikte yürür. Onu donduran, hayatın icaplarına uydurmayarak toplumu geri  bırakan yobazlardır. Yobazlık bütün dinlerde vardır. Hıristiyanlar nasıl İsa’yı  babasız doğduğu için Tanrı’nın oğlu sayarak Hıristiyanlığı bir türlü  putperestlik haline getirmişlerse, bizimkiler de Tanrının dünyayı sırf Muhammed  için yarattığını ileri sürerek aynı şeyi yapmışlardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tabi bu arada hakikatı görenler çıkmamış değil fakat susturulmuşlardır.  Şehristani’nin “Mülel ü Nihel”inde sayılan mezhep ve fırkaların en makul ve ilmi  olanları tutunamamış, aklı hakim kılmak isteyen Mutezile ezilmiş, son olarak  ortada kalan Sunilik ile Şiilik ise birbirini kırmak ve tekfir etmekle vakit  geçirmiştir. Nerde kaldı İslam kardeşliği? Bunların acaba hangisi doğru?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kimisi tarafından tekfir edilen, bazılarınca büyük bilgin ve mutasavvıf olduğu  kabul edilen meşhur Siavnakadısıoğlu Bedreddin, “Varidat”ında, cennet, huri ve  köşk meselelerinin cahillerin sandığı gibi olmadığını söyleyerek söze başlar ve  adeta bugünün ilmi kafasıyla konuşarak kainat, hayat ve ahret meselelerini izaha  çalışır. Onun idamının bu dini içtihadından mı, yoksa siyasi sebeplerden mi  olduğu ayrı bir meseledir. Kainatın kadim (yani başlangıçsız) olduğunu kabul  etmekle de islamiyete tamamen aykırı bir fikir ileri sürmekte ve bunu  islamiyetle bağdaştırmak için kendi kendisini bizzat yarattığını, çünkü  varlığını Tanrı’ya borçlu olduğunu söylemektedir. Tanrı’nın mutlak kudretini,  ancak eşyanın istidadında olanı istemek ve yapmak şeklinde düşünmektedir. Yani  ateş, Tanrının iradesiyle insanı dondurmaz, ancak yakar. Bunun gibi Bedreddin  ahreti de kabul etmemekte, alem ezeli ve ebedidir demek istemektedir. Kıyamete  inanmadığı için cesetlerin tekrar birleşip insan olacaklarına kail değildir.  Bütün insanlar mahvolsa bile toprağın tabiatı icabı yine bir insan nesli  türeyeceğine inanmaktadır. Cennet ve cehennemi, şeytan ve meleği herkesin  anladığı manada kabul etmeyip melekleri tabiat kuvvetleri olarak görmekte, hatta  peygamberler de bunu bu manada kullanmışlardır diye iddia etmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Demek ki din hakkında, din bilginleri tarafından birbirine zıt yüzlerce, belki  binlerce fikir ileri sürülmüş ve bunların hepsi senet olarak Kur’an ve hadisler  kullanılmıştır. Arapça’nın elastiki bir dil olması, bir kelimenin bazen  birbiriyle ilgisi olmayan birçok manaya gelmesi, hatta tam zıt anlamda  kullanılması (mesela “Mevla” kelimesi hem “efendi”, hem de “köle” demektir.)  Kur’anı anlayışta ihtilaflar doğurmuş, yazılan muteber pek çok tefsire rağmen  meseleler çözülememiş, Müslümanlar fikir ve kanaat birliğine varamamıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">O halde bunun tek çaresi dini şahısların vicdana bırakarak teferruatla  uğraşmamak, birbirinin inanç ve tefsirine, anlayışına karışmamaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı, makale serisinin sonuna Türkçüleri ilzam etmek için üstadları Necip  Fazıl Kısakürek’in bir parçasını almıştır. Biz o üstadı tanırız, 1945’te meşhur  Irkçılar – Turancılar davasından beraat ettiğimiz zaman biz Türkçüleri evine  davet ederek mükellef bir rakı ziyafeti çekmiş ve kurucusu olduğu Büyük Doğu  Derneğiyle birleşmemizi teklif etmişti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Necip Fazıl iyi bir nesircidir. Fakat hiçbir yüksek okuldan mezun olmadığı için  bir fikir tartışmasında ondan parçalar alıp tanık diye kullanmak doğru olmasa  gerektir. Dışardan delil göstermek hususunda ben de kendisine bir profesörün,  Prof. Dr. İlhan Arsel’in yazısıyla mukabele edersem herhalde daha kuvvetli bir  tanık göstermiş olurum. 18 Ağustos 1970 tarihli Cumhuriyette Prof. İlhan Arsel  “Viyana Kapıları” başlıklı yazısında şöyle diyor:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk’ün bütün yenilgileri, bütün gerilemelerini, dertlerini bizim gericimiz  imamsızlığa veya şeriattan uzaklaşmaya hamleder, zanneder ki Türk sofulaştıkça,  yani İslamın dondurulmuş esaslarına gözü kapalı uydukça, yani fanatikleştikçe  gelişir, zaferlere erişir hidayete yetişir. Bunlar Türk’ü başarıya kavuşturan  tılsımdır. Şeriata yaklaştıkça, dinin kat’i kalıplarına saplandıkça, yani hür  iradesini terk ettikçe yani çöl şartlarına büründükçe, yani ilkelleştikçe, Türk  ona göre şan ve şerefe kavuşmuştur, büyümüştür, fetihler yapmıştır ve taa Viyana  kapılarına gitmiştir. Ağzından eksik etmediği slogan budur. “Viyana kapılarına  nasıl gittik?” Neyle gittik? Çarşaflı anaların evlatlarıyla değil mi? Kendi kara  cehaleti içerisinde bu milletin gerçek felaketlerinin nedenlerini anlayacak ve  kavrayacak yeterlikten yoksundur ve yoksun olduğu içindir ki başka soru sormaz  kendi kendisine… Türk yavrusunun beynini körletici medrese eğitimi kurmak,  kişileri hür irade verilerine değil de hiç değişmez ilahi emirlere göre robot  misali yaşatmak, kadını çarşafa ve çuvala tıkmak ve toplumdan atmak ve buna  benzer daha nice ilkel usullerle şeriat düzenini ihya edip bu güzel ülkeyi Yemen  örneği Arap ülkelerine benzetmek… Budur gericinin istediği… Budur onun gayesi…  Ve bunda başarı sağlamak için uydurduğu masallarda hep imamsızlık bahanesine  oturtulmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Viyana kapılarına iman sayesinde, şeriat düzeni sayesinde gittik diyenlerin bir  hatası var ki o da şu: Osmanlı devletinin yükseliş ve çöküş nedenlerini  araştırmamak. Eğer biraz zahmete katlanıp okusalar, araştırma yapsalar, ilmi  esaslara göre derinlemesine inebilseler ve yükselişin ve bu alçalışın  temellerinde gericinin zannettiği ve zannettirmeye çalıştığı gibi şeriata  bağlılık nedenlerinin yatmadığını göreceklerdir. Şeriata bağlılık değil, aksine  şeriata bağlı olmamak, yani akılcı olmak nedenlerinin yattığını anlayacaklardır.  Kanuni Süleyman’a gelinceye kadar ilk on padişahın hayatını ve icraatını tetkik  etsinler kafi… Eğer Birinci Muradlar, Fatihler ve Süleymanlar şeriatın bütün  gereklerini yerine getirmeye kalksalardı imparatorluk kurmak şöyle dursun, fakat  Uç Beği olmaktan ve aşiret halinde yaşamaktan kurtulamazlardı. İlk padişahlar  her ne kadar insan varlığına fazla değer veren kimseler olmamışlarsa da (ki bu  onların affedilmez kusurudur), şeriatın akla ve hele çıkarlarına aykırı  yasaklarına aldırış etmekten kaçınmamışlar ve kendi hür iradelerini ilahi  emirlerin üzerine çıkarabilmişlerdir. Şeriatın kaçamaklarından yaralanmakla  kalmamışlar, fakat şeriatın kat’i ve değişmez kabul edilen hükümlerine karşı  açıkça cephe almışlardır. Daha açıkçası Kur’anın emirlerine karşı gelmişlerdir.  Netekim Yeniçeri teşkilatı, yani devşirme sistemi (Hıristiyan çocukların zorla  Müslüman yapılarak yetiştirilmesi) Kur’anda yazılı hükümlere rağmen, yani bu  emirlerin bertaraf edilmesi suretiyle kurulabilmiştir. Fatih Sultan Mehmed,  dindar bir padişah olmakla beraber “her ilim Kur’anda mevcuttur, başka kitaba  hacet yoktur” diye müsbet aklı, ilmi ve fenni bir kenara bırakmış değildi.  Kur’an ve şeriatın diğer kaynakları, onun indinde, gerçeklerin tek kaynağı  değildi. Bilakis çoğu zaman şeriat hükümlerini yetersiz görerek aklın ve  mantığın icaplarına göre hareket etmesini bilmişti. Şeriat esaslarına göre zina  fiilinin cezası ya falaka veya ölüm olduğu halde o kendi yayınladığı kadar  kanunnamelerle, erkeğin zina fiili için para cezası ihdas etmiştir. Gerçi din  adamları ona Kur’anın ve şeriatın “Resim yasakları” ile ilgili hükümlerini  gösterirlerken ve bu hükümlerin softaca savunmasını yaparken o, İtalya’dan  ressam getirerek (Bellini’yi) kendi portresini ve resimlerini yaptırmıştır…</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu tanımadığım profesörün sözlerine bir şey de ben katayım: Fatih’in  kanunnamesindeki “kardeş öldürme” maddesi de İslam esaslarına tamamen aykırıdır.  Fakat devletin yaşayabilmesi için başka çare göremediğinden bu merhametsiz hükmü  kanunnamesine koymuş, din adamları da işi kitabını uyduruvermişlerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hiç şüphesiz bir profesörün fikirleri üstad Necip Fazıl’ın şaheseri dine,  diyanete vesaireye karışan yazılar değil, “Kadın Bacakları” hakkındaki nefis  manzumesidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şimdi biz de Hasan Bağcı’ya bir tavsiyeyle sözümüzü bitirelim: İslamın ilk  buyruğuna uyarak okusun. Okusun ama, artık allamesi olduğu din kitaplarını değil  de, biraz da Türk tarihini incelesin ve eğer Türk ırkındansa, kendi atalarının  kimliğini biraz öğrenerek Türk olmanın gururuna ersin.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">(Nihâl Atsız, Ötüken Dergisi, 1970, Sayı: 11)</font></p>
<p><strong><font face="Maiandra GD" size="2"><font color="#ff0000">Kaynak:</font>  <font color="#000000">Nihal-Atsız.Com</font></font></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/huseyin-nihal-atsiz/">»<span lang="tr">  H. Nihal ATSIZ Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080"> |</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/">Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/yobazlik-bir-fikir-mustehasesidir-huseyin-nihal-atsiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçülüğe Karşı Yobazlık (Hüseyin Nihal ATSIZ)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkculuge-karsi-yobazlik-huseyin-nihal-atsiz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkculuge-karsi-yobazlik-huseyin-nihal-atsiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2007 09:58:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü Nihal ATSIZ]]></category>
		<category><![CDATA[Turkculuge Karsi Yobazlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yobazlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkculuge-karsi-yobazlik-huseyin-nihal-atsiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçülüğe Karşı Yobazlık (Hüseyin Nihal ATSIZ) Fatih çağından sonra &#8220;medrese&#8221;nin Türk fikir ve siyaset hayatına hakim olması ile başlayan taassubu, türlü iç kavgalara ve kan dökülmesine sebep olarak günümüze kadar gelmiştir. Din bilginleri arasında Ebusuud gibi müsamahalı ve akıllıları bulunduğu gibi, her türlü fikir değerlerinden mahrum ve devleti batıracak fetvalar vermekten çekinmeyen Birgili Mehmet gibi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkculuge-karsi-yobazlik-huseyin-nihal-atsiz/">Türkçülüğe Karşı Yobazlık (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font color="#3366ff" face="Maiandra GD" size="5">Türkçülüğe Karşı Yobazlık</font></span><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700"><br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(</span></font></font><span style="font-weight: 700"><font color="#ff6600" face="Maiandra GD">Hüseyin  Nihal ATSIZ)</font></span></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fatih çağından sonra &#8220;medrese&#8221;nin Türk fikir  ve siyaset hayatına hakim olması ile başlayan taassubu, türlü iç kavgalara ve  kan dökülmesine sebep olarak günümüze kadar gelmiştir. Din bilginleri arasında  Ebusuud gibi müsamahalı ve akıllıları bulunduğu gibi, her türlü fikir  değerlerinden mahrum ve devleti batıracak fetvalar vermekten çekinmeyen Birgili  Mehmet gibi yobazlar da gelip geçmiştir. On Sekizinci asrın sonlarında devletin  bütün kuruluşları gibi &#8220;medrese&#8221; de soysuzlaşmış ve hele &#8220;Tanzimat&#8221;tan sonra din  bilgisi öğrenmek isteyenlerin değil, asker kaçaklarının barınağı haline  gelmiştir. Kütüphanelerimizi dolduran eserlerin son 100-150 yılda yazılanlarına  bakmak, fikir alanındaki yozlaşmayı reddi imkânsız tanıklarla ortaya koyar.</font><br />
<font face="Maiandra GD" size="2"> </font><br />
<font face="Maiandra GD" size="2"> Halbuki daha önce böyle bir taassup yoktu. Büyük bir İslâm mücahidi olan Fatih,  İslâmiyette haram sayılan resmini yaptırmak için İtalya&#8217;dan ressam getirttiği  gibi, Fatih&#8217;in babası olup Haçlılar&#8217;a karşı büyük gazaları ile tarihe geçen  İkinci Murad da bir aralık tahtı bırakıp Manisa&#8217;ya çekildiği zaman kadınlardan  mürekkep musiki heyetleri arasında dünyadan zevk almış, o çağın bilginlerinden  Şükrullah&#8217;a musuki risaleleri yazdırmış, şarap içmiş, fakat vatan tehlikeye  girince de bütün bunları bırakıp yine ordunun ve devletin başına geçmekten geri  kalmamıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu büyük gazinin zamanında, hicrî 843&#8217;te (milâdî olarak 14 Haziran 1439 &#8211; 1  Haziran 1440 arasına tekabül eder) yazılan bir tarihî takvimde Çengiz Ügedey,  Mengü, Hülegü gibi Müslüman olmayan büyük Türk hakanları rahmetle anılmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Üzerine çektiği müttefik haçlı ordularını yenen Yıldırım Bayazıd&#8217;ın içkiye  düşkünlüğü de meşhurdur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Orhan Gazi ise kendisiyle birlikte Rumlar&#8217;a karşı savaşan dervişlerden Geyikli  Baba&#8217;ya, içki içtiğini bildiği için şarap göndermiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün bunlara rağmen kimse bu hükümdarların Müslümanlığına toz kondurmamış,  konduramamıştır. Ana çizgilerine bakılmış, teferruatla uğraşmak lüzumsuzluğuna  kimse kapılmamıştır. Çünkü Murad Beğ&#8217;in, Yıldırım&#8217;ın şarap içmesi veya Orhan  Beğ&#8217;in bir dervişe içsin diye şarap göndermesiyle ne dünya yıkılmış, ne dine  zarar gelmiş, ne de Müslümanlık kuvvetinden birşey kaybetmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şarap içen, fakat canını ortaya koyarak Rumlarla savaşan Geyikli Baba, beş vakit  namazı kaçırmadığı halde tefecilikle milleti soyan, yalan söyleyen ve iftira  atan bugünün soysuzlarından elbette çok yüksek olduğu gibi, şarap gönderen Orhan  Gazi de günümüzün şarapsız Arap hükümdarlarına göre elbette bin kat yararlı,  faydalıydı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bugünkü Türkiye, yüz yıl önceki Türkiye&#8217;den çok ilerdedir. O zaman ki gerilikle  şimdiki ileriliği karşılaştırmak için vereceğim tek örnek, nerden nereye  geldiğimizi göstermesi bakımından çok ibret vericidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bugün Süleymaniye Umumî Kütüphanesi adı altında toplanmış bulunan 100 kadar  kütüphaneden biri de Hüsrev Paşa Kütüphanesidir. Hüsrev Paşa Kütüphanesi&#8217;nde 807  numaranın 13. mükerrerinde 60 yapraklı bir kitap vardır. Bu kitap İkinci Mahmud  çağında Osmanlı ordusunun kuruluşuna nizamlarına, istihkaklarına dair bir  eserdir. İşte bu eserde &#8220;her orduda bir müşirle üç ferik bulunması ve ferikler  arasında okur yazar ve kâr-âşinâ olanların erkân olması gerektiği&#8221;  yazılmaktadır.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><br />
<font face="Maiandra GD" size="2"> &#8220;Müşir&#8221; Osmanlı ordusunda bugünkü orgeneralin karşılığıdır. &#8220;Ferik&#8221;ler de  korgeneral ve tümgenerallere mukabildir. &#8220;Kâr-âşinâ&#8221; iş bilir, aklı eren  anlamında kullanılmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Demek ki feriklerin, yani kolordu ve tümen komutanlarının bile okur yazar  olmadığı bir devre yaşanmıştır ki bugünkü ordumuzda assubayların bile lise  ayarında öğrenimli olmaları karşısında korkunç bir hâdisedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fakat bu kadar ileri gidiş, üniversiteler, ağır sanayi başlangıcı bizi bir  yandan da tarihimizde görülmedik fikir düşkünlüklerine uğratmaktan  koruyamamıştır, koruyamamaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İlk önce &#8220;Tîcânîlik&#8221; diye tarikat mı, mezhep mi, ne olduğu anlaşılmayan bir  garabet türedi ve bunların, memleketi kurtarmak için yaptıkları tek hareket  Atatürk büstlerini kırmaktan ibaret kaldı. Arkadan Nurculuk çıktı. Saîd-i Kürdî  adında cahil bir Kürd&#8217;ün Nur Risâlesi diye yazdığı herzeler odalarda topluca  okunarak feyz alındı ve bu adamın medresede ancak üç ay kadar okuyarak bütün  ilimleri ve fenleri yuttuğu müridleri tarafından iddia edildi. Derken bir de  Süleymancılık peyda olarak ötekileri bastırdı. Bunlar, İmam Hatip Okulları  öğrencilerini kâfir sayacak kadar sapıttılar. Bunlardan başka Biberiye, Kameriye  adlı bir takım güruhlar da işi cinayete kadar vardırdılar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkiye&#8217;de vicdan hürriyeti olduğu için bu adamların da vicdanlarına kimse  karışmadı. Elde Kur&#8217;an varken başka hiçbir okula lüzum olmadığını iddia edecek  kadar akıllara durgunluk veren iddialarla ortaya çıkan bu nevzuhurlar demek ki  mühendisin, doktorun, kimyacının falan lüzumsuzluğu kanaatindeler ve yalnız  ahret için çalışma prensibinin hâkim olması yolunda didinmekteler.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dinle hiçbir ilgisi olmadığı halde dini inhisara alan bu zavallılara karşı  çıkarılacak dinî kuvvet İmam Hatip Okulları ile İlâhiyat Fakültesi veya  enstitüleridir. Bizde de, batıda olduğu gibi birkaç dil bilen, felsefeden veya  matematikten yahut biyolojiden doktora vermiş din adamları çıktığı zaman Nurcu,  Süleymancı, Biberci, Kamerci tayfası kendiliğinden kaybolacak, dinin tamamen bir  inanç ve vicdan işi olduğu anlaşılacaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bugün Diyanet İşleri Dairesinin başında bulunanların, makamlarına lâyık adamlar  olmayıp siyasî düşünceler ardında koştukları, hattâ memleketteki siyasi  bölücülüğün elemanlığını yaptıkları Senatör Mehmet Özgüneş tarafından  açıklanmış, buna tatminkâr cevaplar verilememiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bizim burada ele almak istediğimiz konu bu değil de, dinin ciddi olması gereken  çevrelerinde bile hâlâ Türkçülüğe ve akla karşı takınılan akıl almaz davranışlar  olacaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Konya&#8217;da &#8220;Türkiye İmam Hatip Okulları Mezunları Cemiyeti&#8221; tarafından &#8220;İslâmın  İlk Emri: Oku&#8221; adıyla aylık bir dergi çıkarılmaktadır. Tamamiyle din  meselelerini ele alan ve kendi zaviyelerinde bazı teklifler yapan ciddi bir  yayın organıdır. Bunun 1969 Kasımında çıkan 93. sayısında bir yazı şiddetle  dikkatimizi çekti. Çünkü bu yazı hem yanlış ve uydurma, hem de Türkçülüğe  hakaret eden mahiyettedir. O yazının 21. sayfasında, &#8220;Bunları biliyor musunuz&#8221;  başlığı altında ve Hasan Bağcı tarafından hazırlanan, çoğunun doğruluğu şüpheli  bir takım vakaların başında Türkçülüğe hakaret eden şu fıkra yer almaktadır:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Oldukça cins bir fikir adamı olarak yaratıldıktan sonra dünyalar arası büyük  muhasebede ölüm dönemecini kıvrılamayan ve inkâr uçurumuna yuvarlanan Ziya  Gökalp&#8217;in, İslâmın içinden değil, sadece İslâmın yerini almak üzere icad ettiği  &#8220;Türkçülük&#8221; yolunda ne büyük bir Yahudi himayesi gördüğünden veya Yahudilere ne  zengin bir istismar sahası açtığından gafil bulunduğunu biliyor musunuz?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu sözler Hasan Bağcı&#8217;nın dünyadan habersiz, hâdiseleri muhakeme etmeyen, ulu  orta hüküm veren, iftiralara çabucak inanan bir kişi olduğunu ortaya  koymaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bir kere, Türkçülüğü Gökalp icad etmiş değildir. O, bu fikrin adını koymuş ve  kendi zamanına göre sistemleştirmiştir. Sonra, Türkçülüğü İslâmiyetin yerine  koymaya kalkmış da değildir. &#8220;Türk milletindenim, İslâm ümmetindenim, Garb  medeniyetindenim.&#8221; diyen Gökalp Türklükle İslâmlığı tamamen ayırmış ve buna batı  medeniyetini de ekleyerek yaptığı sentezle kendi çağının ileri Türkiye&#8217;sini  yaratmaya çalışmıştır. Görülüyor ki Hasan Bağcı, münkir saydığı Gökalp&#8217;i hiç  okumamıştır. Onun hakkında yazılan çok sayıdaki eserlerden habersizdir.  Günümüzde Gökalp&#8217;i en iyi incelemiş şahıs olarak Prof. Fındıkoğlu&#8217;nun eserlerini  okumasını tavsiye ederim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hasan Bağcı&#8217;nın yukarıya aldığımız satırlarındaki &#8220;büyük ölüm dönemecini  kıvrılamayan&#8221; ibaresiyle neyi kasdettiğini pek anlayamadık. Ziya Gökalp ölüm  dönemecini kıvrılırken Hasan Bağcı onun yanında mı idi?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ziya Gökalp, Türkçülük yolunda hangi Yahudi himayesini görmüştür? Hasan Bağcı  bugün memlekette kuvvetli ve şuurlu bir kütle olan Türkçülüğe bunun hesabını  vermeye mecburdur. Veremezse müfteri durumuna düşer. Komünistler, Türkçülüğün  Alman icadı olduğunu iddia ederlerdi. Demek ki siyasî ümmetçiler de Yahudi  patentini yakıştırmışlar. Teşekkür ederiz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ya Yahudiler&#8217;e istismar kapısı nedir? Türkiye&#8217;de 1930&#8217;dan hemen biraz sonra  başlayıp günümüze kadar süregelen bir Türkçülük savaşı vardır. Ben de bu savaşın  içinde ve ateş hattında bulunanlardan biriyim. Yahudiler bizi ve ülkümüzü nasıl  istismar etmişler? Açıklanmasını bekliyoruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gökalp&#8217;in Yahudi asıllı Durkheim&#8217;den bazı sosyal fikirler almış olması onun  Yahudi istismarcılığına alet olduğunu göstermez. Her bilgin, her filozof, her  fikir adamı, hatta her peygamber kendisinden önce gelenlerden bazı unsurlar  alır. Netekim İslâm Peygamberi de daha öncekilerden bazı şeyler almış ve onların  devamı olduğunu söylemiştir. Kendi dergilerinde &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Hazreti Musa&#8221;  başlıklı yazı serisi de bunu gösteriyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bir de Moiz Kohen adında bir Yahudi&#8217;nin Gökalp&#8217;in tesirinde kalarak &#8220;Turan&#8221; adlı  bir kitap yazması vardır ki bu da Ziya Gökalp&#8217;in tesir kuvvetini gösterir.  Netekim yine bir Yahudi olan Halide Edip de Ziya Gökalp&#8217;in tesirinde kalarak  &#8220;Yeni Turan&#8221; diye bir roman yazmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Büyük fikir adamları başka dinden ve milletten olanları da çevrelerine  toplayabiliyorlar. Simavna Kadısıoğlu Bedreddin&#8217;in müridleri ve taraftarları  arasında pek çok Hıristiyan ve Musevî vardı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Görülüyor ki yazar, Türkçülüğe dost değildir. Türkçülüğe dost olmayanın Türklüğe  dost olması riyazî olarak imkansızdır. Hasan Bağcı&#8217;nın kendisi soy bakımından  Türk olmasa bile samimî bir Müslüman olduğu için Türklüğe ve onun şuuru demek  olan Türkçülüğe atılan iftiraları hakikat diye kabul etmemeliydi. Çünkü Türklük,  Müslümanlık olmadan da yaşar ve netekim yaşamıştır ama Müslümanlık Türksüz  yaşayamaz. Onu ancak Türklüğün sel gibi akan kanları ayakta tutmuş,  tutabilmiştir. Türkiye&#8217;den ayrılan Arap devletlerinin zavallı, âciz ve gülünç  durumları ortadadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dünyada her asîl fikrin rezilâne istismarları olmuştur. Birinci Cihan Savaşında  dünyanın birinci devleti olan tabaası arasında 200 milyon kadar Müslüman bulunan  İngiltere, halifenin devleti olan Türkiye ile savaşırken Müslümanlığı istismar  etmiş, halifeyi dinsiz ittihatçılar&#8217;dan kurtarmak için ortaya atıldığı  propagandasını yapmıştır. Onun ünlü casusu Lavrens, Peygamber soyundan gelen  Mekke Şerifi Hüseyn&#8217;i İngiliz altınlarıyla kandırarak Türkler&#8217;e ve halifeye  karşı ayaklandırmıştır. Hüseyn&#8217;in oğulları ve torunları da aynı yolda  yürümüşler, nihayet bunlardan Ürdün Kralı Abdullah suikastla, Irak Kralı Gazi  sarhoşlukla, yine Irak Kralı Faysal ile Kral aibi Abdülillâh da ihtilâlle  ölmüşlerdir. Bugün onlardan kalan tek kişi Ürdün Kralı Hüseyn&#8217;dir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Şimdi şu sonuca bakarak &#8220;Peygamber kendi soyunun, İslâmı savunan Türkler&#8217;e silâh  çekeceğinden gafildi&#8221; denebilir mi? Bunun gibi Ziya Gökalp&#8217;in Türkçülüğüne de  Yahudiler istismar ettiyse bunda onun ne taksiri olabilir? Kaldı ki Türkçülük  Yahudiler tarafından istismar olunmuş da değildir. Bu sözler Hasan Bağcı&#8217;nın  hayalhânesinde vücut bulmuş, aslı astarı olmayan tekerlemelerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bazı mutaassıp ümmetçiler, Türkçülüğe tahammül edemiyorlar. Bütün Müslümanları  birleştirip tek devlet haline getirme hülyası ardındalar. Daha Araplar&#8217;ın kendi  aralarında bile birleşemediği gözlerine çarpmıyor da ayrı tarihi oluşmaların  sonucu olan soy ve kültür bakımından birbirine hiç benzemeyen koca koca  milletleri birleştirmeye çabalıyorlar. Tıpkı komünistlerin dünyayı tek devlet  haline getirmek hayalleri gibi. Bu bakımdan bunlara Yeşil Komünistler diyen  mebusa yerden göğe kadar hak veriyoruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Konya&#8217;da basın alanında böyle çirkin ve yakışıksız bir yazı yazılırken son  aylarda İstanbul&#8217;da pek dikkate çarpmayan başka bir vaka oldu: Birinci Cihan ve  İstiklâl Savaşı gazilerinden emekli topçu albayı Cemal Aktoğu 4.8.1969&#8217;da hayata  veda etti ve ertesi günü cenazesi Kartal Camisinden askerî törenle kaldırılarak  toprağa verildi. Ölen askerle için rütbelerine göre bir asker birliği ile bando  göndermek Türk Ordusunun kökleşmiş geleneklerinden biridir. Bu sebeple merhum  albayın töreninde de asker ve bando bulunduğu gibi, dostları tarafından da  birçok çelenk gönderildi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu törenin yapılması yine şekliyattan başka bir şeyle uğraşmayan mutaassıpların  gayretine dokunduğundan ertesi günü camiye koca bir beyanname astılar.  Beyannamenin üst kısmı İslâm cenaze usüllerine hasredildikten sonra en altta &#8220;İslâma  Uymayan İşler&#8221; başlığı altında şunlar yazılmıştı:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1) Cenaze için çelenk yaptırılması,</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">2) Cenazenin bando ile kaldırılması İslâm adetlerinin dışına çıkmıştır,</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Muhterem Müslümanlara arzolunur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Altındaki imza da şu: &#8220;Kartal Din Görevlileri&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte bunlar Birgili&#8217;nin halefleridir. Ölüye saygı ve sevgi nişanesi olan çiçekle  müziği yasaklamaya kalkan iptidaî zihniyetli halefler. O halde mevlût okumayı ve  ölümün ruhu için konu komşuya dağıtılan lokma ve helvayı da yasaklayın.  İslâmiyette bu da yoktu ama Türkler tarafından sokuldu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Evet, bütün bunlar sonradan çıktı ve İslâmiyetin içine girdi. Ölünün ruhu için  tatlı dağıtmak Şamanizmden Müslümanlığa girmiş, mevlût törenini ise Büyük Batı  Türk Devleti içindeki yarı bağımsız beğlerden biri olan &#8220;Gök Börü&#8221; adında biri  çıkarmıştır. Gök Börü, Irak&#8217;ta Harran ve Erbil şehirlerinin Atabeği idi. 1168 &#8211;  1233 arasında 65 yıl bu şehirleri idare etmiştir. Peygamberin doğum gününü  kutlamak için ilâhili (yani müzikli) törenleri ilk defa o yapmış, ondan sonra bu  âdet İslâm dünyasına yayılarak günümüze kadar gelmiştir. Din görevlilerinin  bundan haberi var mı? Ne gezer? Onlar hâlâ hurafeler peşindedir. Hele ölen  albayın oğlu olup Kartal Hükümet Tabipliğinde bulunan Dr. Yavuz Aktoğu&#8217;ya karşı  takındıkları tavır ve tecavüze yeltenmek gibi halleri ve hele bunların arasında  MHP&#8217;nin ilçe kurullarında bulunan birisinin de mevcudiyeti taassubun nerelere  kadar vardığını göstermesi bakımından düşündürücüdür.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Milliyetçi Hareket Partisi, adından da anlaşılacağı gibi milliyetçi bir partidir  ve başkanı Alparslan Türkeş eski Türkçülerden biridir. Bu parti yobazların  barınacağı bir parti değildir. İslâmiyeti yobazlık sananların bu partide işi  yoktur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bazı partiler dinî taassubu seçim kaygısı ile istismar ettiler. Bu ayrı bir  konudur. Fakat Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın yobazlığı bastırıp İslâmiyeti bir  ahlak sistemi halinde ruhlara sindirmek için çalışması gerekirken hiç oralı  olmayışı dikkate değer.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;Hadîs-i Şeriflere Göre Evlenme Adâbı&#8221; adında bir kitap gördük. Müellifi  Nâsırüddînül-Elbânî adlı bir arap, Türkçeye çeviren de Tekirdağ Müftüsü Ali  Aslan&#8217;dır. 80 sayfalık küçük kitabı okudum. Yüzüm kızardı ve İslâmiyettir diye  bu çirkin şeyleri öne sürenlere karşı susan Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında  kesin bir hükme vardım. Okuyuculardan özür diliyerek bu kitabın 16. sayfasından  şu parçayı alıyorum:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İbni Abbas&#8217;tan (rivayet): Hattâboğlu Ömer (Halife Ömer) Resûllüllah&#8217;a &#8220;Ey  Allah&#8217;ın Resûlü! Ben helâk oldum&#8221; dedi. Resûlüllah &#8220;Seni helak eden nedir?&#8221; diye  sorunca Ömer: &#8220;Bu gece hanımımı yüz üstü yatırarak cimâda bulundum&#8221; dedi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Görüyor musunuz? Adaletiyle ün salmış, İslâmiyetin kuruluşunda baş rollerden  birini oynamış ve bütün Müslümanların halifesi, yani başkanı olmuş Ömer, bakın  neler yapmış? Bu herzeler, uydurma hadiselere dayanılarak ileri sürülüyor ve 20.  yüzyılın gençlerine evlenme âdâbı diye veriliyor. Bunun bir edepsizlik ve  ahlâksızlık olduğunu Kongo&#8217;daki zenciler bile bilir. Türk soyunun karakterinde  ise bu türlü şenaat yoktur. Bu kötü âdet Türkler&#8217;e İranlılardan, Araplar&#8217;dan,  Bizanslılar&#8217;dan geçmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sonra Ömer &#8220;Aşere-i Mübeşşere&#8221;dendir. Yani Peygamberin hayatında cennetle  müjdelediği on kişiden biridir. Ömer bu ahlâksızlığı yapmış olsaydı o on kişinin  arasına elbette giremezdi. Evlenme âdâbı diye Müslüman Türk gençlerine bu  safsataları anlatan adam Tekirdağ müftüsü olursa:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Var kıyâs et gayrı sen deryâ-yi rahmet deydiğin.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Evlenme âdâbı diye insanı deliye çeviren yazılarla dolu olan ve üçte biri cinsî  münasebete tahsis edilen o kitabı Diyanet İşleri Başkanlığı tasvib ediyor mu?  Atom ve uzay çağında, evlilere telkin edilecek medenî bir ahlâk sistemi  İslâmiyette yok mudur? Yoksa bunca din görevlisi, din büyüğü oturup yeni bir  içtihadla bunu icad edemezler mi?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ben, Süleymaniye Kütüphanesindeki 16 yıllık görevim sırasında &#8220;milimetre&#8221;nin ne  olduğunu bilmeyen &#8220;müftüler&#8221;, &#8220;Venezuela&#8221;nın bir devlet olduğunu ilk defa duyan  &#8220;Şeyh&#8221;ler, Havvâ anamız, Âdem babamızın sol kaburgasından çıktı diye insanların  sol taraflarındaki kaburga kemiklerinin 11 tane olduğunu iddia eden &#8220;İlâhiyat  Fakültesi mezunları&#8221; gördüm. Fakat bunlar hep eski nesillere mensuptu. Şimdi  yeni bir çığır açılmışken, memleket imkanlarına göre oldukça iyi İmam Hatip  okulları ile İlâhiyat Fakülteleri kurulmuşken hâlâ Türkçülükten böyle  aşağılayıcı şekilde bahsetmek cenazeye bando gelmez demek çok iptidaî bir  zihniyettir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkçülük Türk milliyetçiliğidir. Ona düşmanlık ancak Türk milletinin  düşmanlarına yakışır bir davranıştır. Yani kızıl veya yeşil beynelminelcilere&#8230;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Doğu Türkistan&#8217;ın bazı şehirlerinde mezar başında müzik çalınarak ölünün ruhu  şâd edilir. Bütün bu Müslüman Türkler cehennemlik de buradaki birkaç beyinsiz mi  cennetlik?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ölen askerler için bando çalınır ve çalınacaktır. İsteyenler saygı ve sevgi  nişanesi olarak ölülere çiçek gönderecektir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bunu kavrayamayan beyinlerin ölü hücrelerden farkı yoktur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün yobazlara duyurulur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ötüken, Mart 1970, Sayı: 75</font><strong><font face="Verdana" size="2"><br />
</font></strong></p>
<p><strong><font face="Maiandra GD" size="2"><font color="#ff0000">Kaynak:</font>  <font color="#000000">Nihal-Atsız.Com</font></font></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/huseyin-nihal-atsiz/">»<span lang="tr">  H. Nihal ATSIZ Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080"> |</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkculuge-karsi-yobazlik-huseyin-nihal-atsiz/">Türkçülüğe Karşı Yobazlık (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkculuge-karsi-yobazlik-huseyin-nihal-atsiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
