<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deyimler | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/deyimler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 May 2018 09:35:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>K Harfiyle Başlayan Deyimler</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/k_harfi_ile_baslayan_deyimler/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/k_harfi_ile_baslayan_deyimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2008 10:15:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112941</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kabak (birinin) başına (başında) patlamak: Birçok kimsenin ilgili olduğu olaydan yalnızca bir kimse zararlı çıkmak; beklenmediği hâlde, bir işin zararlı sonucuna katlanmak. Kabak tadı vermek: Bıktırmak, usanç vermek, tatsız olmaya başlamak.&#8221;Senin bu konuşmaların da artık kabak tadı vermeye başladı.&#8221; Kabına sığmamak: Sevinç ve heyecanından taşkın hareketlerde bulunmak. Kabir azabı çekmek: Çok sıkılmak, eziyet çekmek.&#8221;Kabir azabı çekmeye daha ne kadar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/k_harfi_ile_baslayan_deyimler/">K Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kabak (birinin) başına (başında) patlamak:</strong> Birçok kimsenin ilgili olduğu olaydan yalnızca bir kimse zararlı çıkmak; beklenmediği hâlde, bir işin zararlı sonucuna katlanmak.</p>
<p><strong>Kabak tadı vermek:</strong> Bıktırmak, usanç vermek, tatsız olmaya başlamak.&#8221;Senin bu konuşmaların da artık kabak tadı vermeye başladı.&#8221;</p>
<p><strong>Kabına sığmamak:</strong> Sevinç ve heyecanından taşkın hareketlerde bulunmak.</p>
<p><strong>Kabir azabı çekmek:</strong> Çok sıkılmak, eziyet çekmek.&#8221;Kabir azabı çekmeye daha ne kadar devam edeceğiz.&#8221;</p>
<p><strong>Kabuğuna çekilmek:</strong> Tek başına kalmak, dış dünya ile ilgisini kesmek, kimse ile görüşmemek.&#8221;Geçirdiği kazadan sonra iyice kabuğuna çekildi.&#8221;</p>
<p><strong>Kaçın kur`ası:</strong> Aldatılması güç, kurnaz; gün görmüş, geçirmiş; tecrübeli.&#8221;O kaçın kur`ası, boşuna uğraşma, sen onu kandıramazsın.&#8221;</p>
<p><strong>Kafadan atmak:</strong> Bir konu üzerinde inceleme yapmadan, rast gele konuşmak.&#8221;Derse hiç çalışmadığın belli, öyle kafadan atıyorsun ki&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>Kafadan kontak (sakat):</strong> Düşüncesiz, delice işler yapan, aklı kıt.&#8221;Bırak şu elindeki baltayı, kafadan kontak mısın nesin?&#8221;</p>
<p><strong>Kafa dengi:</strong> Davranışları, anlayışları, dünya görüşleri birbirine uymuş kimselerden her biri.&#8221;Kafa dengi bir arkadaşa öylesine ihtiyacım var ki.&#8221;</p>
<p>[ad1]</p>
<p><strong>Kafa patlatmak:</strong> Bir konu üzerinde pek çok düşünmek, zihin yormak.&#8221;Bu makine üzerinde az kafa yormamışsın, öyle karışık ki.&#8221;</p>
<p><strong>Kafa tutmak:</strong> Karşı gelmek, direnmek, boyun eğmemek.&#8221;Her önüne gelene kafa tutmakla bir yere varacağını mı sanıyorsun?&#8221;</p>
<p><strong>Kafası almamak:</strong> 1. Anlayıp kavrayamamak. 2. Zihin yorgunluğundan ötürü anlayamaz olmak. 3. Olabileceğine inanmamak.&#8221;Boşuna nefes tüketme, kafası almaz onun.&#8221;</p>
<p><strong>Kafası işlemek (çalışmak):</strong> Bir konu üzerinde kavrayışı çok iyi olmak.</p>
<p><strong>Kafası kazan (gibi) olmak, (veya kafası şişmek):</strong> 1. Zihni yorulmak. 2. Gürültülü, patırtılı şeyler dinlemekten rahatsız olmak, yorgunluk duymak.&#8221;Kesin artık şu makinenin sesini, kafam kazan gibi oldu.&#8221;</p>
<p><strong>Kafası kızmak:</strong> Çok öfkelenip sinirlenmek.&#8221;Kafamı kızdırmadan çekip gidin buradan.&#8221;</p>
<p><strong>Kafasına dank etmek (demek):</strong> Çoktandır anlayamadığı bir meseleyi bir olay sebebiyle birden bire kavramak, doğruyu yakalamak.</p>
<p><strong>Kafasına koymak:</strong> Bir şeyi yapmaya kararlı olup zamanını beklemek.&#8221;Yarın onunla görüşmeyi kafama koydum.&#8221;</p>
<p><strong>Kafası yerinde olmamak:</strong> 1. O anda kafası çok yorgun olmak. 2. Başka şeyler düşündüğünden, o anda konuşulana hemen intibak edememek.&#8221;Kusura bakmayın, ne söylediğinizi anlayamadım, kafam yerinde değildi de.&#8221;</p>
<p><strong>Kafese girmek:</strong> 1. Hapse girmek. 2. Aldatılmak, hile yoluyla kendisinden çıkar sağlanmak, oyuna gelmek.&#8221;Zavallı kafese girmekten kurtulduğunu sanmıştı.&#8221;</p>
<p><strong>Kafese koymak:</strong> Tuzağa düşürüp çıkar sağlamak.</p>
<p><strong>Kâğıda dökmek:</strong> Düşüncelerini, duygularını yazıya geçirmek.</p>
<p><strong>Kâğıt üzerinde kalmak:</strong> Yapılması kararlaştırıldığı hùlde uygulanmamak; konuşulan, kararlaştırılan yazıda kalmak.&#8221;O kadar yol yapımı, sulama kanalı hep kâğıt üzerinde kaldı.&#8221;</p>
<p><strong>Kalbini kırmak:</strong> İncitmek, küstürecek kadar üzmek, gönlünü kırmak, gücendirmek.&#8221;Onu, kalbini kırmadan uyarmaya çalış.&#8221;</p>
<p><strong>Kalburla su taşımak:</strong> Verimsiz, verim alınamayacak, olmayacak bir işle uğraşmak.</p>
<p><strong>Kalbur üstü:</strong> Benzerleri arasında üstün, seçkin, görünür.</p>
<p><strong>Kaldırım mühendisi:</strong> İşsiz güçsüz, sokaklarda dolaşan kimse.</p>
<p><strong>Kaale almamak:</strong> Önemsiz görmek, sözünü etmeye değer bulmamak.&#8221;O, kaale alınacak bir insan değil.&#8221;</p>
<p><strong>Kalem efendisi:</strong> Kalemde çalışan görevli, yazman.</p>
<p><strong>Kalem oynatmak:</strong> 1. Yazı yazmak. 2. Bir yazıyı düzeltmek. 3. Bir yazıda değişiklik yapmak.&#8221;Ben senin gibi kalem oynatmayı beceremiyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Kaleyi içinden fethetmek:</strong> Karşı taraftan birinin yardımını alarak davasını kazanmak.</p>
<p><strong>Kalıbını basmak:</strong> Bir şeye bütün içtenliği ile güvenmek, bir şeyi doğrulamak.&#8221;Kalıbımı basarım ki o, bu işi yapmamıştır.&#8221;</p>
<p><strong>Kalıbının adamı olmamak:</strong> Görünüşünden bekleneni yapamaz olmak, umulanı ortaya koymamak.</p>
<p><strong>Kalıptan kalıba girmek:</strong> 1. Sık sık iş değiştirmek. 2. Çıkar sağlamak için değişik kılıklara girmek.</p>
<p><strong>Kalp kazanmak:</strong> Güzel bir davranış ve sözle birilerinin sevgisini kazanmak, ilgisini çekmek.&#8221;Bir demet çiçekle annemizin kalbini kazanabiliriz.&#8221;</p>
<p><strong>Kambersiz düğün olmaz (olur mu?):</strong> &#8220;Bir toplantı, eğlence veya iş, en çok ilgili kişiler bulunmadan yapılırsa tadı çıkmaz&#8221; anlamında alay yollu kullanılır.</p>
<p><strong>Kambur üstüne kambur (kambur kambur üstüne):</strong> &#8220;Sıkıntı üstüne sıkıntı, terslik üstüne terslik, borç üstüne borç, aksilikler birbirini kovalıyor&#8221; anlamında kullanılır.</p>
<p><strong>Kanadı altına almak:</strong> Korumak, gözetmek, himayesi altına almak.&#8221;Yeğenini kanadının altına aldı.&#8221;</p>
<p><strong>Kan ağlamak:</strong> Büyük bir üzüntü içinde olup yakınmak.&#8221;Dört çocuk tek başıma kaldım, çaresizim, içim kan ağlıyor ama kimseye açılamıyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Kana susamak:</strong> Birini öldürme hırsı içinde olmak.&#8221;Bırak elindeki bıçağı dedim ama dinletemedim, kana susamış gibiydi.&#8221;</p>
<p><strong>Kanat germek:</strong> Birini korumak, gözetimi altına almak.</p>
<p><strong>Kan başına sıçramak (beynine çıkmak):</strong> Çok sinirlenmek, öfkelenmek,&#8221;Kan başına sıçramıştı, sağa sola bağırıp duruyordu.&#8221;</p>
<p><strong>Kancayı takmak:</strong> Bir kimsenin zararı, kötülüğü için uğraşmak.</p>
<p><strong>Kan çıkmak:</strong> Cinayet işlenmek, kan dökülmek.&#8221;Şu adamı götürün gözümün önünden, yoksa kan çıkacak.&#8221;</p>
<p><strong>Kandilli temenna:</strong> Eli yere kadar uzatarak yapılan selâmlama.</p>
<p>[ad2]</p>
<p><strong>Kan dökmek:</strong> Ölüme yol açmak, yaralanıp ölmek veya birini yaralayıp öldürmek.</p>
<p><strong>Kan gövdeyi götürmek:</strong> Çok kan akıtılmış olmak, çok insan öldürülmek.&#8221;Düşmanla göğüs göğüse gelmiştik, biliyordum ki birazdan kan gövdeyi götürecek ve pek çoğumuz ölecekti.&#8221;</p>
<p><strong>Kan gütmek:</strong> Kan dökerek öç almayı istemek.</p>
<p><strong>Kanı ağır:</strong> Davranışları yavaş, sevimsiz, konuşması insana sıkıntı veren, hoşa gitmeyen kimse.</p>
<p><strong>Kanı bozuk:</strong> Soysuz, iğrenç işler yapmaktan geri durmayan.&#8221;Toplum bu kanı bozuk insanlardan temizlenmelidir.&#8221;</p>
<p><strong>Kanı kaynamak:</strong> 1. Hareketli, coşkun olmak. 2. Birine içten bir sevgi beslemek, yakınlık duymak.&#8221;Çocuğa, ilk rastladığımda kanım kaynamıştı.&#8221;</p>
<p><strong>Kanına girmek:</strong> 1. Birini öldürtmek veya öldürmek. 2. Bir şeyi harcamak, ziyan etmek.</p>
<p><strong>Kanına susamak:</strong> Belâsını aramak, kendisinin öldürülmesine yol açacak bir davranışta bulunmak.&#8221;Kanına mı susadın sen, o katilin üstüne böyle gidilir mi hiç!&#8221;</p>
<p><strong>Kanını emmek:</strong> Hiç insaf etmeden sömürmek, varını yoğunu elinden almak.&#8221;Yıllardır kanımızı emiyor bu soysuz herifler!&#8221;</p>
<p><strong>Kanı pahasına:</strong> Yaralanmayı veya öldürülmeyi göze alarak.&#8221;Kanım pahasına da olsa, o adamlara, buradan adımlarını attırmayacağım.&#8221;</p>
<p><strong>Kanı sıcak:</strong> Sevimli, kendisini sevdiren, sempatik, sıcakkanlı.</p>
<p><strong>Kanıyla ödemek:</strong> Yaptığı işin cezasını hayatıyla ödemek.&#8221;Yaptığını kanıyla ödettiler zavallıya.&#8221;</p>
<p><strong>Kan kusmak:</strong> Çok eziyet, sıkıntı çekmek.</p>
<p><strong>Kan kusturmak:</strong> Çok büyük sıkıntı ve eziyet çektirmek.&#8221;Bana kan kusturmaya yemin etmişler, haydi görelim.&#8221;</p>
<p><strong>Kanlı bıçaklı olmak:</strong> Birbirlerinin kanını dökecek, birbirlerini öldürecek kadar birbirlerine düşman olmak.&#8221;Küçücük bir tarla yüzünden kanlı bıçaklı olduk.&#8221;</p>
<p><strong>Kanlı canlı:</strong> Sağlıklı, sapasağlam, dinç ve diri olduğu yüzünden belli olan.&#8221;Kanlı canlı oluncaya kadar hastanede tutuldum.&#8221;</p>
<p><strong>Kan ter içinde kalmak:</strong> Çok yorgun, terli, bitkin ve perişan durumda olmak.&#8221;Elindeki kazmayı bırakmaya niyetli değildi, kan ter içinde kalmış bedenini doğrultarak yüzüme baktı.&#8221;</p>
<p><strong>Kan tutmak:</strong> 1. Kan görünce bayılmak. 2. (Adam öldüren kimse korku ve heyecandan) şok geçirmek, kaçamamak, olduğu yere yığılıp kalmak.</p>
<p><strong>Kapağı atmak:</strong> Sıkıntılı bir yerden kurtulup rahat edeceği bir yere kavuşmak; uygun bir yere yerleşmek, işe girmek.&#8221;Evimize kapağı attık mı tamam, gel keyfim gel o zaman.&#8221;</p>
<p><strong>Kapalı kutu:</strong> İçinde ne sakladığını belli etmeyen, niteliği gizli kalan.</p>
<p><strong>Kapı dışarı etmek</strong>: Kovmak, dışarı atmak.&#8221;Ben de bu evin insanıyım, beni kapı dışarı edemezsiniz!&#8221;</p>
<p><strong>Kapı kapı dolaşmak:</strong> 1. Ev ev gezmek, her eve uğramak. 2. Hemen her devlet dairesine başvurmak.&#8221;Kapı kapı dolaştı, ne var ki bir iş bulamadı.&#8221;</p>
<p><strong>Kapı komşu:</strong> Bitişikte oturan komşu, evleri yan yana olan ailelerden her biri.&#8221;Kapı komşum öyle iyi bir insan ki..&#8221;</p>
<p><strong>Kapısında büyümek:</strong> Birinin evinde eğitim görüp yetişmek.&#8221;Onun kapısında büyümüştü, ona bu kötülüğü nasıl yapmıştı aklı almıyordu.&#8221;</p>
<p><strong>Kapısını aşındırmak:</strong> İstediğini elde edinceye kadar birinin yanına çok sık gidip gelmek.</p>
<p><strong>Kapı yoldaşı:</strong> Herhangi bir yerde aynı hizmette bulananlardan her biri.</p>
<p><strong>Kapıyı açmak:</strong> 1. Başlama. 2. Bir işte birilerine örnek olmak.&#8221;Açık artırmada kapı bir milyon liradan açıldı.&#8221;</p>
<p><strong>Karaborsa:</strong> Piyasada olmayan malın gizlice, el altından yüksek fiyatla alınıp satılması.&#8221;Karaborsacılar toplumun kanını emiyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Kara cahil:</strong> Hiçbir şey bilmeyen, çok bilgisiz.&#8221;Onun kara cahil birisi olduğunu ilk konuşmamızda fark etmiştim.&#8221;</p>
<p><strong>Kara çalı:</strong> İki kişi, iki dost arasına girerek arayı bozan kimse.</p>
<p><strong>Kara çalmak:</strong> Birine iftira etmek, leke sürmek, haksız yere suçlamak.&#8221;Kadıncağıza yok yere kara çaldılar.&#8221;</p>
<p><strong>Kara gün:</strong> Sıkıntılı, üzüntülü, büyük bir yasa düşülen gün.&#8221;Allah kimseye kara gün göstermesin.&#8221;</p>
<p><strong>Kara gün dostu:</strong> Yalnız iyi günlerde değil sıkıntılı, üzücü, düşkünlük günlerinde de insanın yardımına koşan, dostunu yalnız bırakmayan kimse.</p>
<p><strong>Kara haber:</strong> Ölüm veya felâket haberi, çok üzücü haber.&#8221;Fatma kadına bu kara haberi vermeye kimse yanaşmadı.&#8221;</p>
<p><strong>Karalar bağlamak (giymek):</strong> Bir felâket dolayısıyla yas tutmak, siyah elbise giymek ya da siyah örtü bağlamak.</p>
<p><strong>Kara liste:</strong> Zararlı görülüp cezalandırılmaları, öldürülmeleri düşünülen kimseler hakkında tutulan liste.&#8221;Köy muhtarını da kara listeye almışlar.&#8221;</p>
<p><strong>Karaman`ın koyunu sonra çıkar oyunu:</strong> &#8220;Dış görünüşe aldanmamalı, bir kişi ya da iş olağan görünebilir, ancak altından neler çıkabileceği hiç belli olmaz, o sonra görünür.&#8221; anlamında kullanılır.</p>
<p><strong>Karar kılmak:</strong> Dönüp dolaşıp o şeyin üstünde durmak, onu tercih etmek, birçok şeyi deneyip onu seçmek.&#8221;Ben bu elbisede karar kıldım.&#8221;</p>
<p><strong>Karda gezip izini belli etmemek:</strong> Kimsenin sezemeyeceği biçimde gizli bir iş çevirmek, uygunsuz işler yapmak.&#8221;Onun ne biçim bir insan olduğunu bana sorun; o, karda gezer izini belli etmez biridir.&#8221;</p>
<p><strong>Kargacık burgacık:</strong> Eğri büğrü, kötü, okunması güç, çarpık, düzensiz (yazı).</p>
<p><strong>Kardeş payı yapmak:</strong> Eşit oranlarda bölmek, taksim etmek, paylaştırmak.&#8221;Çok açtılar, buldukları ekmeği oracıkta kardeş payı yaptılar.&#8221;</p>
<p><strong>Karga tulumba etmek:</strong> Birkaç kişi, birini kollarından bacaklarından tutup havaya kaldırmak.&#8221;Hep birlikte babalarını karga tulumba edip havuzun başına getirdiler.&#8221;</p>
<p><strong>Karınca duası gibi:</strong> Çok küçük, sık ve okunaksız, birbirine girmiş (yazı).</p>
<p><strong>Karınca yuvası gibi kaynamak: </strong>Çok kalabalık ve hareketli olmak (bir yer).&#8221;Pasajın girişi âdeta karınca yuvası gibi kaynıyordu.&#8221;</p>
<p><strong>Karınca kararınca:</strong> Az, önemsiz ve küçük de olsa, gücü yettiği kadar, elinden geldiğince.&#8221;Caminin yapımına karınca kararınca o da katkıda bulunmaya karar verdi.&#8221;</p>
<p><strong>Karman çorman</strong>: Karmakarışık, çok karışık, düzensiz, alt üst olup birbirine girmiş.&#8221;Ortalık karman çormandı, nereden işe başlayacağını bilemiyordu.&#8221;</p>
<p><strong>Karnı geniş:</strong> Hiçbir şeyi tasa etmeyen, titizlenmeyen, gamsız, umarsız.</p>
<p><strong>Karnı karnına geçmek:</strong> Çok acıkmak, çok zayıflamış olmak.&#8221;Günlerdir ağzına bir lokma koymamıştı, karnı karnına geçmiş ve bitap düşmüştü.&#8221;</p>
<p><strong>Karnım tok:</strong> &#8220;O sözlerine kanmıyorum, önem vermiyorum&#8221; anlamında kullanılır.&#8221;Geç babam, geç bu sözleri, karnımız tok bu sözlere, paradan söz et sen, verecek misin, vermeyecek misin?&#8221;</p>
<p><strong>Karnı tok sırtı pek:</strong> Geçimi iyi, hâli vakti yerinde, para sıkıntısı olmayan, birinin yardımına ihtiyaç duymayan (kimse).&#8221;Herkesin karnı tok sırtı pek olacaktır, bize güvenin!&#8221;</p>
<p><strong>Karnı zil çalmak:</strong> Çok acıkmış olmak.&#8221;Bugün hiçbir şey yiyemedim, karnım zil çalıyor!&#8221;</p>
<p><strong>Karşı çıkmak:</strong> 1. Gelenleri karşılamak üzere yola ya da kapı önüne çıkmak. 2. İleri sürülen fikrin, tutulan yolun yanlış olduğunu söylemek.&#8221;Her fikrime karşı çıkmak zorunda mısın?&#8221;</p>
<p><strong>Karşı durmak:</strong> Bir güce boyun eğmemek, direnmek.&#8221;Düşmana karşı durmak boynumuzun borcudur.&#8221;</p>
<p><strong>Karşı koymak:</strong> Engel olmaya çalışmak, direnmek, güç kullanarak dayanmak, boyun eğmemek.&#8221;Hırsızlar polise silâhla karşı koymaya çalıştılar.&#8221;</p>
<p><strong>Kasıp kavurmak:</strong> 1. Bir afet çok zarar vermek, mahvetmek. 2. Baskı yaparak, kıyıcı davranışlarda bulunarak bir topluluğu ezmek; zulmetmek, ortalığı korku ve dehşet içinde bırakmak.&#8221;Eşkıyalar ortalığı kasıp kavurmaya başladılar!&#8221;</p>
<p><strong>Kaş göz etmek:</strong> Kaş ve göz hareketleriyle bir işaret vermeye, istediğini bu yolla anlatmaya çalışmak.&#8221;Kalabalıkta kaş göz ederek Hasan`ı çağırmayı düşündü.&#8221;</p>
<p><strong>Kaşıkla yedirip, sapıyla göz çıkarmak:</strong> Bir iyilik yaptıktan sonra, bu iyiliği hiçe indirecek bir kötülük yapmak.</p>
<p><strong>Kaşla göz arasında:</strong> Çok çabuk, kimsenin sezmesine fırsat vermeyecek kadar az bir zaman içinde.&#8221;Kaşla göz arasında kapıverdi mendili.&#8221;</p>
<p><strong>Kaşlarını çatmak:</strong> Kızgın, öfkeli ve sinirli olduğunu kaşlarını birbirine yaklaştırarak göstermeye çalışmak.&#8221;Bana öyle kaşlarını çatıp durma!&#8221;</p>
<p><strong>Kaş yapayım derken göz çıkarmak:</strong> İşi düzelteyim, bir iyilik yapayım derken büsbütün bozmak ve büyük bir zarar vermek.</p>
<p><strong>Katı yürekli:</strong> Acımasız, merhametsiz, acı veren şeylere aldırmayan.&#8221;Onun gibi katı yürekli bir insan daha görmedim desem yeridir.&#8221;</p>
<p><strong>Kayıtsız kalmak:</strong> Umursamamak, önem vermemek, ilgi göstermemek.&#8221;Onun bu kötülüklerine kayıtsız kalmak mümkün mü?&#8221;</p>
<p><strong>Kazan kaldırmak:</strong> Yönetime karşı topluca karşı gelmek, baş kaldırmak.&#8221;Maden işçileri kazan kaldırmış diyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Kazık yutmuş gibi:</strong> Dimdik (duran, oturan, yürüyen).</p>
<p><strong>Kazın ayağı öyle değil:</strong> &#8220;Durum, mesele senin sandığın gibi değil&#8221; anlamında kullanılır.</p>
<p><strong>Keçileri kaçırmak:</strong> Düşünme yeteneğini kaybetmek, aklını oynatmak, delirmek, bunalım içinde olmak,&#8221;Doktor, keçileri kaçırmış diyorlar!&#8221;</p>
<p><strong>Kedi ciğere bakar gibi (bakmak):</strong> İmrenerek, iştahla, ele geçirme isteği ile bakmak.</p>
<p><strong>Kedi gibi dört ayak üstüne düşmek:</strong> En zor, en tehlikeli durumdan zarar görmeden kurtulmak.</p>
<p><strong>Kedi olalı bir fare tuttu:</strong> İlk defa, neden sonra kendisinden beklenen bir iş yapabildi.&#8221;Temsilcimiz, nihayet kedi olalı bir fare tuttu, yüklü bir iş yakaladı.&#8221;</p>
<p><strong>Kefeni yırtmak:</strong> Ağır bir hasta ölüm tehlikesini atlamak.&#8221;Üzülmeyin, kefeni yırttı büyük anneniz.&#8221;</p>
<p><strong>Kel başa şimşir tarak:</strong> Pek çok ihtiyaç giderilmeyi beklerken gereksiz özenti ve gösterişi belirtmek için kullanılır.</p>
<p><strong>Keli görünmek:</strong> Bir kabahati, kusuru ortaya çıkmak.&#8221;Kelinin görünmeyeceğini sanıyordu şapşal!&#8221;</p>
<p><strong>Kel kâhya:</strong> Bilgisi olsun olmasın her işe karışan, burnunu sokan.</p>
<p><strong>Kelle götürür gibi:</strong> Gerekli olmayan bir acelecilikle, bir şey ulaştıracakmış gibi çok hızlı koşarak.</p>
<p><strong>Kelleyi koltuğuna almak:</strong> Ölümü göze alarak bir işe kalkışmak.&#8221;Kelleyi koltuğuna alıp düşman karşısına çıkmak her babayiğidin harcı değil.&#8221;</p>
<p><strong>Kemerleri sıkmak:</strong> Tutumlu davranmak, açlığa ve susuzluğa katlanmak.&#8221;Kemerleri sıktıra sıktıra millette hâl bırakmadılar.&#8221;</p>
<p><strong>Kem küm etmek:</strong> Anlatmak istediğini açık seçik ifade edememek, bir soru karşısında bocalayıp cevap bulamayarak anlamsız sözler söylemek.&#8221;Kem küm etme de ne söyleyeceksen söyle çabuk!&#8221;</p>
<p><strong>Kendi hâlinde:</strong> Sessiz, hiçbir şeye karışmayan, karışmak istemeyen, sakin (kimse).&#8221;Yazık olmuş, kendi hâlinde biriydi, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmazdı.&#8221;</p>
<p><strong>Kendi göbeğini kendi kesmek:</strong> İstediği yardım gelmeyince kendi işini kendi yapmak durumunda kalmak.&#8221;O her zaman kendi göbeğini kendisi kesmiş, kimseden yardım beklememiştir.&#8221;</p>
<p><strong>Kendi kendine gelin güvey olmak: </strong>Başkalarının ne diyeceğini hesaba katmadan, bir işi sadece kendi başına tasarlayıp olmuş sayarak sevinmek.&#8221;Kendi kendine gelin güvey olmayı bırak, bakalım kız ne diyecek bu işe.&#8221;</p>
<p><strong>Kendi kendini yemek:</strong> İstediği iş olmadı diye gizli gizli üzülmek, kaygı duymak.&#8221;Kendi kendimi yedim bitirdim bu iş yüzünden.&#8221;</p>
<p><strong>Kendinden geçmek:</strong> 1. Kendini kaybetmek, bayılmak, bilinci işlemez olmak. 2. Sevindirici bir olay karşısında coşkuya kapılmak, duygulanmak.&#8221;Dün gece bizim adam yine kendinden geçti, hastaneye zor yetiştirdik.&#8221;</p>
<p><strong>Kendinden pay (paha) biçmek:</strong> Bir durumu kendi durumu ile ölçüştürmek.</p>
<p><strong>Kendine gelmek:</strong> 1. Sarhoşluktan, bayıldıktan sonra ayılmak. 2. Aklı başına gelmek. 3. Bozuk olan durumu düzelmek.&#8221;Oh, nihayet kendine geldi bizim adam!&#8221;</p>
<p><strong>Kendine yedirememek:</strong> Yapılan bir işi onur kırıcı görüp, kişiliğine dokunmuş sayarak tepki göstermek; kendisinin başkasına yapması söz konusu olan işi, kişiliği için uygun görmeyip yapmamak.</p>
<p><strong>Kendine yontmak</strong>: Ortaya çıkan fırsattan yararlanıp başkalarını düşünmeyerek hep kendi çıkarını sağlayacak yönde hareket etmek.&#8221;Hep kendine yontma, biraz da bizi düşün, biz de insanız!&#8221;</p>
<p><strong>Kendini ağır satmak:</strong> Kendisinden yapılması istenen işi, birçok ricadan, birçok ısrardan sonra yapmayı kabul etmek.&#8221;Kendini ağır satmakla adam olduğunu mu kanıtlayacak?&#8221;</p>
<p><strong>Kendini alamamak:</strong> İstemeyerek bir işi yapmak durumunda kalmak, yapmamayı edememek, kendini tutamayıp yapmak.&#8221;Ona bir tokat atmaktan kendimi alamadım işte!&#8221;</p>
<p><strong>Kendini ateşe atmak:</strong> Bilerek zor ve tehlikeli bir işe girişmek.&#8221;Kendisini ateşe atmasına izin mi vereceksiniz?&#8221;</p>
<p><strong>Kendini bulmak:</strong> 1. İyi bir duruma kavuşmak. 2. Kişilik kazanıp olgunluğa erişmek. 3. Farkında olmadan bir yere ulaşmış olmak.&#8221;Nihayet kendimi buldum, bundan böyle ekonomik sıkıntı çekmeyeceğim.&#8221;</p>
<p><strong>Kendini dev aynasında görmek:</strong> Kendisini olduğundan büyük bir adam sanmak; üstün, yetenekli, güçlü görmek.&#8221;Kendini dev aynasında görmekten ne zaman vaz geçeceksin ha!..&#8221;</p>
<p><strong>Kendini dinlemek:</strong> 1. Önemsiz, küçük rahatsızlıkları büyütmek; hastalık kuruntusu içinde bulunmak. 2. Yalnız, sakin kalmak.&#8221;Uzun bir süre kendimi dinledim, olup biteni tekrar tekrar gözden geçirdim.&#8221;</p>
<p><strong>Kendini göstermek:</strong> 1. Ortaya çıkmak, belirmek. 2. Beğenilecek, takdir edilecek niteliklerini ortaya koymak; gücünü göstermek.&#8221;Uzun bir aradan sonra sergi açmaya, kendini göstermeye karar verdi.&#8221;</p>
<p><strong>Kendini kaptırmak</strong>: Bir şeyin etkisinden kendini kurtaramamak.&#8221;Bu yaştan sonra kendimi sigaraya kaptıracağım hiç aklıma gelmezdi doğrusu.&#8221;</p>
<p><strong>Kendini kaybetmek:</strong> 1. Düşüp bayılmak. 2. Kızgınlık, öfke yüzünden ne yaptığını bilmeyecek hâle gelmek.&#8221;Bir iki söz söyledikten sonra kendini kaybetti, oraya yığılıverdi.&#8221;</p>
<p><strong>Kendini toplamak:</strong> 1. Kötü, bozuk olan durumunu düzeltmek. 2. Bir konu üzerinde dikkatini yoğunlaştırmak. 3. Şişmanlamak.&#8221;Bizim oğlan kendini iyice toparladı, şimdi ev almayı düşünüyor.&#8221;</p>
<p><strong>Kendini tutamamak:</strong> Bir durum karşısında sessiz ve heyecana kapılmadan durmayı başaramamak, kendine hâkim olamamak.&#8221;Kendimi tutamadım, ben de ağlamaya başladım.&#8221;</p>
<p><strong>Kendini vermek:</strong> Bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak, başka şeylerle ilgisini kesip yalnızca onunla ilgilenmek, bir şeyi tüm gücüyle yapmaya çalışmak.&#8221;İşe henüz kendini vermiş sayılmaz.&#8221;</p>
<p><strong>Kendi payıma:</strong> &#8220;Bana gelince, bana kalırsa, fikrime göre, bana sorarsanız&#8221; anlamlarında kullanılır.</p>
<p><strong>Kendi yağıyla kavrulmak:</strong> Elindekiyle yetinmeye, kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalışmak; ihtiyaçlarını kendi karşılayarak kimseden yardım istememek.&#8221;Nasıl olalım, kendi yağımızla kavrulup gidiyoruz işte&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>Kene gibi yapışmak:</strong> Yakasını bir türlü bırakmamak; istenmediği hâlde, çıkar sağladığı için birinin peşini bırakmamak.&#8221;Kene gibi yapışmıştı adamın yakasına, peşini bir türlü bırakmıyordu.&#8221;</p>
<p><strong>Kesenin ağzını açmak:</strong> Bol para harcamaya başlamak.&#8221;Babam kesenin ağzını açtı nihayet.&#8221;</p>
<p><strong>Keyfinin kâhyası (olmamak):</strong> Birisine karışmaya hakkı olmamak, istediği gibi yaşamasına engel olmamak.&#8221;O benim keyfimin kâhyası olamaz, ben dilediğim gibi yaşarım, karışamaz bana!&#8221;</p>
<p><strong>Keyif çatmak:</strong> Neşeli olmak, hoş ve eğlenceli zaman geçirmek.&#8221;İşi nihayet bitirmiştik, sıra şimdi keyif çatmaya gelmişti.&#8221;</p>
<p><strong>Keyif ehli</strong>: Rahatına düşkün kimse, zevkinden bol bol yararlanan.&#8221;Oldukça rahat, keyif ehli bir insandı.&#8221;</p>
<p><strong>Kılı kırk yarmak:</strong> Titizlenmek, çok dikkat ederek en ince ayrıntılarına kadar incelemek, önemle üstünde durmak.&#8221;Bir malı almadan önce kılı kırk yararcasına evirir çevirir ve öyle alırdı.&#8221;</p>
<p><strong>Kılına dokunmamak:</strong> Bir kimseye, zarar verebilecek en ufak davranıştan bile kaçınmak.&#8221;İnan anne, kılına bile dokunmadım kardeşimin!&#8221;</p>
<p><strong>Kılını bile kıpırdatmamak (veya oynatmamak):</strong> Bir durum karşısında en küçük bir tepki bile göstermemek, ilgisiz kalmak, harekete geçmemek.&#8221;Onca insan üstüme yürüdü ama o kılını bile kıpırdatmadı.&#8221;</p>
<p><strong>Kıl payı (kalmak):</strong> Çok az, az bir fark (kalmak).&#8221;Araba o hızla virajı alamadı, uçuruma yuvarlanmasına kıl payı kalmıştı.&#8221;</p>
<p><strong>Kıran girmek:</strong> 1. Daha önce bulunan şey bulunmaz olmak. 2. Hayvanlar ya da insanlar arasında öldürücü bir hastalık yayılmak.&#8221;Kıran girdi, bütün koyunlar telef oldu.&#8221;</p>
<p><strong>Kırık dökük:</strong> 1. Eski çürük, sağlam olmayan, değersiz (şey). 2. Düzgün olmayan, parça parça, dağınık (söz).&#8221;Şu kırık dökük eşyaları ortadan kaldırın hemen!&#8221;</p>
<p><strong>Kırıp geçirmek:</strong> 1. Yakıp yıkarak, baskı yaparak, öldürerek büyük zarar vermek. 2. Çok sert davranarak darıltmak. 3. Garip olan söz ve davranışlarıyla herkesi güldürmekten katıltmak.</p>
<p><strong>Kırk dereden su getirmek:</strong> Birini kandırmak için çok dolambaçlı gerekçeler ileri sürmek, ikna edebilmek için çok uğraşmak.&#8221;Ne inatçı adammış, bir evet demek için kırk dereden su getirtti bana.&#8221;</p>
<p><strong>Kırklara kırışmak:</strong> Bir kimse artık ortalıkta görünmez olmak.</p>
<p><strong>Kırk tarakta bezi bulunmak:</strong> Birbirinden farklı birçok işle uğraşmak, birçok ilişkisi bulunmak, gizli ilişkileri olmak.&#8221;Ne iş yaptığı belli değil, kırk tarakta bezi var adamın.&#8221;</p>
<p><strong>Kısmeti açılmak:</strong> 1. Kazancı artıp bolluğa erişmek. 2. Bir kızı isteyenlerin çoğalması.&#8221;Bu miras kızın kısmetini de açtı hani!&#8221;</p>
<p><strong>Kısmetini (nimetini) ayağıyla tepmek:</strong> Kavuşacağı iyi bir durumu, kıymetini bilmeyerek reddetmek; istememek, değerlendirememek.</p>
<p><strong>Kıssadan hisse almak:</strong> Bir olaydan, anlatılan bir hikâyeden ders almak.</p>
<p><strong>Kıt kanaat (geçinmek):</strong> Yoksulluk içinde, zar zor ve güçlükle (geçinmek).&#8221;Bir zamanlar biz de kıt kanaat geçiniyorduk.&#8221;</p>
<p><strong>Kıvamına gelmek (bulmak):</strong> En uygun zamanında olmak, gerekli ve istenilen şartlar yerine gelmek, istenilen duruma gelmek.</p>
<p><strong>Kıyamet kopmak:</strong> 1. Kıyamet günü gelmek. 2. Bir yerde çok gürültü ve patırtı kavga, telâş olmak.&#8221;Kıyamet günü gelecek ve insanlar sonunda hesaba çekilecekler.&#8221;</p>
<p><strong>Kızarıp bozarmak:</strong> Utanarak renkten renge girmek, kimi duyguların etkisiyle yüzünün rengi değişmek.&#8221;Pot kırdığını anlayınca ne yapacağını şaşırdı, kızarıp bozaran yüzünü kapatmaya çalıştı.&#8221;</p>
<p><strong>Kızıl (kızılca) kıyamet kopmak:</strong> Bir meselede büyük, aşırı, gürültülü bir kavgaya yol açmak; yüksek sesli tartışma başlatmak.&#8221;Sizin bostanlara su vermeyeceğim deyince kızılca kıyamet koptu.&#8221;</p>
<p><strong>Kilit noktası:</strong> Bütün işlerin çözümlenmesi ona bağlı olan önemli unsur, üzerinde durulması gereken en önemli nokta, makam veya yer.</p>
<p><strong>Kimseye eyvallah etmemek:</strong> Kimseden yardım ve iyilik beklememek, kimsenin minneti altına girmemek.&#8221;Bu yaşa kadar kimseye eyvallah etmedim, bundan sonra da edecek değilim.&#8221;</p>
<p><strong>Kim vurduya gitmek:</strong> Bir kargaşa anında ve kalabalık arasında kimin tarafından vurulduğu veya dövüldüğü belli olmamak.</p>
<p><strong>Kirişi kırmak:</strong> Kaçıp gitmek, bulunduğu yerden gizlice ve çabucak ayrılmak.&#8221;Kavga başlayınca kirişi kırarım diye düşündü.&#8221;</p>
<p><strong>Kirli çamaşırlarını ortaya dökmek</strong>: Ayıp, suç ve kusurlarını, gizli kalmış yolsuzluklarını açığa çıkarmak; açıklamak, söylemek.&#8221;Kirli çamaşırları ortaya dökülünce ne yapacağını şaşırdı.&#8221;</p>
<p><strong>Kitaba el basmak:</strong> Elini kutsal kitap olan Kur`ân-ı Kerim üzerine koyarak yemin etmek.</p>
<p><strong>Kitabına uydurmak:</strong> Kanunî olmayan bir işi kimi boşluklardan yararlanarak kanunî imiş gibi göstermek.&#8221;İşi kitabına uydurmuşlar, çok zengin olmuşlardı.&#8221;</p>
<p><strong>Kof çıkmak:</strong> İşe yaramadığı, sanıldığı gibi olmadığı, boş ve değersiz bir kişi olduğu anlaşılmak.</p>
<p><strong>Kokusu çıkmak:</strong> Gizli yapılmış bir iş, daha sonra herkes tarafından bilinir olmaya başlamak.&#8221;Bu işin kokusu çıkar diye korkuyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Kolaçan etmek:</strong> Çevresini ya da kendisinden istenilen yeri dolaşıp ne var ne yok diye bakmak, olup biteni anlamak amacıyla dolaşmak.&#8221;Bir kişi etrafı şöyle bir kolaçan etsin de gelsin.&#8221;</p>
<p><strong>Kol kanat olmak:</strong> Yardım etmek, gözetmek, bir kimseyi koruyuculuğu altına almak.</p>
<p><strong>Koltukları kabarmak:</strong> Kendisine ya da yakınlarına yapılan övgüden ötürü kıvanç duyup büyüklenmek, böbürlenmek.&#8221;Oğlun oldukça becerikli dedikleri zaman koltuklarım kabardı doğrusu.&#8221;</p>
<p><strong>Kolu kanadı kırılmak:</strong> Çaresiz duruma düşmek, bir şey yapamaz hâle gelmek.&#8221;Kolu kanadı kırılmış bir vaziyette dolaşıyordu.&#8221;</p>
<p><strong>Korktuğu başına gelmek:</strong> Endişe duyduğu, kaygılandığı, olmasını istemediği şeyle karşı karşıya gelmek.&#8221;Korktuğum başıma geldi, ne yapacağım şimdi ben!&#8221;</p>
<p><strong>Koyun kaval dinler gibi:</strong> Düşünmeden, hiçbir şeyi anlamadan, ne denildiğini kavramadan dinlemek.&#8221;Beni koyun dinler gibi dinleyip çekip gittiler.&#8221;</p>
<p><strong>Kozunu paylaşmak:</strong> Aradaki anlaşmazlığı zora başvurarak, üstün olan güce dayandırarak çözümlemek, sona erdirmek.&#8221;Onunla kozunu paylaşmaya can atıyordu.&#8221;</p>
<p><strong>Kök salmak:</strong> 1. Bir yere iyice, ayrılmamacasına yerleşmek. 2. İyice tutunmak, köklenmek, sağlamlaşmak, yayılmak.&#8221;Onun sevgisi, içine iyice kök salmıştı.&#8221;</p>
<p><strong>Kök söktürmek:</strong> Uğraştırmak, güçlük çıkarmak, engel olmak.&#8221;O takıma kök söktürmeye yemin ettik.&#8221;</p>
<p><strong>Köküne kibrit suyu dökmek:</strong> Bir daha belirmeyecek, ortaya çıkmayacak biçimde yok etmek, ortadan kaldırmak.</p>
<p><strong>Köprüleri atmak:</strong> Girişilen, başlanılan bir işten vazgeçmeye ya da geri dönmeye imkânı kalmayacak şekilde kesin bir davranış göstermek; ilişkileri bir daha kurulamayacak biçimde bozmak.</p>
<p><strong>Kör değneğini beller gibi:</strong> Bir değişiklik, yenilik düşünmeden, hep aynı biçimde davrananların durumunu anlatmak için kullanılır.</p>
<p><strong>Kör dövüşü:</strong> Sonuç alınamayacak ve birbirini engelleyecek biçimde, bir birinden habersiz düzensiz ve uyumsuz çabalama.</p>
<p><strong>Kör kadı:</strong> Sözünü esirgemeyen; doğru bildiğini hatır gönül dinlemeden her yerde, herkesin yüzüne karşı söyleyen.</p>
<p><strong>Köstek olmak:</strong> Engel olmak.&#8221;Sen köstek olma yeter.&#8221;</p>
<p><strong>Körü körüne:</strong> Düşünüp taşınmadan, nasıl sonuçlanacağını hesaplamadan, dikkat etmeden.&#8221;Bu işe öyle körü körüne giremem, anladın mı?&#8221;</p>
<p><strong>Köşe bucak:</strong> Göze çarpmayan, önemsiz yer.</p>
<p><strong>Kötüye kullanmak:</strong> Suiistimal etmek, yetkisini yanlış bir yolda kullanmak, istenilmeyen yolda yararlanmak.&#8221;Benim yumuşaklığımı kötüye kullandı.&#8221;</p>
<p><strong>Kraldan çok kralcı olmak:</strong> Birinin davasını ondan daha çok savunur olmak.</p>
<p><strong>Kucak açmak:</strong> İhtiyaç sahibi birine sığınacak yer vermek, onu korumak.&#8221;Muhtaçlara kucak açmak insanlık görevidir.&#8221;</p>
<p><strong>Kumkumav gibi:</strong> Yapayalnız, tek başına.</p>
<p><strong>Kulağı delik:</strong> Olup bitenleri çabuk haber alan, hemen her şeyden haberi olan.&#8221;Hasan mı, ne kulağı delik adamdır o, ne öğreneceksen ona sor.&#8221;</p>
<p><strong>Kulağı kirişte (olmak):</strong> Söylenecek sözü, gelecek haberi dikkatlice (beklemek).&#8221;Kulağınız kirişte olsun, ne duyarsanız iletin hemen.&#8221;</p>
<p><strong>Kulağına çalınmak:</strong> Bir söz, bir haber başkasına söylenirken kendisi de şöyle böyle duymak. o&#8221;Senin şehre gideceğin kulağıma çalındı, ne diyorsun?&#8221;</p>
<p><strong>Kulağına kar suyu kaçmak:</strong> Rahatını bozan bir haber işitmek, sıkışık bir duruma düşmek.</p>
<p>[ad3]</p>
<p><strong>Kulağına küpe olmak</strong>: Başına gelen bir işten, gördüğü olaydan ders alıp hiç unutmamak.&#8221;Umarım bu iş senin kulağına küpe olur da aynı hataya bir daha düşmezsin.&#8221;</p>
<p><strong>Kulağını açmak:</strong> Bütün dikkatini vererek dinlemek, söylenenlere dikkat etmek.&#8221;Kulağını aç da beni iyi dinle!&#8221;</p>
<p><strong>Kulağını bükmek:</strong> Dikkatli olması için uyarıda bulanmak.</p>
<p><strong>Kulağını çekmek:</strong> 1. Uyarmak için hafif bir ceza vermek. 2. Ceza olarak kulağını büküp çekmek.&#8221;Şimdi bana kulağınızı çektireceksiniz!&#8221;</p>
<p><strong>Kulak asmamak:</strong> Aldırıp önemsememek, dinlememek.&#8221;Kulak asma sen onun söylediklerine.&#8221;</p>
<p><strong>Kulak dolgunluğu:</strong> Duya duya elde edinilen yarı buçuk bilgi.</p>
<p><strong>Kulak kabartmak:</strong> Çaktırmadan, belli etmemeye çalışarak dinlemek.&#8221;Dayanamayıp yanındakilerin konuşmalarına kulak kabarttı.&#8221;</p>
<p><strong>Kulak kesilmek:</strong> Çok iyi, bütün dikkatini vererek dinlemek; dikkatini toplayarak duymaya çalışmak.&#8221;Ne konuştuklarını merak ediyordum, yanlarına yaklaşarak kulak kesildim.&#8221;</p>
<p><strong>Kulaklarını çınlatmak:</strong> Birini iyi duygularla anmak.</p>
<p><strong>Kul hakkı:</strong> İslâm dinine göre, insanların birbirleri üzerindeki hakları.&#8221;Öte dünyaya kul hakkıyla gitmem inşallah.&#8221;</p>
<p><strong>Kul köle (veya kurban) olmak</strong>: Tam bir doğruluk içinde gönülden bağlanmak, bağlılığın gerektirdiği fedakârlığı yapmaya hazır olmak.</p>
<p><strong>Kulp takmak</strong>: Bir kusur, bir bahane bulmak.</p>
<p><strong>Kumpas kurmak:</strong> Birini aldatmak için tuzak kurmak, gizli bir iş düzenlemek.</p>
<p><strong>Kundak sokmak:</strong> 1. Yangın çıkarmak için bir yere tutuşmuş yağlı bez parçası koymak. 2. Ara bozacak bir söz ya da davranışta bulunmak.</p>
<p><strong>Kurban olayım:</strong> 1. Aşırı sevgi ve hayranlık anlatmak için kullanılır. 2. Yalvarmak için söylenir.&#8221;Kurban olayım yavruma dokunmayın!&#8221;</p>
<p><strong>Kurşuna dizmek:</strong> Ölüm cezasını askerî bir birliğin attığı kurşunlarla yerine getirmek, sıkılan kurşunlarla öldürmek.&#8221;Bütün köy halkını kurşuna dizdiler!&#8221;</p>
<p><strong>Kurtlarını dökmek:</strong> Öteden beri yapmak istediği şeyi bol bol yapıp hevesini almak.&#8221;Bu akşam biraz kurtlarımızı dökelim, ne dersin?&#8221;</p>
<p><strong>Kurt masalı okumak:</strong> İnandırıcı, gereksiz, asılsız sözler (söylemek).</p>
<p><strong>Kuru iftira:</strong> Hiçbir kanıtı olmayan suçlama.&#8221;Allah kuru iftiradan korusun hepimizi!&#8221;</p>
<p><strong>Kuru kalabalık:</strong> 1. Yararsız kırık dökük eşya. 2. Hiçbir işe yaramayan insan topluluğu.&#8221;Bu kuru kalabalığa güvenip de sakın yola çıkma.&#8221;</p>
<p><strong>Kuru kuruya:</strong> Boşuna, boş yere.</p>
<p><strong>Kuru sıkı:</strong> 1. Korkutmak amacıyla söylenen sözler, blöf. 2. Yalnız barutla sıkılanmış tüfek veya fişek dolgusu.</p>
<p><strong>Kuş beyinli:</strong> Akılsız, aptal, ahmak.</p>
<p><strong>Kuş kadar canı olmak:</strong> Küçük, cılız, zayıf, çelimsiz bir vücuda sahip olmak.</p>
<p><strong>Kuş sütüyle beslemek:</strong> En pahalı, değerli az bulunur besinlerle yiyip içirmek.</p>
<p><strong>Kuş uçmaz, kervan geçmez:</strong> Çok ıssız, sapa, kır, insanın uğramadığı yer.&#8221;Başını alıp kuş uçmaz kervan geçmez bir diyara gitti.&#8221;</p>
<p><strong>Kuş uçurmamak</strong>: Hiç kimsenin geçmesine, kaçmasına izin vermemek; imkân tanımamak, bunun için çok dikkatli davranmak.&#8221;Sıkı gözcülerdir, kuş uçurtmazlar, merak etme!&#8221;</p>
<p><strong>Kuvvetten düşmek (kesilmek):</strong> Gücü iyice azalmak.</p>
<p><strong>Kuyruğuna basmak:</strong> Birini tahrik etmek, incitip saldırmasına yol açmak.</p>
<p><strong>Kuyruklu yalan:</strong> İnsanın kanması için süslenmiş büyük yalan.&#8221;İnanmayın ona, söyledikleri kuyruklu yalandan başka bir şey değil!&#8221;</p>
<p><strong>Kuyruk sallamak:</strong> Yaltaklanmak, birisine yaranmak için yapmacık davranışlarda bulunup şirin görünmeye çalışmak.&#8221;Bütün gece boyunca şirket müdürüne kuyruk sallayıp durdu.&#8221;</p>
<p><strong>Kuyusunu kazmak:</strong> Birinin kötü duruma düşmesi, felâkete uğraması, zarar görmesini sağlamak için zemin hazırlamak, tuzak kurmak.&#8221;Adamın kuyusunu kazıp da elinize ne geçecek.&#8221;</p>
<p><strong>Küçük dilini yutmak:</strong> Çok şaşmak, hayrete düşmek, donakalmak, hiçbir şey söyleyemez hâle gelmek.&#8221;Ne o dostum, küçük dilini mi yuttun?&#8221;</p>
<p><strong>Küçük düşürmek:</strong> Onurunu kırmak, birilerinin yanında itibarını sarsmak ve değerini düşürmek.&#8221;Dikkatli ol, bir pot kırıp da kendini küçük düşürme sakın.&#8221;</p>
<p><strong>Küçük görmek:</strong> Önemsememek, değer vermemek.&#8221;Hasmınızı sakın küçük görmeyin çocuklar!&#8221;</p>
<p><strong>Külâhıma anlat:</strong> &#8220;Söylediklerin hiç de inandırıcı değil, sana inanmıyorum&#8221; anlamında kullanılır.</p>
<p><strong>Külâhını ters giydirmek:</strong> Çok kurnaz olmak; oyuna getirmek, kendisine iyi davranmayanları bir hile ile yaptıklarına pişman etmek.</p>
<p><strong>Külâhları değişmek:</strong> &#8220;Araları bozulmak, bozuşmak&#8221; anlamında tehdit olarak kullanılır.&#8221;Hareketlerini düzeltmezsen külâhları değişiriz, ona göre!&#8221;</p>
<p><strong>Kül kedisi:</strong> 1. Çok üşüyen, ateşin yanından ayrılmayan (kimse). 2. Uyuşuk, miskin, rahatına düşkün, tembel.</p>
<p><strong>Kül kesilmek:</strong> Heyecan ve korkudan yüzünün rengi atmak, solmak.&#8221;Katili karşısında görünce yüzü kül kesildi.&#8221;</p>
<p><strong>Kül olmak:</strong> 1. Bir şey bütünüyle yanmak. 2. Varını yoğunu yitirmek, elinde bulunanlar yok olmak. 3. Büyük bir felâkete uğrayıp çok üzülmek.</p>
<p><strong>Külünü (göğe) savurmak:</strong> Bir şeyi tamamiyle bitirip yok etmek, harcayıp tüketmek, telef edip bir şey bırakmamak.</p>
<p><strong>Kül yutmamak</strong>: Oyuna gelmemek, tuzağa düşmemek, kurnazca yapılan bir hileye aldanmamak.&#8221;Bana kül yutturamazsınız diyemem ama yeterince dikkatli olduğumu söyleyebilirim.&#8221;</p>
<p><strong>Künyesi bozuk:</strong> Eskiden kötü durumları görülmüş olan, kötü işlere girmiş bulunan.&#8221;Künyesi bozuk diye, bu adama hiç kimse iş vermeyecek mi?&#8221;</p>
<p><strong>Küplere binmek</strong>: Haddinden fazla öfkelenme, kızmak, sağa sola ateş saçmak.&#8221;Yeni saatimi kırdığımı öğrenen annem küplere bindi.&#8221;</p>
<p><strong>Küpünü doldurmak:</strong> Eline geçen fırsatları değerlendirerek çok para biriktirmek.&#8221;Küpünü doldurmayı becerebilenlerden olamadım hiç.&#8221;</p>
<p><strong>Kürek kadar (pabuç kadar) dili olmak:</strong> Hemen her söze cevap yetiştirmek, büyüklerine karşı saygısızca karşılıklar verir olmak.</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/k_harfi_ile_baslayan_deyimler/">K Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/k_harfi_ile_baslayan_deyimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İ Harfiyle Başlayan Deyimler</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/i_harfi_ile_baslayan_deyimler/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/i_harfi_ile_baslayan_deyimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2008 09:48:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112938</guid>

					<description><![CDATA[<p>İbret almak: Kötü bir olaydan etkilenerek ders almak.&#8221;Görmesini bilseydi ibret alırdı her hâlde.&#8221; İcabına bakmak: 1. Gereğini yerine getirmek. 2. Yok etmek, ortadan kaldırmak.&#8221;O adamın icabına bakarız, merak etme sen.&#8221; İç çekmek: Üzüntüyle göğüs geçirmek, derin derin soluk alıp hıçkırıkla ağlamak.&#8221;Yavrucağın iç çekişi dayanılır gibi değildi.&#8221; İç etmek: Eline geçen bir şeyi sahibine bildirmeden kendisine mal etmek, ortadan kaldırıp [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/i_harfi_ile_baslayan_deyimler/">İ Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>İbret almak:</strong> Kötü bir olaydan etkilenerek ders almak.&#8221;Görmesini bilseydi ibret alırdı her hâlde.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İcabına bakmak:</strong> 1. Gereğini yerine getirmek. 2. Yok etmek, ortadan kaldırmak.&#8221;O adamın icabına bakarız, merak etme sen.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İç çekmek:</strong> Üzüntüyle göğüs geçirmek, derin derin soluk alıp hıçkırıkla ağlamak.&#8221;Yavrucağın iç çekişi dayanılır gibi değildi.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İç etmek:</strong> Eline geçen bir şeyi sahibine bildirmeden kendisine mal etmek, ortadan kaldırıp kimseye göstermemek.&#8221;Babasına bildirmeden o kadar parayı iç etmiş.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İç gıcıklamak:</strong> 1. Huylandırmak. 2. İstek uyandırmak.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi açılmak:</strong> Sıkıntısı dağılıp gitmek, ferahlamak.&#8221;Denizi, kuşları, ağaçları seyre dalarım, böylelikle içim açılır, rahatlarım.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi cız etmek:</strong> Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek.&#8221;O zavallı ihtiyarı birden bire karşımda görünce içim cız etti.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi çekmek: </strong>Canı arzu etmek, istek duymak.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi çıfıt çarşısı: </strong>1. Başkaları için daima art niyet besleyen, içinden türlü kötülükler geçiren. 2. Çok karışık.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi dışı bir: </strong>İkircikli olmayan, iki yüzlü davranmayan, düşündüğünü açıkça söyleyen, özü sözü bir olan.&#8221;İçi dışı bir olan insanlara her zaman güvenebiliriz.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi dışına çıkmak: </strong>1. Kusmaktan ötürü çok fena olmak. 2. Bindiği taşıtın çok sarsılması yüzünden bedenî rahatsızlık duymak.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi erimek: </strong>Kaygı duymak, çok üzülmek.</p>
<p>[ad1]</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi geçmek:</strong> 1. İstemediği hâlde uyuya kalmak. 2. İşe yaramaz duruma gelmek. 3.<strong> </strong>Yaşlılıktan, zayıflıktan gücü azalmış olmak; hiçbir şeye ilgi duymamak.&#8221;O artık içi geçmiş bir ihtiyardır.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi gitmek:</strong> Çok fazla istek duymak.&#8221;Vitrindeki kızarmış tavuklara içim gidiyordu ama param olmadığı için alıp yiyemiyordum.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi içine sığmamak:</strong> Çok heyecanlanmak, coşkunluk duymak ve sevincini belli etmekten kendini alamamak.&#8221;Annemi karşımda görünce ne yapacağımı şaşırdım, içim içime sığmıyordu, koşup boynuna sarıldım.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi kabarmak (kalkmak):</strong> 1. Midesi bulanmak. 2. Duygulanıp heyecanlanmak. 3. Taşkın bir ağlama duygusu içinde olmak.&#8221;Ne berbat bir koku, içimiz kabarmadan kalkalım buradan.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi kan ağlamak:</strong> İçten, büyük bir üzüntü duymak; dıştan belli etmeyerek çok acımak.&#8221;Çocuğunun yüzüne bakarken içim kan ağlıyordu.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi kazınmak:</strong> Çok acıktığından ötürü midesinde eziklik duymak.&#8221;Sabahtan beri açtı, içi kazınıyor ama belli etmemeye çalışıyordu.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçinden gülmek:</strong> Birisine sezdirmeden içten içe gülmek, eğlenmek.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçinden okumak:</strong> 1. Dudaklarını kıpırdatmadan, hiç ses çıkarmadan okumak. 2. Ses çıkarmadan sövmek, beddua etmek.&#8221;Hikâyeyi şimdi de içinizden okuyacaksınız.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçinden pazarlıklı:</strong> Sinsi, yapacağı kötülükleri sezdirmeyen.&#8221;Senin gibi içten pazarlıklı adamlarla iş yapmam ben.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçine atmak:</strong> 1. Derdini, sıkıntısını kimseye söylememek. 2. Kendisine yapılan kötülüğe karşı sesini çıkarmamakla beraber, bunu unutmamak.&#8221;O her şeyi içine atar, bir gün kanser olacak diye korkuyorum.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçine dert olmak:</strong> Yapmak istediği bir şeyi yapamadığı için kaygılanıp üzüntü duymak.&#8221;Hastahanedeki arkadaşımı ziyarete bir türlü gidemedim, bu da içime dert oldu.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçine doğmak:</strong> Malûm olmak, bir işin olduğunu ya da olacağını sezinlemek, tahmin etmek.&#8221;Onun bize geleceği sanki içime doğmuştu.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçine işlemek:</strong> Duygulanmak, etkilenmek, dokunmak.&#8221;Babamın o etkili sözleri âdeta içime işlemişti sanki.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçine çekilmek (kapanmak):</strong> Duygularını kimseye açmamak, çevresindeki kişilerle ilişkisini kesmek, yalnızlığa gömülmek.&#8221;Kardeşinin ölümünden sonra içine çekildi, kimseyle görüşmüyor.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçine kurt düşmek:</strong> Kuşkulanmak, kendisine zarar geleceğinden şüphe etmek.&#8221;Tilkiyi civarda dolaşırken gördüğü andan itibaren içine kurt düşmüştü.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçine sindirmek:</strong> Benimsemek, iyice kabul etmek.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçine sinmemek:</strong> 1. İçi rahat etmemek, yaptığı şeyden memnun olmamak. 2. İstediği gibi olmadığı için rahatlık, mutluluk duymamak; tadına varamamak.&#8221;İşi bitirdim ama hiç de içime sinmedi.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçine sokacağı gelmek:</strong> Birini aşırı ölçüde, çok sevmek.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçine yedirememek:</strong> Benimsememek, kabul edememek.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçini dökmek:</strong> Dertlerini, sıkıntılarını, üzüntülerini anlatmak.&#8221;Şu koca dünyada içimi dökecek bir insan bulamadım.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçini kemirmek:</strong> Bir üzüntü ve düşünce dolayısıyla rahatsızlık duymak.&#8221;İçini kemiren bu düşünceden kurtulmak istiyordu.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçini (bir) kurt yemek:</strong> Sürekli olarak bir kaygı içinde olmak.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi parçalanmak (paralanmak):</strong> Birine acıyarak çok üzülmek.&#8221;Onun bu hâlini gördükçe içim parçalanıyor.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi rahat etmek:</strong> Endişelenecek bir durum bulunmadığını öğrenerek sıkıntıdan kurtulmak, rahatlamak.&#8221;Ne yapayım, ben anneyim, onlar sağ salim dönerlerse içim rahat edecektir ancak.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi sızlamak:</strong> Bir şey veya kişinin içine düştüğü durum sebebiyle üzülmek.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi titremek:</strong> 1. Çok üşümek. 2. Çok istek duymak. 3. Bir zarar gelecek korkusu içinde bulunmak.&#8221;Hava iyice soğudu, içim titremeye başladı, haydi içeri girelim.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçi yanmak:</strong> 1. Çok susamak. 2. Büyük bir acı sebebiyle çok fazla üzülmek.&#8221;Sanki yalnız onun içi yanıyordu.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçler acısı:</strong> Oldukça üzücü, çok acıklı.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçli dışlı olmak:</strong> Teklifsiz, çok samimi, sıkı fıkı, senli benli olmak.&#8221;Biz Fatma`yla iyice içli dışlı olduk.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İçtikleri su ayrı gitmemek:</strong> Sıkı fıkı dost, samimi arkadaş olmak; birbirlerinden saklayacakları bir şeyleri bulunmamak.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İdare etmek:</strong> 1. Yönetmek, çekip çevirmek. 2. Tutumlu olmak, kullanmak. 3. Elvermek, yetmek, yetişmek, korumak, kurtarmak. 4. Hoş görmek, göz yummak. 5. Örtbas etmek.&#8221;Bu ayakkabıyı bu fiyata veremem, çünkü idare etmez.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İfade vermek:</strong> Sorguya cevap vermek.</p>
<p>[ad2]</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İflâhını kesmek:</strong> Gücünü tamamiyle yok edip bir daha karşı koyamayacak, düzelemeyecek, iş yapamayacak duruma getirmek.&#8221;Ben adamın iflâhını keserim, anladın mı?&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İfrit olmak:</strong> Çok öfkelenmek; aşırı ölçüde, kendini kaybedecek kadar sinirlenip kızmak.&#8221;İfrit oluyorum şu adamın hareketlerine.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İğne atsan yere düşmez:</strong> Çok kalabalık, yürünecek gibi değil.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İğne ile kuyu kazmak:</strong> Zor denecek bir işi yetersiz araç ve gereçlerle başarmaya çalışmak.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İğne ipliğe dönmek:</strong> Aşırı derecede zayıflamak, kilo vermek.&#8221;O iri yarı adam hapisten çıktı ki iğne ipliğe dönmüş.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İğneli söz:</strong> Dokunaklı, kırıcı, üzücü söz.&#8221;O iğneli sözlere ben bile dayanamazdım doğrusu.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İki ahbap çavuşlar:</strong> Hemen her yerde birlikte görülen, birbirlerinden ayrılmayan iki arkadaş, dost.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İki arada bir derede (kalmak):</strong> Sıkışık, zor şartlar altında (kalmak).</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İki ayağını bir pabuca sokmak:</strong> Bir kimseyi, bir işi yapması için zorlamak, sıkıntıya sokmak.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İki cami arasında kalmış beynamaza dönmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> İki yoldan hangisini tutacağını; şöyle mi, böyle mi yapacağını bilememek; şaşırıp bir şey yapamaz olmak.</span></p>
<p><strong>İki cihanda yüzü ak olmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Doğru ve faziletli yaşayıp dünya ve ahrette mükâfat görmek.</span></p>
<p><strong>İki çift söz etmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bir araya gelip birkaç söz söylemek.&#8221;Ne zamandır seninle bir araya gelip de iki çift söz edemedik.&#8221;</span></p>
<p><strong>İki eli kanda olsa:</strong><span style="font-weight: 400;"> Ne kadar önemli olursa olsun, elindeki iş hiç bırakılamayacak derecede olsa bile.&#8221;Söyleyin ona, iki eli kanda olsa da durmasın gelsin.&#8221;</span></p>
<p><strong>İki eli (birinin) yakasında olmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Ahrette, hesap gününde ondan davacı olmak; hakkını istemek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong>İki gözü iki çeşme:</strong> Sürekli, çok ağlayarak.&#8221;Kadıncağız iki gözü iki çeşme ağlayıp duruyormuş.&#8221;</span></p>
<p><strong>İkili oynamak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Birbirine karşı olanlardan hem birini, hem ötekini çıkarı için destelemek.&#8221;Sendika başkanı ikili oynuyormuş.&#8221;</span></p>
<p><strong>İki paralık etmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Değerini, onurunu çok düşürmek.&#8221;Seni arlanmaz utanmaz seni, beni iki paralık ettin, senin yüzünden topluma çıkamaz oldum!&#8221;</span></p>
<p><strong>İki rahmetten biri:</strong><span style="font-weight: 400;"> Ağır hasta olan birisi için &#8220;ya şifa, ya ölüm&#8221; anlamında kullanılır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong>İki sözü bir araya getirememek:</strong> Düşüncelerini, duygularını düzgün bir biçimde anlatamamak, güzel konuşma becerisinden yoksun olmak.</span></p>
<p><strong>İki yakası bir araya gelmemek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Geçim sıkıntısı içinde olmak ve borçtan kurtulamamak, gelir ve giderini denkleştirememek.&#8221;Bilmiyorum ne zaman iki yakamız bir araya gelecek.&#8221;</span></p>
<p><strong>İleri geri konuşmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Yersiz, kırıcı, yaralayıcı biçimde konuşmak.</span></p>
<p><strong>İleri gitmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Söz ve davranışta ölçü dışına çıkmak; gereksiz, aşırı davranışta bulunmak ve haddi aşmak.&#8221;O saygısız adamın daha fazla ileri gitmesine fırsat verilmemelidir.&#8221;</span></p>
<p><strong>İlk göz ağrısı:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. İlk doğan çocuk. 2. İlk sevgili.</span></p>
<p><strong>İmana gelmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Hak dini olan İslâm`ı kabul etmek. 2. En sonunda doğruyu söylemek. 3. Önceden kabul etmediği şeyi sonradan kabul edip uymak.&#8221;İmana gel, tövbe et ki öbür dünyada mutluluğa eresin.&#8221;</span></p>
<p><strong>İnce eleyip sık dokumak</strong><span style="font-weight: 400;">: Titizlik göstermek, bir şeyi en ince ayrıntılarına kadar araştırmak, gözden geçirmek.&#8221;O kadar da ince eleyip sık dokunacak bir iş değil, kaygılanma.&#8221;</span></p>
<p><strong>İn cin top oynamak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Issız, sessiz olmak, bir yerde hiçbir canlı yaratık bulunmamak.&#8221;Adada in cin top oynuyordu sanki.&#8221;</span></p>
<p><strong>İncir çekirdeğini doldurmaz:</strong><span style="font-weight: 400;"> Çok az veya pek önemsiz.&#8221;Ne akılsız adam bunlar, kavga etmelerine sebep olan mesele incir çekirdeğini doldurmaz bile, ayırın şunları.&#8221;</span></p>
<p><strong>İnme inmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Felç olmak, bedenin bir yeri hareketsiz ve duygusuz duruma gelmek.&#8221;Adamın sağ yanına inme inmiş diyorlar.&#8221;</span></p>
<p><strong>İnsan eti yemek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Birini çekiştirmek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong>İnsan evlâdı:</strong> İyi, anlayışlı, ahlâk sahibi insan.&#8221;İnsan evlâdı olmasaydı, tanımadığı birine onca yardım yapar mıydı?&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong>İnsan hâli:</strong> Olabilir, doğaldır, hoş karşılamak gerekir.</span></p>
<p><strong>İnsanlıktan çıkmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Çok zayıflamış, bir deri bir kemik kalmış olmak. 2. İnsanî niteliklerini yitirmek, insana yakışmayacak davranışlarda bulunmak.</span></p>
<p><strong>İnsan sarrafı (olmak):</strong><span style="font-weight: 400;"> İnsanların karakterini çabucak anlayacak duruma gelmiş (olmak).&#8221;Dedem insan sarrafıdır, onu bir görse ne biçim bir adam olduğunu hemen anlayıverir.&#8221;</span></p>
<p><strong>İpe çekmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Asarak öldürmek.</span></p>
<p><strong>İpe un sermek:</strong><span style="font-weight: 400;"> İstenilen işi yapmamak için birtakım bahaneler, sebepler ileri sürmek, güçlük çıkarmak, engeller göstermek.</span></p>
<p><strong>İpi koparmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bağlı bulunduğu yer ya da kişi ile ilişkisini kesmek, aradaki anlaşmazlığı artırmak.</span></p>
<p><strong>İpin ucunu kaçırmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bir yeri yönetmede veya bir şeyi kullanmada gereken ölçüyü kaçırıp, artık duruma hâkim olamamak; çıkmaza girmek.&#8221;Biraz daha dikkatli olmalıyız, yoksa ipin ucunu kaçıracağız.&#8221;</span></p>
<p><strong>İpi sapı yok:</strong><span style="font-weight: 400;"> Birbirini tutmaz, yersiz, anlamsız, işsiz, yersiz yurtsuz, saçma sapan.&#8221;İpi sapı yok bu sözlerin, daha inandırıcı olmalısın.&#8221;</span></p>
<p><strong>İpiyle kuyuya inilmez:</strong><span style="font-weight: 400;"> Kendisine güvenilmez, ona güvenilerek bir işe girilmez.&#8221;O ipiyle kuyuya inilmez adamla yola çıkmam ben.&#8221;</span></p>
<p><strong>İple çekmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Zamanın gelmesini sabırsızlıkla beklemek, çok istemek.&#8221;Yarını iple çekiyorum.&#8221;</span></p>
<p><strong>İpucu vermek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Aranılan şeyi bulmaya yarayan işareti, onu açıklamaya yarayan bilgiyi vermek.&#8221;Bir ipucu vermezsen bu bilmeceyi çözemeyeceğim.&#8221;</span></p>
<p><strong>İsabet etmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Nişan alınan yere değmek, rastlamak. 2. Çıkmak. 3. Yerinde iş görmüş olmak.&#8221;Böyle karar vermekte çok isabet ettiniz.&#8221;</span></p>
<p><strong>İskele vermek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Vapura binmek, vapurdan inmek için iskeleyi uzatmak.</span></p>
<p><strong>İsmi var, cismi yok:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Sözü edilen bir kimse veya şeyin gerçekte var olmadığını anlatmak için kullanılır. 2. Adı olmasına karşılık görevini ve etkinliğini yerine getirmeyen, varlığı ile yokluğu arasında bir fark bulunmayan.</span></p>
<p><strong>İster istemez:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Zorunlu olarak, elinde olmadan. 2. İstemesi üzerine, hiç vakit geçirmeden, istediği anda.&#8221;İster istemez ben de ona bağırdım.&#8221;</span></p>
<p><strong>İstifini bozmamak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bir olay karşısında aldırış etmemek, durum ve davranışını hiç değiştirmemek.&#8221;Karşıma geçmiş avazı çıktığı kadar bağırıyordu, bense istifimi bozmadan bekledim.&#8221;</span></p>
<p><strong>İş ayağa düşmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> İş sorumsuz, yetkisiz ve beceriksizlerin elinde kalmak.&#8221;Bunlar da işi iyice ayağa düşürdüler.&#8221;</span></p>
<p><strong>İş başa düşmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Beklediği yardım gelmeyince, kendi işini kendisi yapmak zorunda kalmak.&#8221;İş başa düştü desene!..&#8221;</span></p>
<p><strong>İş çatallanmak (çatallaşmak):</strong><span style="font-weight: 400;"> Bir işin sonuca oluşması konusunda türlü güçlüklerle karşılaşmak, ya da çeşitli seçeneklerle yüz yüze gelmek, sonuca nasıl ulaştırılacağı bilinemez olmak.&#8221;İş gittikçe çatallaşıyor, sense aldırmıyorsun bile.&#8221;</span></p>
<p><strong>İş çığırından çıkmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bir iş asıl amaçtan çıkarak düzelmesi güç bir durum almak, bir bozukluk ve kargaşalık baş göstermek.</span></p>
<p><strong>İş inada binmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bir işi yapmakta direnmek.</span></p>
<p><strong>İşi düşmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Birinin yardımına ihtiyaç duymak.&#8221;Eh, onun da bize işi düşecek bir gün.&#8221;</span></p>
<p><strong>İşe koşmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Birini bir iş yapmak üzere görevlendirmek, göndermek.</span></p>
<p><strong>İşi ağırdan almak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Acele etmemek, bir işi yapmak için isteksiz görünmek.&#8221;Söyle onlara, işi ağırdan almasınlar, müşteriler mal bekliyor.&#8221;</span></p>
<p><strong>İşi azıtmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Yanlış ve aşırı yollara sapmak.&#8221;Bu çocuk da işi iyice azıttı.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong>İşi Allah`a kalmak:</strong> Güç şartlar altında, beşerden hiçbir yardım umudu kalmamak.&#8221;Kime baş vurduysa bir sonuç alamadı, artık işi Allah`a kalmıştı.&#8221;</span></p>
<p><strong>İşi başından aşmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Pek çok işi olmak, iş içinde kaybolmak.</span></p>
<p><strong>İşi bitmek</strong><span style="font-weight: 400;">: 1. Hâli, gücü kalmamak. 2. Yaptığı işi sona ermek.&#8221;Git de bak, babanın işi bitmiş mi?&#8221;</span></p>
<p><strong>İşi duman olmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> İşi ve durumu kötü olmak, berbat bir durumda bulunmak.</span></p>
<p>[ad3]</p>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong>İşi iş olmak</strong>: İşi yolunda, iyi olmak; hâlinden memnun bulunmak.&#8221;İşi iş herifin, baksana yan gelip yatıyor her gün.&#8221;</span></p>
<p><strong>İşinden olmak</strong><span style="font-weight: 400;">: Bir süredir yaptığı işi elinden gitmek, görevini yitirmek.&#8221;Haydi canım, yoluna git de patronunla kavga etme; yoksa işinden olacaksın.&#8221;</span></p>
<p><strong>İşi sıkı tutmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Gevşekliğe yol açmamak, işe gereken önemi vermek ve sağlıklı yürümesini sağlamak.</span></p>
<p><strong>İşi tıkırında olmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> İşi çok uygun ve iyi olmak.&#8221;O konuşmayacak da ben mi konuşacağım, işi tıkırında adamın.&#8221;</span></p>
<p><strong>İşi yokuşa sürmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Yapılabilir, görülebilir işi yapmamak için güçlük çıkarmak, bahaneler ileri sürmek.</span></p>
<p><strong>İşkembeden atmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Uydurarak söylemek, tutarı olmayan sözler sarf etmek.&#8221;Ona sakın inanmayın, işkembeden atıyor.&#8221;</span></p>
<p><strong>İş sarpa sarmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> İş, içinden çıkılması zor bir durum almak; engellerle karşılaşmak.&#8221;İşler sarpa sarmadan çekip gidelim buradan.&#8221;</span></p>
<p><strong>İşten el çektirmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Görevden uzaklaştırmak.&#8221;Yolsuzluk yaptığı iddiası ile işten el çektirdiler ona.&#8221;</span></p>
<p><strong>İş yok:</strong><span style="font-weight: 400;"> O şeyde yarar yok, faydası olmaz.&#8221;O arabada hiç iş yok, almaya değmez.&#8221;</span></p>
<p><strong>İte kaka: </strong><span style="font-weight: 400;">Zorla, güçlükle.&#8221;Adamı her sabah ite kaka işe götürüyoruz.&#8221;</span></p>
<p><strong>İtibar kazanmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Saygınlık görmek, kendisine değer verilmek.</span></p>
<p><strong>İt sürüsü kadar:</strong><span style="font-weight: 400;"> Gereğinden fazla, oldukça çok, kalabalık.&#8221;İt sürüsü kadar adam, nasıl başa çıkacağız bunlarla.&#8221;</span></p>
<p><strong>İyi etmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Hastalıktan kurtarmak, sıhhatine kavuşturmak. 2. Yerinde bir davranışta bulunmak. 3. Bir şeyi gizlice almak, kendisine mal etmek.</span></p>
<p><strong>İyi gözle bakmamak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Birisi hakkında iyi düşünmemek, kötü niyet beslemek.&#8221;Komşuları ona hiçbir zaman iyi gözle bakmadılar.&#8221;</span></p>
<p><strong>İyi gün dostu:</strong><span style="font-weight: 400;"> Dostlarının sıkıntılı günlerinde onlardan kaçan kimse.&#8221;Bize iyi gün dostu gerekli değil.&#8221;</span></p>
<p><strong>İyi saatte olsunlar:</strong><span style="font-weight: 400;"> Cinlerden söz edilirken kullanılır.</span></p>
<p><strong>İzinden yürümek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Birine içten bağlanarak onun başladığı işi aynı anlayışla sürdürmek, fikirlerini ve hareketlerini aynen benimsemek.</span></p>
<p><strong>İzi silinmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Yok olmak, ortadan kaybolmak.&#8221;Çiçek hastalığının bu kasabada izi silindi hemen hemen, çünkü çocuklar aşılanıyorlar.&#8221;</span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/i_harfi_ile_baslayan_deyimler/">İ Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/i_harfi_ile_baslayan_deyimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>V Harfiyle Başlayan Deyimler</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/v_harfi_ile_baslayan_deyimler/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/v_harfi_ile_baslayan_deyimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2008 15:05:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vadesi gelmek (yetmek): 1. Ömrü sona ermek, eceli gelmek, ölmek. 2. Süresi dolmak, ödeme zamanı gelmek.&#8221;Vadesi geldi geçiyor ama senet sahibi hâlâ ortalıkta görünmüyor.&#8221; Vakit geçirmek: Oyalanmak, bazı şeylerle meşgul olarak zamanın geçmesini sağlamak.&#8221;Top oynayarak vakit geçirebiliriz sanırım.&#8221; Vakit kazanmak: 1. Karşı tarafı oyalayarak zamanı uzatmak. 2. Bir şeye ayrılan ya da harcanan zamanı uzatmak.&#8221;Sen onu meşgul et [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/v_harfi_ile_baslayan_deyimler/">V Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vadesi gelmek (yetmek):</strong> 1. Ömrü sona ermek, eceli gelmek, ölmek. 2. Süresi dolmak, ödeme zamanı gelmek.&#8221;Vadesi geldi geçiyor ama senet sahibi hâlâ ortalıkta görünmüyor.&#8221;</p>
<p><strong>Vakit geçirmek:</strong> Oyalanmak, bazı şeylerle meşgul olarak zamanın geçmesini sağlamak.&#8221;Top oynayarak vakit geçirebiliriz sanırım.&#8221;</p>
<p><strong>Vakit kazanmak:</strong> 1. Karşı tarafı oyalayarak zamanı uzatmak. 2. Bir şeye ayrılan ya da harcanan zamanı uzatmak.&#8221;Sen onu meşgul et ki hemen yola çıkmasın, bu sayede biz de biraz vakit kazanmış oluruz.&#8221;</p>
<p><strong>Vakitli vakitsiz:</strong> Rastgele bir zamanda, gelişigüzel, uygun bir zamanı gözetmeden.&#8221;Vakitli vakitsiz gelip giderdi evine.&#8221;</p>
<p><strong>Vaktini almak:</strong> Epey zaman harcanmasını gerektirmek, başka bir işe ayrılmış zamanı tutmak.&#8221;Vaktini alıyorum ama başka çarem de yok.&#8221;</p>
<p><strong>Vaktini öldürmek:</strong> Zamanını yararsız, gereksiz, boş işlerle ya da hiç iş yapmadan, boş yere geçirmek.&#8221;Bu kazanç getirmeyen işle bütün vaktini öldürecek misin yani?&#8221;</p>
<p><strong>Vaktini şaşmamak:</strong> Tam zamanında.&#8221;Vaktini şaşmaz o, göreceksin şimdi gelecek.&#8221;</p>
<p><strong>Vara yoğa karışmak:</strong> Her şeye, üstüne lâzım olsun olmasın her işe karışmak.&#8221;Üvey annemin vara yoğa karışmasından bıkmış usanmıştım iyice.&#8221;</p>
<p><strong>Varlık göstermek:</strong> Beğenilir bir iş yapmak; kendini kanıtlayacak, göze görünür bir görevini yerine getirmek; kendini göstermek.&#8221;Oynadığı ilk oyunda bir varlık gösteremedi.&#8221;</p>
<p>[ad1]</p>
<p><strong>Varlıkta darlık çekmek:</strong> Elinde her imkân olduğu hâlde bunlardan yararlanamamak, sıkıntıya düşmek.</p>
<p><strong>Vay canına!:</strong> Şaşma, öfke duygusunu dile getirmek için kullanılır.</p>
<p><strong>Vebali boynuna olmak:</strong> Bir işin günahını yüklenmek.</p>
<p><strong>Velveleye vermek:</strong> Gereksiz bir heyecana, telâşa düşürmek.&#8221;Bir anda ortalığı velveleye verdiler; bağırmaya, sağa sola koşmaya başladılar.&#8221;</p>
<p><strong>Verip veriştirmek:</strong> Ağır sözler söylemek, ağzına ne gelirse söylemek.&#8221;Yüzüne karşı verip veriştirdi ama o tek kelime bile söylemedi.&#8221;</p>
<p><strong>Veryansın etmek:</strong> Hiç insaf göstermeden, acımadan saldırmak; ağzına geleni söylemek.</p>
<p><strong>Vıcık vıcık:</strong> Sulu ve gevşek olmak, basıldığında ses çıkarmak.&#8221;Etraf vıcık vıcık çamurdu, yürüyemiyorduk.&#8221;</p>
<p><strong>Vıdı vıdı etmek:</strong> Söylenip durmak, hemen her şeyi eleştirip beğenmediğini söyleyerek durmadan konuşmak, etrafındakileri rahatsız etmek.&#8221;Sus artık, vıdı vıdı edip kafamı şişirdiğin yeter.&#8221;</p>
<p><strong>Vız gelmek (vız gelip tırıs gitmek):</strong> Hiç önemsememek, aldırış etmemek.&#8221;Onun sözleri vız gelir bana, önce kendine söz geçirsin.&#8221;</p>
<p><strong>Viraneye çevirmek:</strong> Yakıp yıkmak, yıkıntı durumuna getirmek, harap etmek.&#8221;Beş gün geçmeden viraneye çevirdiler evi.&#8221;</p>
<p><strong>Voli vurmak:</strong> Haksız olarak kazanç elde etmek, vurgun vurmak.</p>
<p><strong>Volta atmak:</strong> Bir aşağı bir yukarı dolaşmak, gidip gelmek.&#8221;Canımız sıkıldıkça avluda volta atıp dururduk.&#8221;</p>
<p><strong>Vur abalıya:</strong> Bütün yükün yumuşak huylu kişiye yüklenmesi; sessiz, güçsüz kimsenin hırpalanması, hakkının çiğnenmesi durumunda karşıdaki kişiye sitem yollu söylenir.</p>
<p><strong>Vur dedikse öldür demedik ya!:</strong> Bir isteği, dileği yerine getirirken aşırılığa kaçıp da işi berbat edene karış söylenir.</p>
<p><strong>Vurduğu yerden ses getirmek:</strong> Eli ağır olmak, çok kuvvetli vurmak.</p>
<p><strong>Vurdumduymaz Kör Ayvaz:</strong> Umursamaz, aldırmaz, duygusuz ve kayıtsız kimse.</p>
<p><strong>Vur patlasın çal oynasın:</strong> Aşırı zevk ve eğlence; aşırı zevk ve eğlenceye düşkün kimsenin parasını bu yolda harcamasını anlatır.&#8221;Vur patlasın çal oynasın sabaha kadar tepinip durdular.&#8221;</p>
<p><strong>Vurucu güç:</strong> Çok etkin silâhlarla donatılmış, özel eğitim görmüş askerî birlik.&#8221;Ordu içinde vurucu bir gücün oluşturulması konusunda fikir birliğine vardılar.&#8221;</p>
<p><strong>Vücuda getirmek:</strong> Oluşturmak, meydana getirmek, var etmek.&#8221;Bütün bu canlıları Yüce Allah`tan başka kim var edebilir ki?&#8221;</p>
<p><strong>Vücudunu ortadan kaldırmak:</strong> Öldürmek.&#8221;Sabaha kadar adamın vücudunu ortadan kaldırın, yoksa başımıza çok iş açacak.&#8221;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/v_harfi_ile_baslayan_deyimler/">V Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/v_harfi_ile_baslayan_deyimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ö Harfiyle Başlayan Deyimler</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/o_2_harfi_ile_baslayan_deyimler/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/o_2_harfi_ile_baslayan_deyimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2008 12:14:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Öbür (öteki) dünya: Ahiret, insanların öldükten sonra gidecekleri ve ebedî olarak kalacakları âlem.&#8221;Öteki dünyada inşallah yüzümüz güler.&#8221; Öç almak: Yapılan bir kötülüğün acısını aynı derecede bir kötülük yaparak çıkarmak.&#8221;Öç alma fikrinden vazgeçirmeliyiz onu.&#8221; Ödü patlamak: Ani bir olay sebebiyle çok korkmak.&#8221;Fareden ödüm kopar.&#8221; Öküzün altında buzağı aramak: Kimi sebepler, bahaneler uydurarak suç ve suçlu bulma çabasında olmak. Öküz [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/o_2_harfi_ile_baslayan_deyimler/">Ö Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Öbür (öteki) dünya:</strong> Ahiret, insanların öldükten sonra gidecekleri ve ebedî olarak kalacakları âlem.&#8221;Öteki dünyada inşallah yüzümüz güler.&#8221;<br />
Öç almak: Yapılan bir kötülüğün acısını aynı derecede bir kötülük yaparak çıkarmak.&#8221;Öç alma fikrinden vazgeçirmeliyiz onu.&#8221;</p>
<p><strong>Ödü patlamak:</strong> Ani bir olay sebebiyle çok korkmak.&#8221;Fareden ödüm kopar.&#8221;</p>
<p><strong>Öküzün altında buzağı aramak:</strong> Kimi sebepler, bahaneler uydurarak suç ve suçlu bulma çabasında olmak.</p>
<p><strong>Öküz öldü, ortaklık bozuldu:</strong> Aradaki yakınlık dayanağı kalktı, yakınlık da kalmadı.</p>
<p><strong>Ölçüyü kaçırmak:</strong> Uygun derecenin üstüne çıkmak, aşırı gitmek,&#8221;Sofraya her oturuşunda ölçüyü kaçırırdı.&#8221;</p>
<p><strong>Ölme eşeğim ölme (yaza yonca bitecek):</strong> Umutsuz bir bekleyişi anlatmak için kullanılır.</p>
<p><strong>Ölmek var, dönmek yok:</strong> &#8220;Neye mal olursa olsun, iş sonuna kadar götürülecektir, yapılmasından kaçınılmayacaktır&#8221; anlamında kullanılır.&#8221;Özgürlük yolunda ölmek var, dönmek yok bize.&#8221;</p>
<p><strong>Ölü fiyatına:</strong> Yok pahasına, değerinden çok ucuza, az bir para ile.&#8221;Arsaları ölü fiyatına satmak zorunda kaldık.&#8221;</p>
<p><strong>Ölü mevsim:</strong> İşin veya alışverişin az olduğu, durgun geçtiği zaman dilimi.&#8221;Bizim iş en ölü mevsimini yaşıyor.&#8221;</p>
<p>[ad1]</p>
<p><strong>Ölüm Allah`ın emri: 1</strong>. Herkes ölecek, ölüm mukadderdir. 2. Kesin karar verme durumunda kullanılır.</p>
<p><strong>Ölümü göze almak:</strong> Yaptığı iş uğruna ölmekten korkmamak, yürekli davranmak.&#8221;Allah yolunda ölümü göze aldı yiğitler.&#8221;</p>
<p><strong>Ölümüne susamak:</strong> Yapmakta olduğu tehlikeli işte ölümü kendi üzerine çekecek davranışta bulunmak.&#8221;Ölümüne mi susadın, çekil şu arabanın önünden!&#8221;</p>
<p><strong>Ölüp ölüp dirilmek:</strong> 1. Çok ağır bir hastalıktan kurtulmak. 2. Ard arda gelen sıkıntılı, acı veren durumlara düşmek.</p>
<p><strong>Ölür müsün, öldürür müsün?:</strong> &#8220;Öyle ters bir iş yaptı ki ona mı ceza vermeliyim kendime mi?&#8221; anlamında kullanılır.</p>
<p><strong>Ömrü billah:</strong> Hiçbir zaman, ya da şimdiye kadar.&#8221;Ömrü billah yalan söylememiştir o.&#8221;</p>
<p><strong>Ömrüne bereket:</strong> &#8220;Var ol, sağ ol, ömrün uzun olsun&#8221; anlamında kullanılır.</p>
<p><strong>Ömrü vefa etmemek:</strong> Bir şeye kavuşamadan, bir sonuca ulaşamadan ölmek.&#8221;Okulunu bitirip doktor olacaktı ama ömrü vefa etmedi.&#8221;</p>
<p><strong>Ömür adam</strong>: Beğenilen, çok hoşa giden, değişik düşünceleri olan adam.</p>
<p><strong>Ömür çürütmek:</strong> Uzun süre bir şey için emek vermiş olmak, ya da boşuna zaman harcamış olmak.&#8221;Bu ev için bir ömür çürüttüm ben.&#8221;</p>
<p><strong>Ömür sürmek:</strong> İyi ve rahat yaşamış olmak.&#8221;Uzun bir ömür sürdü dedem.&#8221;</p>
<p><strong>Ömür törpüsü:</strong> İnsanı yıpratan, yoran, sıkıntıya sokan, uzun ve yorucu iş.</p>
<p><strong>Ön ayak olmak:</strong> Bir işin yapılmasında ilk başlayan olup herkesi arkasından sürüklemek.&#8221;Haydi ön ayak olda koşsunlar biraz.&#8221;</p>
<p><strong>Öne düşmek:</strong> 1. Önderlik ya da kılavuzluk etmek. 2. En önde yürümek.</p>
<p><strong>Önüne gelen:</strong> Olur olmaz kimse, herkes, karşısına çıkan.&#8221;Önüne gelene sordu ama bulamadı.&#8221;</p>
<p><strong>Öpüp başına koymak:</strong> Bir şeyi minnetle karşılamak, seve seve kabul etmek.&#8221;Adam sana iş verecekmiş, daha ne istiyorsun, öpüp başına koy.&#8221;</p>
<p><strong>Örtbas etmek:</strong> Kötü bir durumu gizlemek, yayılmasını önlemek.&#8221;Dairede yapılan yolsuzlukları örtbas edeceklerini sandılar.&#8221;</p>
<p><strong>Örümcek kafalı:</strong> Geri düşünceli, yenilikleri kolay kabul etmeyen (kimse).</p>
<p><strong>Öteden beri</strong>: Oldukça uzun zamandan beri, eskiden beri.&#8221;Öteden beri sevmem ben onu.&#8221;</p>
<p><strong>Ötesi çıkmaz sokak:</strong> &#8220;Takip edilen yol yanlıştır, bu yolla bir yere gidilemez, sonuç alınamaz, bir yere kadar gidilir ama daha fazla gidilemez&#8221; anlamında kullanılır.</p>
<p><strong>Özenip bezenmek:</strong> Çok özen gösterip titizlikle, ayrıntılarına varıncaya değin ele almak.</p>
<p><strong>Özrü kabahatinden büyük:</strong> Bir kabahat için özür dilerken daha büyük bir kabahat işleyen kimse için söylenir.</p>
<p><strong>Özür dilemek:</strong> 1. Yaptığı bir yanlıştan ötürü affedilmesini istemek. 2. Özrünü ileri sürerek yapılması kendinden istenen işi yapmamak, bundan bağışlanmasını istemek.&#8221;Özür dilerim, ben o kovayı taşıyamayacağım.&#8221;</p>
<p><strong>Özü sözü bir:</strong> Düşünceleri, söyledikleri ve yaptıkları bir olan, ne düşünüyorsa onu söyleyen, içi dışı bir olan kimse.&#8221;Özü sözü bir olan insanlara rastlamak gittikçe zorlaşıyor.&#8221;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/o_2_harfi_ile_baslayan_deyimler/">Ö Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/o_2_harfi_ile_baslayan_deyimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>I Harfiyle Başlayan Deyimler</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/i_2_harfi_ile_baslayan_deyimler/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/i_2_harfi_ile_baslayan_deyimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2008 09:23:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112916</guid>

					<description><![CDATA[<p>Icığını cıcığını çıkarmak: 1. Her yanını ellemek, didiklemek. 2. Bir meseleyi en ince ayrıntılarına kadar soruşturmak, incelemek.&#8221;İyice ıcığını cıcığını çıkardınız meselenin.&#8221; Ikınıp sıkınmak: Bir işi yapabilmek için kendini çok zorlamak.&#8221;Ikınıp sıkındı ama bir çare bulamadı.&#8221; Isıtıp ısıtıp önüne koymak: Daha önce meydana gelmiş bir olayı ya da bir işi bir düşünceyi yeniden, sık sık tekrarlamak. Iska geçmek: 1. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/i_2_harfi_ile_baslayan_deyimler/">I Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Icığını cıcığını çıkarmak:</b> 1. Her yanını ellemek, didiklemek. 2. Bir meseleyi en ince ayrıntılarına kadar soruşturmak, incelemek.&#8221;İyice ıcığını cıcığını çıkardınız meselenin.&#8221;</p>
<p><b>Ikınıp sıkınmak:</b> Bir işi yapabilmek için kendini çok zorlamak.&#8221;Ikınıp sıkındı ama bir çare bulamadı.&#8221;</p>
<p><b>Isıtıp ısıtıp önüne koymak</b>: Daha önce meydana gelmiş bir olayı ya da bir işi bir düşünceyi yeniden, sık sık tekrarlamak.</p>
<p><b>Iska geçmek:</b> 1. Hedefe isabet ettirememek, vuramamak. 2. Üzerinde durmamak, önem vermemek, atlamak.&#8221;Bu sefer de ıska geçersen kaybedeceksin.&#8221;</p>
<p><b>Iskartaya çıkarmak:</b> İşi yaramaz, değersiz bularak bir yana atmak.&#8221;Beni hiç kimse ıskartaya çıkaramaz.&#8221;</p>
<p><b>Işığı altında:</b> Bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak.</p>
<p><b>Işık tutmak:</b> 1. Karanlık bir yeri ışıkla aydınlatmak. 2. Bilgisiyle, düşüncesiyle bir konuya açıklık getirmek, tutacağı yolu göstermek.&#8221;Kutlu Peygamber hemen her konuda ışık tutardı çevresindeki insanlara.&#8221;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/i_2_harfi_ile_baslayan_deyimler/">I Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/i_2_harfi_ile_baslayan_deyimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>F Harfiyle Başlayan Deyimler</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/f-harfiyle-baslayan-deyimler/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/f-harfiyle-baslayan-deyimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 08:41:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Faka basmak: Tuzağa düşmek, aldatılmak.&#8221;Beni nasıl faka bastırdılar anlayamadım bir türlü!&#8221; Fareler cirit oynamak: Bir yer ıssız olmak, kimseler bulunmamak.&#8221;Koca köyde fareler cirit atıyordu.&#8221; Farkına varmak: Gözüne çarpmak, orada bulunduğunu anlamak, fark etmek.&#8221;O kalabalıkta senin farkına varacaklarını sanmıyorum.&#8221; Felce uğramak: 1. Bir işin tamamen bozulması, durup ilerleyemez olması. 2. Hastalık sebebiyle organlarının bir kısmı çalışamaz duruma gelmek, kötürüm olmak.&#8221;Yaptığımız [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/f-harfiyle-baslayan-deyimler/">F Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Faka basmak:</strong> Tuzağa düşmek, aldatılmak.&#8221;Beni nasıl faka bastırdılar anlayamadım bir türlü!&#8221;</p>
<p><strong>Fareler cirit oynamak:</strong> Bir yer ıssız olmak, kimseler bulunmamak.&#8221;Koca köyde fareler cirit atıyordu.&#8221;</p>
<p><strong>Farkına varmak:</strong> Gözüne çarpmak, orada bulunduğunu anlamak, fark etmek.&#8221;O kalabalıkta senin farkına varacaklarını sanmıyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Felce uğramak:</strong> 1. Bir işin tamamen bozulması, durup ilerleyemez olması. 2. Hastalık sebebiyle organlarının bir kısmı çalışamaz duruma gelmek, kötürüm olmak.&#8221;Yaptığımız işin felce uğramasından korkuyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Feleğin çemberinden geçmek:</strong> Hayatta çok günler görmüş, acı tatlı olaylar yaşayıp tecrübe kazanmış, olgunlaşmış.&#8221;O ihtiyar mı? Feleğin çemberinden geçmiş biridir o.&#8221;</p>
<p><strong>Fellik fellik aramak:</strong> Telâşla, hemen her köşeye bakarak heyecanla aramak.&#8221;Bütün her yeri fellik fellik aradım ama bıçağı bulamadım.&#8221;</p>
<p><strong>Felsefe yapmak:</strong> Olayların sebep ve sonuçları üzerine kendince birtakım soyut düşünceler ileri sürmek.</p>
<p><strong>Fena etmek:</strong> Kötü duruma düşürmek, işini bozmak, zor durumda bırakmak, dövmek.&#8221;Biraz daha konuşursan seni fena edeceğim.&#8221;</p>
<p><strong>Fener alayı:</strong> Bayram gecelerinde kalabalık halk topluluklarının, ellerinde fener veya meşalelerle şehri dolaşarak yaptıkları gösteri.</p>
<p><strong>Feragat sahibi</strong>: Gönlü tok, özveri gösterebilen, fedakârlık yapabilen.</p>
<p>[ad1]</p>
<p><strong>Fermanlı deli:</strong> Deli olduğu herkesçe bilinen, zır deli.&#8221;Halk bu ülkeyi fermanlı delilerin eline bırakmayacaktır.&#8221;</p>
<p><strong>Ferman dinlememek:</strong> Kural, yasa, söz dinlememek; hiçbir yerden buyruk almamak.&#8221;Âşığın gönlü ferman dinlemez oldu.&#8221;</p>
<p><strong>Fesat kumkuması:</strong> Tamamiyle kötülük düşünen, insanları birbirine düşürecek işler yapan, ortalığı karıştıran.</p>
<p><strong>Fırıldak çevirmek:</strong> Düzen kurmak, hileli iş görmek.&#8221;Yine ne fırıldak çeviriyorsun sen?&#8221;</p>
<p><strong>Fırsat düşkünü:</strong> Çıkar sağlamak, kötülük yapmak için fırsat kollayan kimse.&#8221;Fırsat düşkünü insanlardan nefret ederim.&#8221;</p>
<p><strong>Fikir almak:</strong> Birinin düşüncesinden yararlanmak.&#8221;Fikir alınacak insanlar konularında ehil kişiler olmalı.&#8221;</p>
<p><strong>Fikir vermek:</strong> 1. Bir konuda düşüncesini bildirmek. 2. Bir konuda yol gösterici bilgi edinmek.&#8221;Nasıl yapmalıyım? Bana biraz fikir versenize.&#8221;</p>
<p><strong>Fikir yürütmek:</strong> Bir konu üzerinde kendi düşüncesini söylemek, tahminlerde bulunmak.&#8221;Bu konuda fikir yürütmek işime gelmiyor.&#8221;</p>
<p><strong>Fincancı katırlarını ürkütmek:</strong> Zararı dokunacak bir kimsenin hoşuna gitmeyen bir davranışta bulunmak.&#8221;Kaymakamla konuşurken dikkatli ol, fincancı katırlarını ürkütme sakın!&#8221;</p>
<p><strong>Fink atmak:</strong> Hiçbir şeye aldırmadan gönlünce gezip eğlenmek, şurada burada oynayıp zıplamak.</p>
<p><strong>Fiskos etmek:</strong> Birilerinin bulunduğu bir yerde birkaç kişi gizlice ve alçak sesle konuşmak.&#8221;Utanmıyor musunuz bu kadar kişi içinde fiskos etmeye?&#8221;</p>
<p><strong>Fitil olmak:</strong> 1. Çok içip sarhoş olmak. 2. Aşırı ölçüde kızmak.&#8221;Fitil oluyorum şu adamın hareketlerine!&#8221;</p>
<p><strong>Fitne sokmak:</strong> İnsanları birbirine düşürecek, aralarını bozacak davranışta bulunmak, sözler sarf etmek.</p>
<p><strong>Fiyat biçmek:</strong> Bir şeyin değerini belirlemek, para karşılığını tespit etmek.&#8221;Bu malın fiyatını biçmek o kadar kolay değil.&#8221;</p>
<p><strong>Fiyatı dondurmak:</strong> Fiyatın yükselmesini önlemek, fiyatların olduğu gibi kalmasını sağlamak.&#8221;Belediye et fiyatlarını dondurmaya yanaşmıyor.&#8221;</p>
<p>[ad2]</p>
<p><strong>Fiyat kırmak:</strong> Fiyatı birilerinin verdiğinden az vermek, fiyatı düşürmek.&#8221;Müteahhitlerden ikisi anlaşarak ihalede fiyat kırma yoluna gittiler.&#8221;</p>
<p><strong>Fol yok yumurta yok:</strong> Ortada (bir konu ile ilgili) hiçbir belirti olmadığı hâlde varmış gibi bir kuşkuya düşmek.&#8221;Henüz ortada fol yok yumurta yok, sen adama para ödemeye kalkışıyorsun.&#8221;</p>
<p><strong>Fora etmek:</strong> Açmak, çözmek.&#8221;Bütün yelkenleri fora ettik.&#8221;</p>
<p><strong>Formül bulmak:</strong> Bir çözüm, işi çözümleyecek çıkar yol bulmak.&#8221;Sabahtan beri bir formül bulmaya çalışıyorum, sense yatıyorsun!&#8221;</p>
<p><strong>Forsu kalmamak:</strong> Sözü geçmez olmak; bir konuda saygınlığı, gücü kalmamak.&#8221;Adamları arasında da forsu kalmayacak onun.&#8221;</p>
<p><strong>Foyası meydana çıkmak:</strong> Yalanı, dolanı, hilesi, kötü niteliği, kusuru ortaya çıkmak.&#8221;Yakında onun da diğerleri gibi foyası meydana çıkacak.&#8221;</p>
<p><strong>Fukara babası:</strong> Yoksulları koruyup gözeten, onlara yardım elini uzatan, elden geldiğince yardım etmeyi seven kimse.</p>
<p><strong>Funda demir etmek: </strong>Demir atma komutu vermek.&#8221;Körfeze iyice girince kaptan funda demir edin dedi.&#8221;</p>
<p><strong>Fütur getirmemek:</strong> Bezginlik getirmemek, umutsuzluğa düşmemek.&#8221;Sakın fütur getirme, göreceksin başaracağız.&#8221;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/f-harfiyle-baslayan-deyimler/">F Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/f-harfiyle-baslayan-deyimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>E Harfiyle Başlayan Deyimler</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/e-harfiyle-baslayan-deyimler/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/e-harfiyle-baslayan-deyimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 08:11:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ecel teri dökmek: Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.&#8221;Köprüden geçerken ecel terleri döktüler.&#8221; Eceli gelmek: Ölmek, sonu gelmek, yok oluş vakti gelmek.&#8221;Herkesin eceli gelecek ve bu dünyadan göçecek.&#8221; Eceline susamak: Ölümüne yol açacak kadar tehlikeli işlere girişmek.&#8221;Bırak o silâhı elinden, eceline mi susadın sen?&#8221; Eciş bücüş: Çarpuk çurpuk, eğri büğrü, düzgün yanı olmayan, çirkin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/e-harfiyle-baslayan-deyimler/">E Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Ecel teri dökmek:</strong> Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.&#8221;Köprüden geçerken ecel terleri döktüler.&#8221;</p>
<p><strong>Eceli gelmek:</strong> Ölmek, sonu gelmek, yok oluş vakti gelmek.&#8221;Herkesin eceli gelecek ve bu dünyadan göçecek.&#8221;</p>
<p><strong>Eceline susamak:</strong> Ölümüne yol açacak kadar tehlikeli işlere girişmek.&#8221;Bırak o silâhı elinden, eceline mi susadın sen?&#8221;</p>
<p><strong>Eciş bücüş:</strong> Çarpuk çurpuk, eğri büğrü, düzgün yanı olmayan, çirkin bir biçim almış bulunan.&#8221;Eciş bücüş bir yazıyla karşılaşınca şaşırdı.&#8221;</p>
<p><strong>Edebiyat yapmak:</strong> Bir işe yaramayan, konuyu açıklamaya yetmeyen, gerçeği yansıtmayan süslü, parlak ve gereksiz sözler söylemek.&#8221;Edebiyat yapmaya amma da meraklı bir insanmış.&#8221;</p>
<p><strong>Efkâr dağıtmak:</strong> Sıkıntıyı gidermek, üzüntüyü yok etmeye çalışmak.&#8221;Sahile efkâr dağıtmak için inmiş olmalı.&#8221;</p>
<p><strong>Eğri (gözle) bakmak:</strong> Kötü düşünce besleyerek bakmak.&#8221;O, hiç kimseye eğri gözle bakmazdı.&#8221;</p>
<p><strong>Ekmeğinden etmek:</strong> İşinden çıkarmak veya atmak.&#8221;Adamı durup dururken ekmeğinden ettiler.&#8221;</p>
<p><strong>Ekmeğine yağ sürmek:</strong> Birinin yararına göre eylemde bulunmak, istemese de birinin işine yarayacak biçimde hareket etmek.&#8221;O işi bana vermemekle yabancıların ekmeğine yağ sürdün sen.&#8221;</p>
<p><strong>Ekmeğini kazanmak:</strong> Geçimini temin edecek, ihtiyaçlarını karşılayacak parayı kazanmak.&#8221;Kaygılanma, ekmeğini kazanmasını bilir o.&#8221;</p>
<p>[ad1]</p>
<p><strong>Ekmeğini taştan çıkarmak:</strong> En zor işleri bile yapıp geçimini sağlayacak becerilikte olmak, her türlü işi yapmak.&#8221;Ekmeğini taştan çıkaran insanların arasına katılmakta gecikmedi.&#8221;</p>
<p><strong>Ekmek elden su gölden:</strong> Kendisi kazanmayıp başkalarının kazancı ile geçinen kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.</p>
<p><strong>Ekmek kapısı: </strong>Çalışıp para kazanılan, geçim sağlayan iş yeri.&#8221;O dükkân benim ekmek kapım, asla satmam, satamam onu!&#8221;</p>
<p><strong>Ekmek parası:</strong> Kazanç, geçinmek için kazanılan para.&#8221;Ekmek parası kolay kolay kazanılmıyor.&#8221;</p>
<p><strong>Eksik gedik</strong>: Ufak tefek ihtiyaçlar.&#8221;İkramiye ile eksiği gediği kapadılar.&#8221;</p>
<p><strong>Ekşi yüz</strong>: Somurtkan, asık yüz.&#8221;Onun ekşi yüz göstermeye hakkı yoktu.&#8221;</p>
<p><strong>El açmak:</strong> 1. Dilenmek. 2. Başkasının yardımını almak için yalvarmak.&#8221;İhtiyarlayıp da el açacağı hiç aklına gelmemişti.&#8221;</p>
<p><strong>El altından:</strong> Kimsenin haberi olmadan, gizlice.&#8221;Parayı el altından verdi.&#8221;</p>
<p><strong>El atmak:</strong> 1. Bir işe girişmek. 2. Birisinin işine karışmak.&#8221;Üstüne vazife olmayan işe el atma sakın!..&#8221;</p>
<p><strong>El</strong> <strong>ayak çekilmek:</strong> Ortalıkta kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.&#8221;Bu iş ancak el ayak çekildikten sonra yapılır.&#8221;</p>
<p><strong>El basmak:</strong> Yemin etmek, kutsal bir şey üzerine el koyarak ant içmek.&#8221;Kur`ân`a el basarım ki bu işi ben yapmadım.&#8221;</p>
<p><strong>El</strong> <strong>çabukluğu:</strong> 1. Bir işi çok çabuk yapabilme ustalığı. 2. Hilesini kimseye sezdirmeyecek biçimde yapabilme.&#8221;Adamın cebinden el çabukluğu ile cüzdanı çekiverdi.&#8221;</p>
<p>Elde avuçta bir şey kalmamak: Parasını, malını, tüm varlığını harcayıp bitirmiş olmak.&#8221;Elde avuçta bir şey kalmayınca ne yapacağını şaşırdı.&#8221;</p>
<p><strong>Elde etmek:</strong> 1. Bir şeye sahip olmak. 2. Bir kimseyi kendi yanına çekmek.&#8221;Onun gibi dürüstleri elde edemezsin, boşuna uğraşma.&#8221;</p>
<p><strong>Elde kalmak:</strong> 1. Bir malın satılmayıp geride kalan kısmı. 2. Harcanandan arta kalmış olmak.&#8221;Şu kasadaki üzümler elde kaldı.&#8221;</p>
<p><strong>Elden ayaktan düşmek (veya kesilmek):</strong> Yaşlılık, hastalık sebebiyle iş yapamaz, yürüyemez, kendi işini göremez duruma gelmek.&#8221;Allah kimseyi elden ayaktan düşürmesin.&#8221;</p>
<p><strong>Elden çıkmak:</strong> Malı olmaktan çıkmak.&#8221;O arsa elden çıktığı için üzüldüm.&#8221;</p>
<p><strong>Elden düşme:</strong> Az kullanılmış.&#8221;Elden düşme bir araba aldı.&#8221;</p>
<p><strong>Elden ele dolaşmak:</strong> Pek çok kişi tarafından kullanılmak, bir çok sahip eline geçmek.&#8221;Elden ele dolaşan atı nihayet geri almayı başardı.&#8221;</p>
<p><strong>Elden geçirmek:</strong> Eksiklikleri düzeltmek, onarmak; denetlemek için pek çok şeyi ele alıp yoklamak, gözden geçirmek.&#8221;Yaptığın işi bir daha elden geçir.&#8221;</p>
<p><strong>Elden gitmek:</strong> Bir şeyi yitirmek, ondan yoksun kalmak.&#8221;Bütün mal mülk bir hiç uğruna elden gitti.&#8221;</p>
<p><strong>Ele almak:</strong> 1. Bir şey üzerinde çalışmaya başlamış olmak. 2. İncelemek, araştırmak veya tenkit etmek.&#8221;Konuyu yeni baştan bir daha ele alalım.&#8221;</p>
<p><strong>Ele avuca sığmamak:</strong> 1. Şımarık davranmak. 2. Söz dinlememek, kural tanımamak, zapt edilememek.&#8221;Sen ne ele avuca sığmaz bir çocukmuşsun meğer.&#8221;</p>
<p><strong>Ele geçirmek:</strong> Sahip olmak, kaçan bir kimseyi yakalamak.&#8221;Şu toprak parçasını da ele geçirdik mi işimiz tamam demektir.&#8221;</p>
<p><strong>El elde baş başta:</strong> 1. Masrafla para birbirine denk geldi. 2. Yapılan işin sonunda ne kâr ne de zarar edildi.&#8221;Alışverişten el elde baş başta döndü.&#8221;</p>
<p><strong>Elekten geçirmek:</strong> Titizlikle seçmek; iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı birbirinden ayırmak.&#8221;Şu dosyayı bir daha elekten geçirin.&#8221;</p>
<p><strong>El ele vermek:</strong> Güçleri birleştirip işbirliği yapmak, yardımlaşmak.&#8221;Bu yolu ancak el ele verirsek yapabiliriz.&#8221;</p>
<p><strong>El emeği:</strong> 1. Elle yapılan işe harcanan emek. 2. Elle yapılan çalışmanın karşılığı.&#8221;El emeğinin karşılığı değildir bu para.&#8221;</p>
<p><strong>Ele vermek:</strong> Bulunduğu yeri haber vererek suçluyu yakalatmak.&#8221;Katili ele vermeyi kafasına koyarak sokağa çıktı.&#8221;</p>
<p><strong>Eli açık:</strong> Cömert, çok para harcayan, sakınmadan para verebilen.&#8221;Eli açık olan insanları severim.&#8221;</p>
<p>[ad2]</p>
<p><strong>Eli ağır:</strong> 1. Oldukça yavaş iş yapan. 2. Vurunca çok acıtan.&#8221;Eli o kadar ağırmış ki enseme gülle düştü sandım.&#8221;</p>
<p><strong>Eli altında olmak:</strong> 1. İstediği anda ele alıp kullanabileceği bir yerde bulunmak. 2. Buyruğunda olmak.&#8221;İyi bir usta, araç ve gereçlerinin elinin altında olmasını ister.&#8221;</p>
<p><strong>Eli ayağı buz kesilmek:</strong> 1. Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak. 2. Çok üşümek.&#8221;Haydi elimiz ayağımız buz kesmeden girelim içeri.&#8221;</p>
<p><strong>Eli ayağı tutmak</strong>: İş yapabilecek güçte olmak, bedenî gücü var olmak.&#8221;Çok şükür şimdilik elimiz ayağımız tutuyor.&#8221;</p>
<p><strong>Eli bayraklı:</strong> Kavgacı, şirret, edepsiz.&#8221;Onun eli bayraklı bir kadın olduğunu daha yeni anladınız.&#8221;</p>
<p><strong>Eli bol:</strong> Cömert, esirgemeyen, çok para ve eşyası olan.&#8221;Duyduğumuza göre Hasan Çavuş eli bol bir insanmış.&#8221;</p>
<p><strong>Eli boş dönmek:</strong> Umduğunu alamadan geri dönmek.&#8221;Eli boş döneceği hiç aklıma gelmezdi.&#8221;</p>
<p><strong>Eli böğründe kalmak:</strong> Çaresiz kalmak, bir şey yapamaz duruma gelmek, başarısızlığa uğramak.&#8221;Tek hayvanın öldüğünü görünce eli böğründe kaldı.&#8221;</p>
<p><strong>Eli cebine gitmemek (veya varmamak):</strong> Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak.&#8221;Ondan da yardım istediler, ancak eli cebine bir türlü gitmedi, arkasını dönüp uzaklaştı.&#8221;</p>
<p><strong>Eli çabuk:</strong> Süratli iş gören.&#8221;Eli çabuk adamlara ihtiyacımız var.&#8221;</p>
<p><strong>Eli darda:</strong> Geçimi için para sıkıntısı çeken.&#8221;Eli darda insanlara yardım etmek insanlık borcudur.&#8221;</p>
<p><strong>Eli değmemek:</strong> Bir işi yapmaya zaman bulamamak.&#8221;Odanı temizlemeye elim değmiyor.&#8221;</p>
<p><strong>Elifi görse mertek sanır:</strong> Cahil, okuması yazması yoktur.&#8221;Ona mı akıl danışıyorsun, elifi görse mertek sanır o. &#8221;</p>
<p><strong>Eli hafif:</strong> İncitmeden, can yakmadan iş gören.&#8221;İğneyi Hatice hemşireye vurdurun eli hafiftir onun.&#8221;</p>
<p><strong>Eli kalem tutmak:</strong> 1. Yazı yazmayı bilmek. 2. Düşüncelerini derli toplu güzel bir ifade ile yazabilmek.&#8221;Elin kalem tutmaz mı senin?&#8221;</p>
<p><strong>Elinden iş çıkmamak:</strong> Çabuk iş yapamamak.&#8221;Bırakın onu, elinden iş çıkmaz birine ihtiyacımız yok.&#8221;</p>
<p><strong>Elinden tutmak:</strong> 1. Destek olmak, ilerlemesi için yardımda bulunmak. 2. Yürümesine, kalkmasına, inmesine, çıkmasına yardım etmek.&#8221;Hayatım boyunca elimden tutan olmadı.&#8221;</p>
<p><strong>Eline düşmek:</strong> 1. Birine muhtaç olmak. 2. Yakalanmak. 3. Düşmanın ya da kendisine hıncı bulunan birinin hâkimiyetinde kalmak.&#8221;Düşmanın eline düşmemek için bir yol bulmalıyız.&#8221;</p>
<p><strong>Eline su dökemez:</strong> Sözü edilen kişi, değerce ondan çok geride.&#8221;Sen hamur açmakta Fatma`nın eline su dökemezsin.&#8221;</p>
<p><strong>Elini çabuk tutmak:</strong> Hızlı davranmak, acele etmek.&#8221;Elimizi çabuk tutup şu kömürü yağmura yakalanmadan taşıyalım.&#8221;</p>
<p><strong>Elini kana bulamak:</strong> Birini öldürmek veya yaralamak.&#8221;Zavallı çocuk, boş yere elini kana buladı.&#8221;</p>
<p><strong>Elini kolunu sallaya sallaya gelmek:</strong> Bir işten sonuç almaksızın dönmek, gelirken hiçbir armağan getirmemek.</p>
<p><strong>Elini kolunu sallaya sallaya gezmek:</strong> Pervasızca, çekinmeden, kimseden korkmadan dolaşmak.&#8221;Bunca ağır suç işlemesine rağmen elini kolunu sallaya sallaya gezmesi şaşılacak şey doğrusu.&#8221;</p>
<p><strong>Elinin hamuruyla erkek işine karışmak:</strong> Anlamadığı, bilmediği, beceremediği işleri yapmaya kalkışmak (kadınlar için).</p>
<p><strong>Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak:</strong> Çok nazlı olmak, evde hiçbir iş yapmamak, zor işlerden kaçınmak.&#8221;Ne kadınmış o da, elini sıcak sudan soğuk suya soktuğunu görmedim daha!&#8221;</p>
<p><strong>Eli sıkı:</strong> Kolay para harcamayan, cimri, çok tutumlu.&#8221;Bu kadar eli sıkı bir adam olmak zorunda değilsin.&#8221;</p>
<p><strong>Eli uzun:</strong> Hırsız, fırsat buldukça bir şeyler aşırmaktan geri kalmayan.</p>
<p><strong>Eli varmamak:</strong> Bir işi yapmaya gönlü razı olmamak.&#8221;Bulaşıkları yıkamaya bir türlü elim varmıyor.&#8221;</p>
<p><strong>Eli yatmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bir işe eli alışkın olmak, bir işi yapabilecek el becerisi bulunmak.</span></p>
<p>[ad3]</p>
<p><strong>Eliyle koymuş gibi bulmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Aradığı şeyi söylenen yerde çok kolay bulmak.&#8221;Onca şeyin arasında küçücük düğmeyi eliyle koymuş gibi buluverdi.&#8221;</span></p>
<p><strong>El kadar:</strong><span style="font-weight: 400;"> Küçük, küçücük.&#8221;El kadar çocuk işime karışamaz benim.&#8221;</span></p>
<p><strong>El kaldırmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Kendisinden büyüğe vurmak için elini kaldırmak. 2. Bir şey söylemek istediğini, oy verdiğini elini kaldırarak belirtmek.&#8221;Sen ne cüretle babana el kaldırırsın!&#8221;</span></p>
<p><strong>El kapısı:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Bir kızın gelin gittiği ev. 2. Yabancıların memleketi, evi, yurdu.&#8221;Yıllarca el kapılarında çalıştım durdum.&#8221;</span></p>
<p><strong>El koymak:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Bir meselenin yetkili organlarca incelenmeye başlaması. 2. Buyruğu altına almak, hükümetçe uygun görülen mal, arazi ve kuruluşa hâkim olmak.&#8221;Hükümetin el koyduğu arazi burdan başlıyor.&#8221;</span></p>
<p><strong>Elle tutulur gözle görülür:</strong><span style="font-weight: 400;"> Çok açık, gizli bir tarafı yok.&#8221;Şu zamana kadar elle tutulur gözle görülür bir iş yaptın mı sen?&#8221;</span></p>
<p><strong>El oğlu:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Yabancı. 2. Damat.&#8221;El oğluna güvenme sakın!&#8221;</span></p>
<p><strong>El sürmemek:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Dokunmamak, hiç değmemek. 2. Yapımına başlamamak.&#8221;İşe el sürmeye vakit bulamadım daha.&#8221;</span></p>
<p><strong>El uzatmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Birine yardım etmek. 2. Dokunmaya, almaya çalışmak.&#8221;O bizim bir yakınımız, ona elimizi uzatmalıyız hemen.&#8221;</span></p>
<p><strong>El üstünde tutulmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Çok değer verilip sevilmek, kendisine büyük ölçüde saygı gösterilmek.&#8221;Dedem ailemizde el üstünde tutulurdu.&#8221;</span></p>
<p><strong>El yordamıyla:</strong><span style="font-weight: 400;"> Tahminlerine, sezgilerine dayanıp elle yoklayarak.&#8221;El yordamıyla kibrit kutusunu buldum.&#8221;</span></p>
<p><strong>Emeği geçmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bir şeyin yapılmasında kendisinin de katkısı bulunmak.&#8221;Şu caminin yapımında kimlerin emeği geçmedi ki.&#8221;</span></p>
<p><strong>Emek vermek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bir şeyin meydana gelmesi için özenle ve çok çalışmak.&#8221;İyi bir sonuç mu almak istiyorsun? Emek ver, gayret et.&#8221;</span></p>
<p><strong>Emir kulu:</strong><span style="font-weight: 400;"> Kendisine emredilen işi yapmak zorunda olan kimse.&#8221;Emir kulu olmak o kadar da kolay değil.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eninde sonunda:</strong><span style="font-weight: 400;"> Nihayet, en sonunda.&#8221;Eninde sonunda onu bulacağım.&#8221;</span></p>
<p><strong>Enine boyuna:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Her yönü ile, eksiksiz, bütün ihtimalleri göz önünde tutarak. 2. İri yarı, gösterişli (adam).&#8221;Şu meseleyi enine boyuna bir kez daha düşünelim.&#8221;</span></p>
<p><strong>Ensesi kalın:</strong><span style="font-weight: 400;"> Parası çok, varlıklı, sözü geçer, ödeme gücü yüksek (kimse).&#8221;Neden şu ensesi kalın adamlardan yardım istemiyorsunuz.&#8221;</span></p>
<p><strong>Ensesinde boza pişirmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Sıkıştırıp tedirgin etmek, eziyet etmek.&#8221;İşlerin yavaş gittiğini gören patron işçilerin ensesinde boza pişirmeye başladı.&#8221;</span></p>
<p><strong>Ensesine yapışmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Yakalamak.&#8221;Bir hamlede ensesine yapıştı çocuğun.&#8221;</span></p>
<p><strong>Ense yapmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Yemek, içmek ve keyfine bakmak, hiç iş yapmamak.&#8221;Ense yapmayı bırak da biraz işle ilgilen.&#8221;</span></p>
<p><strong>Er geç:</strong><span style="font-weight: 400;"> Ne zaman olsa, mutlaka.&#8221;Er geç onu bulacağım.&#8221;</span></p>
<p><strong>Esamisi okunmamak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Adı anılmamak, değer verilmemek.&#8221;Onun buralarda hiç esamisi okunmaz.&#8221;</span></p>
<p><strong>Es geçmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Dikkate almamak, sözleri arasında o konuya dokunmamak.&#8221;Borç meselesini es geçmesine fırsat vermeyin.&#8221;</span></p>
<p><strong>Esip savurmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bağırıp çağırmak, öfke ile atıp tutmak.&#8221;Davet edilmediğini öğrenince esip savurmaya başladı.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eski çamlar bardak oldu:</strong><span style="font-weight: 400;"> Devir değişti, eski durumların, tutumların bir önemi kalmadı.</span></p>
<p><strong>Eski defterleri karıştırmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Eski olayları, işleri bir çıkar umuduyla tekrar ele almak, yeniden gündeme getirmek.&#8221;Eski defterleri karıştırmayı bırak artık&#8221;.</span></p>
<p><strong>Eski hamam eski tas:</strong><span style="font-weight: 400;"> Hiçbir şey değişmemiş, eski durumda kalmış.&#8221;Köy aynı, insanlar aynı, eski hamam eski tas.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eski kafalı:</strong><span style="font-weight: 400;"> Yeniliğe açık olmayan, yaşayış ve düşünce itibariyle eskiye bağlı.&#8221;Eski kafalı insanlar gittikçe azalıyor mu ne?&#8221;</span></p>
<p><strong>Eski kurt:</strong><span style="font-weight: 400;"> Tecrübeli, görmüş ve geçirmiş, mesleğini iyi bilen, hileyi ve düzeni deneyimi sayesinde hemen anlayan.&#8221;O da eski kurtlardandır.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eski toprak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Yaşlılığına rağmen dinçliğini, dayanıklılığını hâlâ sürdüren, gücünü kaybetmemiş kimse.&#8221;Sen eski topraksın, bizim gibi birkaç genci daha cebinden çıkartırsın.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eşeğini sağlam kazığa bağlamak:</strong><span style="font-weight: 400;"> İşini güvenli kılacak önlemler almak.&#8221;Ne demişler: Eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra Allah`a ısmarla.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eşek kadar:</strong><span style="font-weight: 400;"> Büyük, iri; aşırı derecede gelişmiş.&#8221;Eşek kadar oldu ama hiç söz dinlemiyor.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eşek sudan gelinceye kadar dövmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Adamakıllı, çok ve iyi dövmek.&#8221;Eğer aklını başına toplamazsan seni eşek sudan gelinceye kadar döveceğim, anladın mı?&#8221;</span></p>
<p><strong>Eşek şakası:</strong><span style="font-weight: 400;"> Ağır, hoşa gitmeyen, incitici, kaba şaka.&#8221;Ben eşek şakasından hiç hoşlanmam.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eşiğine yüz sürmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bir isteğinin yerine getirilmesi için bir kimseye yalvarmak, önünde eğilmek.&#8221;İnsanların eşiğine yüz sürülmemesi gerekir.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eşiğini aşındırmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Bir işi yaptırmak, gördürmek için bir yere çok gidip gelmek.&#8221;Şu köy yolu için hükümet eşiğini aşındırıp durduk.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eşref saat:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. İş görecek kimsenin uysal davranacağı, aksilik çıkarmayacağı zaman. 2. Bir işin olumlu yola girmesi için en uygun zaman.&#8221;İzin alabilmek için müdür beyin eşref saatini kollamaya başladı.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eteği ayağına dolaşmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Telâş, korku ve heyecandan yürüyüşünü ve yapacağı işi şaşırmak.</span></p>
<p><strong>Eteğine yapışmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. Bir kimsenin manevî desteğini istemek. 2. Varlıklı, sözü geçer bir kimseden yardım ve himaye istemek.&#8221;Korkudan annesinin eteğine yapıştı.&#8221;</span></p>
<p><strong>Etekleri tutuşmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Çok telâşlanmak, heyecanlanmak.&#8221;Babasını parkta göremeyince etekleri tutuşmaya başladı, yoksa gelmeyecek miydi?&#8221;</span><br style="font-weight: 400;" /><br style="font-weight: 400;" /><strong>Etekleri zil çalmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Çok sevinmek, işler yolunda olmak.&#8221;Yazılı sınavı umduğundan iyi geçen Halit`in etekleri zil çalıyordu.&#8221;</span></p>
<p><strong>Etek öpmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Yaltaklanmak, dalkavukluk etmek; birine yaranmak için katına çıkıp o kimsenin eteğini öpme davranışı içinde olmak.&#8221;Bu makama etek öpe öpe çıktı soysuz herif.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eti ne butu ne?:</strong><span style="font-weight: 400;"> 1. İmkânları, parası az. 2. Çelimsiz, zayıf, küçük.&#8221;Ona baskı yapma, zavallının eti ne butu ne?&#8221;</span></p>
<p><strong>Eti senin kemiği benim:</strong><span style="font-weight: 400;"> Çocuk velilerinin öğretmene ya da ustaya çocuğun eğitiminde kendine tam yetki verdiğini anlatmak için söylenir.</span></p>
<p><strong>Et kafalı:</strong><span style="font-weight: 400;"> Akılsız, anlayışı az, kavrayışı kıt olan.</span></p>
<p><strong>Etliye sütlüye karışmamak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Kendini alâkadar etmeyen meselelerden, toplumu derinden etkileyen olaylardan uzak durmak, kaçınmak ve hiçbiriyle ilgilenmemek.&#8221;Kendine sahip çık, sakın etliye sütlüye karışayım deme oğlum.&#8221;</span></p>
<p><strong>Etrafında dört dönmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> İstediğini elde etmek amacıyla bir kimsenin, bir şeyin yanından ayrılmamak, ona aşırı ilgi göstermek.&#8221;Çocuklar Nasreddin Hoca`nın etrafında dört dönmeye başladılar.&#8221;</span></p>
<p><strong>Et tırnak olmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Sıkı bir ilişkiye girmek, birbirinden kopmamak.</span></p>
<p><strong>Ettiğini bulmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Yaptığı bir kötülüğün cezasını görmek.</span></p>
<p><strong>Ev açmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Ayrı bir eve çıkmak, yerleşmek.&#8221;Evlendikleri günün ertesinde ev açmaya karar verdiler.&#8221;</span></p>
<p><strong>Evde kalmak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Yaşı ilerleyen kızın evlenememesi.&#8221;Evde kalmak korkusu zavallı kızı yiyip bitiriyordu.&#8221;</span></p>
<p><strong>Evdeki hesap çarşıya uymamak:</strong><span style="font-weight: 400;"> Önceden tasarlanan, düşünülen bir iş umulduğu gibi gitmemek, başka bir yönde gelişmek.&#8221;O kadar uğraştık ama evdeki hesap çarşıya uymadı, bu paraya istediğimiz gibi bir ev bulamadık.&#8221;</span></p>
<p><strong>Evlât acısı gibi içine çökmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Kaybettiği bir şey için çok üzülmek.&#8221;Bahçeye diktiği güllerinin dipten sökülüp atılması evlât acısı gibi içine çökmüştü.&#8221;</span></p>
<p><strong>Eyere de gelir semere de:</strong><span style="font-weight: 400;"> Her işe uyar, her işe yarar, ince işler için de kaba işler için de kullanılabilir.</span></p>
<p><strong>Eyüp sabrı:</strong><span style="font-weight: 400;"> Peygamberlerden Hz. Eyyub` un başına gelen hastalığa sabredip, bundan dolayı şikâyet etmemesi; güçlük ve üzüntülere, hastalığa karşı sabretmesinden hareketle, en ağır ve sürekli üzüntülerden bile yakınmayanın büyük ve uzun sabrını anlatmak için kullanılır.</span></p>
<p><strong>Eyvallah demek: </strong><span style="font-weight: 400;">1. Razı olmak, kabul etmek. 2. Ayrılırken &#8220;Allah`a ısmarladık&#8221; anlamında kullanılır.</span></p>
<p><strong>Eyvallah etmemek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Minnet altına girip boyun eğmemek.&#8221;Aç kaldı, susuz kaldı ama kimseye eyvallah etmedi.&#8221;</span></p>
<p><strong>Ezbere iş görmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> İncelemeden, özenmeden, gerekli olan bilgiyi almadan, gelişi güzel iş yapmak.&#8221;Ben sana ezbere iş görme demedim mi?&#8221;</span></p>
<p><strong>Ezilip büzülmek:</strong><span style="font-weight: 400;"> Güç bir duruma düştüğünü, utandığını, sıkıldığını davranışlarıyla belli etmek.&#8221;Hiçbir insanın karşımda ezilip büzülmesine tahammülüm yoktur.&#8221;</span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/e-harfiyle-baslayan-deyimler/">E Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/e-harfiyle-baslayan-deyimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ç Harfi İle Başlayan Deyimler</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/c-harfi-ile-baslayan-deyimler/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/c-harfi-ile-baslayan-deyimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 07:54:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çaba göstermek: Bir işi başarmak için uğraşmak, kuvvet harcamak.&#8221;Çaba göstermeden amacına ulaşamazsın.&#8221; Çabalama kaptan ben gidemem: &#8220;Zorlamanın hiç faydası yok, ben bu işi yapacak güçte değilim; boşuna uğraşıyorsun, yapamam, gitmem,&#8221; anlamında kullanılır. Çağ açmak: Yeni bir gidişin, tutumun öncüsü olmak; evrensel bir gidişe yol açmak.&#8221;İstanbul` un fethiyle yeni bir çağ açıldı.&#8221; Çakar almaz: İşe yarar gibi görünse de aslında [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/c-harfi-ile-baslayan-deyimler/">Ç Harfi İle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çaba göstermek:</strong> Bir işi başarmak için uğraşmak, kuvvet harcamak.&#8221;Çaba göstermeden amacına ulaşamazsın.&#8221;</p>
<p><strong>Çabalama kaptan ben gidemem:</strong> &#8220;Zorlamanın hiç faydası yok, ben bu işi yapacak güçte değilim; boşuna uğraşıyorsun, yapamam, gitmem,&#8221; anlamında kullanılır.</p>
<p><strong>Çağ açmak:</strong> Yeni bir gidişin, tutumun öncüsü olmak; evrensel bir gidişe yol açmak.&#8221;İstanbul` un fethiyle yeni bir çağ açıldı.&#8221;</p>
<p><strong>Çakar almaz:</strong> İşe yarar gibi görünse de aslında yararsız, bozuk olan.&#8221;Çakar almaz bir tabancayla bizi korkutacağını sanmıştı.&#8221;</p>
<p><strong>Çakı gibi:</strong> Canlı ve atik, çevik.&#8221;Çakı gibi delikanlı olmuş.&#8221;</p>
<p><strong>Çalımından geçilmemek:</strong> Çok kibirli, kurumlu olmak; büyüklük taslamak, gösteriş yapmak.&#8221;Adamın çalımından geçilmiyor, ona laf anlatmak çok zor.&#8221;</p>
<p><strong>Çalım satmak (caka satmak):</strong> Büyüklük taslamak, kurularak davranmak.</p>
<p><strong>Çalıp çırpmak:</strong> Eline ne geçerse (az ve çok) çalmak, bu yolla kazanç sağlamak.&#8221;Yoksul kalınca çalıp çırpmaya başladı.&#8221;</p>
<p><strong>Çam devirmek:</strong> Farkında olmadan karşısındakini kıracak ya da kötü bir sonuca yol açacak söz söylemek, davranışta bulunmak.&#8221;Onun da çam devirmede üstüne yok hani.&#8221;</p>
<p><strong>Çam yarması:</strong> İri gövdeli insan.</p>
<p>[ad1]</p>
<p><strong>Çanak tutmak (açmak):</strong> 1. Söz ve davranışlarıyla kavgaya, kargaşaya yol açmak. 2. Dilenmek.&#8221;Onun bu işe çanak tutmasına fırsat vermeyeceğim.&#8221;</p>
<p><strong>Çanak yalayıcı:</strong> Dalkavuk, çıkarı için dalkavukluk eden.&#8221;Çanak yalayıcılar gün geçtikçe artıyor.&#8221;</p>
<p><strong>Çan çan etmek:</strong> Gerekli gereksiz sürekli konuşmak, yüksek sesle devamlı gevezelik etmek.&#8221;Başımda ne çan çan edip duruyorsun, kes artık şu sesini.&#8221;</p>
<p><strong>Çanına ot tıkamak:</strong> Bir daha sesini çıkaramayacak, kötülük edemeyecek bir duruma sokmak.&#8221;Elbet sizin de çanınıza ot tıkayacağım gün gelecek.&#8221;</p>
<p><strong>Çantada (torbada) keklik:</strong> &#8220;Ele geçirilmesi o kadar kesin ki elde edilmiş sayılır&#8221; anlamında kullanılır.&#8221;Beni çantada keklik sanıyor ama yanılıyor.&#8221;</p>
<p><strong>Çaptan düşmek:</strong> Önceleri iyi olan durumu sonradan bozulmuş olmak; çalışma gücü, verimi tükenmiş olmak.&#8221;Adamın bir ayda çaptan düşeceğini sandılar.&#8221;</p>
<p><strong>Çar çur etmek:</strong> Gereksiz, lüzumsuz yere harcayıp tüketmek.&#8221;Paranı sakın çarçur edeyim deme.&#8221;</p>
<p><strong>Çarıklı erkânıharp:</strong> Daha ziyade öğrenimi olmayan ama kafası çalışan, kurnaz ve uyanık köylüler için şaka yollu kullanılır.</p>
<p><strong>Çark etmek:</strong> Dönmek, geri dönmek.&#8221;Birkaç adım sonra çark ediniz.&#8221;</p>
<p><strong>Çarkına okumak:</strong> Bozmak, çalışamaz hâle getirmek, zarar vermek; birine büyük kötülük yapmak.&#8221;Eline alır almaz saatin çarkına okudu.&#8221;</p>
<p><strong>Çarşamba pazarı:</strong> Her şeyi açıkta olan, karmakarışık yer.&#8221;Etrafı çarşamba pazarı gibi yapmış çocuklar.&#8221;</p>
<p><strong>Çarşaf gibi:</strong> Dalgasız, dümdüz ve durgun.&#8221;Deniz çarşaf gibiydi.&#8221;</p>
<p><strong>Çat kapı:</strong> Aniden, beklenmedik bir anda.&#8221;Oturuyorduk, çat kapı çıkageldiler.&#8221;</p>
<p><strong>Çat pat:</strong> 1. Ara sıra. 2. Yarım yamalak, biraz. 3. Vakitli vakitsiz, uygunsuz zamanlarda.&#8221;Çat pat okuması var diye mektubu ona uzattılar.&#8221;</p>
<p><strong>Çayı görmeden paçaları sıvamak:</strong> Ham hayaller kurmak; henüz zamanı gelmediği hâlde yapılacak bir iş, meydana gelebilecek bir olay için hazırlıklara girişmek.&#8221;Durun bakalım hele, çayı görmeden paçaları sıvamayın, bir haber ulaşsın önce.&#8221;</p>
<p><strong>Çehre züğürdü:</strong> Çirkin, suratsız, yüzü yakışıksız.&#8221;Oğlanı çehre züğürdü bir kızla evlenmek zorunda bıraktılar.&#8221;</p>
<p><strong>Çekeceği olmak:</strong> Çok acı çekeceği, sıkıntıya gireceği bir iş ya da durumla karşılaşacağı sezilir olmak.&#8221;Öyle anlaşılıyor ki bu çavuştan çekeceğimiz var.&#8221;</p>
<p><strong>Çekidüzen vermek:</strong> Karışıklığı, dağınıklığı, başıbozukluğu gidermek.&#8221;Kendine bir çeki düzen vermelisin artık.&#8221;</p>
<p><strong>Çekip çevirmek:</strong> Yönetmek, düzene sokmak, hâle yola koymak, çalışmasını sağlamak.&#8221;Tek başıma bu işi çekip çeviremem ki!&#8221;</p>
<p><strong>Çekip gitmek:</strong> Savuşmak, bırakıp gitmek, kimseye danışmadan ayrılmak.&#8221;Aradığını bulamayınca çekip gitti.&#8221;</p>
<p><strong>Çekirdekten yetişme:</strong> Bir işi küçük yaştan, çıraklıktan başlayarak öğrenme ve o işte ustalaşma.&#8221;Ali, çekirdekten yetişmiş bir marangozdu.&#8221;</p>
<p><strong>Çekişe çekişe pazarlık (etmek):</strong> Bir malı ucuza almak, ya da pahalıya satmak için titizce uzun süre yapılan pazarlık.&#8221;Babam çok istediği atı alabilmek için, atın sahibiyle çekişe çekişe pazarlık etmeye başladı.&#8221;</p>
<p>[ad2]</p>
<p><strong>Çelme takmak:</strong> 1. Ayağını bacağına geçirerek yıkmaya çalışmak. 2. Bir işin gelişmesini engellemek veya bir kimsenin iyi yürüyen işini bozmak.&#8221;Sakin sakin giden arkadaşını çelmek takarak yere düşürdü.&#8221;</p>
<p><strong>Çene çalmak:</strong> Gevezelik ederek, çok konuşarak vakit geçirmek.&#8221;Komşu kadınları çene çalmaya bayılırlar.&#8221;</p>
<p><strong>Çenesi düşük:</strong> Geveze, çok konuşan, gereksiz şeyler söyleyen.&#8221;Senin kadar çenesi düşük bir adam daha görmedim.&#8221;</p>
<p><strong>Çenesi kuvvetli:</strong> Söylemekten yorulmayan, söylediği sözlerle kendisini dinletmesini bilen.&#8221;İyi hatip, acaba çenesi kuvvetli hatip midir?&#8221;</p>
<p><strong>Çene yarıştırmak:</strong> Karşılıklı gevezelik etmek, boş konuşmak.&#8221;Sizinle çene yarıştırılmaz doğrusu.&#8221;</p>
<p><strong>Çetele tutmak: </strong>Hesap<strong> </strong>tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek.&#8221;Ahmet amca, veresiye verdiği mallar için çetele tutmaktan usanmıştı.&#8221;</p>
<p><strong>Çetin ceviz:</strong> 1. Kırılması zor, kabuğu sert ceviz cinsi. 2. Yola getirilmesi, yenilmesi zor rakip; başarılması güç iş.&#8221;Şimdi anlıyordu rakibinin ne deneli çetin ceviz olduğunu.&#8221;</p>
<p><strong>Çevir kaz (ı) yanmasın:</strong> Karşısındakini kıracak bir söz söylediğini fark edip de çevirmeye kalkışanlara şaka yollu söylenir.</p>
<p><strong>Çıban başı:</strong> 1. Çıbanın patlamak üzere olan tepe noktası. 2. Kötü sonuçların, uygunsuzlukların ana sebebi.&#8221;Bu işte çıban başı mı olmak istersin?&#8221;</p>
<p><strong>Çıfıt çarşısı:</strong> Türlü kötülüklerin, hile ve düzenlerin karmakarışık bir durumda bulunduğu yer.&#8221;Daireyi çıfıt çarşısına çevirenler tek tek bulunmalıdır.&#8221;</p>
<p><strong>Çığır açmak</strong>: Bir alanda yeni bir yol açmak; yeni bir tutum, izlenecek yöntem bulmak.&#8221;Bilim adamları kanserle mücadelede çığır açmak için kolları sıvadılar.&#8221;</p>
<p><strong>Çığırından çıkmak:</strong> Yoldan sapmak, doğru ve uygun gidişten ayrılmak, artık düzelemez hâle gelmek.&#8221;İşler çığırından çıkmadan önlem almalıyız.&#8221;</p>
<p><strong>Çıkar yol:</strong> Çare, en tutarlı çözüm yolu.&#8221;Sınıf geçebilmek için tek çıkar yol ders çalışmaktır.&#8221;</p>
<p><strong>Çıkış yapmak:</strong> Bir tartışma esnasında etkili söz ve sert davranışlarla düşüncelerini belirtmek.&#8221;Ani bir çıkış yaparak herkesi şaşırttı.&#8221;</p>
<p><strong>Çıkmaza girmek:</strong> Çözümlenemeyecek, içinden çıkılamayacak bir duruma düşmek.&#8221;İşler, hiç ummadıkları bir anda çıkmaza girdi.&#8221;</p>
<p><strong>Çıngar çıkarmak:</strong> Gürültü patırtı, karışıklık ve kavga çıkarmak.&#8221;Çıngar çıkarmadan oturtun şu kadını.&#8221;</p>
<p><strong>Çıt çıkarmamak:</strong> Çok sessiz olmak, hiç ses çıkarmamak, gürültü yapmamak.&#8221;Çocuklar korkudan çıt çıkarmıyorlardı.&#8221;</p>
<p><strong>Çiçeği burnunda:</strong> Çok taze, yeni koparılmış.&#8221;Çiçeği burnunda bir haber getirmek için yarışa girdi muhabirler.&#8221;</p>
<p><strong>Çifte kumrular:</strong> Birbirini çok seven ve birbirinden ayrılmayan kimseler.&#8221;İşte çifte kumrular geliyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Çiğlik etmek:</strong> İnsana yakışmayan; olgunluğa, yaşa uygun düşmeyen yersiz ve kaba davranışlarda bulunmak.&#8221;Bir çiğlik edip de toplantıyı berbat edecek diye ödüm kopuyor.&#8221;</p>
<p><strong>Çiğ süt etmiş olmak:</strong> Soysuz ve namussuz olmak.&#8221;Bu yürek yakıcı işi yapmak için çiğ süt emmiş olmak gerek.&#8221;</p>
<p><strong>Çiğ yemedim ki karnım ağrısın:</strong> &#8220;Herhangi bir suç işlemedim ki korku duyayım, işi eksik yapmadım ki olumsuz sonuçtan kaygılanayım&#8221; anlamında kullanılır.</p>
<p><strong>Çile çekmek</strong>: Üzüntü, eziyet, acı ve sıkıntı içinde yaşamak.&#8221;Annen seni büyütünceye kadar ne çileler çekti biliyor musun?&#8221;</p>
<p><strong>Çile çıkarmak:</strong> 1. Sıkıntılı bir işin veya durumun sona ermesini beklemek. 2. Tasavvufta bir müridin belli bir eğitim safhasından geçmesi.&#8221;Çile çıkarmayan mürit olgunlaşamaz.&#8221;</p>
<p><strong>Çileden çıkmak:</strong> 1. Çok öfkelenmek, olan bitenler karşısında dayanıklılığı kalmayıp taşkınlık göstermek. 2. Çile süresini bitirmek.&#8221;Ben çileden çıkmadan çabuk terk edin burayı.&#8221;</p>
<p><strong>Çil yavrusu gibi dağılmak</strong>: Toplu hâlde bulunan insanların her biri, herhangi bir sebeple bir yana dağılmak.&#8221;Silâh sesini duyunca çil yavrusu gibi dağılmaya başladılar.&#8221;</p>
<p><strong>Çirkefe taş atmak:</strong> Edepsiz, geçimsiz, kaba saba kimsenin tepkisine yol açacak davranışlarda bulunmak.&#8221;Şu çirkefe taş atıp da başını belâya sokmadan gir içeri!&#8221;</p>
<p><strong>Çivi kesmek:</strong> Çok üşümek, donmak.&#8221;Çocuklar soğuktan çivi kesmişlerdi.&#8221;</p>
<p><strong>Çizmeden yukarı çıkmak:</strong> Bilmediği, aklının kesmediği, yetkisinin dışında bir işe kalkışmak; haddini bilmemek.&#8221;Kes artık, çizmeden yukarı çıkmaya başladın.&#8221;</p>
<p><strong>Çocuk oyuncağı:</strong> Önem verilecek değerde olmayan, kolay iş.&#8221;Dereyi geçmek mi? Çocuk oyuncağı benim için.&#8221;</p>
<p><strong>Çocuk oyuncağı hâline getirmek:</strong> Bir işi sık sık değiştirip verilmesi gereken önemde ele almamak, küçümsenir duruma getirip değerinden düşürmek.&#8221;Ne biçim adamlarsınız siz, bu güzel işi çocuk oyuncağı hâline getirdiniz!&#8221;</p>
<p><strong>Çoğu gitti azı kaldı:</strong> İşin en güç, en önemli, en büyük kısmı bitti, kalanı önemsizdir.&#8221;Ha gayret çocuklar, çoğu gitti azı kaldı.&#8221;</p>
<p><strong>Çok görmek:</strong> 1. Esirgemek, bir kimseyi o şeye değer bulmamak. 2. Bir kimsenin yaptığını, davranışını yadırgamak.&#8221;Gel, çok görme bana bu işi.&#8221;</p>
<p><strong>Çoluk çocuk elinde kalmak</strong>: Genç, tecrübesiz, çocuk denecek kişilerin yönetimi altında yaşar durumda olmak.&#8221;Ülke çoluk çocuk elinde mi kalacak? Allah korusun!&#8221;</p>
<p><strong>Çoluk çocuğa karışmak:</strong> Evlenip, çocukları dünyaya gelip, onlarla uğraşır olmak.&#8221;Vay canına! Daha dünkü çocuktu, bugün çoluk çocuğa karışmış! Zaman ne çabuk da geçiyor.&#8221;</p>
<p><strong>Çorap söküğü gibi gitmek:</strong> Başlayan bir işin birbirine bağlı diğer bölümlerinin kolaylıkla halledilmesi.&#8221;Hele bir başla sen, bak nasıl çorap söküğü gibi gidecek iş.&#8221;</p>
<p><strong>Çorbada tuzu bulunmak:</strong> Yapılan bir iş ya da hizmette az da olsa çabası, emeği bulunmak.&#8221;Haydi durmayın, çorbada sizin de tuzunuz bulunsun!&#8221;</p>
<p><strong>Çömlek hesabı:</strong> Güvenilmez, yanlış hesap.&#8221;Senin yaptığın çömlek hesabı, bir muhasebeciye havale et işi.&#8221;</p>
<p><strong>Çuval gibi:</strong> Kaba ve seyrek, bol ve ütüsüz.&#8221;Pantolonun çuval gibi olmuş.&#8221;</p>
<p><strong>Çürüğe çıkmak:</strong> 1. İşe yaramaz olduğu, sağlam olmadığı anlaşılarak bir yana atılmak. 2. Sağlığı el vermediği için askerlik görevine alınmamak.&#8221;Çürüğe çıkmak için can atanlar da yok değil bugün.&#8221;</p>
<p><strong>Çürük tahtaya basmak:</strong> Tedbirsiz hareket edip, kötü sonuçlanacak bir işe girişmek.&#8221;Allah kimseyi çürük tahtaya bastırmasın.&#8221;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/c-harfi-ile-baslayan-deyimler/">Ç Harfi İle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/c-harfi-ile-baslayan-deyimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>O Harfiyle Başlayan Deyimler</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/o_harfi_ile_baslayan_deyimler/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/o_harfi_ile_baslayan_deyimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Aug 2008 12:08:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112954</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ocağına düşmek: Birine yardım etmesi için yalvarmak, koruması için sığınmak.&#8221;Ocağına düştüm ağam, beni bu işten ancak sen kurtarırsın!&#8221; Ocağına incir dikmek: Birinin evini barkını dağıtmak, düzenini alt üst etmek, yuvasını yıkıp toparlanamaz hâle getirmek.&#8221;Bende senin ocağına incir dikmezsem dedi ama dediğine pişman oldu.&#8221; Ocağını söndürmek: Ailenin dağılmasına sebep olmak, çoluk çocuğunu yok etmek.&#8221;Ocağımı söndürdü katiller!&#8221; Oğul balı: 1. Evlât, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/o_harfi_ile_baslayan_deyimler/">O Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ocağına düşmek:</strong> Birine yardım etmesi için yalvarmak, koruması için sığınmak.&#8221;Ocağına düştüm ağam, beni bu işten ancak sen kurtarırsın!&#8221;</p>
<p><strong>Ocağına incir dikmek:</strong> Birinin evini barkını dağıtmak, düzenini alt üst etmek, yuvasını yıkıp toparlanamaz hâle getirmek.&#8221;Bende senin ocağına incir dikmezsem dedi ama dediğine pişman oldu.&#8221;</p>
<p><strong>Ocağını söndürmek:</strong> Ailenin dağılmasına sebep olmak, çoluk çocuğunu yok etmek.&#8221;Ocağımı söndürdü katiller!&#8221;</p>
<p><strong>Oğul balı:</strong> 1. Evlât, evlâdın ana babaya yansıyan geliri. 2. Oğul arılarının yaptığı bal.</p>
<p><strong>Oğul vermek:</strong> Oğul arılarının bir bölüğü kovandan ayrılıp başka bir kovana gitmek, yeni bir oğul arısı topluluğu meydana getirmek.</p>
<p><strong>Okkalı kahve:</strong> Bol kahve ile yapılmış ve büyük fincana konmuş kahve.&#8221;Bir okkalı kahve daha çek usta!&#8221;</p>
<p><strong>Okka çekmek:</strong> Hacminden daha fazla ağır gelmek.</p>
<p><strong>Okkanın altına girmek:</strong> Haksız yere eziyet çekmek, zarar ve ceza görmek.&#8221;Uyanık ol da okkanın altına gireyim deme, tamam mı?&#8221;</p>
<p><strong>Ok yaydan çıkmak:</strong> Geri dönülemeyecek bir iş yapmak, söz söylemek ya da bir harekette bulunmak.&#8221;Ok yaydan çıktı bir kere, çaresiz dövüşeceğiz.&#8221; Ola ki&#8230;: Belki olur ya, olabilir ki&#8230;&#8221;Ola ki bir daha karşılaşırız.&#8221;</p>
<p>[ad1]</p>
<p><strong>Olan biten:</strong> Olup geçenler, olanların hepsi, meydana gelenler.&#8221;Olan bitenden hiç haberim olmadı.&#8221;</p>
<p><strong>Oldu bittiye getirmek:</strong> Emrivaki yapmak, geri dönülmesi güç ve imkânsız bir durum oluşturmak.&#8221;Oldu bittiye getirerek tarlayı satın aldılar.&#8221;</p>
<p><strong>Oldum bittim (veya oldum olası):</strong> Başından beri, öteden beri, ilk zamandan beri, kendimi bildiğimden beri.&#8221;Oldum bittim kızarım bu adamlara.&#8221;</p>
<p><strong>Oldu olacak kırıldı nacak:</strong> &#8220;Olanlar oldu, iş işten geçti, olanlar geri dönülemeyecek bir durum aldı, bunu kabul etmek gerek&#8221; anlamında kullanılır.</p>
<p><strong>Olmayacak duaya amin demek:</strong> Sonuç vermeyecek bir işle uğraşmak ya da buna destek vermek.</p>
<p><strong>Olur olmaz:</strong> 1. Meydana gelmesinden hemen sonra. 2. Rast gele, sıradan. 3. Gerekli gereksiz, yerli yersiz, önemli önemsiz durumu gözetilmeden yapılan (iş) ya da söylenen (söz).</p>
<p><strong>Oluruna bırakmak:</strong> Bir işin yapılabildiği, olabildiği kadarıyla yetinmek, müdahale etmeden bekleyip sonucuna ne olursa olsun razı olmak.&#8221;Artık oluruna bıraktık işi.&#8221;</p>
<p><strong>Omuz omuza:</strong> 1. Birbirine destek vererek, dayanışarak. 2. Yan yana, çok sıkışık.&#8221;Omuz omuza vererek bu zorluğun altından kalkmamız mümkün.&#8221;</p>
<p><strong>Omuz silkmek:</strong> Aldırmamak, önem vermemek, benimsememek.&#8221;Sana bunu alacağım dedim ama o, omuz silkti.&#8221;</p>
<p><strong>On parmağında on kara:</strong> İnsanlara leke sürmeyi, kara çalmayı, iftira atmayı huy edinmiş (kimse).</p>
<p><strong>On parmağında on marifet:</strong> Çok hünerli, becerikli, ustalığı çok, elinden her iş gelir.</p>
<p><strong>Onuruna dokunmak:</strong> Onurunu, haysiyetini incitmek.&#8221;Dikkatli ol, birinin onuruna dokunacak iş yapma.&#8221;</p>
<p><strong>Oralarda (oralı) olmamak:</strong> Anlamamış, sezmemiş gibi davranmak.&#8221;O sözler ona söyleniyordu ama hiç oralı olmadı.&#8221;</p>
<p><strong>Ortada kalmak:</strong> 1. Yersiz yurtsuz kalmak, barınacak yer bulamamak. 2. İki şey arasında kalmak. 3. (Bir şeyi) kimse üzerine almamak.&#8221;Belediye evlerini yıkınca çoluk çocuk öylece ortada kaldılar.&#8221;</p>
<p>[ad2]</p>
<p><strong>Ortadan kalkmak:</strong> 1. Görünmez, bulunmaz olmak. 2. Yok olmak.&#8221;Sis ortadan kalktı.&#8221;</p>
<p><strong>Ortadan kaybolmak:</strong> Nereye gittiği bilinmemek, sezdirmeden gitmek, görünmez hâle gelmek.&#8221;Ali ortadan kayboldu.&#8221;</p>
<p><strong>Orta hâlli:</strong> Ne zengin ne yoksul, ne iyi ne kötü, ne çirkin ne güzel.&#8221;Onlar orta hâlli bir ailedirler.&#8221;</p>
<p><strong>Ortalığı birbirine katmak:</strong> Kargaşa çıkarmak, herkesi birbirine düşürmek.&#8221;Şimdi gelip ortalığı birbirine katacak diye korkuyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Ortalık düzelmek:</strong> Tedirginlik kalmamak, toplum içindeki karışıklık yok olmak.&#8221;Çok şükür ortalık düzeldi.&#8221;</p>
<p><strong>Ortalık karışmak</strong>: Kargaşa çıkmak, toplumda düzensizlik baş göstermek.&#8221;Ortalık yine karıştı, insanlar birbirine girdi.&#8221;</p>
<p><strong>Orta malı:</strong> 1. Herkesin yararlandığı (şey). 2. Her isteyenle ilişkide bulunan.&#8221;Benim bisikletim orta malı mı ki herkes binmeye çalışıyor.&#8221;</p>
<p><strong>Ortaya dökmek:</strong> 1. Gizli olan ne varsa açıklamak. 2. Çıkarıp göstermek.&#8221;Bütün sırlarını ortaya dökmek için harekete geçti.&#8221;</p>
<p><strong>O tarakta bezi olmamak:</strong> Bir şeyle, bir işle ilişiği bulunmamak, o şeyle ilgilenmemek.&#8221;O tarakta bezi olacağını hiç sanmam.&#8221;</p>
<p><strong>Ot yoldurmak: </strong>Çok güçlük çıkarmak, zor bir iş gördürmek, çok uğraştırmak.</p>
<p><strong>Oya koymak:</strong> Bir işin sonucunu belirlemek üzere oy verilmesini istemek, oylama yoluyla bir topluluğun görüşünü almak.&#8221;Bu görüşü oya koymayı teklif ediyorum, kabul edenler el kaldırsınlar.&#8221;</p>
<p><strong>Oy birliği:</strong> Bir toplantıya katılan, bir meseleyi konuşan kimselerin aynı düşüncede olup aynı yönde oy kullanmaları.&#8221;Sınıf başkanını oy birliği ile seçtik.&#8221;</p>
<p><strong>Oyuna gelmek:</strong> Aldatılmak, tuzağa düşürülmek.&#8221;Onların oyununa gelmemeye çalış, dikkatli ol.&#8221;</p>
<p><strong>Oyunbozanlık etmek:</strong> Mızıkçılık etmek, birlikte yapılması gereken işten tek taraflı vazgeçmek.&#8221;Oyunbozanlık etme de gel birlikte eğlenelim.&#8221;</p>
<p><strong>Oyun etmek:</strong> Aldatmak, kurnazlıkla birini tuzağa düşürmek.&#8221;Bana kötü bir oyun ettiler.&#8221;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/o_harfi_ile_baslayan_deyimler/">O Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/o_harfi_ile_baslayan_deyimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>P Harfiyle Başlayan Deyimler</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/p_harfi_ile_baslayan_deyimler/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/p_harfi_ile_baslayan_deyimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 12:32:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112960</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pabucu dama atılmak: Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek, değer ve itibarını kaybetmek.&#8221;Yeni bir elektrikçi aldılar, desene Murat`ın pabucu dama atıldı.&#8221; Pabucunu ters giydirmek: Güç bir duruma düşürerek telâşlandırmak, bu telâşla kaçmasına sebep olmak.&#8221;El oğlu bu, adama pabucunu ters giydirir, tetikte olmalı insan.&#8221; Pabuç bırakmamak: Yılmamak, korkmayıp yapacağından vazgeçmemek.&#8221;Ben öyle olur olmaz insanlara pabuç bırakmam.&#8221; Pabuç pahalı: Girişilen işin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/p_harfi_ile_baslayan_deyimler/">P Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Pabucu dama atılmak:</strong> Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek, değer ve itibarını kaybetmek.&#8221;Yeni bir elektrikçi aldılar, desene Murat`ın pabucu dama atıldı.&#8221;</p>
<p><strong>Pabucunu ters giydirmek:</strong> Güç bir duruma düşürerek telâşlandırmak, bu telâşla kaçmasına sebep olmak.&#8221;El oğlu bu, adama pabucunu ters giydirir, tetikte olmalı insan.&#8221;</p>
<p><strong>Pabuç bırakmamak:</strong> Yılmamak, korkmayıp yapacağından vazgeçmemek.&#8221;Ben öyle olur olmaz insanlara pabuç bırakmam.&#8221;</p>
<p><strong>Pabuç pahalı:</strong> Girişilen işin tehlikeli olduğunu anlatmak için kullanılır.&#8221;Baktı ki pabuç pahalı, hemen geri döndü.&#8221;</p>
<p><strong>Paçaları sıvamak:</strong> Bir işi yapmak için hazırlanmak.&#8221;Bir an önce paçaları sıvayıp işe başlamak istiyordu.&#8221;</p>
<p><strong>Paçası düşük:</strong> Giyimine, kılık kıyafetine pek dikkat etmeyen, sünepe.</p>
<p><strong>Paçayı kaptırmak:</strong> 1. Yakalanmak, ele geçmek. 2. Giriştiği işten vazgeçmek istediği hâlde kendini kurtaramamak. 3. Dilediği gibi davranamamak.&#8221;Paçayı kaptırdık bir kere, yakamızı kurtaramıyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Paçavrasını çıkarmak:</strong> Çok hırpalamak, sağlam yerini koymamak, işe yaramaz bir duruma getirmek.&#8221;Beş kişiydiler, adamın paçavrasını çıkardılar.&#8221;</p>
<p><strong>Paçayı kurtarmak:</strong> Bir ilişkiden veya önce girişip sonra pişman olduğu bir işten yakasını sıyırmak.&#8221;Çok şükür şu belâlı işten paçayı kurtardık.&#8221;</p>
<p><strong>Paha biçilmez:</strong> Çok pahalı, kıymeti ölçülemeyecek kadar yüksek.&#8221;Paha biçilemez tablolar sergilenmişti.&#8221;</p>
<p><strong>Pahalıya mal olmak:</strong> Kolay elde edilememek; para, özveri ve emek gerektirmek; zarara ve sıkıntıya yol açmak.&#8221;Bu ev size pahalıya mal olsa gerek.&#8221;</p>
<p><strong>Palas pandıras:</strong> Acele olarak, hazırlanmaya zaman bulamadan.&#8221;Palas pandıras evden çıkmak zorunda kaldık.&#8221;</p>
<p><strong>Palavra atmak:</strong> Abartarak söylemek, yalan söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek.</p>
<p><strong>Paldır küldür:</strong> 1. Büyük bir gürültü ile. 2. Ansızın ve kurallara uymaksızın.&#8221;Paldır küldür merdivenlerden inmeye başladılar.&#8221;</p>
<p><strong>Pamuk ipliği ile bağlamak:</strong> Etkisi az sürecek, köksüz, geçici bir çözüm yolu bulmak.</p>
<p><strong>Paniğe kapılmak:</strong> Çok korkmak, telâşa sürüklenmek.&#8221;Çocuklar paniğe kapılacaklar diye endişeleniyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Papara yemek:</strong> Çok azarlanmak.&#8221;Çabuk olun, annemden papara yemek istemiyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Para babası:</strong> Çok zengin, parası bol olan.</p>
<p><strong>Para canlısı:</strong> Parayı çok seven, paraya düşkün.</p>
<p>[ad1]</p>
<p><strong>Para çekmek:</strong> 1. Banka veya benzeri bir yere yatırılmış parayı geri almak. 2. Bir kimseden çeşitli yollarla para sızdırmak.</p>
<p><strong>Para dökmek:</strong> Bir şey için çok para harcamak.&#8221;Düğün için az para dökmedi.&#8221;</p>
<p><strong>Para etmemek:</strong> 1. İşe yaramamak, etkili olmamak. 2. Değeri pahasına satılamamak.&#8221;Bu malların para edeceğini sanmıyorum.&#8221;</p>
<p><strong>Parasını sokağa atmak:</strong> Değeri olmayan bir işe ya da mala para vermek.</p>
<p><strong>Para kesmek:</strong> 1. Çok para kazanmak. 2. Devletin çok para basması.&#8221;Bizim büfe âdeta para kesiyor.&#8221;</p>
<p><strong>Para sızdırmak:</strong> Kandırarak, zorlayarak birinden para almak.&#8221;Kabadayılar esnaftan az para sızdırmadılar.&#8221;</p>
<p><strong>Para tutmak:</strong> 1. Parasını idareli harcayıp kalanını biriktirmek. 2. Satın alınan şeyin karşılığını para olarak hesaplamak.&#8221;Aldığımız eşyaların hepsi kaç para tuttu dersiniz?&#8221;</p>
<p><strong>Paraya çevirmek:</strong> Bir malı verip yerine para almak.&#8221;Gidin, şu dolapları paraya çevirin de gelin.&#8221;</p>
<p><strong>Paraya kıymak:</strong> Gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak.</p>
<p><strong>Paraya para dememek:</strong> 1. Çok para kazanmak. 2. Bol para harcamak. 3. Elde olan parayı az bulmak.</p>
<p><strong>Para yapmak:</strong> Para kazanıp biriktirmek.&#8221;Gurbete para yapmaya gitti.&#8221;</p>
<p><strong>Para yedirmek:</strong> İşini yaptırmak için birilerine kanunsuz, hak etmedikleri parayı vermek; rüşvet vermek.&#8221;O binayı yaptırmak için belediyeye az para yedirmediler.&#8221;</p>
<p><strong>Para yemek:</strong> 1. Çok para harcamak. 2. Rüşvet yemek, görevini kötüye kullanıp bir iş yapmak için birinden para almak.&#8221;İnsanlar artık açıktan para yiyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Parmağı ağzında kalmak:</strong> Çok şaşırmak, hayrete düşmek.</p>
<p><strong>Parmağına dolamak:</strong> Bir konuyu her fırsatta, her yerde ele alıp konuşmak, o konu ile uğraşmak.</p>
<p><strong>Parmağında oynatmak:</strong> Birine her istediğini yaptırmak, onu kukla gibi kullanmak.&#8221;Beni parmağında oynatamayacaksın alçak herif.&#8221;</p>
<p><strong>Parmağını bile oynatmamak:</strong> Hiç tepki göstermemek, kayıtsız kalmak.&#8221;Beni dövdüler ama o parmağını bile oynatmadı.&#8221;</p>
<p><strong>Parmak basmak:</strong> 1. Bir nokta üzerine dikkati ya da ilgiyi çekmek. 2. İmza yerine parmağını mürekkebe batırarak bir yere bastırmak.</p>
<p><strong>Parmak hesabı:</strong> 1. Parmakları kullanmak suretiyle yapılan hesap. 2. Hece vezni.&#8221;Bizim bakkal hâlâ parmak hesabı yapıyor.&#8221;</p>
<p><strong>Parmak ısırmak:</strong> Büyük şaşkınlık duymak, hayrete düşmek.&#8221;Yaptığım tatlıyı görünce parmaklarını ısıracaklar.&#8221;</p>
<p><strong>Parmak kadar (çocuk):</strong> Yaşça çok küçük, pek küçük (çocuk).&#8221;Parmak kadar çocukla iş yapılır mı?&#8221;</p>
<p><strong>Parmak kaldırmak:</strong> 1. Olumlu oy vermek için el kaldırmak. 2. Bir toplulukta söz istemek için işaret parmağını kaldırıp diğerlerini yumarak el kaldırmak.&#8221;Parmak kaldırarak söz istemeyi öğrenin artık!&#8221;</p>
<p>[ad2]</p>
<p><strong>Parmakla gösterilmek:</strong> 1. Bir şey az bulunmak. 2. Seçkin, ünlü olmak.&#8221;O, çevresinde parmakla gösterilen bir adamdı.&#8221;</p>
<p><strong>Parmaklarını yemek:</strong> Bir yemeğin çok lezzetli olduğunu anlatmak için kullanılır.&#8221;Böreği değil, parmaklarımızı yedik âdeta.&#8221;</p>
<p><strong>Parsayı başkası toplamak:</strong> Verilen emek karşılığını, emek veren değil, bir başkası almak.&#8221;Biz durmadan çalışalım parsayı da başkası toplasın olmaz öyle şey!&#8221;</p>
<p><strong>Partiyi kaybetmek:</strong> 1. Biriyle çekiştiği bir konuda yenilmek. 2. Elde etmeye çalıştığı bir kazancı bir başkasına kaptırmak.</p>
<p><strong>Pasaportunu vermek:</strong> Kovmak, işten atmak.&#8221;Patron üç işçinin pasaportunu eline verdi.&#8221;</p>
<p><strong>Pas geçmek:</strong> Üzerinde durmamak, caymak, vazgeçmek, aldırış etmemek.</p>
<p><strong>Patırtı çıkarmak:</strong> Kavga, kargaşa, gürültü çıkarmak.&#8221;Patırtı çıkarmadan oturun, babanız uyuyor.&#8221;</p>
<p><strong>Patlak vermek:</strong> Gizlenen ya da hoş karşılanmayan bir durum aniden ortaya çıkmak.&#8221;Kim der di ki savaş bu sabah patlak verecek.&#8221;</p>
<p><strong>Pay biçmek:</strong> Bir fikir elde edebilmek için, durumu bir şey ile kıyaslamak.</p>
<p><strong>Payını almak:</strong> 1. Azarlanmak. 2. Kendine düşen kazanç miktarını almak.</p>
<p><strong>Paye vermek:</strong> Adam yerine koymak, değer vermek.</p>
<p><strong>Payidar olmak:</strong> Kalmak, yok olmamak, yaşamak.&#8221;Milletimiz ilelebet payidar olacaktır.&#8221;</p>
<p><strong>Perdesi yırtık:</strong> Ar damarı çatlamış, utanmaz, arlanmaz.&#8221;Perdesi yırtılmış adamın, baksana neler söylüyordu!&#8221;</p>
<p><strong>Pergelleri açmak:</strong> Uzun adımlarla yürümeye başlamak.&#8221;Pek vaktimiz yok, pergelleri açın da geç kalmayalım.&#8221;</p>
<p><strong>Pay çıkarmak:</strong> Bir olay ya da davranıştan tecrübe kazanmak, hisse kapmak, tutulacak yolu belirlemek.</p>
<p><strong>Pes demek</strong>: Mağlubiyeti kabul etmek, başkasının üstünlüğüne boyun eğmek.&#8221;Yenileceğini anlayınca sırtı yere gelmeden pes dedi.&#8221;</p>
<p><strong>Pestil gibi olmak:</strong> Çok yorulmuş olmak; kımıldayamayacak kadar bitkin, güçsüz düşmek.</p>
<p><strong>Pestilini çıkarmak:</strong> 1. Çok dövmek. 2. Çok çalıştırıp adamakıllı yormak. 3. İyice ezmek.&#8221;Kazma sallamaktan pestilimiz çıktı.&#8221;</p>
<p><strong>Peşini bırakmamak:</strong> Bir şeyi izlemekten vazgeçmemek.&#8221;Adamın peşini bırakmayın sakın!&#8221;</p>
<p><strong>Peşkeş çekmek:</strong> Kendisinin veya bir başkasının malını bir çıkar uğruna birisine uygunsuz olarak vermek.&#8221;Yurdu düşmanlara peşkeş çekiyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Peyda olmak:</strong> Ortaya çıkmak, belirmek, oluşmak.&#8221;Köşede bir adam peyda oldu.&#8221;</p>
<p><strong>Pılıyı pırtıyı toplamak:</strong> Hemen bütün eşyalarını toplayarak bir yere gitmek üzere hazırlık yapmak.&#8221;Pılıyı pırtıyı toplamış bekliyordu.&#8221;</p>
<p><strong>Pire için yorgan yakmak:</strong> Önemsiz bir şey için kızıp daha büyük zarara yol açacak davranış içine girmek.</p>
<p><strong>Pireyi deve yapmak:</strong> Küçük, basit bir olayı büyütüp mesele yapmak, aşırı abartmak.</p>
<p>Pisi pisine: Boş yere, boşuna.&#8221;Pisi pisine vurdular çocukcağızı.&#8221;</p>
<p><strong>Pis pis düşünmek:</strong> Karamsar, derin ve üzüntülü bir düşünceye dalmak.&#8221;Pis pis düşünmeyi bırak da bir yol arayalım.&#8221;</p>
<p><strong>Pis pis gülmek:</strong> Birinin düştüğü kötü duruma öç alır gibi, arsız arsız gülmek.</p>
<p><strong>Pişkinliğe vurmak:</strong> Çıkarı için kötü bir davranışa veya söze aldırmamak.</p>
<p><strong>Pişmiş aşa su katmak:</strong> Yoluna girmiş, bitmek üzere olan bir işi bozmak ya da aksatmak.&#8221;Pişmiş aşa su katabilir, onu buraya sokmayın.&#8221;</p>
<p><strong>Pişmiş kelle gibi sırıtmak:</strong> Anlamsız, çirkin, yersiz, dişlerini göstererek gülmek.&#8221;Pişmiş kelle gibi gülmeyi bırak da işine bak.&#8221;</p>
<p><strong>Posasını çıkarmak:</strong> 1. Birini çok dövmek. 2. Bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek.&#8221;Ülkenin posasını çıkardılar, biz hâlâ seyrediyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Posta koymak:</strong> Birini korkutmak, gözdağı vermek, tehdit etmek.&#8221;Bana posta koyacak adam daha anasından doğmadı.&#8221;</p>
<p><strong>Postayı kesmek:</strong> İlişkiyi kesmek, gidip gelişi sona erdirmek.</p>
<p><strong>Post elden gitmek:</strong> 1. Öldürülmek. 2. Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak.&#8221;Post elden gidince kahretti adam.&#8221;</p>
<p><strong>Post kavgası:</strong> Bir makamı, işi ya da iktidarı ele geçirme çekişmesi.&#8221;Seçimler yaklaştı, post kavgası da başladı.&#8221;</p>
<p><strong>Postu kurtarmak:</strong> Can tehlikesini atlatmak, öldürülme tehlikesi olan yerden kaçıp kurtulmak.&#8221;Postu kurtardık çok şükür.&#8221;</p>
<p><strong>Postu sermek:</strong> Kısa bir süre için gittiği yerde, saygısızca ve sorumsuzca uzun süre kalmak.</p>
<p><strong>Pot kırmak:</strong> Gaf yapmak, farkında olmayarak karşısındakini kıracak, incitecek söz söylemek.&#8221;Dikkatli ol, bir pot kırma sakın.&#8221;</p>
<p><strong>Pösteki saymak:</strong> İçinden çıkılması zor ve anlamsız bir işle uğraşmak.&#8221;Ne mi yapıyorlar? Pösteki sayıp duruyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Prangaya vurmak:</strong> Zincire vurmak, ayağına pranga bağlamak.&#8221;Prangaya vurulu olarak yıllarca kaldı o hapishanede.&#8221;</p>
<p><strong>Puan almak:</strong> 1. Spor karşılaşmalarında sayı kazanmak. 2. Bir test imtihanında herhangi bir puan elde etmek.&#8221;Şu sorulardan hiç puan alamayacağımı sanıyordum.&#8221;</p>
<p><strong>Puan tutturmak:</strong> Gereken sayıda puan kazanmak.&#8221;Bu sene puan tutturup da üniversiteye girecek miyim bilmiyorum!&#8221;</p>
<p><strong>Punduna getirmek:</strong> Bir şeyi yapmak için uygun şartları elde etmek, fırsat kollamak.&#8221;Punduna getirir getirmez patlattı yumruğunu.&#8221;</p>
<p><strong>Pupa yelken:</strong> 1. Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan. 2. Yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla.&#8221;Pupa yelken açıldık denize.&#8221;</p>
<p><strong>Pusu kurmak:</strong> Birine saldırmak için, bir yere gizlenip beklemek.&#8221;Düşmanlarımızın pusu kurduğundan tam zamanında haberdar olmuştuk.&#8221;</p>
<p><strong>Pusulayı şaşırmak:</strong> 1. Ne yapacağını bilemez duruma düşmek. 2. Doğru tutum ve davranıştan ayrılmak.&#8221;İyice pusulayı şaşırmadan uyarmalıyız onu.&#8221;</p>
<p><strong>Pusuya düşmek</strong>: Pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek.&#8221;Eyvah, pusuya düşürdüler bizi!&#8221;</p>
<p><strong>Put gibi:</strong> Kımıltısız, sessiz, anlamsız bir bakışla.</p>
<p><strong>Put kesilmek:</strong> Sessiz, kımıltısız bir durumda kalmak.&#8221;Onun bağırmasıyla herkes bir anda put kesildi!&#8221;</p>
<p><strong>Püf noktası:</strong> Bir işin en ince, en önemli yeri.</p>
<p><strong>Püsküllü belâ:</strong> Kendisinden kurtulunması bir türlü mümkün olmayan, büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya şey.&#8221;Başıma püsküllü belâ kesildi bu çocuk.&#8221;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/p_harfi_ile_baslayan_deyimler/">P Harfiyle Başlayan Deyimler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/p_harfi_ile_baslayan_deyimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
