<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Destanlar | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/destanlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Mar 2008 23:09:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Destanlarda Nevruz&#8217;un İzleri</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/destanlarda-nevruzun-izleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/destanlarda-nevruzun-izleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jan 2008 22:59:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi ve Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[21 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[21 Mart Nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Baharın Gelişi]]></category>
		<category><![CDATA[Bektaşilik]]></category>
		<category><![CDATA[Dede Korkut Hikayelerinde Nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon Destanında Nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Destanında Nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[Göktanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Kazakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Kirgizistan]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz Bayrami]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz Çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruzun İzleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruzun Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruzun Türk Destanlarındaki İzleri]]></category>
		<category><![CDATA[Noel]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan]]></category>
		<category><![CDATA[Şamanizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tataristan]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Destanlarında Nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Destanlarında Nevruz İzleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kültüründe NEvruz]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Yurtları]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Gün]]></category>
		<category><![CDATA[Yilbasi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/destanlarda-nevruzun-izleri/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Destanlarda Nevruz&#8217;un İzleri Destanlar, milletlerin din, fazilet ve millî kahramanlık maceralarının şiirleşmiş hikâyeleridir. Destanlar, bir milletin bütün varlığını ifade ederler. Gerek tarih, gerek fikir ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Destanlar tarihi aydınlatarak fikir ve sanat hayatına kaynak olurlar. Tarihleri bilinemeyecek kadar eskilere uzanan milletlerin ilk çağlarını bize bir takım mitolojik menkıbeler halinde anlatırlar. Bunlar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/destanlarda-nevruzun-izleri/">Destanlarda Nevruz’un İzleri</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong>     <font style="font-size: 20pt" color="#0099cc" face="Maiandra GD">Destanlarda      Nevruz&#8217;un İzleri</font></strong></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">             <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-destanlari/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">Destanlar</font></a>,              milletlerin din, fazilet ve millî kahramanlık maceralarının              şiirleşmiş hikâyeleridir. Destanlar, bir milletin bütün varlığını              ifade ederler. Gerek tarih, gerek fikir ve sanat bakımından büyük              değer taşırlar.              <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-destanlari/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">Destanlar</font></a> tarihi aydınlatarak fikir ve sanat              hayatına kaynak olurlar. Tarihleri bilinemeyecek kadar eskilere              uzanan milletlerin ilk çağlarını bize bir takım mitolojik menkıbeler              halinde anlatırlar. Bunlar gerçek olmasalar, hatta gerçeğe uymasalar              bile, milletlerin kendi millî mazileri hakkında neler bilip neler              düşündüklerini haber vermek bakımından önem taşırlar. Ancak destan,              tarih demek değildir. Kökü tarihe dayanan, ilhâmını tarihten alan              bir halk edebiyatı verimidir. Bazı milletler, millî mizaçları              gereğince, destanlarında tarih gerçeklerinden uzaklaşmaz ve halk              diliyle söylenmiş birer tarih gibi, destanlarını tarihe uyan bir              ifade ile söylerler. Türk Milleti&#8217;nin destanlarında bu vasıflar              üstündür. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk destanlarının              İslâmiyetten önce de,              <a href="https://www.bilgicik.com/tag/islam/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">İslâm</font></a>î devirde de öz bakımından aynı karakteri              göstermeleri; İslâmî devirdeki Türk destanlarının, sadece değişen              bir medeniyet ve yeni bir kültür anlayışının icabı olan              değişikliklerin dışında bir farklılık getirmemesi, bütünlüğün              bozulmamış olması destanlarımızın özelliklerindendir. Çeşitli ve              farklı devirlere ait olmasına rağmen Türk destanları hiçbir zaman              dağınık ve birbirlerinden uzak bir halde değildirler. Bu destanlar              farklı zaman dilimlerinde hep aynı ülkünün peşindedirler: Dünya              yaratılmıştır &#8220;Yaratılış Destanı&#8221;; insanların çoğalması için              &#8220;Türeyiş Destanı&#8221;. Çoğalan insanlar nereye sığar dersek göç başlar              &#8220;<a href="https://www.bilgicik.com/yazi/goc-destani/" style="text-decoration: none"><font color="#000000">Göç Destanı</font></a>&#8220;. Varılan ilde bazen de yok olma belası ile              karşılaşılır. İşte bu anda &#8220;Bozkurt Destanı&#8221; doğar. Oğuz Kağan              Destanı, bu yeniden dirilen milletin gelişmesi ve yayılışıdır. Ancak              su uyur da düşman uyumaz. O zaman Türk, kabuğuna çekilir güç toplar.              Şu Destanı ve Ergenekon destanı, bu ebedî gücün toplanışıdır. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"></font></p>
<table style="border-collapse: collapse" align="left" border="0" bordercolor="#111111" cellpadding="0" cellspacing="0" height="250" width="250">
<tr>
<td height="267" width="173"><center><!--adsense#reklam_250x250--></center></td>
</tr>
</table>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Toprağın önce yağmur              sularıyla sulanarak ardından da karın beyaz örtüsü altında kısa bir              ölüm uykusuna yatıp ilkyaz ile yeniden doğması ,  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-destanlari/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türk destanları</font></a>              içinde karşılığını Ergenekon&#8217;da bulmuştur.  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/nevruz/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Nevruz</font></a> kutlamalarının bir              diğer adı da &#8220;Ergenekon Bayramı&#8221;dır. Bu isim geçmişten günümüze              kadar hâlen çeşitli Türk boyları arasında canlılığını koruyor. Bu              bayram aynı zamanda milletin destanların gücüyle birbirlerine olan              güven bağını güçlendiriyor. Ergenekon da böyle bir gelenektir. Ebulgazi Bahadır Han&#8217;ın Şecere-i Türk&#8217;ünde naklettiği Ergenekon              menkıbesi eski Çin kaynaklarının verdiği tarihî olayların bir              yankısıdır. 400 yıl dört tarafı yüksek dağlarla çevrili bir vadide              kalan Türk&#8217;ün yaşama kavgasıdır. Ergenekon&#8217;dan bir bahar günü tekrar              ata yurduna döndüğünde hürriyetini, istiklâlini tekrar kazanmış              dosta, düşmana Türk&#8217;ün varolduğunu tekrar duyurmuştur. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İşte o gün              <a href="https://www.bilgicik.com/tag/21-Mart/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">21 Mart</font></a>              günü, &#8220;İstiklâlin kazanıldığı&#8221; kurtuluş günü Türkler&#8217;de bir              geleneğin doğmasına sebep olmuştur. Türk milleti için bu derecede              önem kazanan destanı her Türk genci çok iyi bilmelidir. Çünkü              geçmişten günümüze kalan bu miras, karşımıza aldatıcı maskelerle              çıkacak farklı iddialara doğru cevaplar vermemize yardımcı              olacaktır. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu              <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-destanlari/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">destan</font></a>, Gök Türkler&#8217;in en büyük              <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-destanlari/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">destan</font></a>ıdır. Türk destanları arasında müstesna ve              çok mühim bir yeri vardır. Destana göre Ergenekon, Türklerin              yüzyıllarca çift sürerek, av avlayarak, maden işleyerek yaşayıp              çoğaldıkları; etrafı aşılmaz dağlarla çevrili, mukaddes bir toprağın              adıdır. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ergenekon Destanı,              çoğu kaynaklara göre Büyük Hun Devleti döneminde teşekkül etmiştir.              Hatta, ÇianKen&#8217;in M.Ö. 119 yılında, Çin imparatoruna sunduğu bir              raporda, bu destandan söz ettiği bilinmektedir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">             <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ergenekon-destani/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">Ergenekon Destanı</font></a> ile              <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/gokturkler/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">Gök Türkler</font></a>&#8216;in tarihi arasında açık benzerlik vardır. Her şeyden önce              Hun birliğinin dağılışından              <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/gokturkler/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">Gök Türk devleti</font></a>nin kuruluşuna kadar              geçen 450 yıllık zamanla, destandaki 400 yıl birbirine çok              benzemektedir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">             <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/buyuk-hun-imparatorlugu/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">Büyük Hun</font></a> birliğinin              Çinlilerle birleşen bozguncu boyların hücumu ile dağılıp yok oluşu              sırasında              <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-ana-yurdu/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">Altay Dağları</font></a> çevresine göçen Gök Türkler&#8217;in hikâyesi,              destanda Kayıhanlı ve Dokuz Oğuzların göçü olarak anlatılır.              Ergenekon Destanı; bir bakıma, Gök Türkler&#8217;in doğuş destanıdır. Bu              <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-destanlari/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">destan</font></a> ilk defa 13. Asırda tarihçi Reşîdüddin tarafından yazıya              geçirilmiştir. Yazarın &#8220;Câmiü&#8217;t-Tevârih&#8221; adlı kitabına kaydettiği bu              rivayet, Farsça yazılmıştır. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">             <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-destanlari/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">Destan</font></a>ların              milletlerin şekillenmesinde önemli bir yere sahip olduğundan              bahsetmiştik. Özellikle son yıllarda, Doğu ve Güneydoğu Anadolulu              bir kısım kişiler Ergenekon destanında yansımaları olan Nevruz              bayramını vesile ederek bölücülüğe yeltenmektedirler. Aslında              <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">Türk</font></a>&#8216;ün dirilişinin ve milliliğinin ifadesi olan Nevruz&#8217;u Kürt              bayramı gibi tanıtmaktadırlar. Bu iddialarında ise delil olarak              &#8220;Demirci Kava Destanı&#8221;nı esas almaktadırlar. Onlara göre bu günde              (21 Mart&#8217;ta) Demirci Kava&#8217;nın önderi olduğu Kürtler Dahhak&#8217;a karşı              ayaklanarak istiklâllerine kavuşmuşlardır. Bu iddialarını              sabitleştirmek için bazı piyesler de kaleme almışlardır. Mesela              Kemal Burkay imzasıyla yayınlanan &#8220;Dehak&#8217;ın Sonu&#8221; bunun bir              örneğidir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu destan              <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ergenekon-destani/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">Ergenekon              Destanı</font></a> ile paralel olarak düşünülerek Kürtlerin doğuşu için bir              kaynak olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Kava Destanı&#8217;nın              Ergenekon Destanı&#8217;nın değişik bir rivayeti olduğuna ise hiç dikkat              çekilmemektedir. Ayrıca bu destanın bir benzerine de             <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/dede-korkut-destanlari/" style="text-decoration: none">             <font color="#000000">Dede              Korkut</font></a>&#8216;taki &#8220;<a href="https://www.bilgicik.com/yazi/basatin-tepegozu-oldurdugu-destani-dede-korkut-destanlari/" style="text-decoration: none"><font color="#000000">Basat&#8217;ın              Tepegöz&#8217;ü öldürdüğü Destan</font></a>&#8220;da rastlıyoruz.              Ergenekon Destanı&#8217;nın 13. Yüzyılda ilk defa Farsça olarak yazıya              geçirildiğinden bahsetmiştik. Kava Destanı ile ilgili ilk yazılı              rivayet Firdevsî&#8217;nin &#8220;Şehnâme&#8221;sinde ve Şeref Han&#8217;ın &#8220;Şerefnâme&#8221;sinde              yine Farsça olarak yazılıdır. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Peki Firdevsî kimdir?              Şehnâme&#8217;yi niçin yazmıştır? Ve nasıl olur da kaynağını ancak XI.              Yüzyıla indirebildikleri bir destan parçası ile Nevruz bayramı              özdeşleştirilebilir? Bu soruların cevaplarını tarihin yazılı              kayıtlarında kolayca bulabiliyoruz. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Firdevsî dağılmaya              yüz tutan Fars birliğini yeniden bir araya getirmek için, otuz yıl              emek vererek manzum bir eser yazar. Bu eser Şehnâme (Şahnâme) adını              taşır. Altmış bin beyit tutarındaki bu eser, İran&#8217;ın milli destanı              olarak kabul edilir. Defalarca yayınlanır ve kısa zamanda dünyanın              sayılı klasikleri arasına girer. Şehnâme&#8217;deki mücadele dışa              dönüktür. Firdevsî, eserini bir çok tarihî olaya, efsane, menkıbe,              rivayet ve hayal unsuru motiflerle süsleyerek, Fars ırkının, Arap ve              daha ziyade Türk ırkından üstün bir ırk olduğunu ispatlamaya              çalışır. Bu destanda mücadelenin büyük bir bölümü Türkler&#8217;e karşı              verilmiştir. Nitekim bu durum, Türklerin &#8220;Buku&#8221; veya &#8220;Buka Han&#8221;              dedikleri &#8220;Alp Er Tunga&#8221; destanda &#8220;Afrasyab (Efrasiyab)&#8221; adıyla              karşımıza çıkar; İran Şahı Keyhüsrev tarafından tuzağa düşürülerek,              hile ile öldürülür. Onun ölümüyle birlikte Farslar kendilerine göre              dolayısıyla büyük bir belâdan kurtulmuş olurlar. Bu günü kurtuluş              günü kabul edip, bayram yaparlar. Bu bayram bildiğimiz Nevruz              bayramından başka bir şey değildir. Daha sonraki asırlarda tarihe              mal edilecek olan Kava ve Dahhak gibi şahısların varlığı da yine bu              eserdeki efsanelerden kaynaklanır. </font></p>
<p align="right"><font face="Maiandra GD" size="2">  </font></p>
<p align="center">                   <font face="Maiandra GD" size="2">                   <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/nevruz/4.jpg" /><br />
<strong>21 Mart&#8217;ta Nevruz&#8217;un semeni                    göğertmek en çok bilinen Türk âdetlerindendir.</strong></font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Böylece Firdevsî              Nevruz&#8217;u İran geleneğine bağlamaya çalışır. Ancak onun kaynağının              tarihi ancak XI. Yüzyıla kadar inebilmektedir. Ayrıca Kava Destanı,              Türk destanları ile çok benzerlikler göstermekte ortak noktalar              taşımaktadır. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">  Her iki destanda; müşterek olup önemli          yer tutan unsurlar, şöyle gösterilebilir: </font></p>
<ol>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Çadır hayatı </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Düşman saldırısı </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Esaret </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Esaretten kurtulmak </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Dağlara sığınmak </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Hayvan beslemek </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Çoğalmak </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Demircilik sanatı </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Ateş yakmak </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Yayılmak, göç etmek </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Bayrak dalgalandırmak </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Yeni bir hükümdarın başa geçmesi           </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Düşmandan intikâm almak </font></em></li>
<li><em><font face="Maiandra GD" size="2">Huzura kavuştukları günü &#8220;bayram&#8221;            olarak kutlamak.</font></em></li>
</ol>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gerek Demirci Kava,          gerekse Ergenekon Destanı&#8217;ndaki ortak noktalar içinde özellikle          &#8220;Demircilik sanatı&#8221; üzerinde durulması gereken önemli bir konu olarak          dikkatimizi çekmektedir. Bilindiği üzere demirin Türk kültür ve          medeniyeti tarihindeki yeri, çok eskilere dayanmaktadır. En aşağı, M.Ö.          1400&#8217;lerde Altay&#8217;ların batısında bol miktarda demir elde edilmekte          olduğunu söyleyen W. Ruben; &#8220;tarihî vesikalara dayanarak bu eski Türk          sahasını demir kültürünün doğduğu yer kabul etmekte zaruret vardır.&#8221;          Demektedir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">M.Ö. 1022 yılına ait          kayıtta, &#8220;lüks kılıç&#8221; anlamında bir &#8220;kingluk&#8221; kelimesi, &#8220;Hunların eski          ecdadının sözü&#8217; olmak üzere M.Ö. 47 yılında yazılan bir Çin kaynağında          zikredilmiştir. Fr. Hirt, bu sözü Türkçe&#8217;de &#8220;iki yüzlü bıçak&#8221; anlamında,          bugün dahi kullanılan &#8220;kingirlik&#8221; kelimesi ile birleştirmiş ve bunu          &#8220;tarihte kayıtlı en eski Türkçe kelime&#8221; olarak kaydetmiştir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gök Türkler sahasından          İran sahasına, mesela Horasan&#8217;a &#8220;demir levhalar&#8217;, &#8220;karaçori&#8217; ve &#8220;bilgatekinî&#8221;          denilen güzel kılıçların ihraç olunduğu bilinmektedir. İran destanı          bile, Türkleri en eski zamanlardan beri bir &#8220;çeliğe bürünmüş&#8221; millet          olarak anlatır. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ergenekon Destanı&#8217;nın en          önemli motiflerinden biri de, kuşkusuz bu &#8220;demircilik geleneği&#8217;dir. Oğuz          Kağan Destanı&#8217;nda; &#8220;canavar geyik yedi, ayı yedi. Çıdam onu öldürdü.          Demir olduğundandır&#8221; diyen Türkler, insanı başka mahlûklara ve başka          insanlara hâkim kılan silahın kıymetini elbette çok iyi biliyorlardı.         </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gök Türkler&#8217;in demirden          bir dağ eritmeleri, bunu yapan kahramanlarını da &#8220;demirci&#8221; sözüyle          ebedîleştirmeleri bu yüzden önemlidir. O kadar ki Türkler, bu günü          bayram bilmiş; Ergenekon&#8217;dan çıktıkları günün yıldönümlerini tiyatroyu          andırır temsilî törenlerle kutlamışlardır. Bu törenlerde, ocakta          kızdırılmış demirleri örs üstüne koyup iri çekiçle döverek asırlarca          Avar&#8217;lara silah yapan ve bu silahlarıyla Türk illerinde büyük hakimiyet          kuran atalarını, hep saygıyla anmışlardır. Nitekim, birçok Türk boyları          demiri mukaddes saymışlar, üzerine and bile içmişlerdir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Arapların &#8220;hakiki Türk&#8221;          dedikleri Hakanlı Türkler, kendilerini soy itibarıyla bir &#8220;demirci          millet&#8221; olarak tanımışlar, hükümdarları demirciliği kutlamışlar ve          demircilik sayesinde esaretten ve zulmetten kurtulduklarına inanmışlar,          onlara Çinliler de Cucen (Avar)lerin demircileri demişlerdir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gök Türk devletini kuran          Bumin Kağan ile İstemi Kağan &#8220;demirci&#8221; idi. Özbek Türkleri&#8217;nin şahları          arasında da demirciler vardır. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yukarıdan itibaren vermiş          olduğumuz bu bilgiler ışığında Kürtleri Dahhak&#8217;ın zulüm ve esaretinden          kurtaran Kava&#8217;nın da bir &#8220;demirci&#8221; olması, bu bakımdan önemlidir. Kava,          sıradan bir demirci değil, tıpkı Gök Türkler&#8217;de olduğu gibi, demirden          savaş araç ve gereçleri yapan bir sanatkârdır. Kava&#8217;nın kimliği hakkında          Ferhengi Ziya/Gencine-i Güftar&#8217;da bu yönde bilgiler verilir. Bu isme ilk          defa İranlı Firdevsi&#8217;nin &#8220;Şehnâme&#8221;sinde rastlanmıştır. Ondan önceki          eserlerde bu isim yoktur. Şehnâme&#8217;de Kava&#8217;nın kimliği ve milliyeti          hakkında hiçbir bilgi verilmediği halde bir takım Kürt kaynakları bu          kahramanı sahiplenerek kendilerine uydurma bir tarih oluşturmaya          çalışmaktadırlar. Ancak bu konuyla ilgili ilmî bilgiler de mevcuttur.          Arthur Christensen&#8217;in öne sürdüğü iddia bir hayli ilgi çekicidir. Ona          göre, Kava, Sasanîler (M.S. 226-642) döneminde ortaya çıkmıştır.          Kava&#8217;nın adı bu devirde duyulmaya başlamış ve Dahhak Efsanesi&#8217;ne dahil          edilmiştir. A. Christensen&#8217;in görüşü aslında bir gerçeği ifade          etmektedir. Bu da şudur ki, Demirci Kava, Gök Türkler devrinde          yaşamıştır. Bu bilgilere göre Demirci Kava&#8217;nın İran soyundan değil, Türk          soylu bir kahraman olduğu ortaya çıkmaktadır. Kava, İran-Turan (Türk)          savaşlarına sahne olan bir coğrafyada, zulme ve zorbalığa karşı direnen          ve başkaldıran bir önderdir. Her iki destan da aynı coğrafyada kaleme          alınmış, aşağı yukarı aynı asırlarda derlenmiş ve her ikisi de zamanın          geçerli yazı dili olan Farsça ile yazılmıştır. Motifler hep aynıdır.         </font></p>
<p align="center">         <font face="Maiandra GD" size="2">         <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/nevruz/5.jpg" /><br />
</font>         <strong><font face="Maiandra GD" size="2">Atatürk&#8217;ün huzurunda Ankara&#8217;da yapılan          bir Nevruz Töreni &#8211; 21 Mart 1922</font></strong></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Aslında, Ergenekon          Destanı, çok daha gerilere dayanmaktadır. Hunlar devrindeki bazı Çin          kaynakları Ergenekon Destanı&#8217;ndan haberler vermektedir. Bu bilgilere          dayanarak Demirci Kava&#8217;nın yaşadığı devri Hun&#8217;lar çağı olarak          düşünebiliriz. Hun Türkleri&#8217;nin bir kahramanı olarak Kava, Türk boyları          ve kavimlerinin muhayyilesinde hep canlı olarak yaşamış ve          unutulmamıştır. Bu düşünceyi kuvvetlendiren bir diğer kaynak ise Hunlara          ait Oğuz Kağan Destanı&#8217;nda, &#8220;Tömürdü Kağul&#8221; adı ile karşımıza çıkan          kahramanda şekillenir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Destana göre; Oğuz Kağan,          Çürçet Kağan üzerine yürürken, yolda bir ev görmüştü. Bu evin duvarları          altından, pencereleri gümüşten, çatısı ise demirdendi. Bu demir çatıyı          ancak, Oğuz ordusundaki Tömürdü Kağul adlı bir &#8220;demirci&#8221; açmıştı. &#8220;Tömür&#8221;,          &#8220;demir&#8221;, &#8220;tömürdü&#8221; demirci demektir. Tömürdü Kağul da, Demirci Kağul          anlamındadır. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Günümüze kadar gelebilmiş          destan parçalarından hareketle          <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/nevruz/" style="text-decoration: none">         <font color="#000000">Nevruz</font></a> hakkında ortaya atılan iki görüşe          rahatça cevap verebiliyoruz. Bu görüşlerden birincisi; Türklerde bahar          bayramı (Nevruz), bilinebilen en eski zamandan beri Türklerin bayramıdır          ve onlar vasıtasıyla bütün Asya&#8217;ya ve Avrupa&#8217;ya (Avrasya) yayılmıştır.          İkinci görüş; bu bayram İran menşelidir, eski İran efsaneleriyle          bağlantılıdır. Her iki görüşe Prof. Dr. Reşat Genç&#8217;in sözleriyle cevap          vermek yerinde olacaktır: &#8220;Eğer İran&#8217;da da, Hunlarda olduğu gibi          milattan önceki yıllarda          <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/nevruz/" style="text-decoration: none">         <font color="#000000">Nevruz</font></a> bayramı olsaydı, milattan sonra XI.          yüzyıla gelmeden önceki İran metinlerinde de bunların izlerinin          bulunması gerekmez miydi?&#8221;.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kaynak:Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi,Mart-Nisan 2000 </font></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/nevruz/">»<span lang="tr">  &#8220;Nevruz&#8221; Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></p>
<p align="center"> <span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/destanlarda-nevruzun-izleri/">Destanlarda Nevruz’un İzleri</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/destanlarda-nevruzun-izleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
