<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Geel | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/geel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Apr 2008 22:45:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati&#8217;t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2007 00:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Divani Lugatit Turk]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Geel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ouz Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati&#8217;t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz) 1. Ansiklopedik bir sözlük olan Divanu Lûgat-it-Türk, kültür tarihimiz için olduğu kadar, Türk dili tarihi için de önemli bir kaynaktır. Biz, bugün Türk dilinin metinlerle ulaşılamayan bazı karanlık noktalarının aydınlatılmasında veya karşılaştırmalı dil çalışmalarında yer yer Divanu Lûgat-it-Türk&#8216;teki kayıtlara dayanmakta ve ondan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/">Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati’t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"> <span style="font-size: 18pt; font-weight: 700">Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme  Süreçleri ve Divan-u Lügati&#8217;t Türk<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(Prof. Dr. Zeynep Korkmaz</span></font></font><font color="#ff6600" face="Maiandra GD"><span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">)</span></font></p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">1</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">.  Ansiklopedik bir sözlük olan <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>, kültür tarihimiz için  olduğu kadar, Türk dili tarihi için de önemli bir kaynaktır. Biz, bugün Türk  dilinin metinlerle ulaşılamayan bazı karanlık noktalarının aydınlatılmasında  veya karşılaştırmalı dil çalışmalarında yer yer <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;teki  kayıtlara dayanmakta ve ondan büyük ölçüde yararlanmaktayız. Yaptığımız bilgi  şöleni ile yazılışının 925. yılını kutladığımız <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>,  üzerinde duracağımız konu bakımından da bir dönüm noktası oluşturmaktadır.  Çünkü, Oğuzlar ve Oğuzca hakkındaki en eski toplu bilgileri <em>Divan</em>&#8216;dan  öğreniyoruz. Kaşgarlı Mahmud, eserinde yer yer yalnız Oğuzlar ve Oğuz ili  hakkında değil, aynı zamanda Oğuz Türkçesi hakkında da oldukça geniş bilgiler  vermiştir. Yeri düştükçe verilen bu toplu ve dağınık bilgileri, yapılan  açıklamaları bir araya getirdiğimizde, Oğuzcanın XI. yüzyıldaki durumu hakkında  genel bir birikime sahip olabilmekteyiz. Kaşgarlı Mahmud&#8217;un Karahanlı (Hakaniye)  Türkçesi bir yana, öteki Türk lehçelerine oranla Oğuzcaya vermiş olduğu bu geniş  yer, yalnız Oğuzların XI. yüzyıldaki genel durumunu belirlemekle kalmamış;  dolayısıyla Oğuzcanın XI-XIII. yüzyıllar arasındaki gelişme sürecine de ışık  tutarak bir anahtar vazifesi görmüştür.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Biz <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;ün  yazılışının 900. yıl dönümü dolayısıyla daha önce hazırladığımız &#8220;Kaşgarlı  Mahmud ve Oğuz Türkçesi&#8221; adlı bir yazımızda Oğuz Türkçesinin <em>Divan</em>&#8216;daki  ses ve şekil bilgisi özelliklerini ele aldığımız için, bugün, konuya yalnız  yukarıda belirtilen husus, yani Oğuzcanın XI-XIII. yüzyıllar arasındaki gelişme  sürecinin tespitinde <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;ün yeri açısından eğilmek  istiyoruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">2.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  Bilindiği gibi Oğuzcanın bir yazı dili olarak varlığını ortaya koyması oldukça  geçtir. Başlangıcı, Oğuzların Anadolu&#8217;da kurdukları Anadolu Selçuklu Devleti&#8217;nin  sonlarına rastlar. Selçuklu Devleti&#8217;nin resmî dili Farsça olduğu için XIII.  yüzyılın ikinci yarısında yazılmış olan eserler de nitelik bakımından daha çok  halka seslenen basit içerikli dinî eserlerdir. Selçukluların devamı  niteliğindeki Anadolu Beylikleri döneminde ise, Oğuz Türkçesi artık çok yönlü  yüzlerce telif ve tercüme eserlerle olgunluğa erişmiş bir yazı dili durumuna  gelmiştir. <em>Eski Anadolu Türkçesi</em> veya <em>Eski Türkiye Türkçesi</em> diye  adlandırdığımız bu dönem XIII-XV. yüzyıllar arasını kaplar.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuzlar VI. yüzyıldan  beri tarih sahnesinde oldukları ve Orta Asya&#8217; da kurulmuş Türk devletleri içinde  önemli bir etnik kol oluşturdukları hâlde, lehçelerinin bir yazı diline  dönüşmesinin bu kadar gecikmiş olması, her hâlde, onların tarih sahnesine  bağımsız bir siyasî varlık olarak çıkamamış, bağımsız bir devlet kuramamış  olmalarıyla ilgilidir. Ama Oğuz Türkçesine ait birtakım belirtiler ve bazı  özellikler, Köktürk ve Yenisey Yazıtları&#8217;ndan beri de bilinmektedir. Bu bakımdan  Oğuzcanın tarihî gelişme sürecini, onların tarih sahnesindeki etnik, siyasî ve  sosyal durumlarına koşut olarak birbirinden farklı üç ayrı döneme ve dolayısıyla  üç aşamaya ayırmak uygun olacaktır. Bunlar:</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">1. VI-XI. yüzyıllar  arasındaki dönem,</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">2. XI-XIII. yüzyıllar  arasındaki dönem,</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">3. XIII. yüzyıldan  sonraki dönemler.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Konumuza giriş  yapabilmek için önce birinci dönem üzerinde kısaca duralım:</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">3.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  VI ve XI. yüzyıllar arasını kaplayan ve Türk dili tarihinde Eski Türkçe diye  adlandırılan dönemde, Oğuzlar, sosyal ve etnik varlıklarını Köktürk (552-745),  Uygur (745-840) ve Karahanlı (912-1212) Türk devletlerinin coğrafyasında, siyasî  bakımdan onlara bağlı ve zaman zaman da bu devletler üzerinde önemli etkiler  yaparak sürdüregelmişlerdir. Gerek Orhun ve Yenisey Yazıtları&#8217;ndaki kayıtlardan  gerek bu konuda yapılan araştırmalardan, Oğuzların VII. yüzyılın ilk yarısında <em>Yenisey</em> bölgesindeki <em>Barlık </em>ırmağı yörelerinde, VII. yüzyılın  ikinci yarısından sonra da <em>Tula </em>ırmağı boylarında ve Ötüken yöresinde  oturdukları bilinmektedir. Köktürk yazıtlarında Türk ve Türk olmayan öteki etnik  unsurlar yanında çeşitli vesilelerle yer yer Oğuzların da adı geçmektedir.  Köktürk Kağanlığının Oğuzlarla ilişkisi ise, kimi zaman gergin ve savaşlı olmuş;  kimi zamanlarda da kağanlığın sadık bir metbuu derecesine yükselmiştir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuzların,  Köktürklerin yerini alan Uygurlar döneminde de Orhun ırmağı bölgesinde  yaşadıkları ve Uygurlarla Köktürk döneminde olduğu gibi, kimi zaman dostluk  ilişkileri içinde oldukları, kimi zaman da savaşlar yaptıkları bilinmektedir.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuzlar Karahanlılar  döneminde de sahnede olmuşlar ve varlıklarını Karahanlıların batısındaki sınır  bölgelerinde sürdürmüşlerdir. IX-XI. yüzyıllar arasındaki dönemde, Oğuzların  Aral gölü kuzeyindeki steplerde ve Seyhun (Sirderya) ırmağının iki yakasında  oturduklarını, tarihî ve coğrafî kaynakların verdiği bilgilerden öğreniyoruz. Bu  Oğuzların daha X. yüzyılda <em>Sirderya</em> (Öküz ırmağı) boylarında ve <em>Aral  gölü</em> kıyılarında <em>Yenikent</em> merkez olmak üzere bir <em>Yabgu Devleti</em>  kurduklarını da biliyoruz. X-XI. yüzyıllar arasında Yenikent&#8217;e ilâve olmak  üzere, <em>Haare</em>, <em>Cend</em>, <em>Sepren</em> (<em>Sabran</em>, <em>Savran</em>), </font><em><font face="Maiandra GD">Suğnak</font></em></span><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">, <em>Karnak</em>, <em>Karaçuk</em> (<em>Fârab</em>) şehirlerini de kurmuşlardır.  Oğuzların XI. yüzyılda batıda <em>Hazar denizi</em> kıyısındaki <em>Mangışlag</em> (<em>Siyah  Kûh</em>) adını verdikleri yarımadayı ele geçirip orada yerleştikleri de  bilinmektedir. Bu bölgedeki Oğuzlar kısmen göçebe kısmen de yüksek kültürlü bir  yerleşik hayata geçmiş bulunuyorlardı. Oturdukları yerlerde bir yandan <em> Maveraünnehir</em>&#8216;in yerli halkı ile karışmakta, bir yandan da <em>Karahanlı</em>, <em>Yağma</em>, <em>Çiğil</em>, <em>Argu</em> ve <em>Karluklar</em> ile komşuluk  ilişkilerini devam ettirmekte idiler.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuz Türklerinin  lehçelerine gelince: VI-XI. yüzyıllar arasındaki dönemde Oğuzlar nasıl bağımsız  bir devlet kuramamışlar ise, Oğuzcaya dayalı bir yazı diline de sahip  olamamışlardır. Ancak, Eski Türk yazıtlarında olsun, Uygur ve daha sonraki  döneme ait eserlerde olsun yer yer Oğuzcanın yazı dillerine ve yazılı eserlere  yansımış belirtilerini ve bazı özelliklerini de bulmak mümkündür. Bilindiği gibi  Türkçe, VI-XI. yüzyılların Türk devletleri olan Köktürk, Uygur ve Karahanlılar  dönemlerinde, yer, zaman ve kültür alanı ayrılıklarına, kelime hazinesindeki  bazı farklılaşmalara rağmen, genel yapısı itibarıyla yine de birbirinin devamı  niteliğinde tek bir kol hâlinde ilerlemiştir. Bu bakımdan Oğuzcanın VI-XI.  yüzyıllar arasındaki dönemi esas itibarıyla sisli bir perdeyle örtülmüş  bulunmaktadır. Ne var ki, bu dönemdeki Türk devletlerinin sınırları içinde  birbirinden farklı etnik unsurların yer almış ve bunlara ait dil özelliklerinin  yer yer yazı diline de yansımış olması, yazıtlarda olsun meydana getirilen  yazılı eserlerde olsun birtakım lehçe veya ağız ayrılıklarının doğmasına yol  açmıştır. Nitekim W. Radloff, Orhun Yazıtları yanında, merkezi Turfan olan geniş  bir alanda daha başka edebî bir dil olduğunu ve bu edebî dilin daha sonraki bir  sıra Türk lehçelerine temel oluşturduğunu yazmıştır. Rus Türkologlarından S. E.  Malov da Yenisey ve Orhun Yazıtları&#8217;ndaki lehçe ayrılıkları ile eski Kuzey  Oğuzcasının etkisine işaret etmiştir. A. von Gabain ise, Eski Türkçe döneminde,  bugüne kadar hangi kavmî unsurlara ait olduğu tespit edilemeyen beş ayrı  lehçenin izleri bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Uygur yazmalarında olduğu  gibi, Orhun ve Yenisey Yazıtları&#8217;nda da lehçe ayrılıkları yüzünden bir dil  birliğinin bulunmadığına işaret etmiştir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Köktürk ve Uygur  ülkelerinde yukarıda belirtildiği üzere, Oğuzlar da önemli bir yer tuttuklarına  göre, Eski Türkçe döneminde Oğuz lehçesi ile ilgili bir kısım özelliklerin de  kendini göstermesi olağandır. Bizim bu konuda metinler üzerinde yaptığımız bir  araştırma, özellikle Yenisey ve Orhun Yazıtları ile Uygurcanın <em>n </em>lehçesi  metinlerinde belirtiler veya genel eğilimler hâlinde birtakım Oğuzca  özelliklerin de yer aldığını ortaya koymuştur. Daha sonraki yüzyıllarda,  Karahanlı dönemini temsil eden bir eserde de Oğuzcanın belirgin izlerine  rastlanmaktadır. Rus Türkologlarından A. K. Borovkov&#8217;un araştırmalarına göre,  Oğuzcanın etkisi, daha eski bir Oğuz-Türkmen edebî an&#8217;anesinin varlığını  gösterecek biçimde <em>Anonim Kur&#8217;an Tefsiri&#8217;</em>nde de yer almıştır. Demek  oluyor ki, VI-XI. yüzyıllar arasındaki gelişme sürecinde, Oğuz lehçesi temelde  bir sis perdesine bürünmekle birlikte, yine de birtakım özelliklerini o devir  eserlerine yansıtmış bulunmaktadır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">4.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  Gelelim Oğuzcanın tarihî gelişme sürecindeki ikinci aşamaya, yani XI-XIII.  yüzyıllar arasındaki döneme. Bizi <em>Divanu Lûgat-it-Türk </em>bakımından asıl  ilgilendiren de bu dönemdir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Türklerin İslâmlığı  kabulünden sonra Oğuzların siyaset sahnesindeki yıldızları da parlamaya  başlamış; daha sonraki tarihî olayların da ortaya koyduğu üzere, Orta-Asya Türk  dünyasının batı kesiminde ve İslâm dünyasında çok önemli bir yer tutmuşlardır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><center>[ad#reklam_336x280]</center><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Yukarıdaki  açıklamalar sırasında, Oğuzların X. ve XI. yüzyıllarda <em>Sirderya</em> ırmağının  iki yakasında önemli şehirler kurarak büyük ölçüde yerleşik hayata geçtiklerine  de işaret edilmişti. Kaynaklar XII. yüzyılda bu şehirlere <em>Barçınlıg-Kent</em>, <em>Eşnas</em>, <em>Uzkent</em> ve <em>Sırlı-Tam</em> gibilerinin de eklendiğini  bildiriyor. Tarihçilerimiz, <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;ün ve öteki İslâm  kaynaklarının pek çok Oğuz şehirlerinin varlığından söz etmelerini, Oğuzların  büyük bir bölüğünün yerleşik hayat yaşamaları ile ilgili bulmuşlardır. Faruk  Sümer de Oğuzların önemli bir kısmının oturak yaşayışa geçmesinde İslâmlığı  kabullerinin büyük etken olduğunu belirtmiştir. Kaşgarlı Mahmud&#8217;un da belirttiği  gibi, yerleşik yaşayışa geçmiş olan Oğuzların yüksek kültürlü bir şehir hayatı  vardı. Ama hemen şunu da belirtmek gerekir ki, <em>Sirderya</em>&#8216;nın iki yakasında  şehirli Oğuzlar ile birlikte göçebe Oğuzlar da yaşamaktadır. Hatta Kaşgarlı,  göçebe Oğuzların yerleşik yaşayıştaki Oğuzları alaya alarak onlara <em>yatuk </em> (tenbel) dediklerini, bunların şehirlerden dışarı çıkmadıklarını ve savaş  yapmadıklarını kaydetmiştir.</font></span><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Öte yandan XI.-XIII.  yüzyıllar arası, Oğuzların Aral gölü kuzeyindeki steplerden güneye Harezm ve  Sirderya bölgelerine sürekli olarak göç ettikleri bir dönemdir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Bu Oğuzlardan bir kısmı  büyük gruplar hâlinde Harezm yolu ile Horasan üzerinden Yakın Doğu&#8217;ya uzanarak  oralardaki Selçuklu Devletlerinin kuruluşunu hazırlamışlardır. Bilindiği gibi XI.-  XIII. yüzyıllar arasında Harezm bölgesinin Türkleşmesinde, bazı Türk boyları  yanında Kıpçaklarla birlikte Oğuzların da büyük etkisi olmuştur. Görülüyor ki,  bu dönemdeki Oğuz nüfuzu yalnız Sirderya kuzeyindeki steplerden başlayarak  Sirderya, Maveraünnehir, Harezm, Horasan bölgelerinde kalmamıştır. XI. yüzyılda  Büyük Selçuklu Devletinin batıya yaptığı göçler ve fütuhatlarla, bu nüfuz  Azerbaycan ve Irak üzerinden Abbasi Devletinin başkenti ve devrin büyük kültür  merkezi Bağdat’a kadar uzanmıştır. Aslında Kaşgarlı Mahmud’un, eserinde Oğuzlara  ve Oğuzcaya bu denli geniş ve ağırlıklı bir yer vermiş olmasının sebebi de,  onların bu dönem Türk dünyasındaki yayılma durumları ile orantılıdır. XI.  yüzyıldan XIII. yüzyıla doğru uzanan bir dönemde, Orta-Asya Türk dünyasının  siyasal ve sosyal yapısında bu denli önemli bir yer tutmuş olan Oğuzların dil  bakımından boşlukta kalmış olmaları imkânsızdır.<center><!--adsense#reklam_336x280--></center></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">5.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  Konuya dil tarihi açısından baktığımız zaman XI.-XIII. yüzyıllar arasındaki  dönemde özellikle XII. ve XIII. yüzyıllarda Harezm bölgesinin yeni yazı  dillerinin oluşmasına kaynaklık ettiğini ve bir beşik vazifesi yaptığını  görüyoruz. Bu bölgede bir yandan, ileride Çağataycaya temel oluşturan Karahanlı  Harezm Türkçesi temelinde bir yazı dili kurulurken bir yandan da Batı  Türkçesinin kuzey kolunu oluşturan Kıpçak Türkçesi ile güney kolunu oluşturan  Oğuz Türkçesi ilk şekillenmelerine başlamış görünüyor.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuz Türkçesinin  doğrudan doğruya kendi lehçe özelliklerine dayalı metinleri en erken XIII.  yüzyıl sonlarında ortaya konduğuna göre, acaba bundan önceki yüzyıllarda Oğuz  lehçesi ne durumda idi? Bu dönemde Eski Anadolu Türkçesinin kuruluşuna öncülük  eden bir geçiş dönemi yaşanmış mıdır? Yaşanmışsa, dil yapısı nasıldı?</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Takdir olunur ki, bir  yazı dilinin kurulması kolay değildir. Hele Oğuzca gibi uzun yüzyıllar konuşma  dili olarak süregelmiş bir lehçede bu durum daha da önemlidir. Zamana bağlı  tarihî, sosyal ve etnik şartların gerekli kıldığı bir ön hazırlık devresinden  geçmesi olağandır. Durumun aydınlanabilmesi için de tarihî olayların seyrine  bağlı gelişmeler ile dil tarihinin ortaya koyduğu veriler birlikte  değerlendirilmelidir.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Orta Asya’da XI.-XIII.  yüzyıllar arasındaki dönemde Karahanlı Türkçesi ortak yazı dili durumunda  olduğuna göre, Oğuzların yerleşik ve üstün kültür düzeyindeki şehirli kesimi,  ilk yüzyıllarda her hâlde bu yazı dilini benimsemiş olmalıdır. Öte yandan XI-XIII  yüzyıllar arasında Oğuzların Orta Asya’nın batı kesiminde geniş bir alana  yayıldıkları, geçirdikleri tarihî seyir ve Sirderya boylarında yerleşik Oğuzlar  ile göçebe Oğuzların iç içe yaşamış olmaları, gibi hususlar ile Oğuzların kendi  lehçe yapısındaki bazı değişme ve gelişmeler dikkate alınınca, XI-XIII.  yüzyıllar arasındaki Oğuz Türkçesinin, yerleşik, şehirli Oğuzların aracılık  ettiği, Karahanlı Türkçesi ile Oğuzca özellikler arasında olacağını tahmin etmek  güç değildir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">6.</span></font></strong><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">  Bugün elimizde yazılış tarihleri belli veya belli olmayan ve taşıdıkları dil  özelliklerine göre XII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIII. yüzyılın ilk yarısına  giren birkaç eser vardır. </font><em><font face="Maiandra GD">Behçetü’l hadaik,  Ali’nin Kıssa-i Yûsuf’u, Kudurî Tercümesi, Kitab-ı Güzîde, Kitabu’l feraiz </font></em></span><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">ve  kitaplıklarda henüz yazma hâlinde bulunan bazı eserler gibi. Bilindiği üzere bu  eserlerde Eski Anadolu Türkçesinden farklı olarak Oğuzcaya ait dil özellikleri  ile Karahanlı yazı diline ait özellikler iç içe girmiş ve <em>olga bolga</em> dili  diye adlandırılan bir “karışık dilli eserler” sorunu ortaya çıkmıştır. Bu  karışık dilin ne ifade ettiği konusunda da birbirinden farklı iki temel görüş  ortaya atılmıştır. Bunlardan biri, bu türlü eserlerdeki dil karışıklığını bu  eserlerin farklı lehçe alanlarına mensup müstensihler tarafından kopya  edilmesine veya Horasan’dan göç etmiş göçmenlerin, Doğu Türkçesi ile Batı  Türkçesi arasında bocalamalarından kaynaklanan şahsî ve anorganik etkilere  bağlayan görüştür. Merhum Reşit Rahmeti Arat ve Sadettin Buluç, biz ve Mustafa  Canpolat bu eserlerdeki dilin bir geçiş dönemini temsil ettiği görüşündeyiz (Şeyyat  Hamza vb.’nin Doğu Türkçesinde yazılmış şiirlerindeki durumu bununla  karıştırmamak gerekir). Ancak böyle bir görüşün geçerlik kazanması, konunun  tanıklayıcı örneklere bağlanmasını gerekli kılmaktadır. İşte bu noktada bize  Kaşgarlı Mahmud’un Oğuzca için verdiği bilgiler yardımcı olmaktadır. </span> </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Karışık dilli  eserlerde yer alan özellikler ile Kaşgarlı Mahmud’un Oğuzca için verdiği  özelliklerin yan yana getirilmesi, aralarında genel bir ortaklık ve koşutluk  olduğunu ortaya koymakta; Oğuzcanın XI.-XIII. yüzyıllar arasında böyle bir geçiş  süreci yaşadığını göstermektedir. Şimdi durumu Karahanlı yazı dili ile Eski  Anadolu Türkçesi arasında ayraç (kriter) oluşturan bazı özellik ve örneklere  dayanarak açıklamaya çalışalım:</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">1. Kaşgarlı eserinin  Oğuzcaya ayırmış olduğu bölümünde, lehçe ve ağız ayrılıklarından söz ederken,  “asıl kelimede değişiklik az olur, Değişmeler ancak birtakım harflerin yerine  başka harfler gelmesi yahut atılması yüzündendir” (Terc. c. I, s. 30-31)  dediğine göre, Oğuzcanın Karahanlı Türkçesine oranla gösterdiği ayrılıkta, ses  değişmelerinin ağırlığına işaret etmiş olmalıdır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">O, yaptığı  açıklamalarda, her iki kolda ortaklaşan kelime ve şekillere dokunmamıştır.  Tahsin Banguoğlu <em>Divan</em>’da Oğuzca diye gösterilen 265 kelime tespit  ettiğine göre, bunun dışında pek çok kelimenin her iki lehçede de ortak olduğuna  hükmedilebilir. Nitekim <em>Divan</em>’da yer alan <em>on, ün, ögüt, öküz</em>, <em> ülüş, aşuk</em> &#8220;topuk kemiği&#8221;, <em>uluk</em> &#8220;eskimiş, yıpranmış, bozuk&#8221;, <em>erük,  ogul, üzüm</em>, <em>āt</em> &#8220;ad&#8221;, <em>āē</em> &#8220;aç&#8221;, <em>üt-, ulaş-</em> vb. pek çok  kelime hiçbir kayıt olmadığı hâlde Oğuzca ile ortaklaşan sözlerdir. </font> </span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">2. <em>Divan</em>’da ön  sesteki <em>b-&gt;m</em>&#8211; değişimi açısından, Oğuzca, genellikle <em>b-</em>  yanındadır. Kaşgarlı Karahanlı Türkçesindeki <em>men </em>(ben),<em> mün</em>  &#8220;çorba&#8221;, <em>mayak</em> &#8220;pislik&#8221; şekillerine karşı Oğuzca için <em>ben, bün</em> (<em>Div.  Terc</em>. I, 31) ve <em>baynak</em> &#8220;pislik&#8221; (c. III, 175-13) şekillerini  vermiştir. Ama buna rağmen, yer yer Oğuzca olarak gösterilen <em>m</em>’li  örnekler de vardır. <em>muñar</em> &#8220;pınar&#8221; (III, 376) gibi. Oğuzca <em>bekleş-</em>  ve <em>beklet-</em> fiillerinin açıklaması yapılırken verilen cümleler <em>ol maña  at bekleşti</em> &#8220;o bana at gözlemekte yardım etti&#8221; (II., 203-204), <em>men at  beklettim</em> &#8220;ben at beklettim&#8221; (II, 341) biçimindedir. Yine Oğuzca <em>aşat-</em>  fiili için <em>ol maña aş aşattı</em> &#8220;o bana yemek yedirdi&#8221; (I, 210-4) cümlesi  kullanılmıştır. Buna daha başka örnekler de eklenebilir. Esasen <em>Divan</em>’da  ses yapısı farklı olmayan kelimeler için bir açıklama yapılmadığına göre bu  dönem Oğuzcasında ön seste <em>b</em>-’li kelimeler yanında <em>m-</em>’li  kelimelerin varlığını da kabul etmek gerekiyor.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Aynı durum karışık  dilli eserler için de söz konusudur. Mustafa Canpolat <em>Behçetü’l-hadaik</em>’ta <em>b-&gt;m-</em> açısından <em>m-’</em>li şekillerin baskın olduğunu; ancak, bunun  yanında <em>beñ</em> (228-21), <em>beñgü</em> (279-15), <em>beñiz</em> (189-9) gibi <em> b-</em>’li örneklerin de bulunduğunu kaydediyor. Buna <em>m-</em>’li şekiller için <em>men</em>, <em>maña, anuñça</em> (241-3), <em>meñiz</em> (191-1,2), <em>meñgü</em>  (163-24) ve <em>meñze-</em> (11-18, 15-2) şekillerini de ekleyebiliriz. </font> </span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Aynı durum Kudurî  Tercümesi için de söz konusudur. Eserde <em>ben </em>(15b-15), <em>benüm</em>  (43b-12), <em>beñzer</em> (41b-16), <em>bindürdüñ</em> (60a-10), <em>biñ</em> (65a-2)  vb. şekiller yanında <em>men </em>(11b-15), <em>menim</em> (36b-4), <em>munuñ</em>  (3b-11), <em>mundan</em> (6b-10), <em>meñzer</em> (5b-10) vb. şekiller de yer  almıştır. Ali’nin <em>Kıssa-i Yusuf</em>’unda da bu ikili durum göze çarpmaktadır. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">3. Ayırıcı  nitelikteki bir başka özellik de ön, iç ve son seslerdeki <em>b&gt;v</em>  değişimidir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Kaşgarlı Mahmud,  Karahanlı Türkçesinde <em>b</em> ile <em>f</em> arasında boğumlanan çift dudak <em>w</em>  ünsüzünün Oğuzlarda diş-dudak sesi <em>v</em>’ye dönüştüğünü kaydetmiş ve <em>ab&gt;av</em>  (I, 31-32) <em>eb-ev</em> (göst y.) örneklerini vermiştir. Eserin başka yerlerinde  de Oğuzca kaydıyla <em>tavar </em>“cansız mal” (I, 362), </font><em> <font face="Maiandra GD">savaş</font></em></span><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  (II, 82), <em>savçı</em> “sözcü” (III, 325), <em>sewük</em> (I, 92), <em>sevün-</em> (III,  153), <em>yavlak</em> “kötü” (III, 43) vb. sözler yer almıştır. Bu durum <em>b&gt;v </em>değişiminin yalnız iç ve son seslerde gerçekleştiğini gösteriyor. Nitekim ön  seslerdeki <em>b</em>’ler <em>bar</em> “var”, <em>bar-</em> “varmak”, <em>bar!</em>  “git!”, <em>bardım</em> “gittim”, <em>baran</em> “varan” (I, 31, 33, 339), <em>bir-</em>  “vermek”, <em>bol-</em> “olmak” (II, 45-47 arası) gibi örnekler ile koruna  gelmiştir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD"><em>Behçetü’l-hadayık</em>’ta  da ön ses <em>b</em>’leri aynı biçimde korunmuştur: <em>bar</em> (128-5, 139-19), <em> bar-</em> (105-12, 158-23), <em>barış- </em>“görüşmek, konuşmak” (29-6); <em>bir-</em>  “vermek” (70-4, 116-2) vb. Kudurî Tercümesinde de <em>bar </em>“var” (34a-17), <em> bar-</em> “varmak” (3a-6), <em>barmaga</em> (112a-7), <em>birge</em> “verecek”  (8a-12), <em>birsün</em> “versin” (64b-2), <em>bolga </em>“olacak” (53a-15), <em> bolur </em>(93b-11) gibi sözler aynı durumu yansıtmaktadır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">4. Ön seste <em>t-&gt;d-</em>  değişimi bakımından <em>Divanu Lûgati’t</em>&#8211;<em>Türk</em>’le <em>Kudurî Tercümesi</em>  ve <em>Behçetü’l- hadaik</em> arasında zaman farkı oranında yine genel bir  paralellik gözlenmektedir. Kaşgarlı <em>t-&gt;d-</em> değişimi için: “Oğuzlar ile  onlara yakın olanlar kelimedeki <em>t-</em> harfini <em>d-</em> harfine çevirirler.  Türkler (Karahanlılar) deveye <em>tewey </em>bunlar <em>devey</em> derler” (I, 31-19  ve öt.) diyor. Bu açıklamayı XI yüzyılın ikinci yarısında <em>t-&gt;d-</em> değişimi  başlamıştı diye değerlendirebiliriz. Ama bunu, Oğuzcada kurallı bir <em>t-&gt;d-</em>  değişiminin var olduğu biçiminde yorumlamak mümkün değildir. Çünkü, eserde bu  değişimin genel durumunu açıklayacak pek çok örnek vardır. <em>t-&gt;d- </em> değişimine uğramış <em>dakı</em> “dahi, daha” (II, 195) gibi örnekler bir yana, <em> t-</em> ünsüzünü korumuş ince ve kalın sıradan daha nice örnekle  karşılaşılmaktadır. Kaşgarlı <em>tamak</em> “damak”, <em>tamar</em> “damar”, <em> tarıà</em> “darı”, <em>tavar</em> “davar”, <em>tegül</em> “değil” <em>telü </em>“deli”, <em>teñelgüç</em> “dölengeç kuşu”, <em>teriñ </em>“derin”, <em>til</em> “dil”, <em>tokı-</em>  “dokunmak”, <em>töl</em> “döl”, tön- “dönmek” vb. ince ve kalın sıradan sözleri de  “Oğuzcadır” kaydı ile verdiğine göre <em>t</em>-&gt;<em>d</em>&#8211; için yaptığı açıklamayı  kurallı bir değişim olarak kabule imkân yoktur. Bu ikili durumun, Eski Anadolu  Türkçesi yolu ile yer yer bugüne kadar bile uzandığı dikkate alınırsa, bu  dönüşümün XI. yüzyılın ikinci yarısında yeni başlamış olduğuna hükmedilebilir. </span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Kaşgarlı’nın  eserindeki ikili durum aynı şekilde <em>d</em>-&#8216;li ve <em>t-</em>’li örneklerle  Kudurî Tercümesi’nde de görülmektedir: <em>dañ</em> “tan vakti” (15a-2), <em>dart- </em>(32b-3), <em>davar</em> (35b-14), <em>dapu</em> “hizmet” (78b-2), <em>danuk</em>  (10b-3,8), <em>daşı-</em> (39a-13), <em>dürlü</em> (40a-10), <em>dükel</em> (25b-7), <em>delü</em> (21a-3); <em>taà </em>(6a-1), <em>ti-</em> (45a-9), <em>tört</em> (7a-16), <em>taş </em>(9b-1), <em>tanuk</em> (62b-14) <em>tavar</em> (46b-12) vb.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><em>t-&gt;d-</em> değişimindeki  zaman farkının getirdiği gelişmeler dolayısıyla <em>Behçetü’l</em>&#8211;<em>hadaik</em>’ta <em>Türk</em> ve <em>tümen</em> kelimeleri dışında ince sıradan kelimelerde d-‘li  biçimin yaygın olduğu; kalın sıradan kelimelerde de ikili durum bulunduğu  belirtiliyor. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">5. Karahanlı Türkçesi ile  Oğuz Türkçesini birbirinden ayıran önemli ayraçlardan biri de ek ve hece  başlarındaki <em>à/g </em>ünsüzleri ile birden fazla heceli kelimelerin  sonlarındaki <em>à/g </em>ünsüzlerinin durumudur. Kaşgarlı <em>à/g </em>değişmesi  ile ilgili olarak <em>çumàuk&gt;çumuk</em> “ala karga”, <em>tamàak </em>“damak”, <em> tavışàan&gt;tavşan</em>, <em>baraàan&gt;baran</em> “varan, varıcı”, <em>uraàan&gt;uran</em>  “vuran” örneklerini vermiştir. (C. I-33). Eserin başka yerlerinde <em>baràan,  uràan, kuràan</em>, <em>kakılàan</em>, <em>sokulàan</em>, ayı<em>à </em>(I-79), <em> satàaş- </em>“karşılaşmak” (II, 169), <em>tuàrak</em> “tuğra” (I, 385), <em>yazıàçı </em>“yazıcı, postacı” (II, 55) vb. örneklerin de verilmiş olması, <em>g</em>  düşmesi olayının bu devirde başlamış; ancak, tamamlanmamış olduğunu gösteriyor.  Bilindiği gibi bu olayın tamamlanması XIII. yüzyıl sonlarındadır. <em>Kudurî  Tercümesi&#8217;</em>nde de<em> g </em>ünsüzünün belirtilen yerlerde ve <em>yerge </em> (6b-7), <em>erge</em> “ere” (61b-6), <em>kılàa </em>“kılacak, kılsın, kılmalıdır”, <em>bolàa </em>(61b-10)<em> bizge </em>(61b-5) <em>arıà</em> “temiz” (1b-8) <em>yatsıà </em>“yatsı vakti” (14a-6), <em>batıà</em> (64b-16) örneklerinde korunmuş; <em>dapu</em>  “hizmet” (78b-2), <em>dürlü</em> “türlü” (40a-10),<em> úamu </em>(15a-16) <em>ulu</em>  (27b-5), <em>biren</em> “veren” (54a-3) <em>başlu</em> (86a-5), <em>yazuklu</em>  “günahkâr” (108b-2) vb. örneklerde de düşmüş olması, genellikle <em>Divan</em>’a  koşut bir durumu ortaya koymaktadır. <em>Behçetü’l-hadaik</em>’ta da <em>uluà </em> (132-14), <em>úapuà </em>(82-14), <em>tapuà</em> (294-17), <em>yalàan </em>(30a-9), <em> boràu</em> “boru” (113-4), <em>eygü</em> (31-8), <em>körgemen</em> (243-8), <em> uràalar</em> &#8220;vuracaklar&#8221;(54-10), <em>ölgesi</em> “ölecek” (311-19), <em>kurtaràa</em>  “kurtaracak” (327-13), <em>yatàasın</em> (116-8) gibi <em>g</em>’li örneklere rağmen  zamanın getirdiği gelişme dolayısıyla Oğuzca özelliği baskın durumdadır. Karışık  dilli eserlere <em>olga bolga</em> dili denmesinin sebebi de ek başı <em>g</em>’lerinin  Eski Anadolu Türkçesine göre gösterdiği bu ayrıcalıktır. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">6. Kaşgarlı’nın  verdiği bilgiye göre XI yüzyıl sonlarında Oğuzlarda <em>ê&gt;y</em> değşimi <em>iêiş</em>  “tas, bardak, tencere” (I, 61, 62) <em>aêruk</em> (I, 98) gibi bir iki istisna  dışında tamamlanmış sayılabilir. Durum <em>ayaà </em>“ayak” (65a-9), <em>ayàır</em>  (541b-11), <em>ayır-</em> (23a-7), <em>ayru</em> (27a-7), <em>uyu-</em> (84a-8) gibi  örneklerle <em>Kudurî</em>’de de aynıdır. Behçet’de de <em>iêi </em>“Tanrı” ve <em> boêak </em>“boya” sözleri dışında <em>y</em>’li şekiller hâkimdir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Aynı durum şekil  bilgisi özellikleri için de söz konusudur. Yukarıda sıralanan özellikler konuyu  aydınlatacak yeterlikte olduğu için daha fazla örnek vermeyi gereksiz sayıyoruz. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Bizim vaktiyle Selçuklu  Oğuzcası veya Doğu Oğuzcası, G. Doerfer’in de Doğu Selçukçası diye adlandırdığı  bu karışık dilli dönem, Oğuz Türklerinin Anadolu bölgesinde bağımsız olarak  yerleştikten sonra kendi lehçelerine ait özellikleri konuşma dilinden yazı  diline aktarmaları ile durulmaya başlamıştır. Bu durulma eski yazı dilinden  gelme özelliklerin körleşmesi ve Oğuz lehçesine ait özelliklerin yoğunlaşması  biçiminde kendini göstermiştir. Dolayısıyla XIV. yüzyıldan başlayarak artık Oğuz  Türkçesinde tarihî gelişme sürecinin üçüncü dönemine geçilmiş bulunmaktadır.  Hatta XV. yüzyılda “<em>olga bolga</em>” dilindeki eserlerin Anadolu’da iyice  yadırganır olduğunu, Muhammed Baydur’un<em>, Kitâb-ı Güzîde</em>’yi “aydın ve  ruşen Türki’ye aktarırken” düştüğü kayıttan anlıyoruz. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Yukarıdan beri yapılan  açıklamalar ortaya koymuştur ki, Oğuz Türkçesi XI-XIII. yüzyıllar arasında  karışık dilli bir geçiş dönemi yaşamıştır. Bu dönemin dilinde kendini gösteren  özellikler, bazı dilcilerimizin sandığı gibi sırf eserlerin istinsah yeri  ayrılıklarından veya kişisel ağız yapılarından gelen anorganik özellikler  değildir. Belki bir dereceye kadar bu türlü etkenler de söz konusu olabilir.  Ama, bizce esas itibarıyla o günün tarihî ve sosyal şartlarının oluşturduğu  belirleyici organik özelliklerdir. Bu konuda, <em>Divanu Lügâti’t-Türk</em>’e  dayanarak yapılan karşılaştırmalar, durumu çok daha sağlıklı bir biçimde ortaya  koymakta ve öteki ihtimalleri bizce dayanıksız bırakmaktadır. Oğuz Türkçesinin  tarihî gelişme sürecinin tespitinde bir anahtar vazifesi gören ve bir dönüm  noktası oluşturan bu değerli bilgiler için Kaşgarlı’ya ne kadar teşekkür etsek  azdır. Onun aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyor ve sözlerimizi ruhu şad  olsun diyerek bitiriyoruz.</font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-eski-turk-dili/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. (E. Türk Dili)” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/">Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati’t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>21. yy’a Girerken Milli Kimlik Oluşturmada Dilin Önemi (Prof. Dr. Ahmet. B. ERCİLASUN)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/21-yya-girerken-milli-kimlik-olusturmada-dilin-onemi-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/21-yya-girerken-milli-kimlik-olusturmada-dilin-onemi-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 09:56:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Dilin Onemi]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Geel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/21-yya-girerken-milli-kimlik-olusturmada-dilin-onemi-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/</guid>

					<description><![CDATA[<p>21. yy’a Girerken Milli Kimlik Oluşturmada Dilin Önemi (Prof. Dr. Ahmet. B. ERCİLASUN) Dili çok defa insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir vasıta olarak tarif ederiz. Son zamanlarda “anlaşma” yerine “iletişim kurma” diyoruz. Bu tanım, dilin sosyal ve kültürel boyutunu ihmal eden çok eksik bir tanımdır. Dili âdeta bir cep telefonu gibi düşünen eksik bir tanım. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/21-yya-girerken-milli-kimlik-olusturmada-dilin-onemi-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/">21. yy’a Girerken Milli Kimlik Oluşturmada Dilin Önemi (Prof. Dr. Ahmet. B. ERCİLASUN)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">21. yy’a Girerken  Milli Kimlik Oluşturmada Dilin Önemi</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: center" align="center"> <font color="#ff0000" size="3"><strong> <span style="font-size: 15pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> (Prof. Dr. Ahmet. B. ERCİLASUN)</span></strong></font></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: center" align="center"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><span style="color: black"><font face="Maiandra GD" size="2">       </font><font size="2"><span style="font-family: Maiandra GD">  Dili çok defa insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir vasıta olarak tarif  ederiz. Son zamanlarda “anlaşma” yerine “iletişim kurma” diyoruz. Bu tanım,  dilin sosyal ve kültürel boyutunu ihmal eden çok eksik bir tanımdır. Dili âdeta  bir cep telefonu gibi düşünen eksik bir tanım. Bilgisayarların gelişmesiyle  ortaya çıkan makine dilleri düşünülecek olursa bu tanım belki yeterli  sayılabilir; ancak insan dilleri için bu tanımı yeterli saymak mümkün değildir.</span></font></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; font-family: Maiandra GD; text-align: justify"> <font size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">         İnsan dili binlerce yılın  tecrübe ve birikimini taşıyan çok özel bir vasıtadır. Her dil farklı bir  toplumun tecrübe, bilgi ve anlayışını biriktirmiştir. Çok derinlerde, henüz  bilimin öğrenemediği kadar eski bir tarihte ortaya çıkan bir dil, daha doğarken  belli bir coğrafyanın ve o coğrafyada yaşayan belli bir toplumun izlerini  taşıyarak doğar. Bulunduğu coğrafyanın iklimi, tabiat şartları, bitki örtüsü,  hayvan varlığı dilin muhtevasını belirler. Söz gelişi Araplar <em>deve</em> için  pek çok kelime kullanırken Eskimolar <em>buz</em> ve <em>kar</em> için yüzlerce  kelime oluşturmuşlardır. Böylece daha doğuşlarında farklılaşan diller,  toplumların tarih öncesi ve tarih içinde yaşadığı bütün macerayı bünyesinde  toplayarak gelişir.</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  <span style="color: black">         Bir bozkır kavmi olarak  tarih sahnesine giren Türklerin dünyayı çok geniş olarak algılayan, harekete  dayalı bir dil oluşturmaları son derece tabiîdir. Ilıman kuşakların durgun hayat  tarzı, bitki ve çiçekleri yerine alabildiğine uzanan bozkırların enginliği; mavi  gök altındaki bütün toprakları yaşanacak bir yurt olarak gören geniş bir  anlayış; uzun mesafeleri <span class="spelle">katedebilecek</span> en uygun  varlık olarak at; bozkırda yaşayan serazat hayvanlar ve sürüler; onlarla iç içe  geçen ve yarım saat içinde sökülüp günlerce süren yolculuklardan sonra çok uzak  bir yerde yeniden yarım saat içinde kurulabilen çadırlarda yaşanan hayat tarzı  Türk dilinin başlangıcına damgasını vurmuştur.<br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">            Bozkır hayvanlarının her  birine özel adlar veren; yalnız atlar için kullanılan özel renk isimleri icat  eden; hatta at rengini genel renk kavramından ayrı bir kelimeyle, <em>don</em>  kelimesiyle ifade eden; doğuya <em>gün doğusu </em>(güneşin doğduğu yer), batıya <em>gün batısı,</em> kuzeye <em>gece ortası, </em>güneye <em>gündüz ortası</em> diyen;  göğü <em>gök</em> (mavi) <em>tanrı </em>(gök), toprağı <em>yağız yer </em>olarak  düşünen; <em>göğü çadır, güneşi mızrak</em> olarak algılayan, çadırı <em>yurt</em>  ve <em>ev</em> olarak adlandıran fiile dayalı bir dil. Fiile dayalı bir dil, fakat  bozkırın enginliği içinde kendinden emin ve sakin düşünebilen insanların  psikolojisini de yansıtıyor; hemen <em>geldim, gittim, koştum</em> demelerine  ihtiyaç yok.<br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">            Önce o fiillerin  yerlerini, zamanlarını, şartlarını söylemeyi düşünecek soğukkanlılıkları var. <em> Geldim eve dün</em> demiyorlar; <em>dün eve geldim; dün güneş batmadan eve geldim;  dün kır atımın üzerinde, güneşin yakıcı sıcağına aldırmadan, mavi göklere, yeşil  çayırlara baka <span class="spelle">baka</span> eve geldim, </em>diyorlar. Bu  şartlarda doğan Türk dili, bugünkü Moğolistan’da bozkır medeniyeti  diyebileceğimiz bir hayat tarzını yansıtırken bir yandan da Uzakdoğu’daki  sürekli komşuları Moğollar, Çinliler, Hint-Avrupa kavimlerinin en doğudaki ucu <span class="spelle">Soğdaklarla</span> ilk kültür alış verişlerini  gerçekleştiriyorlar ve bu alış verişlerin sonuçları dillerine de yansıyor.<br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">            Sonrası bildik macera:  Tarım havzasında yerleşik hayat tarzı, Hint medeniyetiyle (<span class="spelle">Budizmle</span>)  temas, 10. yüzyılda Müslüman oluş ve Ön Asya medeniyetine giriş, Anadolu ve  Balkanlara geliş, Akdeniz havzası ve Balkan kavimleriyle ilişkiler, 200 yıl önce  başlayan Batılılaşma süreci ve 10 yıl önce başlayan dünyaya açılma. İşte bugün  kullandığımız Türkiye <span class="spelle">Türkçesinde</span> bütün bu macera ve  ilişkilerin izlerini buluruz. Dil, nesilden nesle değişip gelişerek ve bütün bu  tarihî macerayı özümsemiş olarak kendini bize sunar. Ancak dili konuşan hiçbir  fert, özel olarak düşünüp incelemeler yapmadıkça bu uzun macerayı fark etmez;  fertler doğuştan kendilerini dil denen evrenin içinde bulurlar. Ana dili,  yabancı bir dil öğrenir gibi muhakeme yoluyla öğrenilmez. Ana dili edinilirken  henüz muhakeme yeteneği oluşmamıştır.<br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">            Çocuklar aynı nesne ve  hareketlere aynı kelimelerin ad olarak verildiğini algılayıp şartlı refleks ve  hafıza yoluyla dili edinirler. Dolayısıyla ana dili bizim için herhangi bir  organımız, meselâ gözümüz, elimiz kadar tabiîdir. İşte bizim içine doğduğumuz bu  tabiî evren, anne babalarımızın, dedelerimizin de içine doğmuş oldukları tabiî  evrendir. Çocuklarımızın ve torunlarımızın da içine doğacakları tabiî evren  aynıdır. Ancak yukarıda bahsettiğim, asırlar içinde fark edilemeyen bir değişip  gelişme de söz konusudur.<br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">            Bir yandan aynı toplumun  yüzyıllara ve hatta tarihin bilinmeyen dönemlerine uzanan geçmişinin bütün  tecrübe ve birikimlerini taşıyan özelliğiyle, bir yandan sonradan öğrenmeyle  değil tabiî edinme yoluyla öğrenilmesi özelliğiyle dil, toplumun en belirleyici  unsuru olmaktadır. Yani <strong>dil sayesinde</strong> hem fert çevreyi anlamaya başladığı  andan itibaren kendini aynı toplum içinde hissetmekte, hem de toplum diğer  toplumlardan farklı olduğunu idrak etmektedir. Böylece dil, ferdi içinde  bulunduğu toplumun parçası hâline getirirken toplumu da başka toplumlardan <span class="spelle">ayırarak</span> millet hâline getirir. Tabiî ki dil yanında  her millet için ayrı <span class="spelle">ayrı</span> ve farklı oranlarda başka  unsurlar da bu oluşumu sağlar. Ancak birçok araştırmacıya göre milleti oluşturan  en önemli unsur dildir.</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  <span style="color: black">         Yukarıda belirtmeye  çalıştığımız bu önemli işlevi dolayısıyla dil, özel olarak üzerinde durulmayı  hak etmektedir ve her toplum kendi diline bu özel ilgiyi göstermektedir. Bu özel  ilgi hem dilin araştırılması ve geliştirilmesi için söz konusudur, hem de  toplumu bir ve beraber olarak devam ettirebilmek için. Ancak dilin araştırılma  ve geliştirilmesi ile toplumu bir ve beraber olarak devam ettirebilmek için dil  konusunda takip edilecek politika birbirinden tamamen ayrı değildir. İkisi  karşılıklı olarak birbirini etkiler. Araştırma ve geliştirme, toplumun tutkalı  olan dilin daha iyi anlaşılması ve sağlamlaştırılması sonucunu doğurur;  uygulanacak özel dil politikaları da araştırma ve geliştirmeye ilgiyi arttırır.</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  <span style="color: black">         Araştırma ve geliştirme,  üniversitelerin ve akademik kuruluşların işidir. Toplumun birlik ve  beraberliğini ve bunun devamını sağlayan unsur olarak takip edilecek dil  politikası ise öğretim kurumlarını ilgilendirmektedir. Öğretim kurumları dilin  bu özelliğini sağlayacak ölçüde ve kuşatıcılıkta bir dil eğitimi vermek  göreviyle karşı karşıyadırlar. Ölçü, fertleri kendi dillerinin tadına  vardırmaktır. Bunun yolu ise dilin tarih boyunca ve daha çok edebî eserler  yoluyla ortaya çıkan belli başlı verimlerini fertlere tanıtmak ve okutmaktan  geçer.<br />
</span></font></p>
<p><font size="2"><span style="color: black"><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD"><br />
</font></span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">            Hiçbir toplum  örgütlenmesi fertlerini, sadece günlük konuşma seviyesinde bir dil becerisiyle  baş başa bırakmaz, bırakamaz. İlk ve orta öğretimin, bütün diğer amaçlardan önce  ve önemli olan ana amacı, ülkenin resmî dilini en iyi şekilde fertlerine  öğretmek, onlarda dili yanlışsız kullanma becerisini oluşturmaktır. Bu, eğitimin  olmazsa olmaz şartıdır. Bir ülkenin ilk ve orta öğretimi bunu yapamıyorsa o  ülkede böyle bir öğretim yok demektir. Öğrenci sayısı, öğretmen sayısı, okul  sayısı hiçbir şey ifade etmez. Bir ülkenin gençleri liseyi bitirinceye kadar  ülkenin resmî dilini yanlışsız kullanabilme becerisini kazanamıyorlarsa bütün bu  sayılar sıfıra denk demektir. Toplumun, millet olarak yaşayıp devam edebilmesi  de buna bağlıdır.</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">            Eğitim bu sonucu  sağlıyorsa millet devam eder; sağlamıyorsa millet çözülür. Türkiye’de birkaç on  yıldan beri görülen manzara budur. Yöneticiler öncelikle bu sorunun varlığını  kabul etmek, sonra da sorunun ortadan kaldırılması için gereğine teşebbüs etmek  ödeviyle karşı karşıyadırlar. Bu sorun çözülmeden kaydedilecek hiçbir ekonomik  ve siyasî gelişmenin <strong>Türk milletine</strong><em> </em>yararı yoktur. Burada <strong> <a href="https://www.bilgicik.com//" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türk  milleti</font></a></strong><em> </em>terimi özellikle kullanılmıştır. Elbette ekonomik ve siyasî  gelişmeler topluma yarar sağlar; ancak toplumun <strong>millet</strong> olarak devamını  sağlayamazlar.</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">            Ekonomik başarılarla  zenginleşmiş fertler, millî dil ve kültür bilinci taşımadıkları takdirde başka  devletlerin uydusu, hatta <span class="spelle">teb’ası</span> olmayı rahatlıkla  isteyebilirler; ülkelerinin bölünmesine, uydulaşmasına rahatlıkla razı  olabilirler; yabancı bir dil ve kültürü hiç kaygı duymadan kendi dil ve  kültürlerinin önüne geçirebilirler. Sayılan bu emarelerin tamamı şu anda  ülkemizde görülmektedir. Eğitim politikalarının, dili doğru kullanma becerisi ve  dil zevki vermemesi yüzünden dilin toplumu yapıştırıcı işlevi tamamen ortadan  kalkmış, fertler başı boş kalmıştır.</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">            Hangi etnik kökenden  gelirse gelsin ülkenin resmî dilini yeterince öğrenmemiş olan fertlerden, içinde  bulundukları toplumun tek bir millet olduğuna inanmalarını ve toplumun  bütünlüğüne bağlanmalarını bekleyemeyiz. O hâlde resmî dilin bütün  vatandaşlarımıza en iyi şekilde öğretilmesiyle ilgili politika hayatî öneme  sahiptir. Dilin, toplumun çözülmesini önleyici ve bütün vatandaşlarımızı ortak  bir kimlikte birleştirici rolünü oynayabilmesi için dil öğretimindeki aksaklık  hatta yokluk sorununun, şu anda akla gelebilecek bütün sorunların önüne alınıp  çözülmesi yönünde adımların atılması şarttır.</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  <span style="color: black">         Bu yapıldıktan sonra veya  bununla birlikte teşebbüs edilecek diğer bir iş, Türkiye <span class="spelle"> Türkçesinin</span> bütün Türk dünyasında öğrenilmesini sağlayacak tedbirleri  almaktır. Türkiye’ye getirilen öğrenciler ve Türk dünyasında açılan okullarla bu  teşebbüs aslında başlamıştır. Ancak Türkiye <span class="spelle">Türkçesini</span>,  Türk dünyasının ortak iletişim dili hâline getirecek tedbirlerin arttırılmasına  ve hızlandırılmasına ihtiyaç vardır. Türkiye olarak yalnızlığa veya uyduluğa  itildiğimiz yeni dünya şartlarında güçlü bir Türk dünyasına her zamankinden  fazla ihtiyacımız vardır.<br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">            Ortak iletişim dili  hâline gelecek olan Türkiye <span class="spelle">Türkçesi</span>, bütün Türk  dünyasında ortak bir üst kimliğin oluşmasında birinci derecede müessir  olacaktır. Okulların sayısını arttırmak, Türk dünyasının her bölgesinde Türkiye <span class="spelle">Türkçesi</span> kursları verecek <strong>Kültür Merkezleri</strong><em> </em>açmak ilk akla gelen tedbirlerdir. Türkiye televizyonlarının bütün Türk  dünyasında dinlenmesini sağlayacak teknik ve muhtevaya dayalı tedbirleri almak,  daha büyük kitlelere ulaşmayı sağlayacak yaygın öğretim tedbirleridir. Gerek  Türkiye’de gerek Türk dünyasında en yetenekli gençlerin seçilerek bu konularda  yetiştirilmesi, geleceği teminat altına almak bakımından önemlidir. </span> </font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  <span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black">       Bütün bu tedbirler alınırken  Türk dünyasında herhangi bir üstünlük, herhangi bir imtiyaz hissi uyandıracak  söz ve fiillerden şiddetle kaçınmak gerekir. Herkesin zihnine ve gönlüne  samimiyetle yerleştirmesi gereken fikir şudur: <em>Hiç bir Türk topluluğu  diğerinden üstün ve imtiyazlı değildir. Hiçbir Türk topluluğunun menfaati  diğerinden önce gelmez; alınacak tedbirler bütün Türk dünyasının ortak menfaati  içindir. </em>Bu fikir, günün şartları gerektirdiği için değil, politika böyle  gerektirdiği için değil, samimiyetle ve inanarak zihnimizde ve gönlümüzde yer  etmelidir. Aksi takdirde istemeden de olsa üstünlük ve imtiyaz anlamına gelecek  hareketler yapabilir, sözler sarf edebiliriz. Unutmayalım ki herhangi bir Türk  topluluğunda eleştirdiğimiz kusurlar, çok daha elverişli şartlarda ve asırlardan  beri bağımsız olarak yaşadığımız hâlde bizlerde de vardır. Ana dili konusunda  yukarıda belirtilen vahim tablo bunun en açık örneğidir. “Türk üst kimliği”  büyük hedefine ulaşabilmenin ilk şartı, eşit Türklerden oluştuğumuzun kabulüdür.  Bu kabul ile atacağımız adımlar sağlıklı olacak ve bizi hedefe biraz daha  yaklaştıracaktır.</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><span style="color: black"><br />
</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  <span style="color: black">         Karar vermemiz gereken  şudur: Sadece zengin ve müreffeh bir toplum mu olmak istiyoruz; yoksa hem Türk,  hem müreffeh bir toplum mu olmak istiyoruz? İkinci seçeneği kabul ediyorsak  eğer, Türk dilinin öğretimini başka bütün meselelerin önüne almak zorundayız.</span></font></p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/21-yya-girerken-milli-kimlik-olusturmada-dilin-onemi-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/">21. yy’a Girerken Milli Kimlik Oluşturmada Dilin Önemi (Prof. Dr. Ahmet. B. ERCİLASUN)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/21-yya-girerken-milli-kimlik-olusturmada-dilin-onemi-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>9</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
