<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ouz Dili | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/ouz-dili/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Apr 2008 22:45:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati&#8217;t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2007 00:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Divani Lugatit Turk]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Geel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ouz Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati&#8217;t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz) 1. Ansiklopedik bir sözlük olan Divanu Lûgat-it-Türk, kültür tarihimiz için olduğu kadar, Türk dili tarihi için de önemli bir kaynaktır. Biz, bugün Türk dilinin metinlerle ulaşılamayan bazı karanlık noktalarının aydınlatılmasında veya karşılaştırmalı dil çalışmalarında yer yer Divanu Lûgat-it-Türk&#8216;teki kayıtlara dayanmakta ve ondan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/">Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati’t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"> <span style="font-size: 18pt; font-weight: 700">Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme  Süreçleri ve Divan-u Lügati&#8217;t Türk<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(Prof. Dr. Zeynep Korkmaz</span></font></font><font color="#ff6600" face="Maiandra GD"><span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">)</span></font></p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">1</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">.  Ansiklopedik bir sözlük olan <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>, kültür tarihimiz için  olduğu kadar, Türk dili tarihi için de önemli bir kaynaktır. Biz, bugün Türk  dilinin metinlerle ulaşılamayan bazı karanlık noktalarının aydınlatılmasında  veya karşılaştırmalı dil çalışmalarında yer yer <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;teki  kayıtlara dayanmakta ve ondan büyük ölçüde yararlanmaktayız. Yaptığımız bilgi  şöleni ile yazılışının 925. yılını kutladığımız <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>,  üzerinde duracağımız konu bakımından da bir dönüm noktası oluşturmaktadır.  Çünkü, Oğuzlar ve Oğuzca hakkındaki en eski toplu bilgileri <em>Divan</em>&#8216;dan  öğreniyoruz. Kaşgarlı Mahmud, eserinde yer yer yalnız Oğuzlar ve Oğuz ili  hakkında değil, aynı zamanda Oğuz Türkçesi hakkında da oldukça geniş bilgiler  vermiştir. Yeri düştükçe verilen bu toplu ve dağınık bilgileri, yapılan  açıklamaları bir araya getirdiğimizde, Oğuzcanın XI. yüzyıldaki durumu hakkında  genel bir birikime sahip olabilmekteyiz. Kaşgarlı Mahmud&#8217;un Karahanlı (Hakaniye)  Türkçesi bir yana, öteki Türk lehçelerine oranla Oğuzcaya vermiş olduğu bu geniş  yer, yalnız Oğuzların XI. yüzyıldaki genel durumunu belirlemekle kalmamış;  dolayısıyla Oğuzcanın XI-XIII. yüzyıllar arasındaki gelişme sürecine de ışık  tutarak bir anahtar vazifesi görmüştür.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Biz <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;ün  yazılışının 900. yıl dönümü dolayısıyla daha önce hazırladığımız &#8220;Kaşgarlı  Mahmud ve Oğuz Türkçesi&#8221; adlı bir yazımızda Oğuz Türkçesinin <em>Divan</em>&#8216;daki  ses ve şekil bilgisi özelliklerini ele aldığımız için, bugün, konuya yalnız  yukarıda belirtilen husus, yani Oğuzcanın XI-XIII. yüzyıllar arasındaki gelişme  sürecinin tespitinde <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;ün yeri açısından eğilmek  istiyoruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">2.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  Bilindiği gibi Oğuzcanın bir yazı dili olarak varlığını ortaya koyması oldukça  geçtir. Başlangıcı, Oğuzların Anadolu&#8217;da kurdukları Anadolu Selçuklu Devleti&#8217;nin  sonlarına rastlar. Selçuklu Devleti&#8217;nin resmî dili Farsça olduğu için XIII.  yüzyılın ikinci yarısında yazılmış olan eserler de nitelik bakımından daha çok  halka seslenen basit içerikli dinî eserlerdir. Selçukluların devamı  niteliğindeki Anadolu Beylikleri döneminde ise, Oğuz Türkçesi artık çok yönlü  yüzlerce telif ve tercüme eserlerle olgunluğa erişmiş bir yazı dili durumuna  gelmiştir. <em>Eski Anadolu Türkçesi</em> veya <em>Eski Türkiye Türkçesi</em> diye  adlandırdığımız bu dönem XIII-XV. yüzyıllar arasını kaplar.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuzlar VI. yüzyıldan  beri tarih sahnesinde oldukları ve Orta Asya&#8217; da kurulmuş Türk devletleri içinde  önemli bir etnik kol oluşturdukları hâlde, lehçelerinin bir yazı diline  dönüşmesinin bu kadar gecikmiş olması, her hâlde, onların tarih sahnesine  bağımsız bir siyasî varlık olarak çıkamamış, bağımsız bir devlet kuramamış  olmalarıyla ilgilidir. Ama Oğuz Türkçesine ait birtakım belirtiler ve bazı  özellikler, Köktürk ve Yenisey Yazıtları&#8217;ndan beri de bilinmektedir. Bu bakımdan  Oğuzcanın tarihî gelişme sürecini, onların tarih sahnesindeki etnik, siyasî ve  sosyal durumlarına koşut olarak birbirinden farklı üç ayrı döneme ve dolayısıyla  üç aşamaya ayırmak uygun olacaktır. Bunlar:</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">1. VI-XI. yüzyıllar  arasındaki dönem,</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">2. XI-XIII. yüzyıllar  arasındaki dönem,</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">3. XIII. yüzyıldan  sonraki dönemler.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Konumuza giriş  yapabilmek için önce birinci dönem üzerinde kısaca duralım:</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">3.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  VI ve XI. yüzyıllar arasını kaplayan ve Türk dili tarihinde Eski Türkçe diye  adlandırılan dönemde, Oğuzlar, sosyal ve etnik varlıklarını Köktürk (552-745),  Uygur (745-840) ve Karahanlı (912-1212) Türk devletlerinin coğrafyasında, siyasî  bakımdan onlara bağlı ve zaman zaman da bu devletler üzerinde önemli etkiler  yaparak sürdüregelmişlerdir. Gerek Orhun ve Yenisey Yazıtları&#8217;ndaki kayıtlardan  gerek bu konuda yapılan araştırmalardan, Oğuzların VII. yüzyılın ilk yarısında <em>Yenisey</em> bölgesindeki <em>Barlık </em>ırmağı yörelerinde, VII. yüzyılın  ikinci yarısından sonra da <em>Tula </em>ırmağı boylarında ve Ötüken yöresinde  oturdukları bilinmektedir. Köktürk yazıtlarında Türk ve Türk olmayan öteki etnik  unsurlar yanında çeşitli vesilelerle yer yer Oğuzların da adı geçmektedir.  Köktürk Kağanlığının Oğuzlarla ilişkisi ise, kimi zaman gergin ve savaşlı olmuş;  kimi zamanlarda da kağanlığın sadık bir metbuu derecesine yükselmiştir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuzların,  Köktürklerin yerini alan Uygurlar döneminde de Orhun ırmağı bölgesinde  yaşadıkları ve Uygurlarla Köktürk döneminde olduğu gibi, kimi zaman dostluk  ilişkileri içinde oldukları, kimi zaman da savaşlar yaptıkları bilinmektedir.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuzlar Karahanlılar  döneminde de sahnede olmuşlar ve varlıklarını Karahanlıların batısındaki sınır  bölgelerinde sürdürmüşlerdir. IX-XI. yüzyıllar arasındaki dönemde, Oğuzların  Aral gölü kuzeyindeki steplerde ve Seyhun (Sirderya) ırmağının iki yakasında  oturduklarını, tarihî ve coğrafî kaynakların verdiği bilgilerden öğreniyoruz. Bu  Oğuzların daha X. yüzyılda <em>Sirderya</em> (Öküz ırmağı) boylarında ve <em>Aral  gölü</em> kıyılarında <em>Yenikent</em> merkez olmak üzere bir <em>Yabgu Devleti</em>  kurduklarını da biliyoruz. X-XI. yüzyıllar arasında Yenikent&#8217;e ilâve olmak  üzere, <em>Haare</em>, <em>Cend</em>, <em>Sepren</em> (<em>Sabran</em>, <em>Savran</em>), </font><em><font face="Maiandra GD">Suğnak</font></em></span><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">, <em>Karnak</em>, <em>Karaçuk</em> (<em>Fârab</em>) şehirlerini de kurmuşlardır.  Oğuzların XI. yüzyılda batıda <em>Hazar denizi</em> kıyısındaki <em>Mangışlag</em> (<em>Siyah  Kûh</em>) adını verdikleri yarımadayı ele geçirip orada yerleştikleri de  bilinmektedir. Bu bölgedeki Oğuzlar kısmen göçebe kısmen de yüksek kültürlü bir  yerleşik hayata geçmiş bulunuyorlardı. Oturdukları yerlerde bir yandan <em> Maveraünnehir</em>&#8216;in yerli halkı ile karışmakta, bir yandan da <em>Karahanlı</em>, <em>Yağma</em>, <em>Çiğil</em>, <em>Argu</em> ve <em>Karluklar</em> ile komşuluk  ilişkilerini devam ettirmekte idiler.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuz Türklerinin  lehçelerine gelince: VI-XI. yüzyıllar arasındaki dönemde Oğuzlar nasıl bağımsız  bir devlet kuramamışlar ise, Oğuzcaya dayalı bir yazı diline de sahip  olamamışlardır. Ancak, Eski Türk yazıtlarında olsun, Uygur ve daha sonraki  döneme ait eserlerde olsun yer yer Oğuzcanın yazı dillerine ve yazılı eserlere  yansımış belirtilerini ve bazı özelliklerini de bulmak mümkündür. Bilindiği gibi  Türkçe, VI-XI. yüzyılların Türk devletleri olan Köktürk, Uygur ve Karahanlılar  dönemlerinde, yer, zaman ve kültür alanı ayrılıklarına, kelime hazinesindeki  bazı farklılaşmalara rağmen, genel yapısı itibarıyla yine de birbirinin devamı  niteliğinde tek bir kol hâlinde ilerlemiştir. Bu bakımdan Oğuzcanın VI-XI.  yüzyıllar arasındaki dönemi esas itibarıyla sisli bir perdeyle örtülmüş  bulunmaktadır. Ne var ki, bu dönemdeki Türk devletlerinin sınırları içinde  birbirinden farklı etnik unsurların yer almış ve bunlara ait dil özelliklerinin  yer yer yazı diline de yansımış olması, yazıtlarda olsun meydana getirilen  yazılı eserlerde olsun birtakım lehçe veya ağız ayrılıklarının doğmasına yol  açmıştır. Nitekim W. Radloff, Orhun Yazıtları yanında, merkezi Turfan olan geniş  bir alanda daha başka edebî bir dil olduğunu ve bu edebî dilin daha sonraki bir  sıra Türk lehçelerine temel oluşturduğunu yazmıştır. Rus Türkologlarından S. E.  Malov da Yenisey ve Orhun Yazıtları&#8217;ndaki lehçe ayrılıkları ile eski Kuzey  Oğuzcasının etkisine işaret etmiştir. A. von Gabain ise, Eski Türkçe döneminde,  bugüne kadar hangi kavmî unsurlara ait olduğu tespit edilemeyen beş ayrı  lehçenin izleri bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Uygur yazmalarında olduğu  gibi, Orhun ve Yenisey Yazıtları&#8217;nda da lehçe ayrılıkları yüzünden bir dil  birliğinin bulunmadığına işaret etmiştir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Köktürk ve Uygur  ülkelerinde yukarıda belirtildiği üzere, Oğuzlar da önemli bir yer tuttuklarına  göre, Eski Türkçe döneminde Oğuz lehçesi ile ilgili bir kısım özelliklerin de  kendini göstermesi olağandır. Bizim bu konuda metinler üzerinde yaptığımız bir  araştırma, özellikle Yenisey ve Orhun Yazıtları ile Uygurcanın <em>n </em>lehçesi  metinlerinde belirtiler veya genel eğilimler hâlinde birtakım Oğuzca  özelliklerin de yer aldığını ortaya koymuştur. Daha sonraki yüzyıllarda,  Karahanlı dönemini temsil eden bir eserde de Oğuzcanın belirgin izlerine  rastlanmaktadır. Rus Türkologlarından A. K. Borovkov&#8217;un araştırmalarına göre,  Oğuzcanın etkisi, daha eski bir Oğuz-Türkmen edebî an&#8217;anesinin varlığını  gösterecek biçimde <em>Anonim Kur&#8217;an Tefsiri&#8217;</em>nde de yer almıştır. Demek  oluyor ki, VI-XI. yüzyıllar arasındaki gelişme sürecinde, Oğuz lehçesi temelde  bir sis perdesine bürünmekle birlikte, yine de birtakım özelliklerini o devir  eserlerine yansıtmış bulunmaktadır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">4.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  Gelelim Oğuzcanın tarihî gelişme sürecindeki ikinci aşamaya, yani XI-XIII.  yüzyıllar arasındaki döneme. Bizi <em>Divanu Lûgat-it-Türk </em>bakımından asıl  ilgilendiren de bu dönemdir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Türklerin İslâmlığı  kabulünden sonra Oğuzların siyaset sahnesindeki yıldızları da parlamaya  başlamış; daha sonraki tarihî olayların da ortaya koyduğu üzere, Orta-Asya Türk  dünyasının batı kesiminde ve İslâm dünyasında çok önemli bir yer tutmuşlardır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><center>[ad#reklam_336x280]</center><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Yukarıdaki  açıklamalar sırasında, Oğuzların X. ve XI. yüzyıllarda <em>Sirderya</em> ırmağının  iki yakasında önemli şehirler kurarak büyük ölçüde yerleşik hayata geçtiklerine  de işaret edilmişti. Kaynaklar XII. yüzyılda bu şehirlere <em>Barçınlıg-Kent</em>, <em>Eşnas</em>, <em>Uzkent</em> ve <em>Sırlı-Tam</em> gibilerinin de eklendiğini  bildiriyor. Tarihçilerimiz, <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;ün ve öteki İslâm  kaynaklarının pek çok Oğuz şehirlerinin varlığından söz etmelerini, Oğuzların  büyük bir bölüğünün yerleşik hayat yaşamaları ile ilgili bulmuşlardır. Faruk  Sümer de Oğuzların önemli bir kısmının oturak yaşayışa geçmesinde İslâmlığı  kabullerinin büyük etken olduğunu belirtmiştir. Kaşgarlı Mahmud&#8217;un da belirttiği  gibi, yerleşik yaşayışa geçmiş olan Oğuzların yüksek kültürlü bir şehir hayatı  vardı. Ama hemen şunu da belirtmek gerekir ki, <em>Sirderya</em>&#8216;nın iki yakasında  şehirli Oğuzlar ile birlikte göçebe Oğuzlar da yaşamaktadır. Hatta Kaşgarlı,  göçebe Oğuzların yerleşik yaşayıştaki Oğuzları alaya alarak onlara <em>yatuk </em> (tenbel) dediklerini, bunların şehirlerden dışarı çıkmadıklarını ve savaş  yapmadıklarını kaydetmiştir.</font></span><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Öte yandan XI.-XIII.  yüzyıllar arası, Oğuzların Aral gölü kuzeyindeki steplerden güneye Harezm ve  Sirderya bölgelerine sürekli olarak göç ettikleri bir dönemdir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Bu Oğuzlardan bir kısmı  büyük gruplar hâlinde Harezm yolu ile Horasan üzerinden Yakın Doğu&#8217;ya uzanarak  oralardaki Selçuklu Devletlerinin kuruluşunu hazırlamışlardır. Bilindiği gibi XI.-  XIII. yüzyıllar arasında Harezm bölgesinin Türkleşmesinde, bazı Türk boyları  yanında Kıpçaklarla birlikte Oğuzların da büyük etkisi olmuştur. Görülüyor ki,  bu dönemdeki Oğuz nüfuzu yalnız Sirderya kuzeyindeki steplerden başlayarak  Sirderya, Maveraünnehir, Harezm, Horasan bölgelerinde kalmamıştır. XI. yüzyılda  Büyük Selçuklu Devletinin batıya yaptığı göçler ve fütuhatlarla, bu nüfuz  Azerbaycan ve Irak üzerinden Abbasi Devletinin başkenti ve devrin büyük kültür  merkezi Bağdat’a kadar uzanmıştır. Aslında Kaşgarlı Mahmud’un, eserinde Oğuzlara  ve Oğuzcaya bu denli geniş ve ağırlıklı bir yer vermiş olmasının sebebi de,  onların bu dönem Türk dünyasındaki yayılma durumları ile orantılıdır. XI.  yüzyıldan XIII. yüzyıla doğru uzanan bir dönemde, Orta-Asya Türk dünyasının  siyasal ve sosyal yapısında bu denli önemli bir yer tutmuş olan Oğuzların dil  bakımından boşlukta kalmış olmaları imkânsızdır.<center><!--adsense#reklam_336x280--></center></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">5.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  Konuya dil tarihi açısından baktığımız zaman XI.-XIII. yüzyıllar arasındaki  dönemde özellikle XII. ve XIII. yüzyıllarda Harezm bölgesinin yeni yazı  dillerinin oluşmasına kaynaklık ettiğini ve bir beşik vazifesi yaptığını  görüyoruz. Bu bölgede bir yandan, ileride Çağataycaya temel oluşturan Karahanlı  Harezm Türkçesi temelinde bir yazı dili kurulurken bir yandan da Batı  Türkçesinin kuzey kolunu oluşturan Kıpçak Türkçesi ile güney kolunu oluşturan  Oğuz Türkçesi ilk şekillenmelerine başlamış görünüyor.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuz Türkçesinin  doğrudan doğruya kendi lehçe özelliklerine dayalı metinleri en erken XIII.  yüzyıl sonlarında ortaya konduğuna göre, acaba bundan önceki yüzyıllarda Oğuz  lehçesi ne durumda idi? Bu dönemde Eski Anadolu Türkçesinin kuruluşuna öncülük  eden bir geçiş dönemi yaşanmış mıdır? Yaşanmışsa, dil yapısı nasıldı?</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Takdir olunur ki, bir  yazı dilinin kurulması kolay değildir. Hele Oğuzca gibi uzun yüzyıllar konuşma  dili olarak süregelmiş bir lehçede bu durum daha da önemlidir. Zamana bağlı  tarihî, sosyal ve etnik şartların gerekli kıldığı bir ön hazırlık devresinden  geçmesi olağandır. Durumun aydınlanabilmesi için de tarihî olayların seyrine  bağlı gelişmeler ile dil tarihinin ortaya koyduğu veriler birlikte  değerlendirilmelidir.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Orta Asya’da XI.-XIII.  yüzyıllar arasındaki dönemde Karahanlı Türkçesi ortak yazı dili durumunda  olduğuna göre, Oğuzların yerleşik ve üstün kültür düzeyindeki şehirli kesimi,  ilk yüzyıllarda her hâlde bu yazı dilini benimsemiş olmalıdır. Öte yandan XI-XIII  yüzyıllar arasında Oğuzların Orta Asya’nın batı kesiminde geniş bir alana  yayıldıkları, geçirdikleri tarihî seyir ve Sirderya boylarında yerleşik Oğuzlar  ile göçebe Oğuzların iç içe yaşamış olmaları, gibi hususlar ile Oğuzların kendi  lehçe yapısındaki bazı değişme ve gelişmeler dikkate alınınca, XI-XIII.  yüzyıllar arasındaki Oğuz Türkçesinin, yerleşik, şehirli Oğuzların aracılık  ettiği, Karahanlı Türkçesi ile Oğuzca özellikler arasında olacağını tahmin etmek  güç değildir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">6.</span></font></strong><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">  Bugün elimizde yazılış tarihleri belli veya belli olmayan ve taşıdıkları dil  özelliklerine göre XII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIII. yüzyılın ilk yarısına  giren birkaç eser vardır. </font><em><font face="Maiandra GD">Behçetü’l hadaik,  Ali’nin Kıssa-i Yûsuf’u, Kudurî Tercümesi, Kitab-ı Güzîde, Kitabu’l feraiz </font></em></span><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">ve  kitaplıklarda henüz yazma hâlinde bulunan bazı eserler gibi. Bilindiği üzere bu  eserlerde Eski Anadolu Türkçesinden farklı olarak Oğuzcaya ait dil özellikleri  ile Karahanlı yazı diline ait özellikler iç içe girmiş ve <em>olga bolga</em> dili  diye adlandırılan bir “karışık dilli eserler” sorunu ortaya çıkmıştır. Bu  karışık dilin ne ifade ettiği konusunda da birbirinden farklı iki temel görüş  ortaya atılmıştır. Bunlardan biri, bu türlü eserlerdeki dil karışıklığını bu  eserlerin farklı lehçe alanlarına mensup müstensihler tarafından kopya  edilmesine veya Horasan’dan göç etmiş göçmenlerin, Doğu Türkçesi ile Batı  Türkçesi arasında bocalamalarından kaynaklanan şahsî ve anorganik etkilere  bağlayan görüştür. Merhum Reşit Rahmeti Arat ve Sadettin Buluç, biz ve Mustafa  Canpolat bu eserlerdeki dilin bir geçiş dönemini temsil ettiği görüşündeyiz (Şeyyat  Hamza vb.’nin Doğu Türkçesinde yazılmış şiirlerindeki durumu bununla  karıştırmamak gerekir). Ancak böyle bir görüşün geçerlik kazanması, konunun  tanıklayıcı örneklere bağlanmasını gerekli kılmaktadır. İşte bu noktada bize  Kaşgarlı Mahmud’un Oğuzca için verdiği bilgiler yardımcı olmaktadır. </span> </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Karışık dilli  eserlerde yer alan özellikler ile Kaşgarlı Mahmud’un Oğuzca için verdiği  özelliklerin yan yana getirilmesi, aralarında genel bir ortaklık ve koşutluk  olduğunu ortaya koymakta; Oğuzcanın XI.-XIII. yüzyıllar arasında böyle bir geçiş  süreci yaşadığını göstermektedir. Şimdi durumu Karahanlı yazı dili ile Eski  Anadolu Türkçesi arasında ayraç (kriter) oluşturan bazı özellik ve örneklere  dayanarak açıklamaya çalışalım:</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">1. Kaşgarlı eserinin  Oğuzcaya ayırmış olduğu bölümünde, lehçe ve ağız ayrılıklarından söz ederken,  “asıl kelimede değişiklik az olur, Değişmeler ancak birtakım harflerin yerine  başka harfler gelmesi yahut atılması yüzündendir” (Terc. c. I, s. 30-31)  dediğine göre, Oğuzcanın Karahanlı Türkçesine oranla gösterdiği ayrılıkta, ses  değişmelerinin ağırlığına işaret etmiş olmalıdır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">O, yaptığı  açıklamalarda, her iki kolda ortaklaşan kelime ve şekillere dokunmamıştır.  Tahsin Banguoğlu <em>Divan</em>’da Oğuzca diye gösterilen 265 kelime tespit  ettiğine göre, bunun dışında pek çok kelimenin her iki lehçede de ortak olduğuna  hükmedilebilir. Nitekim <em>Divan</em>’da yer alan <em>on, ün, ögüt, öküz</em>, <em> ülüş, aşuk</em> &#8220;topuk kemiği&#8221;, <em>uluk</em> &#8220;eskimiş, yıpranmış, bozuk&#8221;, <em>erük,  ogul, üzüm</em>, <em>āt</em> &#8220;ad&#8221;, <em>āē</em> &#8220;aç&#8221;, <em>üt-, ulaş-</em> vb. pek çok  kelime hiçbir kayıt olmadığı hâlde Oğuzca ile ortaklaşan sözlerdir. </font> </span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">2. <em>Divan</em>’da ön  sesteki <em>b-&gt;m</em>&#8211; değişimi açısından, Oğuzca, genellikle <em>b-</em>  yanındadır. Kaşgarlı Karahanlı Türkçesindeki <em>men </em>(ben),<em> mün</em>  &#8220;çorba&#8221;, <em>mayak</em> &#8220;pislik&#8221; şekillerine karşı Oğuzca için <em>ben, bün</em> (<em>Div.  Terc</em>. I, 31) ve <em>baynak</em> &#8220;pislik&#8221; (c. III, 175-13) şekillerini  vermiştir. Ama buna rağmen, yer yer Oğuzca olarak gösterilen <em>m</em>’li  örnekler de vardır. <em>muñar</em> &#8220;pınar&#8221; (III, 376) gibi. Oğuzca <em>bekleş-</em>  ve <em>beklet-</em> fiillerinin açıklaması yapılırken verilen cümleler <em>ol maña  at bekleşti</em> &#8220;o bana at gözlemekte yardım etti&#8221; (II., 203-204), <em>men at  beklettim</em> &#8220;ben at beklettim&#8221; (II, 341) biçimindedir. Yine Oğuzca <em>aşat-</em>  fiili için <em>ol maña aş aşattı</em> &#8220;o bana yemek yedirdi&#8221; (I, 210-4) cümlesi  kullanılmıştır. Buna daha başka örnekler de eklenebilir. Esasen <em>Divan</em>’da  ses yapısı farklı olmayan kelimeler için bir açıklama yapılmadığına göre bu  dönem Oğuzcasında ön seste <em>b</em>-’li kelimeler yanında <em>m-</em>’li  kelimelerin varlığını da kabul etmek gerekiyor.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Aynı durum karışık  dilli eserler için de söz konusudur. Mustafa Canpolat <em>Behçetü’l-hadaik</em>’ta <em>b-&gt;m-</em> açısından <em>m-’</em>li şekillerin baskın olduğunu; ancak, bunun  yanında <em>beñ</em> (228-21), <em>beñgü</em> (279-15), <em>beñiz</em> (189-9) gibi <em> b-</em>’li örneklerin de bulunduğunu kaydediyor. Buna <em>m-</em>’li şekiller için <em>men</em>, <em>maña, anuñça</em> (241-3), <em>meñiz</em> (191-1,2), <em>meñgü</em>  (163-24) ve <em>meñze-</em> (11-18, 15-2) şekillerini de ekleyebiliriz. </font> </span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Aynı durum Kudurî  Tercümesi için de söz konusudur. Eserde <em>ben </em>(15b-15), <em>benüm</em>  (43b-12), <em>beñzer</em> (41b-16), <em>bindürdüñ</em> (60a-10), <em>biñ</em> (65a-2)  vb. şekiller yanında <em>men </em>(11b-15), <em>menim</em> (36b-4), <em>munuñ</em>  (3b-11), <em>mundan</em> (6b-10), <em>meñzer</em> (5b-10) vb. şekiller de yer  almıştır. Ali’nin <em>Kıssa-i Yusuf</em>’unda da bu ikili durum göze çarpmaktadır. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">3. Ayırıcı  nitelikteki bir başka özellik de ön, iç ve son seslerdeki <em>b&gt;v</em>  değişimidir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Kaşgarlı Mahmud,  Karahanlı Türkçesinde <em>b</em> ile <em>f</em> arasında boğumlanan çift dudak <em>w</em>  ünsüzünün Oğuzlarda diş-dudak sesi <em>v</em>’ye dönüştüğünü kaydetmiş ve <em>ab&gt;av</em>  (I, 31-32) <em>eb-ev</em> (göst y.) örneklerini vermiştir. Eserin başka yerlerinde  de Oğuzca kaydıyla <em>tavar </em>“cansız mal” (I, 362), </font><em> <font face="Maiandra GD">savaş</font></em></span><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  (II, 82), <em>savçı</em> “sözcü” (III, 325), <em>sewük</em> (I, 92), <em>sevün-</em> (III,  153), <em>yavlak</em> “kötü” (III, 43) vb. sözler yer almıştır. Bu durum <em>b&gt;v </em>değişiminin yalnız iç ve son seslerde gerçekleştiğini gösteriyor. Nitekim ön  seslerdeki <em>b</em>’ler <em>bar</em> “var”, <em>bar-</em> “varmak”, <em>bar!</em>  “git!”, <em>bardım</em> “gittim”, <em>baran</em> “varan” (I, 31, 33, 339), <em>bir-</em>  “vermek”, <em>bol-</em> “olmak” (II, 45-47 arası) gibi örnekler ile koruna  gelmiştir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD"><em>Behçetü’l-hadayık</em>’ta  da ön ses <em>b</em>’leri aynı biçimde korunmuştur: <em>bar</em> (128-5, 139-19), <em> bar-</em> (105-12, 158-23), <em>barış- </em>“görüşmek, konuşmak” (29-6); <em>bir-</em>  “vermek” (70-4, 116-2) vb. Kudurî Tercümesinde de <em>bar </em>“var” (34a-17), <em> bar-</em> “varmak” (3a-6), <em>barmaga</em> (112a-7), <em>birge</em> “verecek”  (8a-12), <em>birsün</em> “versin” (64b-2), <em>bolga </em>“olacak” (53a-15), <em> bolur </em>(93b-11) gibi sözler aynı durumu yansıtmaktadır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">4. Ön seste <em>t-&gt;d-</em>  değişimi bakımından <em>Divanu Lûgati’t</em>&#8211;<em>Türk</em>’le <em>Kudurî Tercümesi</em>  ve <em>Behçetü’l- hadaik</em> arasında zaman farkı oranında yine genel bir  paralellik gözlenmektedir. Kaşgarlı <em>t-&gt;d-</em> değişimi için: “Oğuzlar ile  onlara yakın olanlar kelimedeki <em>t-</em> harfini <em>d-</em> harfine çevirirler.  Türkler (Karahanlılar) deveye <em>tewey </em>bunlar <em>devey</em> derler” (I, 31-19  ve öt.) diyor. Bu açıklamayı XI yüzyılın ikinci yarısında <em>t-&gt;d-</em> değişimi  başlamıştı diye değerlendirebiliriz. Ama bunu, Oğuzcada kurallı bir <em>t-&gt;d-</em>  değişiminin var olduğu biçiminde yorumlamak mümkün değildir. Çünkü, eserde bu  değişimin genel durumunu açıklayacak pek çok örnek vardır. <em>t-&gt;d- </em> değişimine uğramış <em>dakı</em> “dahi, daha” (II, 195) gibi örnekler bir yana, <em> t-</em> ünsüzünü korumuş ince ve kalın sıradan daha nice örnekle  karşılaşılmaktadır. Kaşgarlı <em>tamak</em> “damak”, <em>tamar</em> “damar”, <em> tarıà</em> “darı”, <em>tavar</em> “davar”, <em>tegül</em> “değil” <em>telü </em>“deli”, <em>teñelgüç</em> “dölengeç kuşu”, <em>teriñ </em>“derin”, <em>til</em> “dil”, <em>tokı-</em>  “dokunmak”, <em>töl</em> “döl”, tön- “dönmek” vb. ince ve kalın sıradan sözleri de  “Oğuzcadır” kaydı ile verdiğine göre <em>t</em>-&gt;<em>d</em>&#8211; için yaptığı açıklamayı  kurallı bir değişim olarak kabule imkân yoktur. Bu ikili durumun, Eski Anadolu  Türkçesi yolu ile yer yer bugüne kadar bile uzandığı dikkate alınırsa, bu  dönüşümün XI. yüzyılın ikinci yarısında yeni başlamış olduğuna hükmedilebilir. </span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Kaşgarlı’nın  eserindeki ikili durum aynı şekilde <em>d</em>-&#8216;li ve <em>t-</em>’li örneklerle  Kudurî Tercümesi’nde de görülmektedir: <em>dañ</em> “tan vakti” (15a-2), <em>dart- </em>(32b-3), <em>davar</em> (35b-14), <em>dapu</em> “hizmet” (78b-2), <em>danuk</em>  (10b-3,8), <em>daşı-</em> (39a-13), <em>dürlü</em> (40a-10), <em>dükel</em> (25b-7), <em>delü</em> (21a-3); <em>taà </em>(6a-1), <em>ti-</em> (45a-9), <em>tört</em> (7a-16), <em>taş </em>(9b-1), <em>tanuk</em> (62b-14) <em>tavar</em> (46b-12) vb.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><em>t-&gt;d-</em> değişimindeki  zaman farkının getirdiği gelişmeler dolayısıyla <em>Behçetü’l</em>&#8211;<em>hadaik</em>’ta <em>Türk</em> ve <em>tümen</em> kelimeleri dışında ince sıradan kelimelerde d-‘li  biçimin yaygın olduğu; kalın sıradan kelimelerde de ikili durum bulunduğu  belirtiliyor. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">5. Karahanlı Türkçesi ile  Oğuz Türkçesini birbirinden ayıran önemli ayraçlardan biri de ek ve hece  başlarındaki <em>à/g </em>ünsüzleri ile birden fazla heceli kelimelerin  sonlarındaki <em>à/g </em>ünsüzlerinin durumudur. Kaşgarlı <em>à/g </em>değişmesi  ile ilgili olarak <em>çumàuk&gt;çumuk</em> “ala karga”, <em>tamàak </em>“damak”, <em> tavışàan&gt;tavşan</em>, <em>baraàan&gt;baran</em> “varan, varıcı”, <em>uraàan&gt;uran</em>  “vuran” örneklerini vermiştir. (C. I-33). Eserin başka yerlerinde <em>baràan,  uràan, kuràan</em>, <em>kakılàan</em>, <em>sokulàan</em>, ayı<em>à </em>(I-79), <em> satàaş- </em>“karşılaşmak” (II, 169), <em>tuàrak</em> “tuğra” (I, 385), <em>yazıàçı </em>“yazıcı, postacı” (II, 55) vb. örneklerin de verilmiş olması, <em>g</em>  düşmesi olayının bu devirde başlamış; ancak, tamamlanmamış olduğunu gösteriyor.  Bilindiği gibi bu olayın tamamlanması XIII. yüzyıl sonlarındadır. <em>Kudurî  Tercümesi&#8217;</em>nde de<em> g </em>ünsüzünün belirtilen yerlerde ve <em>yerge </em> (6b-7), <em>erge</em> “ere” (61b-6), <em>kılàa </em>“kılacak, kılsın, kılmalıdır”, <em>bolàa </em>(61b-10)<em> bizge </em>(61b-5) <em>arıà</em> “temiz” (1b-8) <em>yatsıà </em>“yatsı vakti” (14a-6), <em>batıà</em> (64b-16) örneklerinde korunmuş; <em>dapu</em>  “hizmet” (78b-2), <em>dürlü</em> “türlü” (40a-10),<em> úamu </em>(15a-16) <em>ulu</em>  (27b-5), <em>biren</em> “veren” (54a-3) <em>başlu</em> (86a-5), <em>yazuklu</em>  “günahkâr” (108b-2) vb. örneklerde de düşmüş olması, genellikle <em>Divan</em>’a  koşut bir durumu ortaya koymaktadır. <em>Behçetü’l-hadaik</em>’ta da <em>uluà </em> (132-14), <em>úapuà </em>(82-14), <em>tapuà</em> (294-17), <em>yalàan </em>(30a-9), <em> boràu</em> “boru” (113-4), <em>eygü</em> (31-8), <em>körgemen</em> (243-8), <em> uràalar</em> &#8220;vuracaklar&#8221;(54-10), <em>ölgesi</em> “ölecek” (311-19), <em>kurtaràa</em>  “kurtaracak” (327-13), <em>yatàasın</em> (116-8) gibi <em>g</em>’li örneklere rağmen  zamanın getirdiği gelişme dolayısıyla Oğuzca özelliği baskın durumdadır. Karışık  dilli eserlere <em>olga bolga</em> dili denmesinin sebebi de ek başı <em>g</em>’lerinin  Eski Anadolu Türkçesine göre gösterdiği bu ayrıcalıktır. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">6. Kaşgarlı’nın  verdiği bilgiye göre XI yüzyıl sonlarında Oğuzlarda <em>ê&gt;y</em> değşimi <em>iêiş</em>  “tas, bardak, tencere” (I, 61, 62) <em>aêruk</em> (I, 98) gibi bir iki istisna  dışında tamamlanmış sayılabilir. Durum <em>ayaà </em>“ayak” (65a-9), <em>ayàır</em>  (541b-11), <em>ayır-</em> (23a-7), <em>ayru</em> (27a-7), <em>uyu-</em> (84a-8) gibi  örneklerle <em>Kudurî</em>’de de aynıdır. Behçet’de de <em>iêi </em>“Tanrı” ve <em> boêak </em>“boya” sözleri dışında <em>y</em>’li şekiller hâkimdir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Aynı durum şekil  bilgisi özellikleri için de söz konusudur. Yukarıda sıralanan özellikler konuyu  aydınlatacak yeterlikte olduğu için daha fazla örnek vermeyi gereksiz sayıyoruz. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Bizim vaktiyle Selçuklu  Oğuzcası veya Doğu Oğuzcası, G. Doerfer’in de Doğu Selçukçası diye adlandırdığı  bu karışık dilli dönem, Oğuz Türklerinin Anadolu bölgesinde bağımsız olarak  yerleştikten sonra kendi lehçelerine ait özellikleri konuşma dilinden yazı  diline aktarmaları ile durulmaya başlamıştır. Bu durulma eski yazı dilinden  gelme özelliklerin körleşmesi ve Oğuz lehçesine ait özelliklerin yoğunlaşması  biçiminde kendini göstermiştir. Dolayısıyla XIV. yüzyıldan başlayarak artık Oğuz  Türkçesinde tarihî gelişme sürecinin üçüncü dönemine geçilmiş bulunmaktadır.  Hatta XV. yüzyılda “<em>olga bolga</em>” dilindeki eserlerin Anadolu’da iyice  yadırganır olduğunu, Muhammed Baydur’un<em>, Kitâb-ı Güzîde</em>’yi “aydın ve  ruşen Türki’ye aktarırken” düştüğü kayıttan anlıyoruz. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Yukarıdan beri yapılan  açıklamalar ortaya koymuştur ki, Oğuz Türkçesi XI-XIII. yüzyıllar arasında  karışık dilli bir geçiş dönemi yaşamıştır. Bu dönemin dilinde kendini gösteren  özellikler, bazı dilcilerimizin sandığı gibi sırf eserlerin istinsah yeri  ayrılıklarından veya kişisel ağız yapılarından gelen anorganik özellikler  değildir. Belki bir dereceye kadar bu türlü etkenler de söz konusu olabilir.  Ama, bizce esas itibarıyla o günün tarihî ve sosyal şartlarının oluşturduğu  belirleyici organik özelliklerdir. Bu konuda, <em>Divanu Lügâti’t-Türk</em>’e  dayanarak yapılan karşılaştırmalar, durumu çok daha sağlıklı bir biçimde ortaya  koymakta ve öteki ihtimalleri bizce dayanıksız bırakmaktadır. Oğuz Türkçesinin  tarihî gelişme sürecinin tespitinde bir anahtar vazifesi gören ve bir dönüm  noktası oluşturan bu değerli bilgiler için Kaşgarlı’ya ne kadar teşekkür etsek  azdır. Onun aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyor ve sözlerimizi ruhu şad  olsun diyerek bitiriyoruz.</font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-eski-turk-dili/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. (E. Türk Dili)” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/">Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati’t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
