<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sorun | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/sorun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 May 2018 14:54:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Türkçe Sorunu (Murat Belge)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 23:39:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Belge]]></category>
		<category><![CDATA[Sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkce Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe Sorunu (Murat Belge) Dünyada hiçbir toplumun kendi diliyle ilişkisi Türkiye&#8217;deki gibi bir sorun haline gelmemiştir. Üstelik bu durum, Türkiye tarihinin görece kısa bir dönemine de özgü değildir. Yüzyıllardır dil, seçkinler ve halk bunu ne derece bilinçli bir biçimde yaşıyor olurlarsa olsunlar, bir sorun olarak var oluyor. Bu sorun öyle bir aşamaya vardı ki bugün, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/">Türkçe Sorunu (Murat Belge)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Türkçe Sorunu<br />
</font><font style="font-size: 16pt" color="#ff6600" face="Maiandra GD">(Murat  Belge)</font></span></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Dünyada hiçbir toplumun kendi diliyle  ilişkisi Türkiye&#8217;deki gibi bir sorun haline gelmemiştir. Üstelik bu durum,  <font color="#000000">Türkiye tarihi</font>nin görece kısa bir dönemine de  özgü değildir.</p>
<p>Yüzyıllardır dil, seçkinler ve halk bunu ne derece bilinçli bir biçimde yaşıyor  olurlarsa olsunlar, bir sorun olarak var oluyor. Bu sorun öyle bir aşamaya vardı  ki bugün, tartışan taraflarca gösterilen yönlerden herhangi birine doğru biraz  daha fazla ilerlemekle içinden çıkılır gibi değil.</p>
<p><font color="#000000">Türklerin</font> Ortadoğu&#8217;da İslam uygarlığıyla  karşılaşmaları sonucu Türk dilinin de Arap ve Fars etkisine girmesi herhalde  kaçınılmazdı. Ama sorun yalnızca İslam uygarlığı da değildi: göçebe bir  topluluk, uzun yüzyıllar boyunca «sofistike» bir uygarlık yaratmış, yerleşik  toplumlarla yüz yüze geliyor, sonra da iç içe geçiyordu.</p>
<p><font color="#000000">Türkler</font>, kendi yaratmadıkları bir hayat tarzına  girerken, bu hayat tarzının kendi yaratmadıkları kelimelerini de almak  zorundaydılar. Daha sonra birkaç örnekle göstermeye çalışacağım gibi, gündelik  hayata ilişkin en basit kavramların bile yabancı dillerden (yalnız Arapça ve  Farsça değil, başta Yunanca ve Latince olmak üzere bu yörede konuşulan bütün  diller) alınmış olması, bu büyük çaplı uygarlık değişiminin başlı başına bir  kanıtıdır.</p>
<p>Dilbilim bize bir dilin kendi başına «zengin» veya «yoksul» olmayacağını söyler.  Dil bir iletişim aracıdır ve her dil, kendisini konuşan topluluğun iletmek  ihtiyacında olduğu anlamları iletmeye yeter. İletilecek yeni anlamlar belirirse,  dil de, kendi bünyesi içinde, bu anlamları taşıyacak yeni biçimler bulabilir.  Bütün diller gelişmeye açıktır. Dili konuşan topluluğun ihtiyaçlarına göre dil  alabildiğine zenginleşebilir, incelenebilir.</p>
<p>Dilbilimcilerin bu yapısal özelliği kanıtlamak için sık sık verdikleri bir  örnekle, Eskimolarda karın ve buzun çeşitli durumlarını anlatan kelimelerin  sayısı başka hiçbir dildekilerle karşılaştırılamayacak kadar çoktur. Öte yandan,  elbette Eskimoların «otomobil» anlamına gelecek bir kelimeleri yoktu. Ama bunun  olmaması da Eskimo dilinin «yoksul» olduğunu değil, sadece otomobil gibi bir  nesnenin o dili konuşan insanların hayatına girmemiş olmasını gösterir. Başka  bir söyleyişle, bu nesneyle Eskimolar karşılaşır ve ona kendi dillerinde bir  karşılık bulmak isterlerse, dillerinin yapısı buna imkan verecektir.</p>
<p>Şu halde, «yoksul» dil veya «ilkel» dil diye bir şey olamaz. Her dil, hiç  değilse potansiyel olarak, en karmaşık ilişkileri anlatmaya yeter. Tabii bu  arada, «ilkel» diye bilinen bir dilde bir anda anlatılan son derece ince  nüansları, «gelişmiş» diye bilinen dillerde ancak uzun cümlelerle  anlatabildiğimizi de ekleyebiliriz.</p>
<p>Diller bu anlamda «eşit»tir, ama kültürler eşit değildir. Bunu «ileri» ya da  «ilkel», «aşağı» ya da «yukarı» gibi değer yargıları verme anlamında  söylemiyorum. Eskimo kültürünün otomobili yaratmamış olması benim açımdan  Eskimoların ilkelliğini veya «aşağı»lığını göstermiyor. Gelgelelim, şu  dünyamızda, kültürlerin kendi içsel değerleri ne olursa olsun, otomobili  yaratmış bir uygarlıkla yaratmamış olanı karşı karşıya geldiğinde, ikisi  arasında önemli bir dengesizlik başgösteriyor ve bu denge sonunda fiziksel  bakım-dan daha güçlü olanın lehine değişiyor (ya da öyle görünüyor). Burada  «fiziksel»i de askeri bir anlamda kullanmıyorum; ele alınan kültürün dayanma  gücünü kastediyorum bununla. Biraz fantastik bir varsayım olarak diyelim ki  Eskimolar karşılaştıkları otomobilleri tepelediler. Ama otomobilin kendisine  muhtaç kaldılarsa, onu yaratan kültüre yenik düştüler demektir. Benzer bir  biçimde,  Orta Asya&#8217;dan gelen  <a href="https://www.bilgicik.com//" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkler</font></a> de fethettikleri  toplumların kültürlerini benimsemek zorunda kalmadılar mı?</p>
<p>Karşı karşıya gelen diller, soyut yapılarıyla, ne kadar «eşit» olurlarsa  olsunlar, o dilleri konuşan topluluklar aynı şekilde eşit olmadıkları için,  aralarındaki alışveriş de her zaman eşit olmaz. Hele ulusçuluk bilincinin  gelişmediği bir dönemde olup bitmiş bir karşılaşmada, X dilini konuşan  insanların gördükleri yeni nesnelere kendi dillerinde yeni karşılık  türetmektense, Y dilini konuşan insanların bu nesnelere önceden vermiş olduğu  adları kullanmaları kadar doğal bir şey olamaz. Örneğin, deniz kıyısına inen  Türkler burada gördükleri ve ilk olarak tanımaya başladıkları balıklar arasında,  bildikleri şeylere çok benzeyenlere kendi dillerinden ad takabilmişlerdir:  «kılıç», «kalkan» gibi. Ama yüzlerce başka çeşit söz konusu olduğunda, «kefal»,  «palamut», «melanur», «sinagrit» gibi Rumca adları benimsemişlerdir.</p>
<p>Gündelik hayatta bu gibi alışverişler olması çok doğal, ama seçkinlerin  Türkçe&#8217;den çok Arapça&#8217;ya ve Farsça&#8217;ya yaslanan yepyeni bir dil oluşturmaya  giriştikleri, bunun sonucunda ortaya yapay bir dil çıktığı da doğru. Ama dünyada  karma dili olan tek toplum da biz değiliz. Bugün konuşulan İngilizce&#8217;nin yüzde  ellisinden fazlası, yerli Anglo-Sakson kaynağından gelmeyen kelimelerden (Norman  istilası yoluyla gelen Fransızca, Hıristiyanlık yoluyla gelen Latince,  İskandinav işgali yoluyla gelen İskandinavca) oluşur. Sanırım bu oran bile  Türkçe&#8217;ye göre, hele şöyle bir elli yıl öncesinin Türkçe&#8217;sine göre, daha olumlu.  Ama bir dile bakarken, ölçütümüz ne olmalı? Osmanlı toplumundan beri bir sorun  olma özelliğini koruyan dil, sonraları daha da büyük bir sorun haline geldiyse,  gerekli ölçütlerin bulunamamasının bunda payı olmalı.</p>
<p>Türkçe, Arapça ve Farsça&#8217;dan oluşan karma  Osmanlı dilinin ortaya çıkması ve gelişmesi,  çağdaş dünyada alıştığımız birçok belirleyici kavramın henüz bilinmediği bir  çağda gerçekleşmişti. Bu dili oluşturan yönetici sınıf için, Osmanlıca&#8217;nın karma  olması ya da olmaması fazlaca önemli değildi, Gerçi bu dönemlerde de daha sade  bir Türkçe&#8217;yi savunanlar çıktı: Osmanlı olmayan Karamanlı Mehmet Bey ya da  Aşıkpaşazade gibi. Ancak, bu türden çıkışları, kendi dünyamızın mantıki  çerçevesine oturtarak bunları erken ulusçu tepkiler gibi görmek yanlış olur. Bu  tepkilerin ardında, etnik sorunlarla iç içe geçmiş durumda sınıfsal sorunlar  yatıyordu. Örneğin Aşıkpaşazade, döneminin yeniliği olan «devşirme»liğe karşı  çıkıyordu. Yani, Osmanlı devletinin ilk kurucuları olan Türkmen beylerinden  yanaydı. Buna bakarak Aşıkpaşazade&#8217;nin bir milliyetçi olduğunu mu söyleyeceğiz?  Hiç değil. Onun istediği, Osmanlı&#8217;nın merkeziyetçi tutumuna karşı uç beylerine  ağırlık tanıyan, daha «feodal» bir yapıydı. Padişahın merkeziyetçiliği sağlama  almak için kullandığı güç devşirmelerden değil Türklerden oluşsa da,  Aşıkpaşazade kendini yakın bulduğu Türkmen beyleri adına gene itiraz edecekti.  Yazarken kullandığı dil daha Türkçe&#8217;ydi, çünkü bağlı olduğu beylerin dili  böyleydi. Padişahların kurma yolunda olduğu merkezi devlet ise, kozmopolitleşmek  zorunluğunu duyuyordu; Türk değil, İslam temelini benimsemesi gerekti. Bunun  keyfi değil, tarihe de uygun bir seçim olduğu, Osmanlı devletinin birkaç yüzyıl  süren başarılarından da bellidir.</p>
<p>Dolayısıyla Osmanlıca, Osmanlıların İslam uygarlığı içinde kurmaya çalıştığı  sentezi olduğu gibi yansıtır. Osmanlı devletinin kendi uyruklarıyla kurduğu  ilişkilerin mantığına uygun bir biçimde, halkın bütününe aşağı yukarı eşit  derecelerde uzaktır. Kendini toplumdan tamamen ayrı, toplumun tepesinde gören  devlet için, bu karma dil son derece uygundur. Hatta, ulusallık bakımından  Selçuklulara göre biraz daha ileri sayılabilir. Çünkü orada askerlik dışında  yöneticilik görevlerini yerine getiren ulema tamamen Farsça eğitimden geçer ve  resmen Farsça kullanırlardı.<br />
</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="center">   <strong><font face="Maiandra GD" size="2">SEÇKİN KÜLTÜRÜ HALK KÜLTÜRÜ</font></strong></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
Cumhuriyet ilericiliği, Osmanlı tarihinde bulduğu bütün kusurları saraya  yükleyerek halkı da bunlardan «tenzih» etme eğilimindedir. Bu önyargılı bakış  yüzünden seçkin kültürle halk kültürü arasında kesin ayrımlar, uçurumlar olduğu  varsayılmıştır. Böylece halk dili ve saray dili, halk müziği ve saray müziği,  halk edebiyatı ve divan edebiyatı, aralarında hiç benzerlik bulunmayan apayrı  yapılar gibi görülür. Gerçekten de Osmanlı tarihi halkla seçkinlerin kültürleri  arasında büyük ve çok önemli kopukluklar görülen bir tarihtir. Ama iki kültür  birbirini bütünüyle dıştalamamış, daha çok birbirine paralel bir şekilde  ilerlemiş ve arada pek çok karşılıklı geçiş olmuştur. Sözün kısası, seçkinlerin  dillerini Arapça ve Farsça ile tıkabasa doldurmalarına karşılık halkın ulusçu  bir içgüdüyle buna tepki gösterdiğini ve dilsel arılığını korumaya çalıştığını  düşünmek yanlış olur. Halkın konuştuğu dile daha çok yabancı öğe sızmamışsa,  bunun nedeni böyle bir tepki filan değil, halkın eğitim aygıtlarından uzak  olmasıdır. Böyle olduğu halde, yalnız Arapça ve Farsça&#8217;dan değil, Anadolu&#8217;da  yaşayan bütün etnik topluluklardan öğeler halkın konuştuğu dil&#8217;e girmiş ve  yüzlerce yıl içinde yerleşmiştlr.</p>
<p>Osmanlıca&#8217;nın yapaylığında elbette bir  sağlıksızlık potansiyeli vardır, ama halkın dilinin karışması aynı şekilde  sağlıksız görülmemeli. Seçkinlerin dili, ister bürokratik, ister edebi, ister  başka nedenlerle olsun, yapmacıklığa her zaman açıktır. Ama halk dilinde  iletişimsel bir işlevsellik her zaman için uzun vadede belirleyicidir. İşlevsiz  olan, yaşamaz.</p>
<p>Osmanlı devletinin Osmanlı toplumuyla ilişkisi uzun süre değişmediği için  varolan dilsel yapı bir sorun çıkarmadı. Bunun bir sorun halinde görülmesi,  Osmanlı devletinin yeniden uygarlık değiştirme zorunluğunu duymasıyla başlar.  Tanzimat, geniş kapsamlı dil tartışmalarının başladığı ilk dönemdir. Bu dönemde  birçok yenilik yapılmakla birlikte, sorunun ele alınışı bir «özleşme» değil, bir  «sadeleşme» biçimindedir. Değişimin nasıl bir tarihi bağlamda yer aldığı  Tanpınar&#8217;ın şu özetinde açıkça görülür:</p>
<p>&#8220;Türk nesrinde değişiklik daha ziyade resmi dilde ve onun bir kolu gibi görünen  gazete dilinde başlar&#8230; Devletin içinde bulunduğu siyasi güçlük, yabancı  devletlerle olan münasebetleri artırdığı gibi, hükümeti efkarı umumiyeden  müzaheret istemeye de sevkediyordu.&#8221;(1)</p>
<p>Türkiye tarihinde hemen hemen her yenilik konusunda olduğu gibi burada da ilk  itki tepeden, «resmi» kanaldan gelmiştir. Değişiklik gereğini duyan yazar,  edebiyatçı ve düşünürler belki vardı, ama onlar da ancak devletin inisiyatifiyle  ortaya çıktılar, Tanpınar yukarıdaki kısacık paragrafta iki canalıcı noktaya da  değiniyor. İlkin, Osmanlı devleti tarihinde ilk kez olmak üzere, devlet kendi  dışında birileriyle bir «iletişim kurmak» ihtiyacını duymuştur. Kimdir bu  kamuoyu? Elbette Anadolu&#8217;daki köylüler değil (bugün bile öyle olduğu  söylenemez). İstanbul&#8217;da ve bir iki büyük merkezde bir avuç adamdır bunlar.  Eğitimleri -eğitimsiz olsalar zaten gazete okuru olamazlar- Osmanlı mantığı  çerçevesinde olmuştur. Gene de, devlet resmi dilinden taviz vermedikçe  anlaşamamaktadır bu kamuoyu ile. Dolayısıyla resmi dil sadeleştirilmekte, bu da  doğal olarak genel düzyazı diline yansımaktadır. Yeni bir dil oluşturmak söz  konusu değildir. Sadece, bir zorunluk yüzünden, devlet, her zamanki  alışkanlığından vazgeçerek, «resmen» olanı «fiilen» olana yaklaştırmakta, yani  konuşulduğu gibi yazmaktadır (Namık Kemal&#8217;in padişaha yazdığı bir mektupla  arkadaşına yazdığı bir mektubu karşılaştırırsanız, iki dilin farkını  görürsünüz).</p>
<p></font></p>
<p align="center">   <strong><font face="Maiandra GD" size="2">BATIYA AÇILMA</font></strong></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
İkinci olay ise Batı&#8217;ya açılmadır, 0 zamana kadar zorla kapı dışında tutulan  Batı uygarlığını daha fazla bekletme imkanı kalmamıştır artık. Ama açılınca da,  içeri seller akmak durumundadır. İlk belirleyici karşılaşmalar gene pratik  alanlarda olur, Örneğin, tıp terimleri, hukuk terimleri gibi sorunlar çıkmıştır  Osmanlı devletinin karşısına. (Agâh Sırrı Levend bu konuda bilgi veriyor.) (2)  Uygarlık, hele bilim, «terimsiz» alınamaz. Bunları almak zorunlu olduğuna göre,  ne yapılacaktır? Osmanlı uygarlığı, bu noktada, asıl eksikliğinin bilincine  varmalıydı: Kelimelerin yetersizliği, dilin yetersizliği değildi söz konusu  olan. Birkaç yüzyıldır bu biçimde düşünmemişti Osmanlı uygarlığı. Dolayısıyla  eksik olan bir kavramın adı, kelimesi değil, kavramın kendisiydi. Bu tarihlerde,  «kavram» kavramını karşılayacak bir kelime bile bulunmadığını hatırlayalım -ya  da, Muallim Naci&#8217;nin «tenkid mi demeli, «intikad» mı tartışmasını. Ne deneceği o  kadar önemli değildi. 0 kavramın kendisi oluşmamıştı henüz (şimdi buna  «eleştiri» diyoruz da, «eleştiri» yaparken gerçekte ne yaptığımız hâlâ şüpheli).  Bu yeni «ıstılah»lar Arapça&#8217;dan mı bulunmalıydı? Yoksa Ali Suavi&#8217;nin dediği gibi  Batı dillerinden Türkçe telaffuza uydurularak mı alınmalıydı? Tanzimat  döneminde, bu gibi kavramlara Türkçe karşılık aranacağının pek akla gelmediği  görülüyor. Bu sorun karşısında da, en önemli iş yapan, resmi bir kuruluş, «Terceme  Odası» oldu. Pek çok Osmanlı aydını bu kuruluşta yetişip «aydın» olmuştur. Türkçe&#8217;nin söz konusu durumunda, yabancı dil  bilmek aydın olmanın ilk ve zorunlu koşulu haline gelmişti.</p>
<p>Tanzimat&#8217;da edebiyatçılar da devlet gibi,  «kamuoyu» ile karşı karşıya geliyorlardı. Dolayısıyla dil konusunda onlar da  benzer bir tutum benimsediler. Hele tiyatro ve roman gibi, sayısı görece çok  alıcılara hitap etmesi gereken türlerde, konuşma dilinin söyleyişini egemen  kılmaya çalıştılar. Gene de, gerek romanda, gerekse tiyatroda sık sık başvurulan  «tirad»larda, dil hemen ağdalanıyor, yapaylaşıyordu («resmi duygulara» hitap  eden «resmi duygu dili»). Bu dönemde yapılanlar, daha sonrakilere göre çok küçük  çaplı diye küçümsenebilir; ama atılan adımlar önemli ve belirleyiciydi. Tarihi  doğrultuya uygundu. Latin alfabesinin alınıp alınmaması bile bu dönemde  tartışıldı (tabii «hezeyan» niteliğinde birçok şey de söylendi).</p>
<p>Tarihe ve edebiyata Türkçe&#8217;nin özleşmesi perspektifinden bakanlar, bu dönemi  izleyen Edebiyat-ı Cedide hakkında olumsuz yargılara varırlar. Gerçekten de, bu  akımın başlıca temsilcilerinin kimsenin bilmediği sözlüklere dalıp çıkarak ölü  kelimeler bulmaları, bunları estetik bir matahmış gibi şiirlerinin orasına  burasına tıkıştırmaları onaylanacak bir şey değildir. Ama, uygulamadaki  yanlışlarına rağmen teoride doğru bir şeyi savunuyordu  Servet-i Fünuncular. Özellikle şiirde,  kelimenin önemine işaret ediyor, kelimenin çağrışımsal sıcaklığının şiir için  vazgeçilmezliğini öne sürüyorlardı (bunun için sözlükten ölü kelime avlamak ne  kadar geçerlidir, o da ayrı konu). Bu iddiaları bugün şöyle özetleyebiliriz:  temelde toplumsal bir dava olan dilsel «özleşme» edebiyat anlatımına yatkın  olmayan bir dil yaratabilir; yani, dilin anlatım imkanlarını yoksullaştırabilir.  Gelgelelim, bu edebiyat ve şiir akımının, herhangi bir dışsal zorlamaya  aldırmadan dili istediği gibi kullanmasına rağmen ortaya doğru dürüst bir  estetik nesne çıkaramamış olması da ilginçtir.</p>
<p>Necib Asım&#8217;ın Türkçeciliği, olayın Tanzimat döneminde aldığı boyutları aklı  başında bir biçimde özetler:</p>
<p>&#8220;Yalnız istediğim, özendiğim şey Türkçemizin mütemeddin bir kavm lisanı olduğunu  ve terakkiyatına himmet olunursa bugünkü Avrupa lisanlarından aşağı  kalmayacağını ispattı. Hatta safi Türkçe birkac makale yazışım da o maksada  mebni idi. Bunu görenler lisanımızdan, bütün Arabiden, Farisiden, Avrupa  dillerinden aldığımız kelimeleri çıkarıp yerine Çağataycadan, Kıpçakcadan,  Özbekçeden, Azerbaycandan vesaire kelime koymak istiyorum sandılar. Hatta o  fikri de beğenerek münasib görenler ve «mektup» yerine «bitik» yazanlar da  bulundu. Yine tekrar ederim, fikr ü nazarım hiç de öyle değildir. Özendiğim şey,  bugün Osmanlıların, amma haniya terbiye ve malümatı orta halli olanlarının  hepsine yazdığımızı anlatacak bir lisan kullanmaktır. Arabi ve Farisi&#8217;den  aldığımız kelimelerin lüzumlularını, taammüm edenlerini çıkarmak lisanı  züğürtleştirir. Bunlardan fakat makul bir surette iktibas etmemek öyledir. Hatta  Avrupa lisanlarından da almamakta taassub göstermek yine öyledir. Şimdiye kadar,  yani edebiyat-ı cedidemizin teşekkül tarihinden bu ana kadar lisanımızda  kullandığımız bu kelimeleri ibkaya mecburuz: bunların da içinde şu son  zamanlarda kullanılmaz derecesine kadar gelenler vardır, onları da artık kaale  almamak lazım. Arabi, Farisi terkiblerden mümkün mertebe sakınılabilir. Yahut  İranlılar gibi mutabakat filan kaideleri atılır, Türkçenin hakimiyeti  gösterilir. Avrupa lisanlarından da kelime almaya mecburuz. Bugün posta ve  telgraf, telefon, fotoğraf, kronometre gibi ulum ü fünuna sanayi ü bedayia ait  kelimelere mukabil Arabca veya Farisi&#8217;den karşılık arayacağımıza, o suretle  kamuslar ferhenkler karıştırarak kıymetli vakitlerimizi geçireceğimize bunları  olduğu gibi kabul etmeliyiz.&#8221; (3)</p>
<p><em>Murat Belge</em></p>
<p></font></p>
<hr style="clear: both" /><font face="Maiandra GD"><font size="2"><br />
<strong>Kaynakça:</strong></p>
<p></font><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em">(1)  <font color="#000000">A.H. Tanpınar, XIX Asır Türk Edebiyatı Tarihi,  ikinci baskı, s. 78.<br />
(2) A.S. Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960, s.  68-75, 102-112.<br />
&#8220;Levend&#8217;in temel perspektifine çok yabancı olduğum halde, bu kitabından büyük  ölçüde yararlandım. Olguların dökümü iyi yapılmış, yararlı bir inceleme kitabı.&#8221;  (M.B.)<br />
(3) Aynı yerde, s. 217-18.</font></span></font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></font></p>
<p align="center"><span lang="tr"><font face="Maiandra GD"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></font></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/">Türkçe Sorunu (Murat Belge)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>’Türkçe karakter sorununu 2008’e kadar çözmek zorundayız’</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-karakter-sorununu-2008e-kadar-cozmek-zorundayiz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-karakter-sorununu-2008e-kadar-cozmek-zorundayiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Sep 2007 18:19:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Karakter]]></category>
		<category><![CDATA[Sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Turkce Karakter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-karakter-sorununu-2008e-kadar-cozmek-zorundayiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>’Türkçe karakter sorununu 2008’e kadar çözmek zorundayız’ (09.07.2007) ANKARA &#8211; Turkcell‚ Vodafone ve Avea’nın‚ abonelerin Türkçe karakter kullandıkları için çektikleri her kısa mesajda {SMS}‚ iki kat ücret ödemisinin önüne geçilmesi bekleniyor.Bu konuda Telekomünikasyon Kurumu’nun sonuç almak için operatörlerle görüşmeye devam ediyor. Türkiye’de 60 milyona yakın cep telefonu abonesi‚ Türkçe beş karakterin {ç‚ ğ‚ İ‚ ı‚ [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-karakter-sorununu-2008e-kadar-cozmek-zorundayiz/">’Türkçe karakter sorununu 2008’e kadar çözmek zorundayız’</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 align="center"> <font style="font-size: 16pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">’Türkçe  karakter sorununu 2008’e kadar çözmek zorundayız’<br />
</font><font style="font-size: 12pt" color="#ff6600" face="Maiandra GD"> (09.07.2007)</font></h5>
<p align="center"> <img decoding="async" src="http://img.sabah.com.tr/im/2007/07/06/5B67EB238526874B8DB0D3A1r.jpg" height="142" width="131" /></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">ANKARA &#8211; Turkcell‚ Vodafone  ve Avea’nın‚ abonelerin Türkçe karakter kullandıkları için çektikleri her kısa  mesajda {SMS}‚ iki kat ücret ödemisinin önüne geçilmesi bekleniyor.Bu konuda  Telekomünikasyon Kurumu’nun sonuç almak için operatörlerle görüşmeye devam  ediyor. Türkiye’de 60 milyona yakın cep telefonu abonesi‚ Türkçe beş karakterin  {ç‚ ğ‚ İ‚ ı‚ ş} GSM alfabesinde yer almaması nedeniyle yıllardır çektikleri her  kısa mesaj için fazla para ödemek zorunda kalıyor.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Telekomünikasyon Kurumu öncülüğünde Turkcell‚ Vodafone ve Avea‚ bu sorunun  çözülmesi için bir dizi toplantı yaptı. Ancak‚ bu toplantılarda bir türlü  istenen sonuç alınamadı. Söz konusu 3 operatör de sorunun aşılması için  milyonlarca dolarlık yatırım yapılması gerektiğine dikkat çekerek‚ bu aşamada  oluşacak maliyeti üstlenmekten kaçınıyor. Operatörlerin isteksizliği  Telekomünikasyon Kurumu’nun da elini kolunu bağlıyor. Operatörlere yaptırım  uygulayarak sonuç alamayacağını düşünen Kurum‚ görüşmeler yoluyla mesafe almaya  çalışıyor. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
<strong>2008’E KALMAMALI<br />
</strong>Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Tayfun Acarer‚ SABAH’a yaptığı açıklamada‚  operatörler ve ilgili taraflarla bugün {cuma} İstanbul’da yeni bir toplantı daha  yapacaklarını belirtti. GSM operatörlerinin bu alanda yatırım yapması  gerektiğine işaret eden Acarer‚ yatırımın mali boyutuna ilişkin soruyu‚ “Biz‚  Türkçe karakterler konusunda bir çalışma yaptık. Ancak‚ bu çalışmamızda  yapılacak yatırımın maliyetini hesaplamadık” şeklinde yanıtladı. Operatörlerle  görüşmeyi sürdürecekleri mesajını veren Acarer‚ sorunun 2008 yılına kalmadan  çözülmesi gerektiğini söyledi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">{Sabah: Olcay Aydilek} </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><font color="#ff0000"><strong> Kaynak:</strong></font> <span style="font-weight: 700">  <font color="#000000">Sabah</font></span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/haberler/turkce-haberleri/">»<span lang="tr">  Türkçe Haberleri Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-karakter-sorununu-2008e-kadar-cozmek-zorundayiz/">’Türkçe karakter sorununu 2008’e kadar çözmek zorundayız’</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-karakter-sorununu-2008e-kadar-cozmek-zorundayiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Öğretmenler: ”Balkanlar’daki En Büyük Sorunumuz Eğitim”</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-ogretmenler-balkanlardaki-en-buyuk-sorunumuz-egitim/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-ogretmenler-balkanlardaki-en-buyuk-sorunumuz-egitim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Sep 2007 18:12:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[ogretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turk-ogretmenler-%e2%80%9dbalkanlar%e2%80%99daki-en-buyuk-sorunumuz-egitim%e2%80%9d/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Öğretmenler: ”Balkanlar’daki En Büyük Sorunumuz Eğitim” (04.07.2007) Samsun 19 Mayıs Üniversitesi {OMÜ}’de branşları ile ilgili eğitim görmek amacıyla Samsun Balkan Türkleri Kültür ve Haberleşme Derneği’nin misafiri olarak Kosova ve Madedonya’dan Samsun’a gelen 20 Türk öğretmen‚ görev yaptıkları kentlerdeki sorunları anlattı. Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi {OMÜ}’de branşları ile ilgili eğitim görmek amacıyla Samsun Balkan Türkleri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-ogretmenler-balkanlardaki-en-buyuk-sorunumuz-egitim/">Türk Öğretmenler: ”Balkanlar’daki En Büyük Sorunumuz Eğitim”</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5 align="center"> <font style="font-size: 16pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Türk  Öğretmenler: ”Balkanlar’daki En Büyük Sorunumuz Eğitim”<br />
</font><font style="font-size: 12pt" color="#ff6600" face="Maiandra GD"> (04.07.2007)</font></h5>
<p align="center"> <img decoding="async" src="http://resimler.haberler.com/haber/277/turk-ogretmenler-balkanlar-daki-en-buyuk-sorunumuz_o.jpg" height="128" width="171" /></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Samsun 19 Mayıs  Üniversitesi {OMÜ}’de branşları ile ilgili eğitim görmek amacıyla Samsun Balkan  Türkleri Kültür ve Haberleşme Derneği’nin misafiri olarak Kosova ve  Madedonya’dan Samsun’a gelen 20 Türk öğretmen‚ görev yaptıkları kentlerdeki  sorunları anlattı.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi {OMÜ}’de branşları ile ilgili eğitim görmek  amacıyla Samsun Balkan Türkleri Kültür ve Haberleşme Derneği’nin misafiri olarak  Kosova ve Madedonya’dan Samsun’a gelen 20 Türk öğretmen‚ görev yaptıkları  kentlerdeki sorunları anlattı. Makedonya Türk Öğretmenler Derneği ile Kosova  Türk Öğretmenler Derneği üyeleri‚ karşılaştıkları en büyük sorunun Türkçe’yi  yaşatmadaki zorluklar olduğunu kaydetti. Eğitim alanında Türkçe’yi ve Türklüğü  ön plana çıkarıp‚ öğrencileri bu doğrultuda yetiştirmek için büyük sıkıntılar  çektiklerini dile getiren öğretmen‚ bu sıkıntıların aşılması için Türkiye’den  yardım beklediklerini söylüyor.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">OMÜ Konukevi’nde öğle yemeğinde gazetecilerle bir araya gelen Türk öğretmenler‚  Balkanlardaki ortak problemlerinin kadro ve kitap olduğunun altını çizdi.  Konuyla ilgili konuşan Makedonya Türk Öğretmenler Derneği Başkanı Sevim Abaz‚  Makedonya Hükümeti’nin kitap bastıracak parası olmadığını belirterek‚  kendilerini mağdur ettiklerini kaydetti. Kitap bulabilmek amacıyla sivil toplum  kuruluşlarına başvurup destek istediklerini anlatan Abaz‚ “Türkler olarak  Makedonya’da zor durumdayız. Üsküp’te daha toplu halde yaşıyoruz. Ama Batı  Makedonya’daki Türk kardeşlerimizin durumu daha içler acısı. Makedon ve  Arnavutların baskısı ile Türk nüfusu gittikçe azalıyor. Eğitim ise kanayan  yaramız. Bunun kalıcı olarak çözüme kavuşturulması lazım. Güvencemiz olsa‚  sayımız artacak. Sesimizi daha çok duyurmuş olacağız. Eğitimi daha güçlü vermiş  olacağız. Ama bu şu anda mümkün değil.” dedi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">{Cihan Haber Ajansı} </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<h5 align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"> <font color="#ff0000">Kaynak:</font>  <font color="#000000">Haberler.com</font></font></h5>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/haberler/turkce-haberleri/">»<span lang="tr">  Türkçe Haberleri Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-ogretmenler-balkanlardaki-en-buyuk-sorunumuz-egitim/">Türk Öğretmenler: ”Balkanlar’daki En Büyük Sorunumuz Eğitim”</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turk-ogretmenler-balkanlardaki-en-buyuk-sorunumuz-egitim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
