<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Turkiyenin Yeniden Kurulusu | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/turkiyenin-yeniden-kurulusu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Jun 2013 14:21:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Yeniden Kuruluşu (Hüseyin Nihal ATSIZ)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyenin-yeniden-kurulusu-huseyin-nihal-atsiz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyenin-yeniden-kurulusu-huseyin-nihal-atsiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2007 10:59:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hüseyin Nihal Atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve Şairler]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal ATSIZin Yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü Nihal ATSIZ]]></category>
		<category><![CDATA[Turkiyenin Yeniden Kurulusu]]></category>
		<category><![CDATA[Turkiyenin Yeniden Kurulusu Nihal Atsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyenin-yeniden-kurulusu-huseyin-nihal-atsiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin Yeniden Kuruluşu (Hüseyin Nihal ATSIZ) Türkiye Cumhuriyeti, aşağı yukarı 3000 yıllık bir milletin 22 yüzyıldan beri aralıksız var olan devletinin bugünkü adıdır. &#160; Karanlık olan en eski çağları bırakırsak, tarihimiz, Makedonyalı İskender’in milattan önce 4. yüzyılda, Türkelleri’nin batısı demek olan Maveraünnehir’e saldırışı ve yaptığı kırgınlar dolayısıyla daha doğuya çekilen atalarımızın Kuzey Çin’de doğudan batıya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyenin-yeniden-kurulusu-huseyin-nihal-atsiz/">Türkiye’nin Yeniden Kuruluşu (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700"> Türkiye&#8217;nin Yeniden Kuruluşu<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(</span></font></font><span style="font-weight: 700"><font color="#ff6600" face="Maiandra GD">Hüseyin  Nihal ATSIZ)</font></span></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkiye Cumhuriyeti, aşağı yukarı  3000 yıllık bir milletin 22 yüzyıldan beri aralıksız var olan devletinin bugünkü  adıdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Karanlık olan en eski çağları bırakırsak, tarihimiz, Makedonyalı İskender’in  milattan önce 4. yüzyılda, Türkelleri’nin batısı demek olan Maveraünnehir’e  saldırışı ve yaptığı kırgınlar dolayısıyla daha doğuya çekilen atalarımızın  Kuzey Çin’de doğudan batıya doğru kurduğu devletlerle başlar. Tanrıkut Mete  (veya Motun) milattan önce 209–174 arasında bu devletleri birleştirerek Türk  birliğini sağlar, yasaları ve teşkilatı ile Türk Milleti’ni yaratır. Ondan  sonrası dışarıda düşmanlara, içeride tabiata ve afetlere karşı savaşın  hikâyesidir. Bu arada iç kavgalar, boylar ve uruklar arasındaki çekişmeler ve bu  çekişmeler sonundaki hanedan değişiklikleri de tabloyu tamamlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tanrıkut’un Kunlar’ı dört asır sonra hâkimiyeti Siyenpi – Tabgaçlar’a bırakıp  anayurt tarih sahnesinden çekilirler. Çoğu yeni hâkimlerin adını alır. Kalanı,  batıya doğru ilerleyip nihayet Atillâ ile Avrupa’yı allak bullak eder. Siyenpi –  Tabgaçlar’ın yerine geçen Aparlar’ı da Gök Türkler devirdikten sonra  milletimizin adı artık “Türk” olarak kesinleşip günümüze kadar gelir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Devletin sınırları Mançurya’dan Hazar kuzeyine ve Urallar’ın batısına kadar  uzanmaktadır. Bazen batıda daha ileri gittiği bazen de devlete başkaldıran bir  kısım Türkler’in resmî devleti tanımayarak ayrı bir devlet halinde yaşadıkları  görülür. Fakat bunlar geçicidir ve vatanın büyüklüğünden doğmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün tarihimiz boyunca bir hanedan kanunumuzun bulunmayışı, ölen kağandan sonra  başa kimin geçeceğinin bir türlü tespit edilemeyişi gibi millî bir kusur  yüzünden doğan prenslerin taht kavgaları nihayet, devletin, hanedanın ortak malı  olduğu prensibini doğurur. Böylelikle bazen büyük devlette birkaç imparator  birden hüküm sürmekte, fakat bir tanesi, ismen bile olsa ötekilerden büyüğü,  metbuu tanınmaktadır. Bu merkeziyetsizliğin tipik örneklerini bilhassa devletin  çok geniş topraklara hâkim olduğu Gök Türk, Karahanlı, Selçuklu ve Çengizli  çağlarında görürüz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Aslında devlet tektir. Hatta birbiriyle çarpışan iki Türk devletinde bile biri,  ötekinin daha büyük ve aslî devlet olduğunu tanımaktadır. Osmanlılardan İkinci  Murad zamanında yazılan “takvim” şeklindeki bir tarihte Müslüman olmayan Çengiz,  Ögedey, Güyük, Mengü ve Hülegü’nün rahmetle anılması Türklerdeki tek devlet  prensibinin ifadesidir. Çarpışanlar “devletler” değil “hanedanlar”dır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu sebeple Selçuk hanedanının Anadolu’da hüküm süren kısmına Türkiye  Selçukluları deyip onu ayrı ve bağımsız bir devlet saymak büyük yanlıştır.  Anadolu Selçukluları, Başkent Merv, Rey veya Isfahan’dan idare olunan büyük  imparatorluğun büyük bir eyaletidir. Devlet, hanedanın ortak malı olduğu için bu  devletin bir bölümünün başındadırlar ve anadevletteki imparatoru metbu  tanımışlardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İlhanlılar’ın Anadolu’ya hâkim olmaları da büyük devletteki bir hanedan  değişikliği olayıdır. Karaman beğlerinin İlhanlılar’la çarpışması yabancı bir  müstevliye karşı millî bir ayaklanma değil, Almanya tarihinde de örneklerini  gördüğümüz bir küçük hükümdarın ihtiras ve nüfuz hareketidir. Aynı Karamanlılar,  aynı şekildeki hareketleri Osmanlılar’a karşı da yapmışlar, Osmanlı – Karaman  vuruşması pek kanlı ve çirkin safhalar göstermiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Osmanlılar Kırım’a, bir aralık Kazan’a da hâkim olmuşlar, fakat Türkistan’ı ele  geçirememişlerdir. Bunun başlıca sebebi Azerbaycan ve İran’a hâkim olan  Türklerin şiîliği kabul ederek Türk tarihine mezhep kavgasını sokmalarıdır.  Safevîler’in şiîlik taassubu olmasaydı Türkistan’daki Özbek Hanlıkları da  Osmanlı hakimiyetini kabullenecek ve birlik yalnız duygu alanında değil, idarede  de gerçekleşerek devam edecekti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bugünkü Türkiye, Türk tarihinin varisi ve devam ettiricisidir. İlerdeki Türk  Birliğini de yine Türkiye Cumhuriyeti kuracaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Fakat bugünkü görünüşüyle, Türk’ün, tarihin bütün zamanları içinde görülmemiş  bir takım manevî hastalıklarla illetli olduğu meydandadır. Türkler, tarihte pek  korkunç kıtlıklar, kırgınlar ve felaketler görüp geçirdiler. Ölü insan ve hayvan  kemiklerini un haline getirip yiyecek kadar acıklı anlar yaşadılar. Fakat millî  ruh ayakta olduğu için bu korkunç felaketleri atlattılar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bugün ise dış tesirler ve içerden bulunan yardakçılarla millî ruh  baltalanmıştır. İşin en acıklı tarafı, hükümet başında bulunanların bu  yıkıcılığa karşı kayıtsız davranmaları, tehlikeyi görememeleridir. Eskiden ana  prensip “büyümek ve başka milletlere hâkim olmak”tı. Şimdiki prensip  “yabancıları güçlendirmemek, içerde gürültü çıkarmamak, her şeyi örtbas etmek”  olmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İnsanî düşünceler ne kadar ilerlerse ilerlesin, dünya, milletlerin savaş alanı  olmakta devam edecektir. Bu bir sosyal kanundur. Edebiyat ve felsefeyle bu kanun  değişmez. Bütün dünyada, insaniyetten bahseden milletlerin veya partilerin,  kuvvet kazandıkları zaman kendi prensiplerine nasıl sırt çevirdiklerini  görüyoruz. Rusya, Amerika’nın Vietnam’da asker bulundurmasını “tecavüz” diye  ilan ederken Çekoslovakya’yı istiladan asla utanç duymuyor. Birçok başka  devletin tutumu da aynıdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bizim konumuz Türkiye olduğu için, dışardan fazla örnek vermeden kendi  devletimizden bahse başlayacağız:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bugün, uzun Türk tarihinde ilk defa olarak, devlet başkanlığı etmiş bir adamın,  devleti yıkmak ve yabancılara bağlamak isteyen vatan hainlerini idamdan  kurtarmak teşebbüsünde bulunduğunu görüyoruz. Bu bir tek örnek bile çok mühim  bir hastalığın ârâzıdır. Bu çirkin davranış anayasaya dayanılarak yapılmaktadır.  Bu da anayasanın eksik yönlerinin bulunduğunu gösterir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu memleketin bir senatörü bazmorfin kaçakçılığından Fransa’da tutuklanmıştır.  Bu memleketin bir kültür bakanı, komünizmin son kurtuluş çaresi olduğunu  söyleyen birisiyle, doğuda Ermenilere toprak vermek isteyen başka birisine  kültür ödülü vermiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu memlekette insanları bir açgözlülük bürümüştür. Çabuk ve kolay kazanç için  kaçakçılık, hırsızlık, dolandırıcılık, cinayet bol bol yapılmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Yoksul veya ortahalli bir hayata razı olmayan birçok genç kız evinden kaçarak  fuhuş yuvalarına düşmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Gazeteler, evlerinden kaçan genç kız ve oğlanların babaları, anaları tarafından  çağırıldığını gösteren ilanlarla doludur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Disiplin ve kanunlara, nizamlara saygı kalmamıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu memleket geri zekalılarla, delilerle, ruh hastalarıyla doludur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ne belediye nizamları, ne devlet kanunları yürümektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu saydıklarım, çöküntünün manevî yönleridir. Bir de maddî ve tabiata ait  olanları var: Toprak kayması yüzünden, milyonlarca tonla ifade edilen toprak her  yıl denizlere dökülmektedir. Ormanlar tarla açmak için kasden yakılarak memleket  çölleştirilmektedir. 1960’ta uçakla İstanbul’dan Ankara’ya yaptığım bir  yolculukta ormansız, yeşilliksiz bir çöl seyrettim. 1931’de çam ormanlarıyla  kaplı gördüğüm Bolu dağları çevresini 1960’ta otobüsle yaptığım İstanbul’a dönüş  yolculuğumda bomboş buldum.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Büyük şehirler, hele “dünya incisi” denen İstanbul milyarlarca liralık şeddâdî  binalarla tahrip edilmektedir. İstanbul’a “iri bir köy” diyorlar. Köy bile değil  de sokakları, yapıları ile güneşsiz, ağaçsız bir manastırhane&#8230;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Haydarpaşa ile Pendik arası tek bir şehir haline gelmiştir. Bu iki istasyon  arasında trenle bir banliyö yolculuğu yapanlar, demiryolu boyunca 3 metre  aralıkla yapılmış 4–5 katlı koca apartmanlar göreceklerdir. Halbuki belediye  nizamlarına göre banliyöde bunun 6 metre olması lazımdır. Bunca inşaat suçunu  belediye mühendisleri neden müfettiş göndererek sorumluları araştırmamıştır?  Burada her suç, yapanın yanına kar mı kalacaktır? Bu suçlar neden işlenmektedir?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dertler ve suçlar saymakla tükenmez. Bunları saymaktansa çarelerini, yeniden  kurulması gereken Türkiye’nin hangi temellere dayanması gerektiğini sıralayalım:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk milletinin yaşaması isteniyorsa önce ele alınacak konu onun sağlığını  sağlamaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sağlık konusu yalnız iyi beslenme, güneşten faydalanma, beden hareketi yapma  meselesi değildir. Sağlık konusu aynı zamanda bir de irsiyet meselesidir. Birçok  fertleri irsî akıl ve ruh hastalıkları ile illetli olan millete sağlam millet  denemez. Biz bugün bu durumdayız. Geçen yıllarda 400.000 geri zekalı çocuktan  bahsolundu. Akıl ve ruh hastalığını çocuğuna geçirecek olan fertleri  kısırlaştırmak, bugün “aile planlaması” denen ve Türkiye’nin hızla büyük nüfuslu  ülke haline gelmesini önleyen tedbirden daha önce ele alınmalıdır. Türlü kanser  ve cinnetlere sebep olan fabrika ve kalorifer dumanları, egzoz gazları, tütün,  ağır alkollü içkiler gibi ırkı tahrip edici faktörlerin mutlaka önüne  geçilmelidir. Bunlardan bir kısmının çaresi bulunmuştur. Pahalıdır diye ihmal  etmek asla doğru değildir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Sağlam yapılı bir millet iyi bir hammaddedir. İşlenmesi için okutulması,  eğitilmesi lazımdır. Bu sıralarda moda olan “reform” kelimesinin eğitime neler  getireceğini bilmiyorsak da çarşambanın gidişinden perşembenin gelişi belli  olduğu için pek ümitli değiliz. Sınıf geçme yerine ders geçme, 10 numara yerine  4 numara veya puan ile reform olmaz. Hele okuyup yazma oranı 1970 sayımına göre  %55 iken ilköğretimi 8 yıla çıkarmak fanteziden başka bir şey değildir.  Öğretmenler arasında azımsanmayacak kadar bir kalabalıkla sızmış bulunan  komünistleri topyekûn ayıklamadan ise hiçbir şey yapılamaz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">“Ezberciliği kaldırmak” tekerlemesi çok tehlikeli bir şeydir. Ezbercilik  kalkınca İstiklal Marşı, kerrat cetveli, tarih yılları ve yabancı dil nasıl  öğrenilir? “Ezberciliği kaldırmak” değil, “anlamadan ezberleme”yi kaldırmak,  cidden lüzumsuz ders ve bahisleri kaldırmak lazımdır. İlkokuldan sonra derhal  ihtisas bölümlerine ayrılmak, fakat temel ders olarak millî kültür (yani Türk  Dili ve Grameri, Türk Tarihi, Türkelleri Coğrafyası ve Yurttaşlık Bilgisi) ile  çocuğun kabiliyetine göre seçeceği ve seçilecek dersleri okutmak şarttır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Milletin devlet kurması için toprağa, yani vatana ihtiyacı vardır. Elde sağlam  ve vuruşçu bir millet olursa bu vatan her zaman bulunur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkiye toprağının depremle batacağına dair bir emare olmadığı için bu yönden  bir korku yoktur. Fakat toprağın denize akması ve ormanların yok olması sonucu  memleketin çölleşmesi gibi ciddî bir tehlike vardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Irk sağlığından sonra Türkiye’nin en mühim meselesi, yer altı servetlerini  işletmeden önce yer üstünü yaşanır duruma getirmek, ormanlarla yağmur sağlayarak  tarım verimini arttırmak, ondan sonra yer altı servetlerine el atmaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkiye’de 4–5 evliler de sayılmak şartıyla 60.000, bunlar sayılmamak şartıyla  40.000 köy var. İstanbul’dan Ankara’ya trenle giderken hattın iki yanındaki  köylere bakınız. Bazılarında “bir tek” ağaç vardır. Çoğunda da üç beşten fazla  yoktur. Yani görünüş tamamen bozkır ve çöl manzarasıdır. Evliya Çelebi’nin  bahsettiği mamur köylere hat boyunda rastlanmaz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çağımız, köylerin yavaş yavaş tasfiye olunduğu, milletlerin şehirlere yerleştiği  çağdır. Bu “köy”ler de bizimkiler gibi 50 evli, 100 evli köyler değil, en aşağı  500 evli köylerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">40.000 köyü büyük köyler halinde birleştirmek nazarî olarak güzel bir düşünce  ise de uygulanması çok güçtür. Fakat mutlaka yapılması gerekli bir işlemdir. Bu  büyük iş, Planlama Dairesi’nin başaracağı iş değildir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Deprem kuşağı üstünde bulunan Türkiye’nin tehlikesizi yerlerinin seçilmesi, aynı  zamanda akarsulara veya göllere yakın yerlerde bulunması, millî savunma  bakımından Genelkurmay’ın fikrinin alınması lazımdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Köyleri büyütürken şehirlerin küçülmesine de o kadar ehemmiyet vermek icap eder.  Eski Başbakan Süleyman Demirel, İstanbul’la İzmit arasında beş on yıl sonra tek  bir şehir vücuda geleceğini müjde gibi haber vermişti. Halbuki bu bir felaket  haberiydi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Büyük şehirler sağlık, ahlak, asayiş, savunma bakımından büyük sakıncalar taşır.  Büyük şehirlere lüzum yoktur. Bir milletin ileri ve güçlü olması büyük  şehirleriyle ölçülmez. Toprağı az milletler için bu bir zaruret olsa bile  Türkiye gibi geniş bir ülke için fantezi ve hatadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Anadolu’nun iyi bir etüdünden sonra yeni kültür ve endüstri şehirlerinin  kurulması, büyük şehirleri hızla daha fazla büyütmemek için, elli yıl önce  İsveç’in yaptığı gibi fabrikaları seçilecek köylerde kurmak, bugün çok az  nüfuslu, fakat verimli olan Muş Ovası’na Batı Anadolu’nun sıkışık yerlerinden  tarımcı nüfus göçürmek en isabetli tedbirlerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkiye’nin yeniden kurulmasındaki en mühim amillerden biri de kanunlardır.  Bilindiği üzere kanunlar örf, ırkî temayül ve ihtiyaçtan doğar. Bizim belli  başlı kanunlarımız ise hep tercümedir. Anayasayı yapan hukuk profesörlerinin bir  de Türk anayasası olduğundan haberleri yoktur. Türk tarihinden haberleri yoktur  ki o tarihin doğurduğu yasaları bilsinler.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Başkanun olan anayasayı yalnız bir hukuk meselesi olarak düşünmek çok yanlıştır.  Bundan dolayı anayasayı yalnız hukukçular değil, onlarla birlikte sosyologlar,  psikologlar, tarihçiler ve psikiyatri uzmanları da beraber hazırlamalıdır.  Bugünkü durum kanunlara saygıyı ortadan kaldırmıştır. Herkes kanunları yanlış  görüp kendince düzeltmeye kalkınca da, tabii, millî düzen bozulmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1962 anayasasının hazırlanmasında çok garip bir zihniyet hâkim olmuş, otorite  sağlayıp diktatörlük yapmasın diye bir kimsenin iki defa üst üste devlet başkanı  olması yasaklanmıştır. O takdirde başbakanların da yalnız bir meclis devresi  için makamda kalması gerekmez miydi? Diktatörlük zamanla elde ediliyorsa bir  partinin üst üste dört defa iktidara gelmesi de aynı sonucu doğurmaz mıydı?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün Türk tarihi boyunca Türk devlet başkanları otoriter olmuşlardır. Otoriter  olmayan bir devlet başkanının düşünülmesi bile abestir. Kanunlarla  sınırlandırıldıktan sonra, yüksek yetki sahibi başkanların seçilmesinde zarar  değil, yarar vardır. Bir de şu var ki şahsiyetler kuvvetli olunca, anayasa ne  derse desin, kuvvetli şahsiyet diktatör olabilmektedir. Nitekim 1924 anayasasına  göre de devlet başkanlarının yetkisi az olduğu halde Atatürk bir diktatördü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Memleket, partiler yüzünden çıkmaza girdiği zaman meclisi dağıtıp yeni seçim  yaptıran bir başkan, devletin kurtarıcısı olur. Milletin tuttuğu, sevdiği,  faydalı bir başkan neden iki, hatta üç defa üst üste seçilmesin?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Senato ise lüzumsuz bir müessesedir. Anayasa Mahkemesi dururken Senatoya lüzum  yoktur. İşleri uzatmaya ve devlete birçok masrafa mal olmaktadır. Anayasa  Mahkemesi’nin biraz daha genişletilerek mühim kanunların kontrol ettirilmesi  maksadı sağlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">450 mebus çok fazladır. En küçük hakları bile yemeyen millî bakıyye usulü ile  yapılacak seçim 200 mebuslu bir Mecliste kuvvetli partilerin tek başlarına  hükûmet kurmalarını sağlar. Sağlayamazsa, yeni seçim yerine, Devlet Başkanına en  kuvvetli partiyi iktidarda tutmak yetkisi verilmelidir. Milletlerin huzur ve  istikrara ihtiyaçları vardır. Mebuslar nutuk düellosu yapacak diye devlet,  hükûmetsiz bırakılamaz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Zamanımız, ihtisasların çoğaldığı zamandır. Her devrede yeni yeni bakanlıkların  kurulduğunu görüyoruz. Bu da bir mahsurdur. Bunun önüne geçmenin çaresi şudur:  İçişleri, Dışişleri, Adalet, Sağlık, Eğitim, Maliye, İktisat, Ulaştırma  Bakanlıkları gibi bakanlıklar temel bakanlıklar olup bunlar daima mevcut  olacaktır. Memleketten bir Sağlık Bakanlığını kaldırmaya imkan yoktur. Fakat  bunların dışında kalanlar ikinci sınıf bakanlıklar olup bunları kaldırmak da  mümkündür. Nitekim Kültür Bakanlığı kaldırılmıştır. Spor Bakanlığı, Orman  Bakanlığı gibi bazı bakanlıklara da zamanla ihtiyaç kalmayabilir. Böylece bu  ikinci sınıf bakanlıklar için ayrı binalar yapmaya da lüzum kalmaz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Milli Savunma Bakanlığı kaldırılmalı, onun bütün görevi Genelkurmaya  devrolunmalıdır. Ordunun siyasetle ilgisi yoktur ama bu, particilik anlamındaki  bir siyasettir. Ordunun Millî Siyasetle ilgisi vardır. Askerî bir kuruluşun  başında askerlikten anlamayan bir sivilin bulunması doğru değildir. Genelkurmay  Başkanları gerektiği zaman Kabine toplantılarında bulunmalıdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Birçok değerli subayın kadro ve yaş haddi diye emekliye ayrılmasının önüne  geçmek için Türk ordusunun da üçlü teşkilat yerine ikili teşkilat kurularak  rütbeler de buna göre ayarlanırsa askerliği seven subayların ordudan çıkarılması  önlenmiş olur. Bu takdirde 40 yaşında bölük kumandanlarına rastlanacaktır. Ne  çıkar? Eskiden de böyleydi ve hiçbir zararı görülmüyordu. Bugün 40 yaşında insan  genç insandır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Askerî liseyi bitirecekler için iki yıllık subay sınıf okulları kurulmalı, bu  okulların en üstün başarılıları Harb Okuluna gönderilmelidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ceza Kanunlarımızda “kanun boşlukları” diye ad takılan bir takım zayıf noktalar  vardır ki bunlardan faydalanan suçlular, suçlarını işlemekte yıllardır devam  edip dururlar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Suç işleyenlerin, düzeni bozanların iflâhı kesilmedikçe Türk toplumu dertli  olmakta devam edecektir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kan davaları, ırza taarruzlar, para için adam öldürme, haraç alma, kabadayılıkla  geçinme, hırsızlık, rüşvet, sahtekarlık gibi suçları işleyenlerin büyük bölümü  profesyonel olarak yaşamaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Daha önce de yazdığımız gibi, İslâmiyetten önceki Türkler evli kadına taarruz  edeni ve büyük hırsızlık yapanları idam ederlerdi. Bugün bu işler kolektif  olarak yapılıyor. Yakalananlar suçu birbirine atıyor. Çaresiz kalan hâkim,  birine ağırca bir ceza verdikten sonra ötekilerini, delil kifayetsizliğinden ya  beraat ettiriyor ya da iki yılla işin içinden çıkıyor. Sık sık gördüğümüz, üç  beş yaşındaki çocuklara tecavüz edenlerin yaşatılması insaniyet midir? Şunu asla  unutmamalı ki, ahlaksızlar ve hainler sertlik karşısında sinerler.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Hapishanelere yıllardır silah ve esrar sokulması hükûmet adamlarının gözünü  açamamıştır. Hapishaneler, ceza görenlerin yaptıklarına pişman edileceği yerler  olmalıdır. Bu da tecritle ve yalnız bırakılmakla olur. Küfürle ve dayakla değil.  Şunu da unutmamalı: hapishane yalnız bir ıslah evi değildir. Aynı zamanda  toplumun, kendisine zarar verenden öç aldığı yerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İnsaniyet duygusu bütün dünyada bir cıvıklık halini almıştır. Bu insaniyetçilere  göre suç işleyen zavallıyı o hale getiren “neden!”leri arayıp bulmalıdır.  İnsanlar o “neden”leri aramakla uğraşırken insanlar mahvolup hayvan derekesine  inecekmiş, kimin umurunda?</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">12 Mart muhtırası ve bugünkü durum iyi bir fırsattır. Türkiye’nin yeniden  kurulması ve kurulurken millî geleneklerin, aklın, şuurun, bilimin hâkim olması  için şimdiden kurulacak komisyonlar işe başlamalı, aceleleri olmadığı için  konuyu ciddiyetle ele alarak üstün bir devlet kurmak için gerekli ne varsa  hazırlamalıdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Tabiî, söylemeye de lüzum yok: Bu yeni devletin adı yarısı Türkçe, yarısı Arapça  mı, İtalyanca mı olduğu belli olmayan “Türkiye” değil, bütünüyle Türkçe  “Türkeli” olacaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">NİHÂL ATSIZ, Ötüken, Sayı: 100, Nisan 1972</font></p>
<p> <strong><font face="Maiandra GD" size="2"><font color="#ff0000">Kaynak:</font>  <font color="#000000">Nihal-Atsız.Com</font></font></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/huseyin-nihal-atsiz/">»<span lang="tr">  H. Nihal ATSIZ Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080"> |</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyenin-yeniden-kurulusu-huseyin-nihal-atsiz/">Türkiye’nin Yeniden Kuruluşu (Hüseyin Nihal ATSIZ)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkiyenin-yeniden-kurulusu-huseyin-nihal-atsiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
