<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yazılar | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 May 2018 14:54:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Türkçe Hakkında İlginç Notlar</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 23:42:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ilginc Notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkce ilginc]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Notlari]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe Hakkında İlginç Notlar * Türkiye&#8217;den yapılan radyo televizyon yayınları etkisiyle Azerbaycanlı gençler artık Farsça &#8220;evet&#8221; anlamına gelen &#8220;beli&#8221; yerine &#8220;evet&#8221; demeye başlamışlar. Vaktiyle biz &#8220;vazife&#8221; diyorduk, onlar da &#8220;vazife&#8221; diyorlardı. &#8220;Görev&#8221; kelimesi kullanım alanına girmemiş olsa bile en azından duydukları zaman yadırgamıyorlar. Türkiye&#8217;deki alelade insan da Azerbaycanlı bir konuşucuyu on yıl öncesine göre daha [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/">Türkçe Hakkında İlginç Notlar</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Türkçe  Hakkında İlginç Notlar</font></strong></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font face="Maiandra GD" size="2">* Türkiye&#8217;den yapılan radyo televizyon  yayınları etkisiyle Azerbaycanlı gençler artık Farsça &#8220;evet&#8221; anlamına gelen  &#8220;beli&#8221; yerine &#8220;evet&#8221; demeye başlamışlar. Vaktiyle biz &#8220;vazife&#8221; diyorduk, onlar  da &#8220;vazife&#8221; diyorlardı. &#8220;Görev&#8221; kelimesi kullanım alanına girmemiş olsa bile en  azından duydukları zaman yadırgamıyorlar. Türkiye&#8217;deki alelade insan da  Azerbaycanlı bir konuşucuyu on yıl öncesine göre daha rahat anlayabiliyor. Hatta  Türkmenistanlı, Özbekistanlı konukları da daha rahat anlayabiliyor.</p>
<p>* Birleşmiş Milletler ve dünya İstatistik kuruluşlarının verdiği verilere göre  dünyada yaygın kullanılan dilleri kullanış alanı ve amacına göre üç kategoride  sınıflayabiliriz:</p>
<p>1. Dünyada en çok nüfus tarafından ana dil olarak kullanılan diller,<br />
2. Dünyada en geniş coğrafi alanda kullanılan diller,<br />
3. Dünyada bilimsel ve teknoloji alanda ticaret, haberleşme ve bilgi  alışverişinde yaygın kullanılan diller.</p>
<p>Birinci gruptaki diller açısından sıralama Çince, Hinduca, İngilizce,  İspanyolca, Rusça, Arapça ve diğerleri;<br />
İkinci kategoriye göre sıralama İngilizce, Çince, İspanyolca, Arapça, Türkçe,  Hinduca;<br />
Üçüncü kategoriye göre ise sıralamada başlıca Batı Avrupa Dilleri İngilizce,  Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Rusça yer almaktadır. Pasifik devletlerinden  Japonya&#8217;nın hızla gelişen Çin&#8217;in dili de yakın bir gelecekte bu kategoride yer  alacaktır.</p>
<p>* Yabancı dil öğretimi için eğitim-öğretim dilinin mutlaka yabancı dilde  olmasının gerekmediğini çarpıcı bir örnekle sunmak istiyorum. Skale dergisi 1993  yılı 1. sayısında yayınlanan &#8220;Sayılarla Avrupa Topluluğu&#8221; yazısında verilen  bilgiye göre Avrupa topluluğunda 20-24 yaş arası gençlerin % 83&#8217;ü en az bir  yabancı dile hakim, bu daha yaşlılarda % 50 civarında. Belçika, Hollanda,  İsviçre gibi ülkelerde oran çok daha yüksek. Buna karşın Avrupa&#8217;da bütün orta  öğrenim ve üniversite öğretimi kendi ana dillerinde yapılıyor. Diğer bir örnek,  nüfusu sadece 10 milyon olan Macaristan&#8217;da bütün okullar Macarca, tek bir  üniversite 1991 sonrası İngilizce açıldı, ama öğrencileri yabancı. Macarca ülke  dışında hiçbir ülkede kullanılmadığı halde her konuda bizden çok daha fazla  Macarca kitap basıyorlar ve her Macar da bir yabancı dil biliyor. SCI ce taranan  dergilerde yayınlanan makalelerin ülkelere göre sıralamasında ilk 20 sırada yer  alan ülkelerden yalnız Hindistan yabancı dilde öğretim yapıyor. Yani her ülke  kendi dilinde öğretim yaparak bilim üretebiliyor, diller bilim üretimine engel  değil.</p>
<p>* Sırf İstanbul&#8217;da İngilizce, Fransızca, Almanca İtalyanca eğitim yapan orta  dereceli okulların sayısı 150&#8217;nin üzerende. Bütün ülkede ise özel okulların  sayısı 1995 yılı itibariyle 871&#8217;dir. Eğer önlem alınmaz ve sınırlamaya  gidilmezse üniversitelerimiz de bu yola girer. Eğitim çağında 15 milyon nüfusun  tamamını böyle özel okullara göndermemiz mümkün olmadığından (14.300.000. toplam  öğrencinin sadece 200.000&#8217;i özel okullara gidebilmektedir.) talep de devamlı  kamçılandığından maalesef en seçme başarılı öğrenciler &#8220;Robert Kolej,  Galatasaray Lisesi&#8221; başta olmak üzere yabancı dilde eğitim yapan okullara  gönderiliyor ya da bu okulları tercihe zorlanıyor. Yabancı dilde öğretim yapan  üniversiteler için de aynı durum sözkonusu. Böyle olunca bütün bu üstün  yetenekli çalışkan, seçme öğrencileri alan okullar hem yabancı dilde hem de  diğer sosyal ve fen derslerinde daha başarılı oluyorlar. Bu sonuç da biraz önce  değindiğimiz genel kanaati oluşturuyor. Yani malzeme kaliteli olduğu için ürün  de kaliteli oluyor. Önemli olan bir öğretim kurumunun öğrenci alırken hangi  yüzde diliminden öğrenci aldığına bakılarak bu öğrencileri hangi yüzde  diliminden mezun ettikleridir. Mezunlar ilk yüzde diliminden daha başarılı  yüzdeye yerleştirilebiliyorsa o kurum başarılıdır.</p>
<p>* Tarihçi Jean-Paul Roux,  &#8221;Türklerin Tarihi&#8221; adlı yapıtında &#8221;Türklerle  ilgili olarak kabul edilebilecek biricik tanım dilbilgisel olandır. … Türklerin  dili çok büyük bir çekim gücüne sahip olduğundan ilişkide bulundukları birçok  insan topluluğu tarafından benimsenmiştir.&#8221; diyor. Ünlü dilbilimciler,  Türkçenin yetkinliğini ve kurallı oluş bakımından öteki dillerden üstünlüğünü  övmüşlerdir.</p>
<p>* Max Müller, Türkçe hakkındaki görüşlerini şöyle açıklıyor: &#8221;Türkçenin bir  dilbilgisi kitabını okumak, bu dili öğrenmek niyetinde olanlar için bir  zevktir.Türlü dilbilgisi kurallarının belirlenmesindeki ustalık, eylem  çekimlerindeki düzenlilik, bütün dil yapısındaki saydamlık, kolayca  anlaşılabilme niteliği, insan zekasının dil aracılığı ile beliren üstün gücünü  kavrayabilenlerde hayranlık uyandırır…. Türk dilinde her şey saydamdır,  apaçıktır.</p>
<p></font></font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD"><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
* Jean Deny, &#8221;Türk dili, seçkin bir bilginler kurulunun danışma ve tartışmaları  sonucunda oluştuğu kanısını uyandırıyor. Fakat böyle bir kurul, Türkistan  bozkırında kendi başına kalmış olarak ve kendi yasaları ya da kendi içgüdüleri  itişiyle, insan beyninin yarattığı bu sonucu sağlayamazdı !&#8221; demektedir.</p>
<p>* XIII. yüzyılda Cengiz Hanın Moğol İmparatorluğu, yaklaşık olarak, tüm Türk Dünyasını egemenliği altında toplamıştır.  Moğol İmparatorluğunun, devlet dili olarak Uygur Türkçesini ve Uygur yazısını  kullanmıştır.</p>
<p>* Türk dilinin büyüleyici etkisi kendini göstererek, Türkçe, Anadoluda hızla  yaygınlaşan halk dili olur. Moğol işbirlikçisi Anadolu Selçuklusu sultanlarının  egemenliğine başkaldıran Türkmen beyi Karamanoğlu Mehmet Bey&#8217;in Konyayı ele  geçirip Siyavuş&#8217;u Selçuklu sultanı yapması, Türk dili için mutlu bir olay olur:  Karamanoğlu Mehmet Bey, 19 Mayıs 1277&#8217;de ünlü fermanını yayınlar: &#8221;Bugünden  sonra divanda, dergahta, mecliste ve meydanda Türkçeden gayrı dil  konuşulmayacaktır! &#8221;. Türkçenin bu bağımsızlık bildirgesiyle, Moğolların  ilerlemesini durdurmuş olan &#8221; külahlı, ayağı çarıklı ve kara kilimli  Türkmenler&#8221;, Farsçayı benimsetmeye çalışan &#8221;Rumi&#8221; adı takınmış Selçuklulara  karşı bir dil yengisi kazanmışlardır.</p>
<p>* Yunus ,Mevlana&#8217;nın Mesnevisini okuduğunda çok uzun ve belki biraz da Farsça  yazılmış olmasını beğenmeyerek, bu Mesnevinin yerine:<br />
&#8221;Ete kemiğe büründüm<br />
Yunus deyi göründüm.&#8221;</p>
<p>beytini önermesi, Türkçeyi sevenler için etkileyicidir. Yunus&#8217;un  şiirleri yüz yılardan beri Türklerin belleğinde yaşamaktadır. Günümüzde  Birleşmiş Milletler yapısının girişinde duvara yazılan :<br />
Gelin kardeş olalım<br />
İşi kolay kılalım<br />
Sevelim sevilelim<br />
Dünya kimseye kalmaz</p>
<p>dörtlüğü ile Yunus Emre güzel Türkçe ve insancıllık dersi  vermektedir.</p>
<p>* Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlu, Kaygusuz Abdal ve daha nice Türk halk  ozanları koşmalar, koçaklamalar söyleyerek Türk dilinin gelişmesine katkıda  bulunmuşlardır. Osmanlı şairlerinden daha özgün, daha kalıcı olmuşlardır.  Örneğin en ünlü Osmanlı şairleri, Karacaoğlan&#8217;ın &#8221;Çukurova  bayramlığın giyerken / Çıplaklığın üzerinden soyarken / Şubat ayı kış yelini  kovarken / Cennet demek sana yakışır dağlar&#8221; dörtlüsü ile başlayıp  &#8221;Karacaoğlan size bakar sevinir / Sevinirken kalbi yanar göğünür / Kımıldanır  hep dertleri devinir / Yas ile sevinci yıkışır dağlar&#8221; dörtlüsü ile biten  koşmasındaki özgün doğa betimlemesinin düzeyine ulaşamamışlardır . Bu koşmadaki  anlatım akıcılığı ve sözcük zenginliği, Türkçenin gücünü ortaya koymaktadır.</p>
<p>* I. Abdülhamit&#8217;in tahta geçmesi sonrasında  Anayasanın (Kanun-u Esasi) hazırlanmasında dil sorunu ortaya çıktı: Geniş  Osmanlı topraklarından Meclise gelecek temsilciler hangi dil ile konuşacaktı?  Batı, yüzyıllar önce tek bir ulusal dili egemen kılıp geliştirerek böyle bir  sorunla karşılaşmamıştı. Uzun tartışmalardan sonra -azınlıkların tepkileri de  yatıştırılarak- Anayasanın 18. Maddesine Osmanlı Devletinin resmi dilinin Türkçe  olduğuna ve devlet hizmetlerine gireceklerin bu dili bilmesinin gerektiğine  ilişkin hüküm konuldu. II.Abdülhamit&#8217;in Meclisi kapattıktan sonra uyguladığı  ağır sansür, dili kapsamadığından, aydınların Türkçeyi geliştirme çabaları  kesintiye uğramamıştır. II. Abdülhamit, sadrazamlığa atadığı Türkçe bilmeyen  Çerkez Hayrettin Paşanın telkini ile devletin resmi dilinin Arapça olmasını  istemiş ise de, Sait Paşa&#8217;nın &#8221;Devlet dili Arapça olursa Türklük ortadan  kalkar&#8221; diyerek karşı çıkması üzerine, bu isteğinden vazgeçmiştir.</p>
<p>* Osmanlı döneminde, tıp, mühendislik ve askerlik terimlerinin Batı dillerinden  Osmanlıcaya çevrilmesi görüşü egemendi. Ancak terim türetmede Türkçe  sözcüklerden değil de Arapça ve Farsça sözcüklerden yararlanılmakta idi. Bu  &#8220;takıntıyla&#8221; kimi zaman gülünçlüklere düşülürdü.Örneğin Osmanlının İtalyadan  satın aldığı topların üzerinde &#8221;Balliemez&#8221; damgası bulunduğu için, bu toplar  Türkler arasında &#8221;Balyemez Topu&#8221; diye adlandırılmıştı. Ancak Osmanlının bilgiç  okumuşları, bu toplara Türkçe bir ad konulduğunu sanarak, Türkçe sözcükleri  aşağılık sayıp Türkçeyi bilimsel ürünleri adlandırmaya yakıştıramadıklarından,  Türkçe &#8221;Balyemez&#8221; sözcüğünü, yarısı Arapça yarısı Farsçaya çevirerek &#8221;Asalnemihored&#8221;  yapmıştı. &#8221;Asal&#8221;, Arapça &#8220;bal&#8221;, &#8221;Nemi-hored&#8221; ise Farsça &#8220;yemez&#8221; anlamına  geliyordu</p>
<p>* Abece sorununu,  Atatürk &#8221;Bizim ahenkli zengin dilimiz Yeni Türk Harfleriyle kendini gösterecektir.&#8221;  diyerek, 3 Kasım 1928 tarihinde Mecliste kabulünü sağladığı yasayla, Latin  harflerine dayanan Türk abecesini dilimize kazandırmıştır.</p>
<p>* Hint-Avrupa ve Sami dillerine göre Türkçenin  <font color="#000000">sözcük</font> ve bu arada bilim terimleri türetmede  önemli bir üstünlüğü vardır.  <font color="#000000">Prof. Doğan Aksan</font>&#8216;ın &#8221;Türkçenin Gücü&#8221;  yapıtında açıklandığı üzere, Türkçemiz bu özelliği ile benzersiz üstünlüğe  sahiptir. Bu yapıtta &#8221;sür-&#8221; kökünden, yalnızca Türkiye Türkçesinde 100 kadar  türetilmiş sözcük örneği verilmiştir.</p>
<p>* 1936 yılında Kahire&#8217;de toplanan Arap dil kurultayı,  <font color="#000000">Türkçe</font> kökenli 3600 kadar sözcüğü Arapça  sözlükten çıkarmıştır. Çıkarılan bu sözcükler arasında &#8221;sarık&#8221; sözcüğü de  vardır.</p>
<p>* 12 Eylül Darbesi sonrası, dilde geriye dönüş zorlamalarına girilmiş, kimi öz  Türkçe sözcüklerin kullanılması Yönetim Buyruğuyla yasaklanmıştır. Bu sözcükler  arasında &#8221;devrim&#8221; ve dönemin devlet başkanı Kenan Evren&#8217;in soyadı olan  &#8221;evren&#8221; sözcüğü bile bulunmakta idi&#8230;</font></font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></font></p>
<p align="center"><span lang="tr"><font face="Maiandra GD"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></font></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/">Türkçe Hakkında İlginç Notlar</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçe Sorunu (Murat Belge)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 23:39:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Belge]]></category>
		<category><![CDATA[Sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkce Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe Sorunu (Murat Belge) Dünyada hiçbir toplumun kendi diliyle ilişkisi Türkiye&#8217;deki gibi bir sorun haline gelmemiştir. Üstelik bu durum, Türkiye tarihinin görece kısa bir dönemine de özgü değildir. Yüzyıllardır dil, seçkinler ve halk bunu ne derece bilinçli bir biçimde yaşıyor olurlarsa olsunlar, bir sorun olarak var oluyor. Bu sorun öyle bir aşamaya vardı ki bugün, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/">Türkçe Sorunu (Murat Belge)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Türkçe Sorunu<br />
</font><font style="font-size: 16pt" color="#ff6600" face="Maiandra GD">(Murat  Belge)</font></span></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Dünyada hiçbir toplumun kendi diliyle  ilişkisi Türkiye&#8217;deki gibi bir sorun haline gelmemiştir. Üstelik bu durum,  <font color="#000000">Türkiye tarihi</font>nin görece kısa bir dönemine de  özgü değildir.</p>
<p>Yüzyıllardır dil, seçkinler ve halk bunu ne derece bilinçli bir biçimde yaşıyor  olurlarsa olsunlar, bir sorun olarak var oluyor. Bu sorun öyle bir aşamaya vardı  ki bugün, tartışan taraflarca gösterilen yönlerden herhangi birine doğru biraz  daha fazla ilerlemekle içinden çıkılır gibi değil.</p>
<p><font color="#000000">Türklerin</font> Ortadoğu&#8217;da İslam uygarlığıyla  karşılaşmaları sonucu Türk dilinin de Arap ve Fars etkisine girmesi herhalde  kaçınılmazdı. Ama sorun yalnızca İslam uygarlığı da değildi: göçebe bir  topluluk, uzun yüzyıllar boyunca «sofistike» bir uygarlık yaratmış, yerleşik  toplumlarla yüz yüze geliyor, sonra da iç içe geçiyordu.</p>
<p><font color="#000000">Türkler</font>, kendi yaratmadıkları bir hayat tarzına  girerken, bu hayat tarzının kendi yaratmadıkları kelimelerini de almak  zorundaydılar. Daha sonra birkaç örnekle göstermeye çalışacağım gibi, gündelik  hayata ilişkin en basit kavramların bile yabancı dillerden (yalnız Arapça ve  Farsça değil, başta Yunanca ve Latince olmak üzere bu yörede konuşulan bütün  diller) alınmış olması, bu büyük çaplı uygarlık değişiminin başlı başına bir  kanıtıdır.</p>
<p>Dilbilim bize bir dilin kendi başına «zengin» veya «yoksul» olmayacağını söyler.  Dil bir iletişim aracıdır ve her dil, kendisini konuşan topluluğun iletmek  ihtiyacında olduğu anlamları iletmeye yeter. İletilecek yeni anlamlar belirirse,  dil de, kendi bünyesi içinde, bu anlamları taşıyacak yeni biçimler bulabilir.  Bütün diller gelişmeye açıktır. Dili konuşan topluluğun ihtiyaçlarına göre dil  alabildiğine zenginleşebilir, incelenebilir.</p>
<p>Dilbilimcilerin bu yapısal özelliği kanıtlamak için sık sık verdikleri bir  örnekle, Eskimolarda karın ve buzun çeşitli durumlarını anlatan kelimelerin  sayısı başka hiçbir dildekilerle karşılaştırılamayacak kadar çoktur. Öte yandan,  elbette Eskimoların «otomobil» anlamına gelecek bir kelimeleri yoktu. Ama bunun  olmaması da Eskimo dilinin «yoksul» olduğunu değil, sadece otomobil gibi bir  nesnenin o dili konuşan insanların hayatına girmemiş olmasını gösterir. Başka  bir söyleyişle, bu nesneyle Eskimolar karşılaşır ve ona kendi dillerinde bir  karşılık bulmak isterlerse, dillerinin yapısı buna imkan verecektir.</p>
<p>Şu halde, «yoksul» dil veya «ilkel» dil diye bir şey olamaz. Her dil, hiç  değilse potansiyel olarak, en karmaşık ilişkileri anlatmaya yeter. Tabii bu  arada, «ilkel» diye bilinen bir dilde bir anda anlatılan son derece ince  nüansları, «gelişmiş» diye bilinen dillerde ancak uzun cümlelerle  anlatabildiğimizi de ekleyebiliriz.</p>
<p>Diller bu anlamda «eşit»tir, ama kültürler eşit değildir. Bunu «ileri» ya da  «ilkel», «aşağı» ya da «yukarı» gibi değer yargıları verme anlamında  söylemiyorum. Eskimo kültürünün otomobili yaratmamış olması benim açımdan  Eskimoların ilkelliğini veya «aşağı»lığını göstermiyor. Gelgelelim, şu  dünyamızda, kültürlerin kendi içsel değerleri ne olursa olsun, otomobili  yaratmış bir uygarlıkla yaratmamış olanı karşı karşıya geldiğinde, ikisi  arasında önemli bir dengesizlik başgösteriyor ve bu denge sonunda fiziksel  bakım-dan daha güçlü olanın lehine değişiyor (ya da öyle görünüyor). Burada  «fiziksel»i de askeri bir anlamda kullanmıyorum; ele alınan kültürün dayanma  gücünü kastediyorum bununla. Biraz fantastik bir varsayım olarak diyelim ki  Eskimolar karşılaştıkları otomobilleri tepelediler. Ama otomobilin kendisine  muhtaç kaldılarsa, onu yaratan kültüre yenik düştüler demektir. Benzer bir  biçimde,  Orta Asya&#8217;dan gelen  <a href="https://www.bilgicik.com//" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkler</font></a> de fethettikleri  toplumların kültürlerini benimsemek zorunda kalmadılar mı?</p>
<p>Karşı karşıya gelen diller, soyut yapılarıyla, ne kadar «eşit» olurlarsa  olsunlar, o dilleri konuşan topluluklar aynı şekilde eşit olmadıkları için,  aralarındaki alışveriş de her zaman eşit olmaz. Hele ulusçuluk bilincinin  gelişmediği bir dönemde olup bitmiş bir karşılaşmada, X dilini konuşan  insanların gördükleri yeni nesnelere kendi dillerinde yeni karşılık  türetmektense, Y dilini konuşan insanların bu nesnelere önceden vermiş olduğu  adları kullanmaları kadar doğal bir şey olamaz. Örneğin, deniz kıyısına inen  Türkler burada gördükleri ve ilk olarak tanımaya başladıkları balıklar arasında,  bildikleri şeylere çok benzeyenlere kendi dillerinden ad takabilmişlerdir:  «kılıç», «kalkan» gibi. Ama yüzlerce başka çeşit söz konusu olduğunda, «kefal»,  «palamut», «melanur», «sinagrit» gibi Rumca adları benimsemişlerdir.</p>
<p>Gündelik hayatta bu gibi alışverişler olması çok doğal, ama seçkinlerin  Türkçe&#8217;den çok Arapça&#8217;ya ve Farsça&#8217;ya yaslanan yepyeni bir dil oluşturmaya  giriştikleri, bunun sonucunda ortaya yapay bir dil çıktığı da doğru. Ama dünyada  karma dili olan tek toplum da biz değiliz. Bugün konuşulan İngilizce&#8217;nin yüzde  ellisinden fazlası, yerli Anglo-Sakson kaynağından gelmeyen kelimelerden (Norman  istilası yoluyla gelen Fransızca, Hıristiyanlık yoluyla gelen Latince,  İskandinav işgali yoluyla gelen İskandinavca) oluşur. Sanırım bu oran bile  Türkçe&#8217;ye göre, hele şöyle bir elli yıl öncesinin Türkçe&#8217;sine göre, daha olumlu.  Ama bir dile bakarken, ölçütümüz ne olmalı? Osmanlı toplumundan beri bir sorun  olma özelliğini koruyan dil, sonraları daha da büyük bir sorun haline geldiyse,  gerekli ölçütlerin bulunamamasının bunda payı olmalı.</p>
<p>Türkçe, Arapça ve Farsça&#8217;dan oluşan karma  Osmanlı dilinin ortaya çıkması ve gelişmesi,  çağdaş dünyada alıştığımız birçok belirleyici kavramın henüz bilinmediği bir  çağda gerçekleşmişti. Bu dili oluşturan yönetici sınıf için, Osmanlıca&#8217;nın karma  olması ya da olmaması fazlaca önemli değildi, Gerçi bu dönemlerde de daha sade  bir Türkçe&#8217;yi savunanlar çıktı: Osmanlı olmayan Karamanlı Mehmet Bey ya da  Aşıkpaşazade gibi. Ancak, bu türden çıkışları, kendi dünyamızın mantıki  çerçevesine oturtarak bunları erken ulusçu tepkiler gibi görmek yanlış olur. Bu  tepkilerin ardında, etnik sorunlarla iç içe geçmiş durumda sınıfsal sorunlar  yatıyordu. Örneğin Aşıkpaşazade, döneminin yeniliği olan «devşirme»liğe karşı  çıkıyordu. Yani, Osmanlı devletinin ilk kurucuları olan Türkmen beylerinden  yanaydı. Buna bakarak Aşıkpaşazade&#8217;nin bir milliyetçi olduğunu mu söyleyeceğiz?  Hiç değil. Onun istediği, Osmanlı&#8217;nın merkeziyetçi tutumuna karşı uç beylerine  ağırlık tanıyan, daha «feodal» bir yapıydı. Padişahın merkeziyetçiliği sağlama  almak için kullandığı güç devşirmelerden değil Türklerden oluşsa da,  Aşıkpaşazade kendini yakın bulduğu Türkmen beyleri adına gene itiraz edecekti.  Yazarken kullandığı dil daha Türkçe&#8217;ydi, çünkü bağlı olduğu beylerin dili  böyleydi. Padişahların kurma yolunda olduğu merkezi devlet ise, kozmopolitleşmek  zorunluğunu duyuyordu; Türk değil, İslam temelini benimsemesi gerekti. Bunun  keyfi değil, tarihe de uygun bir seçim olduğu, Osmanlı devletinin birkaç yüzyıl  süren başarılarından da bellidir.</p>
<p>Dolayısıyla Osmanlıca, Osmanlıların İslam uygarlığı içinde kurmaya çalıştığı  sentezi olduğu gibi yansıtır. Osmanlı devletinin kendi uyruklarıyla kurduğu  ilişkilerin mantığına uygun bir biçimde, halkın bütününe aşağı yukarı eşit  derecelerde uzaktır. Kendini toplumdan tamamen ayrı, toplumun tepesinde gören  devlet için, bu karma dil son derece uygundur. Hatta, ulusallık bakımından  Selçuklulara göre biraz daha ileri sayılabilir. Çünkü orada askerlik dışında  yöneticilik görevlerini yerine getiren ulema tamamen Farsça eğitimden geçer ve  resmen Farsça kullanırlardı.<br />
</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="center">   <strong><font face="Maiandra GD" size="2">SEÇKİN KÜLTÜRÜ HALK KÜLTÜRÜ</font></strong></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
Cumhuriyet ilericiliği, Osmanlı tarihinde bulduğu bütün kusurları saraya  yükleyerek halkı da bunlardan «tenzih» etme eğilimindedir. Bu önyargılı bakış  yüzünden seçkin kültürle halk kültürü arasında kesin ayrımlar, uçurumlar olduğu  varsayılmıştır. Böylece halk dili ve saray dili, halk müziği ve saray müziği,  halk edebiyatı ve divan edebiyatı, aralarında hiç benzerlik bulunmayan apayrı  yapılar gibi görülür. Gerçekten de Osmanlı tarihi halkla seçkinlerin kültürleri  arasında büyük ve çok önemli kopukluklar görülen bir tarihtir. Ama iki kültür  birbirini bütünüyle dıştalamamış, daha çok birbirine paralel bir şekilde  ilerlemiş ve arada pek çok karşılıklı geçiş olmuştur. Sözün kısası, seçkinlerin  dillerini Arapça ve Farsça ile tıkabasa doldurmalarına karşılık halkın ulusçu  bir içgüdüyle buna tepki gösterdiğini ve dilsel arılığını korumaya çalıştığını  düşünmek yanlış olur. Halkın konuştuğu dile daha çok yabancı öğe sızmamışsa,  bunun nedeni böyle bir tepki filan değil, halkın eğitim aygıtlarından uzak  olmasıdır. Böyle olduğu halde, yalnız Arapça ve Farsça&#8217;dan değil, Anadolu&#8217;da  yaşayan bütün etnik topluluklardan öğeler halkın konuştuğu dil&#8217;e girmiş ve  yüzlerce yıl içinde yerleşmiştlr.</p>
<p>Osmanlıca&#8217;nın yapaylığında elbette bir  sağlıksızlık potansiyeli vardır, ama halkın dilinin karışması aynı şekilde  sağlıksız görülmemeli. Seçkinlerin dili, ister bürokratik, ister edebi, ister  başka nedenlerle olsun, yapmacıklığa her zaman açıktır. Ama halk dilinde  iletişimsel bir işlevsellik her zaman için uzun vadede belirleyicidir. İşlevsiz  olan, yaşamaz.</p>
<p>Osmanlı devletinin Osmanlı toplumuyla ilişkisi uzun süre değişmediği için  varolan dilsel yapı bir sorun çıkarmadı. Bunun bir sorun halinde görülmesi,  Osmanlı devletinin yeniden uygarlık değiştirme zorunluğunu duymasıyla başlar.  Tanzimat, geniş kapsamlı dil tartışmalarının başladığı ilk dönemdir. Bu dönemde  birçok yenilik yapılmakla birlikte, sorunun ele alınışı bir «özleşme» değil, bir  «sadeleşme» biçimindedir. Değişimin nasıl bir tarihi bağlamda yer aldığı  Tanpınar&#8217;ın şu özetinde açıkça görülür:</p>
<p>&#8220;Türk nesrinde değişiklik daha ziyade resmi dilde ve onun bir kolu gibi görünen  gazete dilinde başlar&#8230; Devletin içinde bulunduğu siyasi güçlük, yabancı  devletlerle olan münasebetleri artırdığı gibi, hükümeti efkarı umumiyeden  müzaheret istemeye de sevkediyordu.&#8221;(1)</p>
<p>Türkiye tarihinde hemen hemen her yenilik konusunda olduğu gibi burada da ilk  itki tepeden, «resmi» kanaldan gelmiştir. Değişiklik gereğini duyan yazar,  edebiyatçı ve düşünürler belki vardı, ama onlar da ancak devletin inisiyatifiyle  ortaya çıktılar, Tanpınar yukarıdaki kısacık paragrafta iki canalıcı noktaya da  değiniyor. İlkin, Osmanlı devleti tarihinde ilk kez olmak üzere, devlet kendi  dışında birileriyle bir «iletişim kurmak» ihtiyacını duymuştur. Kimdir bu  kamuoyu? Elbette Anadolu&#8217;daki köylüler değil (bugün bile öyle olduğu  söylenemez). İstanbul&#8217;da ve bir iki büyük merkezde bir avuç adamdır bunlar.  Eğitimleri -eğitimsiz olsalar zaten gazete okuru olamazlar- Osmanlı mantığı  çerçevesinde olmuştur. Gene de, devlet resmi dilinden taviz vermedikçe  anlaşamamaktadır bu kamuoyu ile. Dolayısıyla resmi dil sadeleştirilmekte, bu da  doğal olarak genel düzyazı diline yansımaktadır. Yeni bir dil oluşturmak söz  konusu değildir. Sadece, bir zorunluk yüzünden, devlet, her zamanki  alışkanlığından vazgeçerek, «resmen» olanı «fiilen» olana yaklaştırmakta, yani  konuşulduğu gibi yazmaktadır (Namık Kemal&#8217;in padişaha yazdığı bir mektupla  arkadaşına yazdığı bir mektubu karşılaştırırsanız, iki dilin farkını  görürsünüz).</p>
<p></font></p>
<p align="center">   <strong><font face="Maiandra GD" size="2">BATIYA AÇILMA</font></strong></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
İkinci olay ise Batı&#8217;ya açılmadır, 0 zamana kadar zorla kapı dışında tutulan  Batı uygarlığını daha fazla bekletme imkanı kalmamıştır artık. Ama açılınca da,  içeri seller akmak durumundadır. İlk belirleyici karşılaşmalar gene pratik  alanlarda olur, Örneğin, tıp terimleri, hukuk terimleri gibi sorunlar çıkmıştır  Osmanlı devletinin karşısına. (Agâh Sırrı Levend bu konuda bilgi veriyor.) (2)  Uygarlık, hele bilim, «terimsiz» alınamaz. Bunları almak zorunlu olduğuna göre,  ne yapılacaktır? Osmanlı uygarlığı, bu noktada, asıl eksikliğinin bilincine  varmalıydı: Kelimelerin yetersizliği, dilin yetersizliği değildi söz konusu  olan. Birkaç yüzyıldır bu biçimde düşünmemişti Osmanlı uygarlığı. Dolayısıyla  eksik olan bir kavramın adı, kelimesi değil, kavramın kendisiydi. Bu tarihlerde,  «kavram» kavramını karşılayacak bir kelime bile bulunmadığını hatırlayalım -ya  da, Muallim Naci&#8217;nin «tenkid mi demeli, «intikad» mı tartışmasını. Ne deneceği o  kadar önemli değildi. 0 kavramın kendisi oluşmamıştı henüz (şimdi buna  «eleştiri» diyoruz da, «eleştiri» yaparken gerçekte ne yaptığımız hâlâ şüpheli).  Bu yeni «ıstılah»lar Arapça&#8217;dan mı bulunmalıydı? Yoksa Ali Suavi&#8217;nin dediği gibi  Batı dillerinden Türkçe telaffuza uydurularak mı alınmalıydı? Tanzimat  döneminde, bu gibi kavramlara Türkçe karşılık aranacağının pek akla gelmediği  görülüyor. Bu sorun karşısında da, en önemli iş yapan, resmi bir kuruluş, «Terceme  Odası» oldu. Pek çok Osmanlı aydını bu kuruluşta yetişip «aydın» olmuştur. Türkçe&#8217;nin söz konusu durumunda, yabancı dil  bilmek aydın olmanın ilk ve zorunlu koşulu haline gelmişti.</p>
<p>Tanzimat&#8217;da edebiyatçılar da devlet gibi,  «kamuoyu» ile karşı karşıya geliyorlardı. Dolayısıyla dil konusunda onlar da  benzer bir tutum benimsediler. Hele tiyatro ve roman gibi, sayısı görece çok  alıcılara hitap etmesi gereken türlerde, konuşma dilinin söyleyişini egemen  kılmaya çalıştılar. Gene de, gerek romanda, gerekse tiyatroda sık sık başvurulan  «tirad»larda, dil hemen ağdalanıyor, yapaylaşıyordu («resmi duygulara» hitap  eden «resmi duygu dili»). Bu dönemde yapılanlar, daha sonrakilere göre çok küçük  çaplı diye küçümsenebilir; ama atılan adımlar önemli ve belirleyiciydi. Tarihi  doğrultuya uygundu. Latin alfabesinin alınıp alınmaması bile bu dönemde  tartışıldı (tabii «hezeyan» niteliğinde birçok şey de söylendi).</p>
<p>Tarihe ve edebiyata Türkçe&#8217;nin özleşmesi perspektifinden bakanlar, bu dönemi  izleyen Edebiyat-ı Cedide hakkında olumsuz yargılara varırlar. Gerçekten de, bu  akımın başlıca temsilcilerinin kimsenin bilmediği sözlüklere dalıp çıkarak ölü  kelimeler bulmaları, bunları estetik bir matahmış gibi şiirlerinin orasına  burasına tıkıştırmaları onaylanacak bir şey değildir. Ama, uygulamadaki  yanlışlarına rağmen teoride doğru bir şeyi savunuyordu  Servet-i Fünuncular. Özellikle şiirde,  kelimenin önemine işaret ediyor, kelimenin çağrışımsal sıcaklığının şiir için  vazgeçilmezliğini öne sürüyorlardı (bunun için sözlükten ölü kelime avlamak ne  kadar geçerlidir, o da ayrı konu). Bu iddiaları bugün şöyle özetleyebiliriz:  temelde toplumsal bir dava olan dilsel «özleşme» edebiyat anlatımına yatkın  olmayan bir dil yaratabilir; yani, dilin anlatım imkanlarını yoksullaştırabilir.  Gelgelelim, bu edebiyat ve şiir akımının, herhangi bir dışsal zorlamaya  aldırmadan dili istediği gibi kullanmasına rağmen ortaya doğru dürüst bir  estetik nesne çıkaramamış olması da ilginçtir.</p>
<p>Necib Asım&#8217;ın Türkçeciliği, olayın Tanzimat döneminde aldığı boyutları aklı  başında bir biçimde özetler:</p>
<p>&#8220;Yalnız istediğim, özendiğim şey Türkçemizin mütemeddin bir kavm lisanı olduğunu  ve terakkiyatına himmet olunursa bugünkü Avrupa lisanlarından aşağı  kalmayacağını ispattı. Hatta safi Türkçe birkac makale yazışım da o maksada  mebni idi. Bunu görenler lisanımızdan, bütün Arabiden, Farisiden, Avrupa  dillerinden aldığımız kelimeleri çıkarıp yerine Çağataycadan, Kıpçakcadan,  Özbekçeden, Azerbaycandan vesaire kelime koymak istiyorum sandılar. Hatta o  fikri de beğenerek münasib görenler ve «mektup» yerine «bitik» yazanlar da  bulundu. Yine tekrar ederim, fikr ü nazarım hiç de öyle değildir. Özendiğim şey,  bugün Osmanlıların, amma haniya terbiye ve malümatı orta halli olanlarının  hepsine yazdığımızı anlatacak bir lisan kullanmaktır. Arabi ve Farisi&#8217;den  aldığımız kelimelerin lüzumlularını, taammüm edenlerini çıkarmak lisanı  züğürtleştirir. Bunlardan fakat makul bir surette iktibas etmemek öyledir. Hatta  Avrupa lisanlarından da almamakta taassub göstermek yine öyledir. Şimdiye kadar,  yani edebiyat-ı cedidemizin teşekkül tarihinden bu ana kadar lisanımızda  kullandığımız bu kelimeleri ibkaya mecburuz: bunların da içinde şu son  zamanlarda kullanılmaz derecesine kadar gelenler vardır, onları da artık kaale  almamak lazım. Arabi, Farisi terkiblerden mümkün mertebe sakınılabilir. Yahut  İranlılar gibi mutabakat filan kaideleri atılır, Türkçenin hakimiyeti  gösterilir. Avrupa lisanlarından da kelime almaya mecburuz. Bugün posta ve  telgraf, telefon, fotoğraf, kronometre gibi ulum ü fünuna sanayi ü bedayia ait  kelimelere mukabil Arabca veya Farisi&#8217;den karşılık arayacağımıza, o suretle  kamuslar ferhenkler karıştırarak kıymetli vakitlerimizi geçireceğimize bunları  olduğu gibi kabul etmeliyiz.&#8221; (3)</p>
<p><em>Murat Belge</em></p>
<p></font></p>
<hr style="clear: both" /><font face="Maiandra GD"><font size="2"><br />
<strong>Kaynakça:</strong></p>
<p></font><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em">(1)  <font color="#000000">A.H. Tanpınar, XIX Asır Türk Edebiyatı Tarihi,  ikinci baskı, s. 78.<br />
(2) A.S. Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960, s.  68-75, 102-112.<br />
&#8220;Levend&#8217;in temel perspektifine çok yabancı olduğum halde, bu kitabından büyük  ölçüde yararlandım. Olguların dökümü iyi yapılmış, yararlı bir inceleme kitabı.&#8221;  (M.B.)<br />
(3) Aynı yerde, s. 217-18.</font></span></font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></font></p>
<p align="center"><span lang="tr"><font face="Maiandra GD"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></font></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/">Türkçe Sorunu (Murat Belge)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçe Öksüz Kalmasın</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 23:34:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Oksuz]]></category>
		<category><![CDATA[Oksuz Turkce]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe Öksüz Kalmasın İnsanın duygu, düşünce ve hayallerini topluma aktarma aracı olan dil; kendi yapısı içerisinde sürekli yenilenen, seslerden örülmüş bir sistemdir. Dil, aynı zamanda insan zekâsının ve insanın diğer canlılardan farkının bir göstergesidir. Yusuf Has Hacip, “Dildedir mutluluk, dildedir değer; Dili olmayana insan mı derler? İnsanda değişir dilince kader; Ya yurda baş olur ya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/">Türkçe Öksüz Kalmasın</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Türkçe Öksüz  Kalmasın</font></span></p>
<p> <font face="Maiandra GD" size="2">İnsanın duygu, düşünce ve  hayallerini topluma aktarma aracı olan dil; kendi yapısı içerisinde sürekli  yenilenen, seslerden örülmüş bir sistemdir. Dil, aynı zamanda insan zekâsının ve  insanın diğer canlılardan farkının bir göstergesidir. Yusuf Has Hacip,</p>
<p>“Dildedir mutluluk, dildedir değer;<br />
Dili olmayana insan mı derler?<br />
İnsanda değişir dilince kader;<br />
Ya yurda baş olur ya başı gider…”</p>
<p>derken insanı insan yapan unsurların başına dili koymaktadır.<br />
Dil, aynı zamanda toplum içindeki statümüzü belirleyen bir güce sahiptir;  çünkü insan yaşadığı toplumda dili kullanma yeterliliğine göre bir değere ve  muameleye tâbi tutulur. İnsanların -ne yazık ki- dış görünüşlerine göre  karşılandığı çağımızda konuşmalarına göre muamele görmeleri yadsınamaz bir  gerçektir.</p>
<p>“Dilim, seni dilim dilim dileyim,<br />
Başıma geleni senden bileyim!”</p>
<p>diyen şair, bu söylemle savımızı güçlendirmektedir.</p>
<p>Duygu ve düşüncelerimizi ana dil vasıtasıyla diğer topluluklardan farklı  bir şekilde ifade ederiz. O hâlde ana dil, farklılığın da bir nişanesidir. Bu  özelliği ile dil, insan topluluklarına millet olma imtiyazı kazandırır. Bir  insan hangi dille duygu ve düşüncelerini daha tesirli bir şekilde aktarabiliyor,  anlatabiliyorsa o millete mensuptur. Yani dilimiz kimliğimizdir. Her yemeğin her  ülkede yenildiği, farklı kıyafetlerin dünyanın her yerinde giyilebildiği, fizikî  yapısından bir insanın hangi millete mensup olduğunun pek anlaşılamadığı  -küreselleştiği iddia edilen- dünyamızda dil, mensubiyeti yansıtan bir ayna  görevi görmektedir.</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2"></p>
<p>Bir gün Çin filozofu Konfüçyus&#8217;a sorarlar: &#8220;Bir ülkeyi yönetmeye  çağrılsaydınız ilk iş olarak ne yapardınız?&#8221; Konfüçyus şöyle yanıtlar: &#8220;Hiç  kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım.Çünkü düşünce iyi anlatılmazsa  yapılması gereken şeyler doğru yapılmaz, ödevler gereği gibi yapılmazsa idare ve  kültür bozulur, idare ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet  yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını  bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dilden daha önemli değildir!&#8221; Buradan  da anlaşılacağı üzere dili korumak ve varlığını müdafaa etmek milleti korumak;  dili yozlaştırmak, yabancılaştırmak ise bir milleti kargaşa ortamına sürüklemek  demektir.</p>
<p>Yabancı bir ülkede, ana dilini konuşabileceği bir sima görmenin insana  verdiği haz ve tarifsiz mutluluk; dilin insan ruhuna tesir eden özelliğini  göstermesi açısından dikkate değerdir. Dil vatandır, gurbette bir dost sesidir.  Dil bir sevdadır, sahip çıkılmayınca küsen nazlı bir yârdır. Dil bir âşığın  sazında, sözünde efkârdır. Dil dumanlı dağların başında erimeyen kardır. Dil;  iplik iplik, nakış nakış, hece hece işledikçe yanına kârdır.</p>
<p><a href="https://www.bilgicik.com//" style="text-decoration: none"><font color="#000000">Türk</font></a> milletine mensup olmak, Türkçeciliği gerektirir. Türkçeciliğin gayesi  ise; Türk dilini sevmek, onun üstünlüğüne inanmak,  varlığını sürdürmek, onu başka dillerin sömürüsüne karşı korumak ve kudretli bir  edebiyat dili hâline getirmektir.</p>
<p>Âşıkların sevdaları için elerine kalem almaktan ırak durduğu bir çağda  yaşıyoruz ne hazin… Peki ya böyle bir dönemeçte Türk diline sevdasıyla,  kalemiyle, kelamıyla kim sahip çıkacak, Türkçeyi kim koruyacak? Türkçeye sevdalı  yürekleri bu kutlu davaya hizmet etmeye çağırıyor, baharı yaşadığımız şu  günlerde Türkçe yüreğinize düşen cemre olsun diyorum.</font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/">Türkçe Öksüz Kalmasın</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlıca Bilgisayar Terimleri (:</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 23:32:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgisayar Terimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Komik Osmanlica]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlica]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlıca Bilgisayar Terimleri (: Görev çubuğu: değnek-ül vazife Çift tıklama: tıkırtı-ül tekerrür Administrator: sahip-ül edevat Software: edevat-ül yumuşak Hardware: edevat-ül civanmert Anti spyware: müdafaa-ül hafiye My documents: hazine-i evrak İnternet: allâme-i ulûl arz Google: kaşif-ül âli Google earth: seyr-ül arz, kaşif-ül arz Denetim masası: sehba-i saltanat Cd rom: pervane-ül hâfıza Ekran: perde-ül temasa Kasa: kaide [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/">Osmanlıca Bilgisayar Terimleri (:</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Osmanlıca  Bilgisayar Terimleri (:</font></span></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2"> <span style="color: purple"><br />
</span></font></strong></font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2"> <span style="color: purple">Görev çubuğu: </span>değnek-ül vazife<span style="color: purple"><br />
Çift tıklama: </span>tıkırtı-ül tekerrür<span style="color: purple"><br />
Administrator: </span>sahip-ül edevat<span style="color: purple"><br />
Software: </span>edevat-ül yumuşak<span style="color: purple"><br />
Hardware: </span>edevat-ül civanmert<span style="color: purple"><br />
Anti spyware: </span>müdafaa-ül hafiye<span style="color: purple"><br />
My documents: </span>hazine-i evrak<span style="color: purple"><br />
İnternet: </span>allâme-i ulûl arz<span style="color: purple"><br />
Google: </span>kaşif-ül âli<span style="color: purple"><br />
Google earth: </span>seyr-ül arz, kaşif-ül arz<span style="color: purple"><br />
Denetim masası: </span>sehba-i saltanat<span style="color: purple"><br />
Cd rom: </span>pervane-ül hâfıza<span style="color: purple"><br />
Ekran: </span>perde-ül temasa<span style="color: purple"><br />
Kasa: </span>kaide<span style="color: purple"><br />
Enter: </span>duhûl<span style="color: purple"><br />
Virüs: </span>deyyus<span style="color: purple"><br />
Msn: </span>elçi<span style="color: purple"><br />
Hacker: </span>deyyus-ül-ekber<span style="color: purple"><br />
Hata raporu: </span>malumat-ül kabahat<span style="color: purple"><br />
Mail server: </span>divan-ül mektubat<span style="color: purple"><br />
Messenger: </span>havadisçi<span style="color: purple"><br />
Chat: </span>muhabbet ül zabi<span style="color: purple"><br />
Ctrl alt del: </span>has timar zeamet</font></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/">Osmanlıca Bilgisayar Terimleri (:</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azerice Atasözleri</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 23:31:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Atasozler]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Turkcesi]]></category>
		<category><![CDATA[Azerice]]></category>
		<category><![CDATA[Azerice Atasozleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Azerice Atasözleri &#160; men yanıram min cana mincan yanmır bır cana &#160; allah camışa genet vermesin &#160; beheyre deyipler heyir danış deyip gedesen gelmiyesen &#160; kör köre kör demese körün barğı çattıyar &#160; yap menim için örgen özün için &#160; keçel aynaya bahar özgahısını başkasına yahar &#160; gün istisi ısıtmasa akşam istisi heç ısıtmaz &#160; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/">Azerice Atasözleri</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Azerice  Atasözleri</font></span></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>men yanıram min cana  mincan yanmır bır cana</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>allah camışa genet vermesin</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>beheyre deyipler heyir danış deyip gedesen gelmiyesen</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>kör köre kör demese körün barğı çattıyar</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>yap menim için örgen özün için</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>keçel aynaya bahar özgahısını başkasına yahar</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>gün istisi ısıtmasa akşam istisi heç ısıtmaz</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><center>[ad1]</center></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>uşah öz atasını hamıdan güçlü biler</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>men yanıram min cana  mincan yanmır bır cana</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>allah camışa genet vermesin</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>beheyre deyipler heyir danış deyip gedesen gelmiyesen</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>kör köre kör demese körün barğı çattıyar</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>yap menim için örgen özün için</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>keçel aynaya bahar özgahısını başkasına yahar</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>gün istisi ısıtmasa akşam istisi heç ısıtmaz</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>uşah öz atasını hamıdan güçlü biler</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/">Azerice Atasözleri</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçenin Gücü (Prof. Dr. Doğan Aksan)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 17:07:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dogan Aksan]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Gucu]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçenin Gücü (Prof. Dr. Doğan Aksan) Türkçemizin gerek fonetik, gerekse de morfolojik açıdan diğer dillere nazaran daha güçlü olduğu su götürmez bir gerçektir. Her ne kadar bazıları sadece bizim dilimiz olduğu için onu üstün gösterdiğimizi düşünse de, bunu ana dili Türkçe olmayan dil bilimciler bile söylemektedir. Türkçenin çekim gücü, kelime hazinesinin genişliği, ahenk unsurlarına uyumluluğu&#8230; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/">Türkçenin Gücü (Prof. Dr. Doğan Aksan)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong><font color="#3366ff" face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 22pt">Türkçenin Gücü<br />
</span></font><span style="font-size: 16pt"> <font color="#ff6600" face="Maiandra GD">(Prof. Dr. Doğan Aksan)</font></span></strong></p>
<p align="center"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/dogan_aksan_turkcenin_gucu.jpg" alt="Doğan Aksan Türkçenin Gücü" height="106" width="128" /></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Türkçemizin gerek fonetik, gerekse de  morfolojik açıdan diğer dillere nazaran daha güçlü olduğu su götürmez bir  gerçektir. Her ne kadar bazıları sadece bizim dilimiz olduğu için onu üstün  gösterdiğimizi düşünse de, bunu ana dili Türkçe olmayan dil bilimciler bile  söylemektedir. Türkçenin çekim gücü, kelime hazinesinin genişliği, ahenk  unsurlarına uyumluluğu&#8230; gibi tüm özellikleri sıralanınca, eminim siz de  Türkçenin gücünü daha iyi anlayacaksınız. Aşağıya <em>Doğan Aksan&#8217;ın Türkçenin  Gücü</em> adlı eserinde maddelediği yazıyı aktaracağım. Umarım faydalı olur.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>1-</strong>Önce insan: Dünyadaki yaygın dillerin bir çoğunda insan ile eşya  arasında fark yoktur, cinsiyet ayırımı vardır. Oysa Türkçemizde bütün insanlar  eşittir ve diğer doğa varlıklarından farklıdır. Örnek olarak şu cümleye bakın  &#8220;İnek ve yavrusu otluyor.&#8221; Benzeri bir cümlede özne insan olduğunda şu şekil  oluşacaktır &#8220;Anne ve çocuğu yemek yiyorlar.&#8221; Bu iki cümle birbirlerine çok  benziyor fakat dikkat ederseniz yüklemin sonunda lar takısı sadece insanlar  sözkonusu olduğunda ekleniyor. Bir dilin insana önem vermesi ve cinsiyet ayrımı  yapmadan her insanı eşit kabul etmesi üstün bir özellik değil de nedir. En  azından bu özellik sayesinde sözlerinde üçüncü tekil şahıs geçen bütün şarkılar  ve türküler hem kadınlar hem de erkekler tarafından rahatlıkla  söylenebilmektedir.<br />
<strong><br />
2-</strong>Kelime türetme yeteneği: Eklemeli dillerin en güzel özelliklerinden biri  kelime üretme imkanlarının çok geniş olmasıdır. Kökten kelime türetildiği gibi  türetilmiş kelimelere yeniden ekleme yapma imkanı bulunmaktadır.<br />
<strong><br />
3-</strong>Türkçede kelimelere vurgu sayesinde anlatım gücü çeşitliliği sağlanabilir.  Örneğin &#8220;Onu buradan atmalıyım&#8221;. Cümlesinde her kelimeye ayrı ayrı vurgu  yapalım, göreceğiz ki hangi kelimeyi vurgularsak o unsura daha fazla dikkat  çekmiş oluyoruz. Kimi buradan atmalısın? Sorusuna yanıt &#8220;Onu buradan atmalyım&#8221;.  Onu nereden atmalısın sorusuna yanıt; Onu buradan atmalıyım. Onu ne yapmalısın  sorusuna yanıt; Onu buradan atmalıyım.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>4-</strong> Gizli sözcük zenginliği: Türkçede genelde kullanılmayan bir çok gizli kelime vardır. Genelde kullanılmayan kelimeler  dilin parçası sayılır mı hiç diyeceksiniz. Başka dillerde sayılmayabilir ama  Türkçede sayılmalıdır. Eğer bir kişi bu gizli kelimeyi kullanacak olursa  karşıdaki de bunu anlayacak olursa nede sayılmasın. Sözcük köklerini ve isim  yapan ekleri terk etmediğimiz sürece gizli kelimeler de bizi terketmez, her an  kullanılmayı beklerler. Türkçenin binlerce yıl ayakta kalabilmesinin sırrı da  belki burda yatmaktadır. Türkçede atıl bekleyen kelimeler o kadar çoktur ki bazı  dillerin kelime sayısından bile fazladır. Gizli olan ve olmayan kelimelere örnek  verelim; Ver kökünden vergi türetilmiştir günümüzde kullanılmaktadır yani gizli  bir kelime değildir, oysa al kökünden algı kullanılmamaktadır, &#8220;dilenci  insanlardan algı topluyordu&#8221; cümlesi sizce ne manaya geldiği az çok anlaşılmıyor  mu algı = sadaka değil mi?. Duy kökünden duygu, gör kökünden görgü  kullanılmaktadır, dur kökünden durgu ise kullanılmamaktadır. &#8220;Trafik durgusuna  yakalandım&#8221; gibi bir cümle kurduğumuzda (ilk defa kullanıldığı için tuhaf  gelebilir) bu cümlenin de ne manaya geldiğini anlayabiliriz. Gizli kelimelerim  sayısı sadece köklerle sınırlı değil, bir ekle yetinmeyip ikinci ve üçüncü  eklemeler yaparak aynı kelime üzerinde kelime türetme olasılık sayısını  arttırmak mümkündür. Durguluk, durguç, durgucuk vs.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>5- </strong>Kelime haznesi konusunda gizli kelimelerin katkısından yukarıda  bahsetmiştik. Bir de kelime haznesini artıran fakat bir çoğu sözlüklerimizde yer  almayan Türkçenin cümle içindeki geçici kelimeleri vardır. &#8220;Sigarasında bir kaç  içimlik yer kalmıştı&#8221; cümlesindeki içimlik kelimesinde olduğu gibi.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>6- </strong>Türkçede kelimeler cümle içinde çok değişik yerde kullanılabilir.  Cümledeki yerine bağlı olarak farklı bir anlam kazanan cümle aynı kelimelerle  değişik ifadeler sağlamaktadır . &#8220;Gökteki yıldız parlıyordu&#8221; ile &#8220;Yıldız gökte  parlıyordu&#8221; aynı anlamı taşımaz. Bu şekilde kullanımlar Türkçede çok yaygındır.  Bir çok dilde ise kelimelerin yerini değiştirmek hem kolay değildir hem de  değiştirilse bile anlamda farklılık meydana gelmez.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>7-</strong>Türkçe kendini ispat etmiş en eski diller arasındadır. Doğal şartlara  uyum gösteremeyen canlı türleri yok olmaktadır. Türkçe terkedilmeye çalışılmış (osmanlıcada  olduğu gibi) fakat kendini toparlayıp yeniden canlanmıştır. Günümüzde Türkçe kadar köklerine bağlı bir dil çok azdır.  Avrupa dillerinin geçmişi 400-500 yıllıktır. Belki 200 yıl sonraki dünya  yüzeyinde birbirini anlamayan fakat ingilizce konuşan değişik halklar olacaktır  çünkü bu gün dahi ingilizce çok yerde farklılaşmaktadır. Zaten latince aynı  akibete uğrayarak çatallaşmış fransızca, almanca, ingilzce dilleri meydana  gelmişti. Türkçe yine köklerine bağlı olarak ayakta durabilecetir ( yeter ki  terkedilmesin). Binlerce yıl geçmesine rağmen dünyadaki Türkçe konuşan  insanların dilleri latin dillerindeki örnekteki gibi ayrı diller olarak değil  farklı lehçeler olarak kabul edilmektedir.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>8- </strong>Türkçe olduğu gibi yazılan-yazılabilen bir dildir. Bir sesi ifade  ederken tek bir harf kullanılmaktadır. Bu açılardan okuma yazma  öğrenimi, programlama dili (henüz ciddi bir çalışma yok), bilimsel  isimlendirmelerde (çok az kullanılsa da) üstünlük taşımaktadır.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>9-</strong>Ses uyumu: Ünlü ünsüz uyumu, kelime sonlarına gelen eklerden sonra bazı  harflerin yumuşaması gibi özellikler Türkçenin ses olarak kulağa hoş gelen bir dil olmasına  sebep olmaktadır. Üstelik insan doğasına en uygun sesleri barındırmaktadır. Bazı  kasıtlı yanlış dayatmaların aksine Türkçe şarkı, şiir ve edebiyat için en uygun  dildir.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong style="color: #cc0000">Kaynak:</strong> </font><em><strong><font size="2">Doğan  Aksan &#8211; Türkçenin Gücü</font></strong></em></font></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/">Türkçenin Gücü (Prof. Dr. Doğan Aksan)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Divan-i Lugat&#8217;it Türk’ü Bulan Ali Emiri Efendi, Ziya Gökalp ve Talat Paşa</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turku-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turku-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Oct 2007 23:54:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Emiri Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Divani Lugatit Turk]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Talat Pasa]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turk%e2%80%99u-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Divan-i Lugat&#8217;it Türk’ü Bulan Ali Emiri Efendi, Ziya Gökalp ve Talat Paşa Büyük dil bilgini Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lugat-it Türk isimli muazzam eseri, 1910’a kadar adı bilinen, fakat kendisi meçhul bir eserdi. Diğer bir deyişle, o zamana değin, eserin sadece adı vardı, fakat kendisi ortada yoktu. Eser, bugün bütün dünyada biliniyor, hakkında kitap, makale yazılıyor [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turku-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/">Divan-i Lugat’it Türk’ü Bulan Ali Emiri Efendi, Ziya Gökalp ve Talat Paşa</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <font style="font-size: 17pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Divan-i  Lugat&#8217;it Türk’ü Bulan </font></strong></p>
<p align="center"><strong><font style="font-size: 17pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Ali Emiri Efendi, Ziya Gökalp ve Talat Paşa</font></strong></p>
<p align="center"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/vahap.jpg" height="110" width="90" /></p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Büyük dil bilgini Kaşgarlı  Mahmud’un Divan-ı Lugat-it Türk isimli muazzam eseri, 1910’a kadar adı bilinen,  fakat kendisi meçhul bir eserdi. Diğer bir deyişle, o zamana değin, eserin  sadece adı vardı, fakat kendisi ortada yoktu. Eser, bugün bütün dünyada  biliniyor, hakkında kitap, makale yazılıyor ve üzerinde tartışmalar yapılıyorsa,  bunu büyük kitap aşığı, ilim ve kültür sevdalısı Ali Emiri Efendi’ye borçluyuz.  Ali Emiri Efendi, Abbasi Halifesine sunulmak üzere Bağdat’ta 1072-1074  yıllarında    <font color="#000000">Kaşgarlı Mahmud</font> tarafından yazılan bu muhteşem  eseri, sahaflarda Divan-ı Lugat-it Türk olduğu bilinmeden satılırken, fark etmiş  ve satın alarak Türk kültür hayatına kazandırmıştır. Bu sebeple, Ali Emiri  Efendi’nin isminin, eserin yazarı Kaşgarlı Mahmud ile birlikte anılmayı her  zaman hak ettiğine şüphe yoktur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bundan dolayı, <em>  <font color="#000000">Divan-ı Lugat it Türk</font></em> ile ilgili  toplantılarda kendisinden bahsetmenin bir vefa borcu olduğu muhakkaktır.  Aslında, Ali Emiri’nin kitabı buluşu ve daha sonra yayınlatışı romanlara konu  olacak güzellikte ve kültürün, kitabın önemini somut bir biçimde vurgulayacak  olgulara haizdir.  <font color="#000000">Ziya Gökalp</font> ve Talat Paşa’nın kitabın  yayınlanmasına yaptıkları tiyatral katkı ise çok ilginçtir. Ayrıca Ali Emiri  Efendi’nin hayatı, kitaba verilen değerin ve kitap okumaya ayrılan zamanların  bir hayli azaldığı günümüzde, sadece gençlere değil, hepimize kitap sevgisi  konusunda, örnek teşkil edebilecek  <font color="#000000">ögelere</font> haizdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bu yazıyı hazırlamada,  büyük ölçüde Dr. Muhtar Tevfikoğlu’nun <em>Ali Emiri Efendi</em> isimli eserinden  faydalandık. Tevfikoğlu, Ali Emiri Efendi hakkında çeşitli kaynaklardaki  bilgileri toplayarak büyük bir hizmeti ifa etmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi’nin  çocukluğu</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">1857’de Diyarbakır’da doğan  Ali Emiri Efendi, daha küçüklüğünden itibaren okumaya ve araştırmaya meraklıydı.  Sekiz on yaşlarında, eski yapılar üzerindeki yazıları okuyup anlamaya  çalışıyordu. Ayrıca şiiri de seviyordu. Güçlü bir hafızaya da sahip olan Ali  Emiri, dokuz yaşındayken, beş yüzden fazla şairin şiirlerinin yer aldığı <em> Nevadir’ül Asar</em> isimli eserdeki dört bin beyiti ezberlemişti bile.  Gençliğinde hat sanatıyla da meşgul olan Ali Emiri bu konuda oldukça başarılı  sayılır. Çünkü, yazdığı bazı levhalar Diyarbakır’da camilere asılmıştı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2">Hastalık derecesinde  kitap okuma sevgisi</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Görüldüğü gibi, Ali Emiri  çok yönlü bir şahsiyete sahipti. Fakat, kitap okuma merakı her şeyin üstündeydi.  Durmadan ve büyük bir iştahla devamlı surette kitap okuyordu. Bundan dolayı daha  gençlik yıllarında Doğu  <font color="#000000">Edebiyat</font>ı’na ait bir çok kitabı okuyup  ezberlemişti. Bu yıllarını kendisi şöyle anlatıyor: &#8220;Eğlenmeye merakım yok idi.  Üstadımızla gezintiye gittiğimizde, çocuklarla oyun oynarken, ben bir tarafa  çekilir kitap okurdum.&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri, özellikle, tarih  kitaplarını okumayı çok seviyordu. Bu sevgi o kadar büyüktü ki, bazen uykusunu  bile bu uğurda feda ediyordu. Geceleri kitabı okurken, çoğu zaman sabahı  ettiğinin farkına bile varmazdı. Uyuduğu zaman da yanındakileri uyutmazdı.  Çünkü, uykudan önce okuduğu kitapları, uykusunda yüksekle sesle tekrar ederdi.  Okumaları o dereceye vardı ki, vücudu zayıf düşüp hasta oldu. Doktorların kitap  okumayı bırakıp gezmeye çıkma tavsiyesini de yerine getiremedi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Kitap okuma merakı  babasının ticari işlerine de zarar verdi. Babası Ali Emiri’yi onbeş yaşındayken,  onu çarşıda bir dükkan açarak ticarete hazırlamak istedi. Fakat Ali’nin aklı  parada pulda değil, kitaplardaydı. Dükkan içinde de kitap okumasını sürdürdü.  Dükkana bir müşteri girdiğinde, &#8220;Mal orada. Fiyatı da şudur. Alacaksanız  indireyim, yoksa beni boş yere meşgul etmeyin&#8221; diye sesleniyordu. Bunun üzerine  müşteri de mal almadan gidiyordu. Babası oğlunun ticarete faydadan ziyade zarar  verdiğini görünce, onu dükkandan uzaklaştırmak zorunda kaldı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri kitap okumakla  kalmadı, kendisi de kitap yazdı. İlk eseri eski metinler ve mezar kitabelerinden  yararlanarak yazdığı <em>Diyarbakırlı Şairler Tezkeresi</em>’dir. Daha sonra bunu  başka bir çok eseri takip etti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Çalışma hayatı memuriyette  geçti. Katip ve defterdar olarak Diyarbakır, Selanik, Adana, Leskovik, Kırşehir,  Trablusşam, Elazığı, Erzurum, Yanya, İşkodra, Halep ve Yemen’de otuz yıl kadar  memuriyet görevinde bulundu. Çok sevdiği kitaplarla daha çok meşgul olabilmek  için 1908’de kendi arzusuyla emekli oldu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri, kitap okumanın  yanısıra, kitap toplamaya da aşırı derecede tutkundu. Tarih, edebiyat, biyografi  ve bibliyografi sahalarındaki kıymetli kitap ve vesikaları satın almadan  duramıyordu. Araştırma heyecanıyla uzak yakın demeden kitap, kitabe ve vesika  peşinde koşmaktan büyük bir zevk alıyordu. Hatta onun bazı kitapları elde etmek  için uzak diyarlara kendi imkanlarıyla gittiği veya tayinini çıkarttığı da  oluyordu. Buralarda bulduğu kıymetli eserleri mümkünse, dişinden tırnağından  arttırdığı paralarıyla satın alıyor, mümkün değilse, geceyi gündüze katarak  istinsah ediyordu. Bu derecede aşırı kitap merakı yüzünden Ali Emiri evlenip  çoluk çocuk sahibi de olamadı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Emekliye ayrıldıktan sonra  Ali Emiri, kalan hayatını İstanbul’da kitapları arasında geçirdi. Akşamları  Divanyolu’ndaki Diyarbakır Kıraathanesine gidiyor, dostları ile sohpet ediyordu.  Onun bu sohpetlerini Dr. Muhtar Tevfikoğlu şöyle anlatıyor: &#8220;Dostları dediğim,  öğrencileri, daha doğrusu öğrenci hüviyetine bürünmüş arkadaşları. Ama nasıl  öğrenciler? Her biri kendi sahasında tanınmış ilim ve fikir adamı, eser sahibi,  kalem erbabları. Sohpet dediğim de bir nevi ders. O yaşlı başlı, kelli felli  adamlar öğrenme heyecanı içinde, Emiri’nin etrafını sarmışlar, durmadan bir  şeyler soruyorlar. Bazı ilmi meselelerde tereddütlerini gideriyorlar.  Bilmedikleri kaynakları öğreniyorlar. Yeni mehazlar elde ediyorlar. Kısacası  ondan bir anlamda ders alıyorlardı.&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD"><strong><em><font size="2">Divan-ı Lugat  it Türk</font></em><font size="2">’ü Bulması</font></strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi sahaf  Burhan’dan 33 liraya satın aldı. Ancak, Ne sahafın ve ne de eseri satanın onun <em>Divan-ı Lugat it  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türk</font></a></em> olduğundan haberleri yoktu. Eğer bunun farkına  varmış olsalardı, çok daha büyük meblağlara satacakları kesindi. Daha kötüsü, bu  eser kitap avcılarının eline geçmiş olsaydı, anında yurt dışına kaçırıp  karşılığında bir servet elde etmeleri mümkündü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi böyle bir  esere malik olduğu için tarif edilemez bir mutluluk içindeydi. Çünkü, bu kitap  Osmanlı ulemasının asırlardır peşinde koştuğu &#8220;Divan-ı lügat-it Türk&#8221;ün ta  kendisiydi. Dünyada bir başka nüshası yoktu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi kitabı  satın aldığında duyduğu sevincini şu şekilde dile getirir: &#8220;Bu kitabı aldım; eve  geldim. Yemeği içmeği unuttum&#8230; Bu kitabı, sahaf Burhan 33 liraya sattı. Fakat  ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara, zümrütlere değişmem.&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Büyük bir coşku içinde  olana Ali Emiri Efendi kitabını kimseye göstermek istemedi. Hem kitabı  kıskanıyor ve hem de kaybolmasından endişe ediyordu. Devrin ünlü simaları Ziya  Gökalp ve Fuad Köprülü gibi şahıslar, Ali Emiri Efendi’nin <em>Divan-ı Lugat it  Türk</em> bulduğunu işitmiş ve görmek istemişlerse de Ali Emiri Efendi onları  kitaba yanaştırmamıştı; Kitabı sadece çok güvendiği Kilisli Rıfat Efendi’ye  gösteriyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi satın  aldığında, kitap hırpalanmış ve yıpranmış bir vaziyetteydi. Şirazeleri çözülmüş,  formaları dağılmış, sayfaları birbirine karışmış ve numaraları da yoktu. Bu  sebeple kitabın eksik mi, tam mı olduğu belli değildi. Ali Emiri Efendi bunun  tesipitini Kilisli Rıfat Efendi’ye yaptırdı. Kilisli Rıfat Efendi, iki ay  müddetle kitabı üç kere okudu. Sonunda belli olmuştu eser tamdı. Kilisli Rıfat  Efendi karışmış sayfaları yerli yerine koydu ve numaralandırdı. Ali Emiri Efendi  bu hizmeti karşılığında, Kilisli Rıfat Efendi’ye bir evini hediye etmek  istediyse de kabul ettiremedi. Kilisli Rıfat Efendi, eğer illa kendisine bir  mükafat verecekse, kitabı yayınlamasının yeterli olacağını söyledi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD"><strong><em><font size="2">Divan-ı Lugat  it Türk</font></em><font size="2">’ün neşri</font></strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ancak Ali Emiri Efendi  kitabı hemen yayınlatmak istemedi. Ali Emiri Efendi bunun için biraz taltif ve  takdir bekliyordu. Bu da ona çok görülmemelidir. Zaten atalarımız, marifet  iltifata tabidir diye boşuna dememişlerdir. Aşağıda görüleceği gibi, Ali Emiri  Efendi dünyalık ve maddi menfaatleri aşmış bir kimsedir. İsteği sadece  çevresinden takdir ve saygıdır. Bunu da fazlasıyla hak etmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Kitabın neşrini en çok da  Ziya Gökalp istiyordu. Kilisli Rıfat Efendi’ye şunları söyleyip duruyordu:  &#8220;Rıfat ben sevda bilmezdim. Fakat bu kitaba tutuldum. Görmek için ne yaptımsa  olmadı. Şu kadar var ki, cezmettim bu kitabı hem almalı, hem neşretmeliyiz. Bu  hazinenin anahtarları senin elindedir. Gel, bana yardım et. Şu kitabı  kurtaralım. Bütün Türklere armağınımız olsun. Haydi bana çaresini söyle!&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Gerçekten de Kilisli Rıfat  Efendi çareyi biliyordu. Çare, Sadrazam Talat Paşa’nın devreye girip Ali Emiri  Efendi’den kitabı neşretmesini rica etmesiydi. Ama nasıl olacaktı? Talat Paşa,  bunun için Ali Emiri Efendi’yi Babıali’ye çağırsa olmazdı veya Ali Emiri  Efendi’nin evine gitse yine olmazdı. Bunun için yalnızca bir yol vardı. Ali  Emiri Efendi’nin çok yakın dostu ve sık sık görüştüğü Adliye Nazırı İbrahim  Bey’in evine yemeğe çağrılması ve yemekler yendikten sonra Talat Paşa’nın  arkadaşlarıyla tesadüfen İbrahim Bey’in evine ziyarete gelmesi ve orada Ali  Emiri Efendi’ye iltifatlar ettikten sonra, kitabın basımına izin vermesini rica  etmesiydi. Ancak, böyle bir şeyi Sadrazam Talat Paşa kabul eder miydi? Ziya  Gökalp, İttihat ve Terrakki’nin merkez azasından yakın dostu Talat Paşa’yı buna  ikna edebileceğini söyledi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Böylece, plan tatbik  edildi. Tanıştırma esnasında ev sahibinden Emiri adını duyunca, misafirler,  başta Talat Paşa olmak üzere, birden ayağa kalktılar, ilk önce Talat Paşa  Emiri’ye doğru yürüyerek yanına geldi ve &#8220;Hay üstadı muhterem, mübarek elinizi  öpmekle kesbi şeref etmek isterim. Müsaade buyurunuz&#8221; dedi. Elini tekrar tekrar  öptü. Sonra ötekiler de aynısını yaptılar. Ali Emiri Efendi bu sahneyi daha  sonra dostlarına anlatırken &#8220;ben o gece belki 33 kere estağfrullah çektim. Ben  istiğfar ettikçe, onların aşkı artıyor, elimi eteğimi öpmek istiyorlardı. Bu  merasimden sonra, hiçbirisi oturmadı. Ayak üstünde durarak el bağladılar.  Durdular. Adeta kendimi Kanuni Sultan Süleyman zannediyor, hem de onların bu  edibane vaziyetlerinden sıkılıyor, &#8220;rica ederim, istirahat buyurun&#8221; diyordum  Nihayet oturdular. Benden müsaade alarak tarihe, edebiyata dair bir şeyler  sordular. Ben de anlattım. Teşekürlerin bini bir para&#8230;&#8221; diyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bundan sonra, Talat Paşa <em> Divan-ı Lugat it Türk</em> hakkında bilgi rica etti. Ali Emiri Efendi malumat  verdikten sonra Talat Paşa ayağa kalkarak bu muhteşem eserin yayınlanmasına izin  vermesini istedi. Ali Emiri Efendi şartlı olarak kabul etti. Ali Emiri Efendi  öne sürdüğü şarta göre, kitabı yayına Kilisli Rıfat Efendi hazırlayacaktı. Talat  Paşa onun şartını memnuniyetle kabul etti ve ayrıca kendisine yüksek bir  memuriyet teklif etti. Ancak, Ali Emiri Efendi reddetti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD"><strong><em><font size="2">Divan-ı Lugat  it Türk</font></em><font size="2"> Sadakası</font></strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Kitabın neşir çalışmaları  başlar başlamaz, Talat Paşa Ali Emiri Efendi’ye 300 lira hediye gönderdi. Ali  Emiri Efendi bu hediyeyi kabul etmeyerek şunları söyledi: &#8220;Lütfunuza,  kadirşinaslığınıza teşekkür ederim. Fakat parayı kabul edemem. Çünkü, kabul  edersem, vatani, milli bir ufacık hizmet mukabilinde para almış olacağım. Bu ise  vicdanıma ağır gelen bir şeydir. Bundan dolayı, size teşekkür ile beraber parayı  da iade ediyorum. Siz parayı muhtaç olan birkaç namuslu aileye dağıtırsanız, ben  size müteşekkir kalacağım gibi Cenabı Hakk da memnun olur. Bu sadakanın adı da <em>Divan-ı Lugat it Türk</em> sadakası olsun.&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2">Kilisli Rıfat Efendi’nin  kitaba gösterdiği muazzam özen</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Kilisli Rıfat Efendi kitabı  yayına almak için aldı. Almasına aldı, ama kitabı koyacak bir yer bulamadı.  Kitabı kaybetmekten müthiş endişe duyuyor, emniyetli yer bulmak için  çırpınıyordu. Önce umumi kütüphaneye götürdü. Müdür şiddetle itiraz etti:  &#8220;Yüzlerce okuyucu gelip gidiyor. Biri alıp giderse ben ne yaparım, alamam&#8221; dedi.  Bunun üzerine Vefa Okulu’na götürdü. Okulun demir kasası vardı. Müdür Akif Bey  &#8220;aman aman&#8221; diyerek mesuliyeti kabul etmek istemedi. Oradan Maarif  muhasebecisine gitti. Muhasebeci Sıtkı Bey de demir kasasına koymayı kabul  etmedi. Matbaa-i Amire’nin kasasına koymak istedi. Müdür Hamit Bey, &#8220;Ne  söylüyorsun. Bizim matbaa ahşaptır. Bir yangın olur da, kitap yanarsa beni  astıracak mısın? Kabul etmem, ne yaparsan yap&#8221; dedi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Sonunda Kilisli Rıfat  Efendi’nin eseri bir çanta içinde evde saklamaktan başka çaresi kalmadı. Duvara  koca bir çivi çakarak oraya astı. Çocuklarını devamlı surette karşısında nöbete  dikti. Yangın halinde, önce bu çantanın kurtarılmasını istedi. Geceleri ise  çantayı yastığının altına koyarak yattı. Bir buçuk yılda kitabın basımı  tamamlandı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Kilisli Rıfat Efendi’nin  kitabın elyazmasından matbaa için hazırladığı defterler, günümüze ulaşmıştır.  Millet Kütüphanesi’nin emekli müdürlerinden ve kendisiyle evinde görüştüğümüz  Mehmet Serhan Tayşi, bu defterlerin iki cilt halinde ciltlenmiş bir biçimde  Arkeoloji Müzesi Kütüphanesi’nde gördüğünü söylemektedir. Onun fikrine göre,  Matbaa-i Amire’nin o dönemdeki bu defterlerin tarihi öneme sahip olduğunun  bilincindeki sorumluları ciltleyerek kütüphaneye teslim etmiş olmalıdırlar.  Böylece, büyük bir duyarlılık örneği sergilemişlerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD"><em><font size="2">Divan-ı Lugat it  Türk</font></em><font size="2"> için en veciz değerlendirmelerden birini yine Ali  Emiri Efendi yapmıştır: &#8220;<strong>Bu kitap değil, Türkistan ülkesidir. Türkistan  değil, bütün cihandır</strong>. Türklük, Türk dili bu kitap sayesinde başka  revnak kazanacak.&#8221; Bir başka sözünde ise, &#8220;Türk dilinde şimdiye kadar bunun gibi  bir kitap yazılmamıştır. Bundan sonra da yazılamaz. Bu kitaba hakiki kıymeti  verilmek lazım gelse, cihanın hazineleri kafi gelmez.&#8221; demektedir.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi  kitaplarını milletine bağışlıyor</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri bütün hayatı  boyunca büyük fedakarlıklarla topladığı çok kıymetli el yazması kitap ve  vesikaları karşılıksız olarak milletine armağan etmiştir. Bunun için Fatih’teki  Feyzullah Efendi Medresesi’ni kütüphaneye çevirtmiş ve kitaplarını buraya  bağışlamıştır. Bütün ısrarlara rağmen kütüphaneye kendi adını verilmesini  reddetmiş ve kütüphanenin adının &#8220;Millet Kütüphanesi&#8221; olmasını istemiştir. Bu,  onun milletine hizmet aşkının en somut bir göstergesidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bugün bile yüzlerce kişinin  her gün ziyaret ettiği bu kütüphaneyi Ali Emiri 4.500’ü el yazması, 12 bin  kadarı matbu toplam 16.500 kadar kitabı bağışlayarak kurmuştur. Bu kitaplar  arasında çok kıymetli kitap ve vesikalar mevcuttur. Divan-ı Lugat-it Türk de  onlardan biridir. Zamanında Macar İlimler Akademisi <em>Divan-ı Lugat it Türk</em>’ü  satın almak için 10 bin altın teklif ettiğinde, Ali Emiri Efendi hiç tereddüt  etmeden reddetmiş ve şu cevabı vermişti: &#8220;Ben kitaplarımı milletim için  topladım. Dünyanın bütün altınlarını önüme koysalar, değil böyle bir kitabı,  herhangi bir kitabımın tek bir sayfasını dahi satmam.&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Buna benzer ve hatta daha  cazip başka bir satın alma teklifi de Fransa’dan geldi. Fransızlar Ali Emiri  Efendi’ye tüm kitapları için 30 bin altın ve ayrıca onun adına Paris’te bir  kütüphane, yüksek maaş, kendisine özel hizmetkarlar teklif ettiler. Ali Emiri  Efendi bunu da şiddetle reddetti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Milletinin kültür mirasının  korunmasında böylesine çok büyük hassasiyetler gösteren, her türlü maddi  menfaatleri hiç düşünmeden elinin tersiyle iten Ali Emiri Efendi, üç gün süren  bir hastalıktan sonra, 23 Ocak 1924’te Fransız hastahanesinde vefat etti.  Mezarı, Fatih türbesi avlusundadır. Kendisini Kaşgarlı Mahmud’un doğumunun 1000.  yılı vesilesiyle rahmetle anıyoruz. Mekanı cennet olsun! Milletine karşılıksız  hizmet eden Ali Emiri Efendi’yi de milletinin sonsuza dek unutmayacağı  muhakkaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD"><strong><font size="2">Abdûlvâhap  KARA</font></strong><font size="2"><br />
<strong>Kaynak:</strong> </font>  <font color="#000000" size="2"> http://www.haberakademi.com/default.asp?inc=makaleoku&amp;hid=2086</font></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turku-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/">Divan-i Lugat’it Türk’ü Bulan Ali Emiri Efendi, Ziya Gökalp ve Talat Paşa</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turku-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değişen Türkçemiz&#8230;</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/degisen-turkcemiz-gecmisten-gunumuze-turk-dilinin-turkcenin-degisimi/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/degisen-turkcemiz-gecmisten-gunumuze-turk-dilinin-turkcenin-degisimi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Oct 2007 22:43:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Degisen Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Gecmisten Gunumuze Turkce]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Degisimi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/degisen-turkcemiz-gecmisten-gunumuze-turk-dilinin-turkcenin-degisimi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değişen Türkçemiz&#8230; &#160; Yıl: 1965 &#8220;Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım. Nasıl bir edâ takınacağıma hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı.Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle &#8216;akşam-ı şerifleriniz hayrolsun&#8217; dedim.&#8221; Yıl: 1975 &#8220;Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.Ne yapacağıma karar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/degisen-turkcemiz-gecmisten-gunumuze-turk-dilinin-turkcenin-degisimi/">Değişen Türkçemiz…</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Değişen  Türkçemiz&#8230;</font></strong></p>
<p align="center"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2015/03/turkcekullanimi.png" height="121" width="218" /></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="left"> <font face="Maiandra GD"><span class="postbody"> <span style="color: blue; font-weight: 700"><font size="2">Yıl: 1965</font></span><font size="2"><br />
&#8220;Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım. Nasıl bir edâ takınacağıma hükûm  veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir  gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı.Üstümü başımı  toparladım, kendinden emin bir sesle &#8216;akşam-ı şerifleriniz hayrolsun&#8217; dedim.&#8221;</font></span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><span class="postbody"><font size="2"><br />
</font></span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><span style="color: brown; font-weight: 700"> <font size="2">Yıl: 1975</font></span><font size="2"><br />
&#8220;Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.Ne yapacağıma karar veremedim,  heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum, yüzünde  beni rahatlatan bir gülümseme vardı. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin  bir sesle &#8216;iyi akşamlar&#8217; dedim.&#8221;</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><span style="color: green; font-weight: 700"> <font size="2">Yıl: 1985</font></span><font size="2"><br />
&#8220;Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım. Nitekim ne yapacağıma hükûm  veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa bir süre sonra  kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı.  Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle &#8216;hayırlı akşamlar&#8217; dedim.&#8221;</font></font></p>
<p><center>[ad1]</center><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font><font face="Maiandra GD"><span style="color: indigo; font-weight: 700"> <font size="2">Yıl: 1995</font></span><font size="2"><br />
&#8220;Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım. Fenâ hâlde kal geldi yâni. Ama bu iş  bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim. Manitayı  tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle &#8216;selâm&#8217; dedim.&#8221;<br />
<span style="color: darkred"><br />
<strong>Yıl: 2006</strong></span><br />
&#8220;Âbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yâni. Oğlum bu iş bizi kasar  dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumları yâni. Ama concon muyum ki ben, baktım  ki o da bana kesik. Sarıl oğlum dedim, bu manita senin.. &#8216;Hav ar yu yavrum?&#8217;</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><span style="color: red; font-weight: 700"> <font size="2">Yıl: 2026</font></span><font size="2"><br />
&#8220;Ven ay vaz si hör, ben çok yâni öyle işte birden. Off, ay dont nov âbi yaa. Ama  o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita. &#8216;Hay beybi..'&#8221;</font></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/degisen-turkcemiz-gecmisten-gunumuze-turk-dilinin-turkcenin-degisimi/">Değişen Türkçemiz…</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/degisen-turkcemiz-gecmisten-gunumuze-turk-dilinin-turkcenin-degisimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>9</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kunoş ve Türk Dili</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/kunos-ve-turk-dili/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/kunos-ve-turk-dili/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Oct 2007 21:41:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ignacz Kunos]]></category>
		<category><![CDATA[Kunos]]></category>
		<category><![CDATA[MAcar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkolog]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/kunos-ve-turk-dili/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kunoş ve Türk Dili Macar bilginlerinden Profesör Kunoş, tüm yaşamını dilimizi ve edebiyatımızı incelemekle geçirmiştir. &#8220;Türk Halk Edebiyatı&#8220; eserinde, Türkçeye karşı duyduğu sevgiyi şöyle anlatır: TÜRK DİLİ Bir varmış, bir yokmuş. Allah&#8217;ın kulu çokmuş; ben daha çok genç bir şehir mekteplisi iken orta halli bir amcam varmış. Bu adam, makinistlik edermiş. Yaz aylarında, taşralarda gezer, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/kunos-ve-turk-dili/">Kunoş ve Türk Dili</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Kunoş ve Türk  Dili</font></strong></p>
<p align="center"> <img loading="lazy" decoding="async" src="https://fc01.deviantart.com/fs10/i/2006/127/2/3/Turks_by_nocturnalCharm.gif" alt=""https://fc01.deviantart.com/fs10/i/2006/127/2/3/Turks_by_nocturnalCharm.gif" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor." height="50" width="90" /></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Macar bilginlerinden Profesör Kunoş, tüm  yaşamını dilimizi ve edebiyatımızı incelemekle geçirmiştir. <strong>&#8220;<font color="#000000">Türk  Halk Edebiyatı</font>&#8220;</strong> eserinde,  <font color="#000000">Türkçe</font>ye karşı duyduğu sevgiyi şöyle anlatır:</font></p>
<p><center><strong><font style="font-size: 15pt" face="Maiandra GD">TÜRK DİLİ</font></strong></p>
<p></center><font face="Maiandra GD" size="2">Bir varmış, bir yokmuş. Allah&#8217;ın kulu  çokmuş; ben daha çok genç bir şehir mekteplisi iken orta halli bir amcam varmış.  Bu adam, makinistlik edermiş. Yaz aylarında, taşralarda gezer, çiftliklerde  harman savurtur ve makinelere bakarmış. Günlerden birgün, henüz on yedi yaşında  olduğum sırada, Buğdan memleketinden yeni dönen bu amcam, bizi ziyarete geldi.  Hoşbeşten sonra, kahve ve çubuk içerek gezdiği memleketlerin türlü türlü  âdetlerini, söyledikleri dilleri birer birer anlatırken : &#8220;<em><strong>En ziyade  beğendiğim insan cinsi  <font color="#000000">Türk</font>, en kolay öğrendiğim insan dili Türkçe&#8217;dir</strong></em>&#8221;  dedi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Meğer o vakitler, Buğdan memleketi Türk  hükmü altında imiş. &#8220;<strong><em>Bu, dediğiniz  <font color="#000000">Türk</font> lisanı nasıldır?</em></strong>&#8221; diye  sordum. &#8220;<strong><em>Hem söylenişi güzel hem öğrenmesi kolay bir dildir</em></strong>&#8221;  cevabını aldım. Güzelliğinin ve kolaylığının neden ibaret olduğu sualine cevap  olarak: &#8220;<strong><em>Telâffuzu bizim Macar lisanı, ahengi bizim dilimizdeki  ahenk gibi olup sözlerinin çoğu da lisanımızda var.</em></strong>&#8221; dedi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Sordum: &#8220;<strong><em>Meselâ, ne gibi?</em></strong>&#8221;  &#8220;İşte onların kapısı, bizde kapu, onların elması, arpası, teknesi, baltası,  bizde de alma, arpa, tekne, baltadır. Türk bekârı, civanı, Macarca betyar, jivan.  Bıçak, Macarca&#8217;da bıçaktır, çizme, çızma, papuç, papuç, kalpak, kalpag;  Türklerin devesi, delisi, haracı, katranı, bizde teve, deli, haraç, katran&#8217;dır.  Onlarda kepenk, bizde köpöniyek; onlarda pide, bizde pite; onların sarması,  dolması bizde de sarma, dolmadır. Koçana, levende, mahmura, ormana, keçiye, biz  de koçan, levent, memur, orman, keçke deriz. Tabur, Macarca tabur. Tepsi, tepsi,  tezek teözek&#8217;dir. Onlarda cep, bizde jip, ata, atıya, ana, anıya, tavuk, tiyok,  aslan, aroslan, bağa, baka, boğa, boka, çadır, şador, çalı, çalıt; çarık, şarok,  çok, şok, küçük, kiçi, kazan, kazan, koç, koç, dana, tino, kendir, kender,  toklu, toklu, satıcı, satuç, sakal, sakal, öküz, öküz&#8230; ve bunlara benzer daha  neler neler&#8230;&#8221;</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Amcam iki yüzden ziyade kelime sayıp  söylerken, zaten evvelden beri pek ziyade lisan meraklısı olduğumdan merakım  gayet arttı. Amcam:</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
<center><!--adsense#reklam_336x280--></center></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;<strong><em>Oğlum, Lâtince, Rumca  öğreneceğine Türkçe öğren;  <font color="#000000">Türk</font> milleti bize en yakın olduğu gibi Türk  dili de bizim dilimize pek yakın bir dildir</em></strong>&#8221; dedi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Amcamın bu sözleri üzerine, derin derin  düşünmeye başladım. Vakitler de, masallardaki gibi tez geçer. Şehrimizin  lisesini ikmal edip tam kırk altı sene evvel doğduğum yer olan şehirden Peşte  Üniversitesi&#8217;ne gittim. Türk lisanının o zamanki hocası Avrupa şarkiyyununun en  meşhuru bizim üstat Vamberi idi. Peşte&#8217;ye gelişimin birinci haftasında meşhur  muallimin talebesi oldum ve Türkçeyi öğrenmeğe başladım. Vamberi&#8217;nin derslerine  üç sene devam edip Türkçe&#8217;den başka Uygurca, Tatarca, Çağatayca&#8217;ya da çalıştım.<br />
Günlerden bir gün, Peşte sokaklarını gezerek, lâle ve sümbül biçerek Tuna suyu  içerek fesli bir tacire, Türkiye&#8217;den henüz gelmiş bir şekercinin dükkânın¬da  çattım. Dükkân da minimini bir yerdi. Selâm ve kelâmdan ve zar zor Türkçe  görüştükten sonra, hem şekerini yedik, hem konuşmaya başladık.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">O, benim pepeli Türkçemden ne kadar  hazzediyorsa, ben de onun Türkçe konuşmasından o derece lezzet alıyordum. Oh!  şimdiye kadar hiç görmediğim, hiç tanımadığım lokumlar, türlü türlü ezmeler ne  âlâ imiş! Âdeta şekercinin tatlı mallarının tiryakisi oldum. Bu, benim tatlı  meşguliyetimden başka Türk lisanına daha ziyade heves edip onu konuşmama da  yardım etti. Bir gün muallim efendiye:</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">— <em>Acaba Türk milletinin halk edebiyatı  var mı?</em> diye sordum. Muallim:<br />
— <em>Bildiğime göre, pek yok! dedi.</em> Ben:</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">— <em>Ya, Ahmet Vefik Paşa&#8217;nın «<font color="#000000">Atalarsöz</font>ü»  denilen mecmuası, ya Nasrettin Hoca&#8217;nın bütün dünyada meşhur ve bütün garp  lisanlarına tercüme edilen fıkraları halk edebiyatı sayılmaz mı?</em> diye  sordum.<br />
— <em>İşte Türklerin halk edebiyatı bu kadardır, başkasını bilmiyorum</em>,  cevabını verdi.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">— Efendim, bildiğime göre dünyanın hiçbir  milleti, vahşilik halinde bile olsa, putlara bile tapsa, ister<font color="#000000"><br />
</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">  <font color="#000000">Müslüman</font>, ister Hıristiyan olsun, halk  edebiyatsız olamaz.  <font color="#000000">Allah</font>&#8216;ın kullarının halk edebiyatı zaten halkın  düşünüşüdür, dudaklarının gülüşüdür, ruhunun eğlencesidir, dertlerinin  feryadıdır. Tefekkürlere kalsa, tefekkürdür, gamı varsa, gamının yarasıdır.  Bahtları varsa bahtlılığının gülü, sümbülüdür, Türk halkı düşünmez mi?  Köylüsünün ah ve vahı göğe çıkmaz mı? Bahçesindeki gülünün rengi kokusu yok mu?  Bülbüllerinin figanı yok mu? Hâsılı Türklerin halk edebiyatı yok gibi dersiniz,  inanmam. Vallahi inanmam, billahi inanmam.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><strong><font style="font-size: 15pt" face="Maiandra GD">KUNOŞ</font></strong></p>
<p><strong><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">İgnacz Kunoş  Kimdir?</font></strong></p>
<p><strong><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><br />
</font></strong></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">1862 yılında doğdu. Macar yazar ve  Türkolog. Kunoş, Türk halk bilimi üzerine yaptığı bir dizi çalışma ile tanındı.  1885 yılında ülkemizi ziyaret ederek Anadolu&#8217;yu dolaştı ve derlemeler yaptı.  Derlediği yüzlerce atasözü, hikaye, masal, şarkı, türkü, bilmece ve maniyi İki  cilt halinde yayınladı. Kunoş, Türk halk edebiyatımızın Batı ülkelerine  tanıtılmasında öncü oldu. 1945 yılında vefat etti.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2">Eserleri:</font></strong><font size="2"><br />
Türk Halk Edebiyatı, Türk Halk şarkıları, Türk Dili, Adakale Masalları adlı  eserleri Batı ülkelerinde basıldı. Türkçe&#8217;ye de kazandırılan bu eserlerden Türk  Masalları, İki cilt halinde basıldı.</font></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/kunos-ve-turk-dili/">Kunoş ve Türk Dili</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/kunos-ve-turk-dili/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Türkçe ?</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/neden-turkce/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/neden-turkce/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Oct 2007 10:35:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Aksit]]></category>
		<category><![CDATA[Neden Turkce]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/neden-turkce/</guid>

					<description><![CDATA[<p>1988 yılında New York’tan Minneapolis’e uçuyorum. Yanımdaki koltuğa boynuna bir portatif teyp, başına da kulaklıklar takmış genç bir adam oturdu. Teybin sesi oldukça açık. Dım tıs, dım tıs, dım tıs, kulaklıklardan dışarı taşıyor. Genç de aynı zamanda kendini müziğe kaptırmış, elleri ile bacaklarına vurarak tempo tutuyor: “tik tak, tik tak, tik taka tak”. İlk yarım [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/neden-turkce/">Neden Türkçe ?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1988 yılında New York’tan Minneapolis’e uçuyorum. Yanımdaki koltuğa boynuna bir portatif teyp, başına da kulaklıklar takmış genç bir adam oturdu. Teybin sesi oldukça açık. Dım tıs, dım tıs, dım tıs, kulaklıklardan dışarı taşıyor. Genç de aynı zamanda kendini müziğe kaptırmış, elleri ile bacaklarına vurarak tempo tutuyor: “tik tak, tik tak, tik taka tak”. İlk yarım saati “dım tıslar” ve “tik takalar” ile geçirdik. Sonra genç birden bana doğru dönerek “hi, how are you doing?” (nasılsın) diyerek konuşmayı açtı. Ben “iyiyim, ya sen?” deyince genç meraklı bir şekilde “New York’lu değilsin galiba” diye sordu. “Yok, Hollanda’da oturuyorum, Türk’üm” der demez, genç gözlerini fal taşı gibi açarak “Yeah, ben de Türk’üm yahu” diyerek omzuma bir şaplak patlatmaz mı? Çok şaşırmıştım tabii. Annesi ve babası Türk’müş. Amerika’ya yerleşmişler. Çocuklarına Türkçe öğretmemişler. “Türkiye ile ilgili ne biliyorsun” diye sorunca genç bir süre kaşlarını çatarak düşündü. Sonra birden heyecanlanarak yarı Amerikanca yarı Türkçe “tahin pekmez, tahin pekmez” diye haykırdı. İkimiz de birden kendimizi tutamayarak kahkahayı basmıştık.</p>
<p>Bu olay içimde bir takım çelişik düşüncelerin fırtına gibi esmesine neden olmuştu. Bir taraftan, gayet normal Amerika’ya yerleşmişler, ne var bunda diyor, diğer taraftan da bu gencin mutlaka kaybettikleri bir şeyler olmalı diye ısrar ediyordum. Yıllar önce yaşadığım ve sakinleştiğini zannettiğim bu fırtına Hollanda hükümetinin Türkçe derslerini kaldırması ile tekrar canlandı. Ama bu sefer kararlıyım. Türkçenin elden gitmesinin çok büyük bir kayıp olduğunu kendime ispat edeceğim. İşte 7 gerekçe:</p>
<h2>1. Türkçenin yaygın bir dil olması</h2>
<p>Her şeyden önce Türkçe çok geniş bir alanda konuşulan bir dil. Gittiğim birçok ülkede Türkçe sayesinde kurduğum ilişkilerin sıcaklığını hala içimde duyarım. Örneğin, 1993 yılında bir davet üzerine gittiğim Sydney’ de, bir alış veriş merkezinde gezerken, tesadüfen oradan geçen Türklerle tanışmış, hemen bir çevre oluşturarak nasıl saatlerce tatlı tatlı sohbet etmiştik.</p>
<p>Sadece Sydney’de mi? Hiç unutmam, 1995 yılında trenle Berlin’e gidiyordum. Karşımda oturan yaşlı şahıs “yakın zamana kadar Gürcistan’da oturuyordum” diye söze başlamıştı. Gürcistan’da asırlardır yaşayan Alman azınlıklardanmış. Almancanın yanında hangi dilleri konuştuğunu sorunca Gürcüce, Azerice, Kazakça ve Rusça diye sıralamıştı. Şaşkınlığımı görünce bana açıklamak zorunluluğunu duyarak: “İkinci Dünya Savaşı’na kadar Gürcistan’da kendi köyümüzde yaşıyorduk. Çevremizde hep Azeri köyleri olduğu için Gürcücenin yanında Azerice de öğrenmiştim. Ancak savaştan sonra tüm köy Kazakistan’a sürüldü. Orada da Kazakçayı öğrendim. Yıllar sonra tekrar köyümüze dönmemize izin verdiler. Almancayı bırakıp tatlı tatlı Türkçe olarak konuşmamıza devam ettik. Yaşlı şahıs: “Aslında Kazakça da Türkçedir. Yumurta yerine cumurta dersen olur biter”. Ben “oralardan bir şey özlüyor musunuz?” diye sorunca yaşlı şahıs gözleri dolarak “özlemem mi heç, kadim dostluk özlemişem men” demişti. Berlin’e gelince birbirimize baba oğul gibi sarılıp ayrılmıştık.</p>
<p>Son zamanlarda üniversitemize Kazakistan’dan, Özbekistan’dan öğrenciler gelmeye başladı. Türkçe ile çok güzel ilişkiler kuruyoruz. Özbek öğrencimiz Hamburg’a staja gitmişti. Stajını tamamladıktan sonra beni ziyaret ettiğinde: “Hocam, ne güzel, Hamburg hep kardeşlerimizle dolu, kendimi hiç yabancı hissetmedim” demişti.</p>
<h2>2. Türkçenin Avrupa Birliği’nin ortak dili olması</h2>
<p>Ne var bunda, gittiğin her yerde Türkçe konuşanları bulmuşsun diyebilirsiniz. Öyle değil. Dün Leuven Üniversitesi’nde jüri üyesi olduğum Filistinli bir öğrencinin doktora savunmasına katılmıştım. Savunmadan sonra verilen resepsiyonda orada okuyan Filistinli öğrencilerle konuşuyorduk. Filistinli öğrencilerden birisi “Avrupa Birliği’nin ortak dili nedir?” diye bir soru ortaya attı. İngilizce mi? Filistinli öğrenci itiraz etti. ”Evet, birçok kişi İngilizce biliyor ama İngilizce okulda öğrenilen bir dil. Kısacası evde konuşulan ortak dili kastediyorum”. Sonra biraz da şaşırarak Avrupa Birliği’nin ortak dilinin Türkçe ve Arapça olduğunun farkına vardık. Orta ve Kuzey Avrupa ülkelerinde en çok konuşulan azınlık dilinin Türkçe, Güney Avrupa ülkelerinde ise Arapça olduğunu kaç Avrupalı politikacı biliyor acaba?</p>
<h2>3. Türkçenin ekonomik gücü</h2>
<p>Ayrıca Türkçe bilmek Avrupa Birliği’nin Türkiye ile gelişen ticari ilişkilerinde de önemli bir rol oynayabilir. Türkiye’nin şu veya bu, yüzde yedi civarında büyüme hızı var. İleride ticari ilişkiler daha da artacak. Burada yetişen gençler Hollanda ile Türkiye arasındaki ticari ilişkilerde bir köprü vazifesi görebilirler. Üstelik Türkçe bilmek firmaların Orta Asya ülkeleri ile ilişkilerinde de yararlı olabilir. Geçenlerde bir öğretmen dostum anlatmıştı. Türkiye ile yoğun ticari ilişkileri olan bir firmaya elaman alınacakmış. Birçok başvurunun içinden Türkiye ile olan ilişkilerini göze alarak Türk adayı seçmişler.</p>
<h2>4. Türkçenin zenginliği</h2>
<p>Türkçe olarak söylenen, yazılan ve okunan bu kadar eser var. Müziğimizi ele alalım. Ne kadar çeşitli: Türk halk müziği, Türk klasik müziği, Türk sanat müziği, Türk pop müziği. Ayrıca kantolar, ilahiler ve daha neler, neler. Bir müziği sevmek için o müziğin sözlerini anlamak gerekmeyebilir diyebilirsiniz. Tarkan’ın Avrupa’da nasıl ün yaptığını buna örnek olarak verebilirsiniz. Bu iddiaların ne kadar geçersiz olduğunu yine Tarkan’dan dinleyin:</p>
<p>“seni gidi fındık kıran, yılanı deliğinden çıkaran,<br />
kaderim püsküllü belam, yakalarsam..”</p>
<p>Haydi çevirin bu sözleri istediğiniz dile, eğer çevirebilirseniz. Hem sadece Tarkan’dan ibaret değil ki bizim müziğimiz. Dede Efendimiz var, Minür Nurettin Selçuk’umuz var, Zeki Müren’imiz var, Emel Sayın’ımız var, Aşık Veysel’imiz var, İbrahim Tatlıses’imiz var, Mahsun Kırmızıgül’ümüz var, Sezen Aksu’muz var, var oğlu var.</p>
<p>Edebiyatımız da çok zengin. Türkçenin inceliklerini kullanarak edebiyatımız çeşitli konuları nasıl da işlemiş. Masama doğru yürüyorum. Elime geçen ilk Türkçe kitabı açıp her hangi bir yerinden okuyorum: “Efendim, dostça ve arkadaşça karşılıklı görüşmeye, sohbet denir” diyor yazar. Sonra yazar şöyle devam ediyor: “İnsanı tekâmül basamaklarında yükselten, içini ışıtan, aydınlatan, nurlandıran, ona bir yaşama sevinci veren, onu güzelleştiren, onu yücelten sohbetlere gönül sohbeti denir” [4]. Ne güzel bir yazar, ne güzel bir söz, ne güzel bir dil.</p>
<p>5. Ana dili eğitiminin önemi</p>
<p>Efendim, Türkçe bilen çocuklar Hollandacayı zor öğreniyorlarmış. Göçmen çocukların okullarda başarısızlığının temel nedeni de buymuş. Bence Türkçeye karşı öne sürülen en saçma iddia bu. Önce şunu anlamamız gerekiyor [1]: Okulda başarısız olan öğrenciler ailelerinin sosyal konumundan dolayı mı başarısızlar, yoksa Türkçe konuştuklarından dolayı mı? Dünyanın neresinde kırsal kesimden göç etmiş ve az düzeyde eğitim almış ailelerin çocukları, göç ettikleri toplumun “normal” şartlarında yetişmiş çocukları ile aynı oranda başarılı olabilmişler? Sosyoloji bilimini yeniden mi yazmak istiyorlar acaba?</p>
<p>Ayrıca, Hollandacayı ve Türkçeyi su gibi konuşan binlerce gencimiz var. Son yapılan çalışmalar, göçmen çocuklarının üniversite ve yüksek okullara katılma oranının arttığını gösteriyor zaten [2]. Üstelik birçok dil uzmanı da ana dilin kişinin gelişmesi için çok önemli bir unsur olduğu görüşünde [3]. Düşünün bir kere, İngilizceyi bilmem kaç yaşında ikinci dil olarak öğrenen belki milyonlarca insan var. Bunlardan birçoğu ilerlemiş yaşlarında Amerika’ya göç edip Amerika da en yüksek yerlere gelebiliyorlar. Hollanda toplumunun ve dilinin de aynı esnekliği kazanması gerekir. Eğer Hollandaca sonradan öğrenilemeyecek bir nesne ise, hemen ameliyata alınıp düzeltilmesi gerekir.</p>
<h2>6. Müslümanlığı Türkçe kaynaklardan öğrenmenin kolaylığı</h2>
<p>Müslümanların içinde Türklerin önemli bir yer aldığı kesin. Yıllarca batılılar Müslümanların tümüne Türk demişler. Türkler Müslümanlığa gönülden inanmış, Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Mevlana gibi ermiş kişilerin katkılarıyla inançlarını bu güne kadar sevgiyle taşımışlar. Öyle ki Türkçe, halkımızın inancını en öz ve en güzel yorumladığı bir dil haline gelmiş. Bakın Yunus inancını ne güzel özetlemiş:</p>
<p>“Severim ben seni candan içeri,<br />
Yolum vardır bu erkandan içeri”.</p>
<p>Sonra Yunus şöyle devam etmiş:</p>
<p>“Beni bende demen, bu ben değilim,<br />
Bir ben vardır bende, benden içeri”.</p>
<p>Dinimizin Türkçe bilenlere öğretilmesi pek kolaydır. Neden kolaylık varken zorluğu seçelim?</p>
<h2>7. Azınlık hakkı olarak Türkçe</h2>
<p>Bir dostuma Türkçenin gerekliliği üzerine görüşünü sormuştum. Yanıtı kısa ve açıktı: “Türkçe öğrenmek senin azınlık hakkın [3]. Eğer öğrenmek istersen, öğrenebilmelisin”. Ah elbette, neden Türkçe şu, bu diye nefes tüketiyorum. Haklarımızı istiyoruz, o kadar. Sonra dostum şöyle devam etmişti: “Asimilasyon arzusu duygusal bir harekettir, rasyonel değil. Bu duygunun ülkelerine zararlı olabileceği onları pek ilgilendirmez”.</p>
<p>Öyle ya, biz Erasmus’u, Spinoza’yı, Huygens’i, Rembrandt’ı, Jan Vermeer’i, Annie M.G. Schmidt’i, Harry Mulisch’i, Zangeres Zonder Naam’ı, Marco Borsato’yu tanıyor ve takdir ediyoruz. Ama siz bizim ne kadarımızı tanıyorsunuz? Biz Türkçesiz yarım insanız diyorsak her halde bir şeyler bildiğimiz için söylüyoruz. Ne kadar da az biliyorsunuz?</p>
<p><strong>Şimdi ne yapmalı?</strong></p>
<p>Düşüncelerim beni Eindhoven’da öğrenci olduğum günlere götürdü. Türklere gönüllü olarak yıllarca elektronik ve bilgisayar dersleri vermiştim. Bir gün yardım istemek için Hollandalı bir yetkiliyi ziyaret ettiğimde, karşımdaki şahıs ırım gırım ediyor, bütçede parası olduğu halde yardım etmek istemiyordu. Dün gibi hatırlıyorum, karşımda oturan şahısa heyecanla bakarak: “Beyefendi, ben size bütçenizi amacı doğrultusunda harcamak için kolaylık göstermek istemiştim. Ancak, siz yardım etmek istemiyorsanız hiç önemli değil”. Sonra elimi cebime atarak cebimdeki üç beş kuruşu masanın üstüne atmış ve “Ben öğrenciyim, fakir olabilirim. Boş vaktimde çalışır, para kazanır ve kazandıklarımı kardeşlerime bildiklerimi öğretmek için harcarım. Siz bizi ne sandınız?” diye haykırmıştım.</p>
<p>Türkçe derslerini kaldırırlarsa kaldırsınlar. Biz hepimiz beraberce daha iyisini yaparız. Aramızda varsa yapmacık küskünlüğü atar, Türkçe için gönül birliği ederiz. Hollanda çapında bir eğitim derneği kurarak çarşamba öğleden sonraları, cumartesi ve pazar günleri, ne zaman gerekirse Türkçe derslerimizi kendimiz veririz. Lütfen aşağıdaki İnternet sitesine bakınız:</p>
<p>http://turkce-icin-el-ele.nl</p>
<p>Bu site kampanyaya katılmak isteyenleri bir araya getirmek için kurulmuş. Haydi şimdi herkes Türkçe için el ele!</p>
<p>Kaynaklar</p>
<p>[1] http://www.uvt.nl/nieuws/persberichten/2000/0900/001299.html</p>
<p>[2] Crul et al. Kleurrijk Talent, Instituut voor Migratie- en Etnische Studies, Universiteit van Amsterdam, 2002.</p>
<p>[3] G. Extra and K. Yagmur, Language diversity in multicultural Europe: Comparative perspectives on immigrant minority languages at home and at school, Management of Social Transformations MOST. Discussion Paper 63. http://www.digischool.nl/tu/community/ stellingen.htm</p>
<p>[4] Sabri Tandoğan, Gönül Sohbetleri”, Gönül Sohbetleri Dizisi. No. 1. 1994, Ankara.</p>
<p>Kaynak: Mehmet Akşit<br />
http://turkce-icin-el-ele.nl/</p>
<p><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/" class="btn btn-danger btn-lg btn-block">Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön!</a></p>
<p>Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/neden-turkce/">Neden Türkçe ?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/neden-turkce/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
