<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zeynep Korkmaz | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/zeynep-korkmaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 May 2018 13:09:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Zeynep Korkmaz &#8211; (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/zeynep-korkmaz-biyografi-hayati-kim-kimdir/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/zeynep-korkmaz-biyografi-hayati-kim-kimdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 17:23:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kim Kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[Z]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hayati]]></category>
		<category><![CDATA[Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Şairlerin Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sanatçıların Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Ünlülerin Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarların Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz Kimdir Hayatı Biyografisi Yaşamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/zeynep-korkmaz-biyografi-hayati-kim-kimdir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zeynep Korkmaz (Hayatı &#8211; Biyografisi) Prof Dr. Zeynep Korkmaz&#8217;ın kendi kaleminden hayatı: &#160; 5 Temmuz 1922 tarihinde Yusuf Hüsnü (Dengi) ile Şefika Dengi&#8217;nin üçüncü çocukları olarak Nevşehir&#8217;de doğmuşum. &#160; Babam Yusuf Hüsnü, Konya ve İstanbul medreselerinde öğrenim gördükten sonra İzmir-Urla, Karaburun ve Turgutlu yörelerinde üzüm, incir ticareti ile uğraşan, İstiklal Savaşı yıllarında da Nevşehir&#8217;de bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/zeynep-korkmaz-biyografi-hayati-kim-kimdir/">Zeynep Korkmaz – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#0099cc"><strong><span style="font-size: 22pt"> Zeynep Korkmaz<br />
</span></strong></font> <font color="#c0c0c0"><span style="font-size: 8pt; font-weight: 700">(Hayatı &#8211;  Biyografisi)</span></font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"> </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Prof Dr. Zeynep Korkmaz&#8217;ın kendi kaleminden hayatı:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">5 Temmuz 1922 tarihinde Yusuf Hüsnü (Dengi) ile Şefika Dengi&#8217;nin üçüncü  çocukları olarak Nevşehir&#8217;de doğmuşum.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Babam Yusuf Hüsnü, Konya ve İstanbul medreselerinde öğrenim gördükten sonra  İzmir-Urla, Karaburun ve Turgutlu yörelerinde üzüm, incir ticareti ile uğraşan,  İstiklal Savaşı yıllarında da Nevşehir&#8217;de bir süre öğretmenlik yapan bir  kimsedir. Ben ailemin &#8216;tekne kazıntısı&#8217; diye adlandırdığı son çocuğu olduğum  için, rahmetli ablam Naciye Dörkol ile aramızda 20 yaş, ağabeyim Kemal Dengi ile  de 16 yaş fark vardır. Ailem köken itibarıyla ana ve baba tarafından büyük  dedelerimizin XVIII. yüzyıl başlarında Toroslardan göç ederek Nevşehir&#8217;de  yerleşen bir Türkmen ailesine dayanır. Nevşehir&#8217;de oturdukları yer de Türkmen  mahallesidir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"></font></p>
<table style="border-collapse: collapse" align="left" border="0" bordercolor="#111111" cellpadding="0" cellspacing="0" height="250" width="250">
<tr>
<td height="267" width="173"><center><!--adsense#reklam_250x250--></center></td>
</tr>
</table>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Benim yaşam çizgimde ve öğrenim hayatımda başlıca üç dönem vardır. Bunlar 1-6  yaşları arasında Nevşehir&#8217;de, 7-18 yaşları arasında Urla ve İzmir&#8217;de, 18  yaşından günümüze kadar da Ankara&#8217;da geçen dönemlerdir. Bu dönemleri daha  doğrusu öğrenimde geçen yıllarımı şöylece özetleyebilirim:<br />
1929-1934 yılları arasında Urla Birinci İlkokul öğrenciliği, 1934-1940 arası  İzmir Kız Lisesinde ortaokul ve lise öğrenciliği, 1940-1944 arasında Ankara  Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı  Bölümünde üniversite öğrenciliği 1945&#8217;ten başlayarak da akademik yaşamda geçen  yıllar.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">İlkokuldan üniversiteyi bitirinceye kadar geçen yıllar benim öğrenim hayatımın  çok başarılı yılları olduğu için, fakülteyi bitirdikten sonra, yakın ilgi  duyduğum akademik yaşama adım attım. Daha fakülte öğrenciliğim sırasında  hocalarımın teşviki ile Yücel ve Ülkü dergilerinde &#8216;Gençliğin Düşünceleri&#8217;,  &#8216;Hüseyin Rahmi Gürpınar&#8217;ın Fikir Cephesi&#8217;, Süleyman Kazmaz&#8217;ın Seninle adlı  romanın değerlendirmesi, &#8216;Balıkesir&#8217;in Dursunbey İlçesinde Sohbet Baranası&#8217; gibi  bazı yazılarım yayımlanmıştır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Rahmetli hocam İbrahim Necmi Dilmen&#8217;in isteği üzerine yayımladığım Tanzimat  Edebiyatı Ders Notları da bunlar arasındadır. Ama benim asıl amacım bilimsel  çalışmalara adım atmaktı. Bu isteğim gerçekleşti ve 1 Ocak 1945 tarihinde Dil ve  Tarih-Coğrafya Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne ilmî yardımcılık  görevi ile atandım. Daha o yıllarda Fakültede boş asistanlık kadrosu  bulunmadığı, ben de Fakülteyi burslu bitirdiğim için, bugün kendilerini rahmetle  andığım Prof. Necmettin Halil Onan, Prof. Dr. Saadet Çağatay, Prof. Dr.  Abdülkâdir İnan gibi değerli hocalarım benim için bu yolu uygun bulmuşlardı.  Daha sonra Fakülteye birkaç asistanlık kadrosu verilince, 1948 yılında açılan  asistanlık sınavını kazanarak 16.12.1948 tarihinde Türk Dili asistanlığına  atandım.<br />
16 Ocak 1949 tarihinde Ankara Devlet Konservatuvarında tarih öğretmeni ve müdür  yardımcısı olan rahmetli eşim Mehmet Korkmaz&#8217;la evlendim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1950 yılının sonuna doğru, Güneybatı Anadolu ağızlarından derlediğim metinlere  dayanarak hazırladığım Güney-Batı Anadolu Ağızları: Ses Bilgisi (Phonetique)  adlı doktora tezi ve 30.12.1950 tarihindeki tez savunmam ile bana (pekiyi)  derece ile &#8216;edebiyat doktoru&#8217; unvanı verildi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Akademik hayatımın bundan sonraki yılları da dolu dolu ve başarılı geçmiştir.  Verdiğim doçentlik sınavları, birinci, ikinci dil sınavları doçentlik ve  profesörlük tezleri ile 12.11.1957 tarihinde doçentliğe, Şubat 1964 yılı başında  da Üniversite Senatosunun ve daha üst makamların onayından geçen profesörlüğe  yükseltildim.<br />
1954 yılı başında Fakülte kontenjanı ile Almanya&#8217;ya gönderildim. Hamburg  Üniversitesine bağlı Institut für Kultur und Sprache der Vorderen-Orients&#8217;te  ünlü Türkolog Prof. Dr. A. von Gabain ile ünlü Altaist Prof. Dr. Omeljan Pritsak&#8217;ın  yanında misafir asistan olarak çalıştım. Genel Fonetikçi Prof. Dr. von Essen&#8217;in  derslerine devam ettim. 1955 yılı Temmuzunda yurda döndüm. Daha sonra 1965-1966  yıllarında bir süre de Avrupa kitaplıklarındaki yazma eserler üzerinde araştırma  yapmak için British Council bursu ile İngiltere&#8217;ye, Alexander von Humboldt  Vakfı&#8217;nınverdiği araştırma bursu ile de Almanya&#8217;ya gittim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Akademik yaşamımın içinde yer alan başlıca resmî ve idari görevlerim şunlardır:<br />
1957-1963 yılları arasında iki kez Fakülte Profesörler Kurulunda &#8216;Doçent  Temsilciliği&#8217;; 1958-1960, 1966-1968, 1972-1974 yılları arasında Fakülte Yönetim  Kurulu üyeliği; 1974-1978 yılları arasında Ankara Üniversitesi Senatörlüğü;  1971-1983 yılları arasında ek görevle Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve  Edebiyatı Bölümü ile aynı Üniversitenin Mezuniyet Sonrası Fakültesinde yüksek  lisans ve doktora dersleri verme; 1974-1981 yılları arasında Kültür Bakanlığı  Kültür ve İhtisas Komisyonu üyelikleri ve bir süre Millî Kültür dergisi  redaktörlüğü;<br />
1981-1983 yılları arasında Ankara Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Türk Dili  Bölümü Başkanlığı ile Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde  Yeni Türk Dili Ana Bilim Dalı Başkanlığı, Eylül 1983-1987, 1987-15 Mayıs 1990  tarihleri arasında Yüksek Öğretim Kurulu üyeliği; 5 Ocak 1989-15 Mayıs 1990  tarihleri arasında YÖK Başkan Vekilliği. Bundan sonra yaş sınırından emeklilik  ve emeklilikten sonra yine YÖK&#8217;te 15 Mayıs 1992&#8217;ye kadar Başkan Danışmanlığı.<br />
1 Ocak 1991 tarihinden başlayarak iki yıl süre ile Gazi Üniversitesi Sosyal  Bilimler Enstitüsünde sözleşmeli profesörlük.<br />
1941-1980, 1983-2002 yılları arasında Türk Dil Kurumu asli üyeliği; Yönetim  Kurulu, Bilim Kurulu üyelikleri, 1983&#8217;ten başlayarak Gramer Bilim ve Uygulama  Kolu ve Yürütme Kurulu Başkanlığı ile 1997 yılında başlayan Türkiye Türkçesi ve  Tarihî Devirler Yazı Dilleri Gramerleri Projesi Başkanlığı, TDK Atatürk ve Türk  Dili Çalışma Grubu Başkanlığı ile öteki bazı çalışma grupları üyelikleri.  Bunlara yerli ve yabancı öteki bazı bilim kurum ve kuruluşlarındaki üyeliklerim  de eklenebilir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ortak yaşamımız boyunca kendisine çok şey borçlu olduğum eşim Mehmet Korkmaz&#8217;ı  1984 yılında kaybettim.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1950 ve 1957 doğumlu Gültekin ve İltekin adlı iki oğlum, Ender Burak ve Ceylân  Zeynep adlı iki torunum vardır. Oğullarım 1983 yılından beri mesleklerini  Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde yürütmektedirler.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eserleri</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Prof. Dr. Zeynep Korkmaz&#8217;ın, Türk Dili&#8217;nin çeşitli alanlarında yazılmış 16  kitabı, 250&#8217;ye yakın araştırma yazısı vardır. Araştırma yazıları (makaleleri)  &#8216;Türk Dili Üzerine Araştırmalar&#8217; adlı kitapta toplanmıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kitap hâlindeki yayınları</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Güney-Batı Anadolu Ağızları Ses Bilgisi (Fonetik)<br />
Fuzulî&#8217;nin Dili Hakkında Notlar (S. Olcay&#8217;la birlikte)<br />
Türkçede Eklerin Kullanılış Şekilleri ve Ek Kalıplaşması Olayları<br />
Türk Dilinin Tarihi Akışı İçinde Atatürk ve Dil Devrimi<br />
Nevşehir ve Yöresi Ağızları<br />
Sadrü&#8217;d-din Şeyhoğlu, Marzubânnâme Tercümesi<br />
Cumhuriyet Döneminde Türk Dili<br />
M. Kemal Atatürk, Nutuk<br />
Gramer Terimleri Sözlüğü<br />
Atatürk ve Türk Dili 1<br />
Bartın ve Yöresi Ağızları<br />
Türk Dili Üzerine Araştırmalar<br />
Atatürk ve Türk Dili 2<br />
Gramer Terimleri Sözlüğü<br />
Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi)<br />
Türk Dili Üzerine Araştırmalar<br />
</font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"> </font> <font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt; font-weight: 700"><font color="#808080">|</font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> » Biyografiler &#8211; Kim Kimdir Sayfasına Dön! «</a><font color="#c0c0c0"> </font> <font color="#808080">|</font></span></font></p>
<p align="center"> <span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</font></strong></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: 8pt"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografi</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografiler</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Yaşam Öyküleri</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/biyografiler-kim-kimdir/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Kim Kimdir?</font></a><font color="#ffffff">, </font> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Biyografi/" style="text-decoration: none"> <font color="#ffffff">Biyografi</font></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/zeynep-korkmaz-biyografi-hayati-kim-kimdir/">Zeynep Korkmaz – (Biyografi, Hayatı, Kim Kimdir?)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/zeynep-korkmaz-biyografi-hayati-kim-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati&#8217;t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2007 00:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Divani Lugatit Turk]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Geel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ouz Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati&#8217;t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz) 1. Ansiklopedik bir sözlük olan Divanu Lûgat-it-Türk, kültür tarihimiz için olduğu kadar, Türk dili tarihi için de önemli bir kaynaktır. Biz, bugün Türk dilinin metinlerle ulaşılamayan bazı karanlık noktalarının aydınlatılmasında veya karşılaştırmalı dil çalışmalarında yer yer Divanu Lûgat-it-Türk&#8216;teki kayıtlara dayanmakta ve ondan [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/">Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati’t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"> <span style="font-size: 18pt; font-weight: 700">Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme  Süreçleri ve Divan-u Lügati&#8217;t Türk<br />
</span></font><font color="#ff6600"> <span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">(Prof. Dr. Zeynep Korkmaz</span></font></font><font color="#ff6600" face="Maiandra GD"><span style="font-size: 12pt; font-weight: 700">)</span></font></p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">1</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">.  Ansiklopedik bir sözlük olan <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>, kültür tarihimiz için  olduğu kadar, Türk dili tarihi için de önemli bir kaynaktır. Biz, bugün Türk  dilinin metinlerle ulaşılamayan bazı karanlık noktalarının aydınlatılmasında  veya karşılaştırmalı dil çalışmalarında yer yer <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;teki  kayıtlara dayanmakta ve ondan büyük ölçüde yararlanmaktayız. Yaptığımız bilgi  şöleni ile yazılışının 925. yılını kutladığımız <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>,  üzerinde duracağımız konu bakımından da bir dönüm noktası oluşturmaktadır.  Çünkü, Oğuzlar ve Oğuzca hakkındaki en eski toplu bilgileri <em>Divan</em>&#8216;dan  öğreniyoruz. Kaşgarlı Mahmud, eserinde yer yer yalnız Oğuzlar ve Oğuz ili  hakkında değil, aynı zamanda Oğuz Türkçesi hakkında da oldukça geniş bilgiler  vermiştir. Yeri düştükçe verilen bu toplu ve dağınık bilgileri, yapılan  açıklamaları bir araya getirdiğimizde, Oğuzcanın XI. yüzyıldaki durumu hakkında  genel bir birikime sahip olabilmekteyiz. Kaşgarlı Mahmud&#8217;un Karahanlı (Hakaniye)  Türkçesi bir yana, öteki Türk lehçelerine oranla Oğuzcaya vermiş olduğu bu geniş  yer, yalnız Oğuzların XI. yüzyıldaki genel durumunu belirlemekle kalmamış;  dolayısıyla Oğuzcanın XI-XIII. yüzyıllar arasındaki gelişme sürecine de ışık  tutarak bir anahtar vazifesi görmüştür.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Biz <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;ün  yazılışının 900. yıl dönümü dolayısıyla daha önce hazırladığımız &#8220;Kaşgarlı  Mahmud ve Oğuz Türkçesi&#8221; adlı bir yazımızda Oğuz Türkçesinin <em>Divan</em>&#8216;daki  ses ve şekil bilgisi özelliklerini ele aldığımız için, bugün, konuya yalnız  yukarıda belirtilen husus, yani Oğuzcanın XI-XIII. yüzyıllar arasındaki gelişme  sürecinin tespitinde <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;ün yeri açısından eğilmek  istiyoruz.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">2.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  Bilindiği gibi Oğuzcanın bir yazı dili olarak varlığını ortaya koyması oldukça  geçtir. Başlangıcı, Oğuzların Anadolu&#8217;da kurdukları Anadolu Selçuklu Devleti&#8217;nin  sonlarına rastlar. Selçuklu Devleti&#8217;nin resmî dili Farsça olduğu için XIII.  yüzyılın ikinci yarısında yazılmış olan eserler de nitelik bakımından daha çok  halka seslenen basit içerikli dinî eserlerdir. Selçukluların devamı  niteliğindeki Anadolu Beylikleri döneminde ise, Oğuz Türkçesi artık çok yönlü  yüzlerce telif ve tercüme eserlerle olgunluğa erişmiş bir yazı dili durumuna  gelmiştir. <em>Eski Anadolu Türkçesi</em> veya <em>Eski Türkiye Türkçesi</em> diye  adlandırdığımız bu dönem XIII-XV. yüzyıllar arasını kaplar.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuzlar VI. yüzyıldan  beri tarih sahnesinde oldukları ve Orta Asya&#8217; da kurulmuş Türk devletleri içinde  önemli bir etnik kol oluşturdukları hâlde, lehçelerinin bir yazı diline  dönüşmesinin bu kadar gecikmiş olması, her hâlde, onların tarih sahnesine  bağımsız bir siyasî varlık olarak çıkamamış, bağımsız bir devlet kuramamış  olmalarıyla ilgilidir. Ama Oğuz Türkçesine ait birtakım belirtiler ve bazı  özellikler, Köktürk ve Yenisey Yazıtları&#8217;ndan beri de bilinmektedir. Bu bakımdan  Oğuzcanın tarihî gelişme sürecini, onların tarih sahnesindeki etnik, siyasî ve  sosyal durumlarına koşut olarak birbirinden farklı üç ayrı döneme ve dolayısıyla  üç aşamaya ayırmak uygun olacaktır. Bunlar:</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">1. VI-XI. yüzyıllar  arasındaki dönem,</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">2. XI-XIII. yüzyıllar  arasındaki dönem,</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">3. XIII. yüzyıldan  sonraki dönemler.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Konumuza giriş  yapabilmek için önce birinci dönem üzerinde kısaca duralım:</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">3.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  VI ve XI. yüzyıllar arasını kaplayan ve Türk dili tarihinde Eski Türkçe diye  adlandırılan dönemde, Oğuzlar, sosyal ve etnik varlıklarını Köktürk (552-745),  Uygur (745-840) ve Karahanlı (912-1212) Türk devletlerinin coğrafyasında, siyasî  bakımdan onlara bağlı ve zaman zaman da bu devletler üzerinde önemli etkiler  yaparak sürdüregelmişlerdir. Gerek Orhun ve Yenisey Yazıtları&#8217;ndaki kayıtlardan  gerek bu konuda yapılan araştırmalardan, Oğuzların VII. yüzyılın ilk yarısında <em>Yenisey</em> bölgesindeki <em>Barlık </em>ırmağı yörelerinde, VII. yüzyılın  ikinci yarısından sonra da <em>Tula </em>ırmağı boylarında ve Ötüken yöresinde  oturdukları bilinmektedir. Köktürk yazıtlarında Türk ve Türk olmayan öteki etnik  unsurlar yanında çeşitli vesilelerle yer yer Oğuzların da adı geçmektedir.  Köktürk Kağanlığının Oğuzlarla ilişkisi ise, kimi zaman gergin ve savaşlı olmuş;  kimi zamanlarda da kağanlığın sadık bir metbuu derecesine yükselmiştir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuzların,  Köktürklerin yerini alan Uygurlar döneminde de Orhun ırmağı bölgesinde  yaşadıkları ve Uygurlarla Köktürk döneminde olduğu gibi, kimi zaman dostluk  ilişkileri içinde oldukları, kimi zaman da savaşlar yaptıkları bilinmektedir.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuzlar Karahanlılar  döneminde de sahnede olmuşlar ve varlıklarını Karahanlıların batısındaki sınır  bölgelerinde sürdürmüşlerdir. IX-XI. yüzyıllar arasındaki dönemde, Oğuzların  Aral gölü kuzeyindeki steplerde ve Seyhun (Sirderya) ırmağının iki yakasında  oturduklarını, tarihî ve coğrafî kaynakların verdiği bilgilerden öğreniyoruz. Bu  Oğuzların daha X. yüzyılda <em>Sirderya</em> (Öküz ırmağı) boylarında ve <em>Aral  gölü</em> kıyılarında <em>Yenikent</em> merkez olmak üzere bir <em>Yabgu Devleti</em>  kurduklarını da biliyoruz. X-XI. yüzyıllar arasında Yenikent&#8217;e ilâve olmak  üzere, <em>Haare</em>, <em>Cend</em>, <em>Sepren</em> (<em>Sabran</em>, <em>Savran</em>), </font><em><font face="Maiandra GD">Suğnak</font></em></span><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">, <em>Karnak</em>, <em>Karaçuk</em> (<em>Fârab</em>) şehirlerini de kurmuşlardır.  Oğuzların XI. yüzyılda batıda <em>Hazar denizi</em> kıyısındaki <em>Mangışlag</em> (<em>Siyah  Kûh</em>) adını verdikleri yarımadayı ele geçirip orada yerleştikleri de  bilinmektedir. Bu bölgedeki Oğuzlar kısmen göçebe kısmen de yüksek kültürlü bir  yerleşik hayata geçmiş bulunuyorlardı. Oturdukları yerlerde bir yandan <em> Maveraünnehir</em>&#8216;in yerli halkı ile karışmakta, bir yandan da <em>Karahanlı</em>, <em>Yağma</em>, <em>Çiğil</em>, <em>Argu</em> ve <em>Karluklar</em> ile komşuluk  ilişkilerini devam ettirmekte idiler.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuz Türklerinin  lehçelerine gelince: VI-XI. yüzyıllar arasındaki dönemde Oğuzlar nasıl bağımsız  bir devlet kuramamışlar ise, Oğuzcaya dayalı bir yazı diline de sahip  olamamışlardır. Ancak, Eski Türk yazıtlarında olsun, Uygur ve daha sonraki  döneme ait eserlerde olsun yer yer Oğuzcanın yazı dillerine ve yazılı eserlere  yansımış belirtilerini ve bazı özelliklerini de bulmak mümkündür. Bilindiği gibi  Türkçe, VI-XI. yüzyılların Türk devletleri olan Köktürk, Uygur ve Karahanlılar  dönemlerinde, yer, zaman ve kültür alanı ayrılıklarına, kelime hazinesindeki  bazı farklılaşmalara rağmen, genel yapısı itibarıyla yine de birbirinin devamı  niteliğinde tek bir kol hâlinde ilerlemiştir. Bu bakımdan Oğuzcanın VI-XI.  yüzyıllar arasındaki dönemi esas itibarıyla sisli bir perdeyle örtülmüş  bulunmaktadır. Ne var ki, bu dönemdeki Türk devletlerinin sınırları içinde  birbirinden farklı etnik unsurların yer almış ve bunlara ait dil özelliklerinin  yer yer yazı diline de yansımış olması, yazıtlarda olsun meydana getirilen  yazılı eserlerde olsun birtakım lehçe veya ağız ayrılıklarının doğmasına yol  açmıştır. Nitekim W. Radloff, Orhun Yazıtları yanında, merkezi Turfan olan geniş  bir alanda daha başka edebî bir dil olduğunu ve bu edebî dilin daha sonraki bir  sıra Türk lehçelerine temel oluşturduğunu yazmıştır. Rus Türkologlarından S. E.  Malov da Yenisey ve Orhun Yazıtları&#8217;ndaki lehçe ayrılıkları ile eski Kuzey  Oğuzcasının etkisine işaret etmiştir. A. von Gabain ise, Eski Türkçe döneminde,  bugüne kadar hangi kavmî unsurlara ait olduğu tespit edilemeyen beş ayrı  lehçenin izleri bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Uygur yazmalarında olduğu  gibi, Orhun ve Yenisey Yazıtları&#8217;nda da lehçe ayrılıkları yüzünden bir dil  birliğinin bulunmadığına işaret etmiştir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Köktürk ve Uygur  ülkelerinde yukarıda belirtildiği üzere, Oğuzlar da önemli bir yer tuttuklarına  göre, Eski Türkçe döneminde Oğuz lehçesi ile ilgili bir kısım özelliklerin de  kendini göstermesi olağandır. Bizim bu konuda metinler üzerinde yaptığımız bir  araştırma, özellikle Yenisey ve Orhun Yazıtları ile Uygurcanın <em>n </em>lehçesi  metinlerinde belirtiler veya genel eğilimler hâlinde birtakım Oğuzca  özelliklerin de yer aldığını ortaya koymuştur. Daha sonraki yüzyıllarda,  Karahanlı dönemini temsil eden bir eserde de Oğuzcanın belirgin izlerine  rastlanmaktadır. Rus Türkologlarından A. K. Borovkov&#8217;un araştırmalarına göre,  Oğuzcanın etkisi, daha eski bir Oğuz-Türkmen edebî an&#8217;anesinin varlığını  gösterecek biçimde <em>Anonim Kur&#8217;an Tefsiri&#8217;</em>nde de yer almıştır. Demek  oluyor ki, VI-XI. yüzyıllar arasındaki gelişme sürecinde, Oğuz lehçesi temelde  bir sis perdesine bürünmekle birlikte, yine de birtakım özelliklerini o devir  eserlerine yansıtmış bulunmaktadır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">4.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  Gelelim Oğuzcanın tarihî gelişme sürecindeki ikinci aşamaya, yani XI-XIII.  yüzyıllar arasındaki döneme. Bizi <em>Divanu Lûgat-it-Türk </em>bakımından asıl  ilgilendiren de bu dönemdir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Türklerin İslâmlığı  kabulünden sonra Oğuzların siyaset sahnesindeki yıldızları da parlamaya  başlamış; daha sonraki tarihî olayların da ortaya koyduğu üzere, Orta-Asya Türk  dünyasının batı kesiminde ve İslâm dünyasında çok önemli bir yer tutmuşlardır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><center>[ad#reklam_336x280]</center><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Yukarıdaki  açıklamalar sırasında, Oğuzların X. ve XI. yüzyıllarda <em>Sirderya</em> ırmağının  iki yakasında önemli şehirler kurarak büyük ölçüde yerleşik hayata geçtiklerine  de işaret edilmişti. Kaynaklar XII. yüzyılda bu şehirlere <em>Barçınlıg-Kent</em>, <em>Eşnas</em>, <em>Uzkent</em> ve <em>Sırlı-Tam</em> gibilerinin de eklendiğini  bildiriyor. Tarihçilerimiz, <em>Divanu Lûgat-it-Türk</em>&#8216;ün ve öteki İslâm  kaynaklarının pek çok Oğuz şehirlerinin varlığından söz etmelerini, Oğuzların  büyük bir bölüğünün yerleşik hayat yaşamaları ile ilgili bulmuşlardır. Faruk  Sümer de Oğuzların önemli bir kısmının oturak yaşayışa geçmesinde İslâmlığı  kabullerinin büyük etken olduğunu belirtmiştir. Kaşgarlı Mahmud&#8217;un da belirttiği  gibi, yerleşik yaşayışa geçmiş olan Oğuzların yüksek kültürlü bir şehir hayatı  vardı. Ama hemen şunu da belirtmek gerekir ki, <em>Sirderya</em>&#8216;nın iki yakasında  şehirli Oğuzlar ile birlikte göçebe Oğuzlar da yaşamaktadır. Hatta Kaşgarlı,  göçebe Oğuzların yerleşik yaşayıştaki Oğuzları alaya alarak onlara <em>yatuk </em> (tenbel) dediklerini, bunların şehirlerden dışarı çıkmadıklarını ve savaş  yapmadıklarını kaydetmiştir.</font></span><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Öte yandan XI.-XIII.  yüzyıllar arası, Oğuzların Aral gölü kuzeyindeki steplerden güneye Harezm ve  Sirderya bölgelerine sürekli olarak göç ettikleri bir dönemdir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Bu Oğuzlardan bir kısmı  büyük gruplar hâlinde Harezm yolu ile Horasan üzerinden Yakın Doğu&#8217;ya uzanarak  oralardaki Selçuklu Devletlerinin kuruluşunu hazırlamışlardır. Bilindiği gibi XI.-  XIII. yüzyıllar arasında Harezm bölgesinin Türkleşmesinde, bazı Türk boyları  yanında Kıpçaklarla birlikte Oğuzların da büyük etkisi olmuştur. Görülüyor ki,  bu dönemdeki Oğuz nüfuzu yalnız Sirderya kuzeyindeki steplerden başlayarak  Sirderya, Maveraünnehir, Harezm, Horasan bölgelerinde kalmamıştır. XI. yüzyılda  Büyük Selçuklu Devletinin batıya yaptığı göçler ve fütuhatlarla, bu nüfuz  Azerbaycan ve Irak üzerinden Abbasi Devletinin başkenti ve devrin büyük kültür  merkezi Bağdat’a kadar uzanmıştır. Aslında Kaşgarlı Mahmud’un, eserinde Oğuzlara  ve Oğuzcaya bu denli geniş ve ağırlıklı bir yer vermiş olmasının sebebi de,  onların bu dönem Türk dünyasındaki yayılma durumları ile orantılıdır. XI.  yüzyıldan XIII. yüzyıla doğru uzanan bir dönemde, Orta-Asya Türk dünyasının  siyasal ve sosyal yapısında bu denli önemli bir yer tutmuş olan Oğuzların dil  bakımından boşlukta kalmış olmaları imkânsızdır.<center><!--adsense#reklam_336x280--></center></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">5.</span></font></strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  Konuya dil tarihi açısından baktığımız zaman XI.-XIII. yüzyıllar arasındaki  dönemde özellikle XII. ve XIII. yüzyıllarda Harezm bölgesinin yeni yazı  dillerinin oluşmasına kaynaklık ettiğini ve bir beşik vazifesi yaptığını  görüyoruz. Bu bölgede bir yandan, ileride Çağataycaya temel oluşturan Karahanlı  Harezm Türkçesi temelinde bir yazı dili kurulurken bir yandan da Batı  Türkçesinin kuzey kolunu oluşturan Kıpçak Türkçesi ile güney kolunu oluşturan  Oğuz Türkçesi ilk şekillenmelerine başlamış görünüyor.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Oğuz Türkçesinin  doğrudan doğruya kendi lehçe özelliklerine dayalı metinleri en erken XIII.  yüzyıl sonlarında ortaya konduğuna göre, acaba bundan önceki yüzyıllarda Oğuz  lehçesi ne durumda idi? Bu dönemde Eski Anadolu Türkçesinin kuruluşuna öncülük  eden bir geçiş dönemi yaşanmış mıdır? Yaşanmışsa, dil yapısı nasıldı?</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Takdir olunur ki, bir  yazı dilinin kurulması kolay değildir. Hele Oğuzca gibi uzun yüzyıllar konuşma  dili olarak süregelmiş bir lehçede bu durum daha da önemlidir. Zamana bağlı  tarihî, sosyal ve etnik şartların gerekli kıldığı bir ön hazırlık devresinden  geçmesi olağandır. Durumun aydınlanabilmesi için de tarihî olayların seyrine  bağlı gelişmeler ile dil tarihinin ortaya koyduğu veriler birlikte  değerlendirilmelidir.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Orta Asya’da XI.-XIII.  yüzyıllar arasındaki dönemde Karahanlı Türkçesi ortak yazı dili durumunda  olduğuna göre, Oğuzların yerleşik ve üstün kültür düzeyindeki şehirli kesimi,  ilk yüzyıllarda her hâlde bu yazı dilini benimsemiş olmalıdır. Öte yandan XI-XIII  yüzyıllar arasında Oğuzların Orta Asya’nın batı kesiminde geniş bir alana  yayıldıkları, geçirdikleri tarihî seyir ve Sirderya boylarında yerleşik Oğuzlar  ile göçebe Oğuzların iç içe yaşamış olmaları, gibi hususlar ile Oğuzların kendi  lehçe yapısındaki bazı değişme ve gelişmeler dikkate alınınca, XI-XIII.  yüzyıllar arasındaki Oğuz Türkçesinin, yerleşik, şehirli Oğuzların aracılık  ettiği, Karahanlı Türkçesi ile Oğuzca özellikler arasında olacağını tahmin etmek  güç değildir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">6.</span></font></strong><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">  Bugün elimizde yazılış tarihleri belli veya belli olmayan ve taşıdıkları dil  özelliklerine göre XII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIII. yüzyılın ilk yarısına  giren birkaç eser vardır. </font><em><font face="Maiandra GD">Behçetü’l hadaik,  Ali’nin Kıssa-i Yûsuf’u, Kudurî Tercümesi, Kitab-ı Güzîde, Kitabu’l feraiz </font></em></span><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">ve  kitaplıklarda henüz yazma hâlinde bulunan bazı eserler gibi. Bilindiği üzere bu  eserlerde Eski Anadolu Türkçesinden farklı olarak Oğuzcaya ait dil özellikleri  ile Karahanlı yazı diline ait özellikler iç içe girmiş ve <em>olga bolga</em> dili  diye adlandırılan bir “karışık dilli eserler” sorunu ortaya çıkmıştır. Bu  karışık dilin ne ifade ettiği konusunda da birbirinden farklı iki temel görüş  ortaya atılmıştır. Bunlardan biri, bu türlü eserlerdeki dil karışıklığını bu  eserlerin farklı lehçe alanlarına mensup müstensihler tarafından kopya  edilmesine veya Horasan’dan göç etmiş göçmenlerin, Doğu Türkçesi ile Batı  Türkçesi arasında bocalamalarından kaynaklanan şahsî ve anorganik etkilere  bağlayan görüştür. Merhum Reşit Rahmeti Arat ve Sadettin Buluç, biz ve Mustafa  Canpolat bu eserlerdeki dilin bir geçiş dönemini temsil ettiği görüşündeyiz (Şeyyat  Hamza vb.’nin Doğu Türkçesinde yazılmış şiirlerindeki durumu bununla  karıştırmamak gerekir). Ancak böyle bir görüşün geçerlik kazanması, konunun  tanıklayıcı örneklere bağlanmasını gerekli kılmaktadır. İşte bu noktada bize  Kaşgarlı Mahmud’un Oğuzca için verdiği bilgiler yardımcı olmaktadır. </span> </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Karışık dilli  eserlerde yer alan özellikler ile Kaşgarlı Mahmud’un Oğuzca için verdiği  özelliklerin yan yana getirilmesi, aralarında genel bir ortaklık ve koşutluk  olduğunu ortaya koymakta; Oğuzcanın XI.-XIII. yüzyıllar arasında böyle bir geçiş  süreci yaşadığını göstermektedir. Şimdi durumu Karahanlı yazı dili ile Eski  Anadolu Türkçesi arasında ayraç (kriter) oluşturan bazı özellik ve örneklere  dayanarak açıklamaya çalışalım:</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">1. Kaşgarlı eserinin  Oğuzcaya ayırmış olduğu bölümünde, lehçe ve ağız ayrılıklarından söz ederken,  “asıl kelimede değişiklik az olur, Değişmeler ancak birtakım harflerin yerine  başka harfler gelmesi yahut atılması yüzündendir” (Terc. c. I, s. 30-31)  dediğine göre, Oğuzcanın Karahanlı Türkçesine oranla gösterdiği ayrılıkta, ses  değişmelerinin ağırlığına işaret etmiş olmalıdır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">O, yaptığı  açıklamalarda, her iki kolda ortaklaşan kelime ve şekillere dokunmamıştır.  Tahsin Banguoğlu <em>Divan</em>’da Oğuzca diye gösterilen 265 kelime tespit  ettiğine göre, bunun dışında pek çok kelimenin her iki lehçede de ortak olduğuna  hükmedilebilir. Nitekim <em>Divan</em>’da yer alan <em>on, ün, ögüt, öküz</em>, <em> ülüş, aşuk</em> &#8220;topuk kemiği&#8221;, <em>uluk</em> &#8220;eskimiş, yıpranmış, bozuk&#8221;, <em>erük,  ogul, üzüm</em>, <em>āt</em> &#8220;ad&#8221;, <em>āē</em> &#8220;aç&#8221;, <em>üt-, ulaş-</em> vb. pek çok  kelime hiçbir kayıt olmadığı hâlde Oğuzca ile ortaklaşan sözlerdir. </font> </span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">2. <em>Divan</em>’da ön  sesteki <em>b-&gt;m</em>&#8211; değişimi açısından, Oğuzca, genellikle <em>b-</em>  yanındadır. Kaşgarlı Karahanlı Türkçesindeki <em>men </em>(ben),<em> mün</em>  &#8220;çorba&#8221;, <em>mayak</em> &#8220;pislik&#8221; şekillerine karşı Oğuzca için <em>ben, bün</em> (<em>Div.  Terc</em>. I, 31) ve <em>baynak</em> &#8220;pislik&#8221; (c. III, 175-13) şekillerini  vermiştir. Ama buna rağmen, yer yer Oğuzca olarak gösterilen <em>m</em>’li  örnekler de vardır. <em>muñar</em> &#8220;pınar&#8221; (III, 376) gibi. Oğuzca <em>bekleş-</em>  ve <em>beklet-</em> fiillerinin açıklaması yapılırken verilen cümleler <em>ol maña  at bekleşti</em> &#8220;o bana at gözlemekte yardım etti&#8221; (II., 203-204), <em>men at  beklettim</em> &#8220;ben at beklettim&#8221; (II, 341) biçimindedir. Yine Oğuzca <em>aşat-</em>  fiili için <em>ol maña aş aşattı</em> &#8220;o bana yemek yedirdi&#8221; (I, 210-4) cümlesi  kullanılmıştır. Buna daha başka örnekler de eklenebilir. Esasen <em>Divan</em>’da  ses yapısı farklı olmayan kelimeler için bir açıklama yapılmadığına göre bu  dönem Oğuzcasında ön seste <em>b</em>-’li kelimeler yanında <em>m-</em>’li  kelimelerin varlığını da kabul etmek gerekiyor.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Aynı durum karışık  dilli eserler için de söz konusudur. Mustafa Canpolat <em>Behçetü’l-hadaik</em>’ta <em>b-&gt;m-</em> açısından <em>m-’</em>li şekillerin baskın olduğunu; ancak, bunun  yanında <em>beñ</em> (228-21), <em>beñgü</em> (279-15), <em>beñiz</em> (189-9) gibi <em> b-</em>’li örneklerin de bulunduğunu kaydediyor. Buna <em>m-</em>’li şekiller için <em>men</em>, <em>maña, anuñça</em> (241-3), <em>meñiz</em> (191-1,2), <em>meñgü</em>  (163-24) ve <em>meñze-</em> (11-18, 15-2) şekillerini de ekleyebiliriz. </font> </span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Aynı durum Kudurî  Tercümesi için de söz konusudur. Eserde <em>ben </em>(15b-15), <em>benüm</em>  (43b-12), <em>beñzer</em> (41b-16), <em>bindürdüñ</em> (60a-10), <em>biñ</em> (65a-2)  vb. şekiller yanında <em>men </em>(11b-15), <em>menim</em> (36b-4), <em>munuñ</em>  (3b-11), <em>mundan</em> (6b-10), <em>meñzer</em> (5b-10) vb. şekiller de yer  almıştır. Ali’nin <em>Kıssa-i Yusuf</em>’unda da bu ikili durum göze çarpmaktadır. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">3. Ayırıcı  nitelikteki bir başka özellik de ön, iç ve son seslerdeki <em>b&gt;v</em>  değişimidir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Kaşgarlı Mahmud,  Karahanlı Türkçesinde <em>b</em> ile <em>f</em> arasında boğumlanan çift dudak <em>w</em>  ünsüzünün Oğuzlarda diş-dudak sesi <em>v</em>’ye dönüştüğünü kaydetmiş ve <em>ab&gt;av</em>  (I, 31-32) <em>eb-ev</em> (göst y.) örneklerini vermiştir. Eserin başka yerlerinde  de Oğuzca kaydıyla <em>tavar </em>“cansız mal” (I, 362), </font><em> <font face="Maiandra GD">savaş</font></em></span><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">  (II, 82), <em>savçı</em> “sözcü” (III, 325), <em>sewük</em> (I, 92), <em>sevün-</em> (III,  153), <em>yavlak</em> “kötü” (III, 43) vb. sözler yer almıştır. Bu durum <em>b&gt;v </em>değişiminin yalnız iç ve son seslerde gerçekleştiğini gösteriyor. Nitekim ön  seslerdeki <em>b</em>’ler <em>bar</em> “var”, <em>bar-</em> “varmak”, <em>bar!</em>  “git!”, <em>bardım</em> “gittim”, <em>baran</em> “varan” (I, 31, 33, 339), <em>bir-</em>  “vermek”, <em>bol-</em> “olmak” (II, 45-47 arası) gibi örnekler ile koruna  gelmiştir.</span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD"><em>Behçetü’l-hadayık</em>’ta  da ön ses <em>b</em>’leri aynı biçimde korunmuştur: <em>bar</em> (128-5, 139-19), <em> bar-</em> (105-12, 158-23), <em>barış- </em>“görüşmek, konuşmak” (29-6); <em>bir-</em>  “vermek” (70-4, 116-2) vb. Kudurî Tercümesinde de <em>bar </em>“var” (34a-17), <em> bar-</em> “varmak” (3a-6), <em>barmaga</em> (112a-7), <em>birge</em> “verecek”  (8a-12), <em>birsün</em> “versin” (64b-2), <em>bolga </em>“olacak” (53a-15), <em> bolur </em>(93b-11) gibi sözler aynı durumu yansıtmaktadır.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 10pt">4. Ön seste <em>t-&gt;d-</em>  değişimi bakımından <em>Divanu Lûgati’t</em>&#8211;<em>Türk</em>’le <em>Kudurî Tercümesi</em>  ve <em>Behçetü’l- hadaik</em> arasında zaman farkı oranında yine genel bir  paralellik gözlenmektedir. Kaşgarlı <em>t-&gt;d-</em> değişimi için: “Oğuzlar ile  onlara yakın olanlar kelimedeki <em>t-</em> harfini <em>d-</em> harfine çevirirler.  Türkler (Karahanlılar) deveye <em>tewey </em>bunlar <em>devey</em> derler” (I, 31-19  ve öt.) diyor. Bu açıklamayı XI yüzyılın ikinci yarısında <em>t-&gt;d-</em> değişimi  başlamıştı diye değerlendirebiliriz. Ama bunu, Oğuzcada kurallı bir <em>t-&gt;d-</em>  değişiminin var olduğu biçiminde yorumlamak mümkün değildir. Çünkü, eserde bu  değişimin genel durumunu açıklayacak pek çok örnek vardır. <em>t-&gt;d- </em> değişimine uğramış <em>dakı</em> “dahi, daha” (II, 195) gibi örnekler bir yana, <em> t-</em> ünsüzünü korumuş ince ve kalın sıradan daha nice örnekle  karşılaşılmaktadır. Kaşgarlı <em>tamak</em> “damak”, <em>tamar</em> “damar”, <em> tarıà</em> “darı”, <em>tavar</em> “davar”, <em>tegül</em> “değil” <em>telü </em>“deli”, <em>teñelgüç</em> “dölengeç kuşu”, <em>teriñ </em>“derin”, <em>til</em> “dil”, <em>tokı-</em>  “dokunmak”, <em>töl</em> “döl”, tön- “dönmek” vb. ince ve kalın sıradan sözleri de  “Oğuzcadır” kaydı ile verdiğine göre <em>t</em>-&gt;<em>d</em>&#8211; için yaptığı açıklamayı  kurallı bir değişim olarak kabule imkân yoktur. Bu ikili durumun, Eski Anadolu  Türkçesi yolu ile yer yer bugüne kadar bile uzandığı dikkate alınırsa, bu  dönüşümün XI. yüzyılın ikinci yarısında yeni başlamış olduğuna hükmedilebilir. </span></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Kaşgarlı’nın  eserindeki ikili durum aynı şekilde <em>d</em>-&#8216;li ve <em>t-</em>’li örneklerle  Kudurî Tercümesi’nde de görülmektedir: <em>dañ</em> “tan vakti” (15a-2), <em>dart- </em>(32b-3), <em>davar</em> (35b-14), <em>dapu</em> “hizmet” (78b-2), <em>danuk</em>  (10b-3,8), <em>daşı-</em> (39a-13), <em>dürlü</em> (40a-10), <em>dükel</em> (25b-7), <em>delü</em> (21a-3); <em>taà </em>(6a-1), <em>ti-</em> (45a-9), <em>tört</em> (7a-16), <em>taş </em>(9b-1), <em>tanuk</em> (62b-14) <em>tavar</em> (46b-12) vb.</font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD"><em>t-&gt;d-</em> değişimindeki  zaman farkının getirdiği gelişmeler dolayısıyla <em>Behçetü’l</em>&#8211;<em>hadaik</em>’ta <em>Türk</em> ve <em>tümen</em> kelimeleri dışında ince sıradan kelimelerde d-‘li  biçimin yaygın olduğu; kalın sıradan kelimelerde de ikili durum bulunduğu  belirtiliyor. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">5. Karahanlı Türkçesi ile  Oğuz Türkçesini birbirinden ayıran önemli ayraçlardan biri de ek ve hece  başlarındaki <em>à/g </em>ünsüzleri ile birden fazla heceli kelimelerin  sonlarındaki <em>à/g </em>ünsüzlerinin durumudur. Kaşgarlı <em>à/g </em>değişmesi  ile ilgili olarak <em>çumàuk&gt;çumuk</em> “ala karga”, <em>tamàak </em>“damak”, <em> tavışàan&gt;tavşan</em>, <em>baraàan&gt;baran</em> “varan, varıcı”, <em>uraàan&gt;uran</em>  “vuran” örneklerini vermiştir. (C. I-33). Eserin başka yerlerinde <em>baràan,  uràan, kuràan</em>, <em>kakılàan</em>, <em>sokulàan</em>, ayı<em>à </em>(I-79), <em> satàaş- </em>“karşılaşmak” (II, 169), <em>tuàrak</em> “tuğra” (I, 385), <em>yazıàçı </em>“yazıcı, postacı” (II, 55) vb. örneklerin de verilmiş olması, <em>g</em>  düşmesi olayının bu devirde başlamış; ancak, tamamlanmamış olduğunu gösteriyor.  Bilindiği gibi bu olayın tamamlanması XIII. yüzyıl sonlarındadır. <em>Kudurî  Tercümesi&#8217;</em>nde de<em> g </em>ünsüzünün belirtilen yerlerde ve <em>yerge </em> (6b-7), <em>erge</em> “ere” (61b-6), <em>kılàa </em>“kılacak, kılsın, kılmalıdır”, <em>bolàa </em>(61b-10)<em> bizge </em>(61b-5) <em>arıà</em> “temiz” (1b-8) <em>yatsıà </em>“yatsı vakti” (14a-6), <em>batıà</em> (64b-16) örneklerinde korunmuş; <em>dapu</em>  “hizmet” (78b-2), <em>dürlü</em> “türlü” (40a-10),<em> úamu </em>(15a-16) <em>ulu</em>  (27b-5), <em>biren</em> “veren” (54a-3) <em>başlu</em> (86a-5), <em>yazuklu</em>  “günahkâr” (108b-2) vb. örneklerde de düşmüş olması, genellikle <em>Divan</em>’a  koşut bir durumu ortaya koymaktadır. <em>Behçetü’l-hadaik</em>’ta da <em>uluà </em> (132-14), <em>úapuà </em>(82-14), <em>tapuà</em> (294-17), <em>yalàan </em>(30a-9), <em> boràu</em> “boru” (113-4), <em>eygü</em> (31-8), <em>körgemen</em> (243-8), <em> uràalar</em> &#8220;vuracaklar&#8221;(54-10), <em>ölgesi</em> “ölecek” (311-19), <em>kurtaràa</em>  “kurtaracak” (327-13), <em>yatàasın</em> (116-8) gibi <em>g</em>’li örneklere rağmen  zamanın getirdiği gelişme dolayısıyla Oğuzca özelliği baskın durumdadır. Karışık  dilli eserlere <em>olga bolga</em> dili denmesinin sebebi de ek başı <em>g</em>’lerinin  Eski Anadolu Türkçesine göre gösterdiği bu ayrıcalıktır. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">6. Kaşgarlı’nın  verdiği bilgiye göre XI yüzyıl sonlarında Oğuzlarda <em>ê&gt;y</em> değşimi <em>iêiş</em>  “tas, bardak, tencere” (I, 61, 62) <em>aêruk</em> (I, 98) gibi bir iki istisna  dışında tamamlanmış sayılabilir. Durum <em>ayaà </em>“ayak” (65a-9), <em>ayàır</em>  (541b-11), <em>ayır-</em> (23a-7), <em>ayru</em> (27a-7), <em>uyu-</em> (84a-8) gibi  örneklerle <em>Kudurî</em>’de de aynıdır. Behçet’de de <em>iêi </em>“Tanrı” ve <em> boêak </em>“boya” sözleri dışında <em>y</em>’li şekiller hâkimdir. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: 10pt"><font face="Maiandra GD">Aynı durum şekil  bilgisi özellikleri için de söz konusudur. Yukarıda sıralanan özellikler konuyu  aydınlatacak yeterlikte olduğu için daha fazla örnek vermeyi gereksiz sayıyoruz. </font></span></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Bizim vaktiyle Selçuklu  Oğuzcası veya Doğu Oğuzcası, G. Doerfer’in de Doğu Selçukçası diye adlandırdığı  bu karışık dilli dönem, Oğuz Türklerinin Anadolu bölgesinde bağımsız olarak  yerleştikten sonra kendi lehçelerine ait özellikleri konuşma dilinden yazı  diline aktarmaları ile durulmaya başlamıştır. Bu durulma eski yazı dilinden  gelme özelliklerin körleşmesi ve Oğuz lehçesine ait özelliklerin yoğunlaşması  biçiminde kendini göstermiştir. Dolayısıyla XIV. yüzyıldan başlayarak artık Oğuz  Türkçesinde tarihî gelişme sürecinin üçüncü dönemine geçilmiş bulunmaktadır.  Hatta XV. yüzyılda “<em>olga bolga</em>” dilindeki eserlerin Anadolu’da iyice  yadırganır olduğunu, Muhammed Baydur’un<em>, Kitâb-ı Güzîde</em>’yi “aydın ve  ruşen Türki’ye aktarırken” düştüğü kayıttan anlıyoruz. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font style="font-size: 10pt" face="Maiandra GD">Yukarıdan beri yapılan  açıklamalar ortaya koymuştur ki, Oğuz Türkçesi XI-XIII. yüzyıllar arasında  karışık dilli bir geçiş dönemi yaşamıştır. Bu dönemin dilinde kendini gösteren  özellikler, bazı dilcilerimizin sandığı gibi sırf eserlerin istinsah yeri  ayrılıklarından veya kişisel ağız yapılarından gelen anorganik özellikler  değildir. Belki bir dereceye kadar bu türlü etkenler de söz konusu olabilir.  Ama, bizce esas itibarıyla o günün tarihî ve sosyal şartlarının oluşturduğu  belirleyici organik özelliklerdir. Bu konuda, <em>Divanu Lügâti’t-Türk</em>’e  dayanarak yapılan karşılaştırmalar, durumu çok daha sağlıklı bir biçimde ortaya  koymakta ve öteki ihtimalleri bizce dayanıksız bırakmaktadır. Oğuz Türkçesinin  tarihî gelişme sürecinin tespitinde bir anahtar vazifesi gören ve bir dönüm  noktası oluşturan bu değerli bilgiler için Kaşgarlı’ya ne kadar teşekkür etsek  azdır. Onun aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyor ve sözlerimizi ruhu şad  olsun diyerek bitiriyoruz.</font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"><span style="font-size: 15pt"> <font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-eski-turk-dili/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. (E. Türk Dili)” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/">Oğuz Türkçesinin Tarihi Gelişme Süreçleri ve Divan-u Lügati’t Türk (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/oguz-turkcesinin-tarihi-gelisme-surecleri-ve-divan-u-lugatit-turk-prof-dr-zeynep-korkmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harf İnkılâbı (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 21:56:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Harf inkilabi]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Harf İnkılâbı (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)     Sayın Bakanlar, Sayın Milletvekilleri, Sayın davetliler, değerli meslektaşlarım.     Türkiye Cumhuriyetinin 75&#8217;inci, dil inkılâbının 66&#8217;ncı, harf inkılâbının da 70&#8217;inci yıl dönümü dolayısıyla, kültür inkılâbının ilk yapı taşı niteliğinde olan, hazırlık ve uygulama safhalarındaki çalışmaların bir kısmı bu sarayın muhteşem tarihî tablosunda gerçekleştirilen harf inkılâbı üzerinde durmak ve sizlere [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/">Harf İnkılâbı (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">Harf İnkılâbı</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 15pt" color="#ff0000"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">(Prof. Dr. Zeynep  Korkmaz</span></font><font color="#ff0000"><span style="font-size: 15pt; font-weight: 700">)</span></font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Sayın Bakanlar,  Sayın Milletvekilleri, Sayın davetliler, değerli meslektaşlarım.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Türkiye  Cumhuriyetinin 75&#8217;inci, dil inkılâbının 66&#8217;ncı, harf inkılâbının da 70&#8217;inci yıl  dönümü dolayısıyla, kültür inkılâbının ilk yapı taşı niteliğinde olan, hazırlık  ve uygulama safhalarındaki çalışmaların bir kısmı bu sarayın muhteşem tarihî  tablosunda gerçekleştirilen harf inkılâbı üzerinde durmak ve sizlere bu salondan  yine o günlerin heyecan duyguları ile seslenmek istiyorum.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bildiğiniz üzere  &#8220;harf inkılâbı&#8221; veya &#8220;yazı inkılâbı&#8221; diye adlandırdığımız bu inkılâp, Arap  alfabesi yerine Lâtin alfabesi temelindeki millî bir Türk alfabesini geçerli  kılan bir değişimin ifadesidir. Bu inkılâp 1928 yılının 8-9 Ağustos gecesinde,  ulu Atatürk&#8217;ün Sarayburnu Parkı&#8217;ndan halka yaptığı bir konuşma ile müjdelenmiş  ve bir iki ay içinde gerekli ön çalışmalar tamamlanarak 1 Kasım 1928 tarihinde,  1353 sayılı kanunla TBMM&#8217;nin onayından geçmiş ve yürürlüğe girmiştir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Harf inkılâbı,  niteliği bakımından basit bir yazı değişiminden ibaret değildir. Bu inkılâbın  sosyal yaşamımızda, dil ve kültür tarihimizde önemli bir yeri vardır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bilindiği üzere  Atatürk inkılâplarının dayandığı temel ilke, Türkiye Cumhuriyetini siyasî yapısı  bakımından olduğu gibi, sosyal yapısını şekillendiren kültür değerleri  bakımından da çağdaş bir devlet hâline getirmekti. Dolayısıyla harf inkılâbı da  millî değerlere bağlı bir çağdaşlaşmanın ifadesidir. Ayrıca, sosyal ve kültürel  alandaki öteki yeniliklere de temel oluşturan bir özellik taşımaktadır. Türk  toplumunun kendi diline, kendi tarihine sahip çıkabilmesi, eğitim birliğine ve  millî bir eğitim sistemine kavuşabilmesi, okuyup yazma öğrenmenin  kolaylaştırılması ve kültür alanındaki gelişmelerde gerekli hamlelerin  yapılabilmesi, her şeyden önce Türk ulusunun kendi dilinin özelliklerine uygun,  kolay öğrenilir bir alfabe sistemine sahip olması ile gerçekleştirilebilirdi.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Türkiye  Cumhuriyetinin temel ilkeleri ve devlet felsefesi ile bağlantılı olarak,  Atatürk&#8217;ün yazı inkılâbı konusunda dayandığı gerekçe, Arap dilinin  ihtiyaçlarından doğmuş olan Arap yazısının Türk dilinin özelliklerine aykırı  düşmesidir. Bu gerçek, ülkede okuyup yazma güçlüğü doğuruyor ve kültür  alanındaki gelişmelerin önünü tıkıyordu.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Alfabe temeline  dayanan gelişmiş yazılarda alfabeyi oluşturan işaretler veya harfler, dildeki  seslerin yazıya yansımış sembolleridir (karşılıklarıdır). Bu nedenle bir  alfabenin mükemmelliği, o alfabedeki işaretlerin dildeki sesleri ve dilin ses  yapısını karışıklığa meydan vermeyecek biçimde karşılamasına bağlıdır. Oysa,  Türkçeye uygulanan Arap harfleri, böyle bir imkânı sağlamaktan çok uzak  durumdadır. Çünkü yine hepimizce bilindiği gibi, Arap dili Hamî-Samî diller  ailesine giren bükümlü bir dildir. Bu dilde yeni türetmeler ve fıil çekimleri  sabit harflere bağlı kök durumundaki kelimelerin iç bünyelerinde meydana gelen  ünlü kırılmaları ve bunların &#8220;vezin&#8221; denilen belli gramer kalıplarına göre  genişletilmesi ile yapılır. Klâsik bir örnek olarak, ketebe &#8220;yazdı&#8221;, kâtib  &#8220;yazan&#8221;, mekteb &#8220;okuyup yazma yeri&#8221;, mektûb &#8220;yazılmış şey&#8221; gibi şekiller  gösterilebilir. Türkçe ise Altay dil ailesine bağlı, eklemeli (agglutinant,  iltisaklı) bir dildir. Bu dilde kelime kökleri sabittir. Yeni türetmeler ve  çekimler bu köke eklenen ekler ile karşılanır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Ayrıca, Türkçe,  kendi ses sisteminde ünlülere ağırlık veren bir dildir. Standart Türkçede 9 ünlü  vardır. Arap yazısı ise, ünsüz iskeletine dayanan bir yazıdır. Ünlülerinin  sayısı üçü geçmemekte ve bunlar da yalnız uzun okunan ünlüler için  kullanılmaktadır. Yani yazıda kısa ünlüler yazılmamaktadır. Oysa, Türkçe aynı  zamanda kısa ünlülere dayanan bir dildir. Arapçadaki bu ünlü eksikliği  dolayısıyla ünsüzlere ağırlık verilmiş ve ünsüzlerinde Türkçenin ünsüz sistemi,  ses yapısı ve ses kuralları ile bağdaşmayan bir çeşitlilik ortaya çıkmıştır. Bu  durum, dilimize girmiş Arapça ve Farsça kelimelerin doğru okunup yazılması bir  yana, Türkçe kelimeler için bile büyük bir sıkıntı doğurmuştur. Söz gelişi q½  yazılışındaki bir sözün gel mi kel mi, kil mi gil mi, gül mü yoksa göl mü  okunacağı yalnızca karineye yani sözün gelişine bağlı kalıyordu. Dolayısıyla bu  imlâ, ünlülere değer vermeyen, kelimelerin kalıp hâlinde yazıldığı klişeleşmiş  bir imlâ idi ve yine ünsüzlerinde Türkçe ile bağdaşmayan uyumsuzluk dolayısıyla,  Türkçenin tek bir k ünsüzüne karşı Arap imlâsının kef ( &#8221; ) ve kaf ( , ) diye  ayrılan iki ünsüzü, Türkçenin tek h sesine karşı ha ( Õ ), hı ( O ) ve he ( ^ )  diye adlandırılan üç h&#8217;si, Türkçenin tek s ünsüzüne karşı sat ( &#8216; ), sin ( &#8221; )  ve peltek s ( À ) denen üç türü, z ünsüzünün z ( &#8221; ), zel ( &lt; ), zı ( ´ ) ve dat  ( ÷ ) olarak adlandırılan dört türü, t&#8217;nin te ( ® ) ve tı (¹ ) denilen iki türü  vardır. Yazıda ünlülerin kalın mı ince mi okunması gerekeceği bu ünsüz türlerine  göre ayarlanıyordu. Oysa, Türkçede bu çeşitli ünsüzlere hiç gerek yoktu. Çünkü  bir ünsüzün ön sıradan (palatal) mı arka sıradan (guttural) mı olduğu ünlü uyumu  kuralı sayesinde kolayca ayarlanabiliyordu. Söz gelişi, bakmak sözündeki k&#8217;yi  kaf ( , ) ile yazmak, ekmek sözündeki k&#8217;yi de kef ( &#8221; ) ile yazmak gerekmiyordu.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Türkçede boğumlanma  (atikulation) noktalarındaki ayrılık sebebiyle ayrı ses değerleri taşıyan g, ğ,  v, ñ, y gibi ünsüzler Osmanlı imlâsında tek bir harf ile kef ( &#8221; ) ile  karşılanıyordu Bunun okuyup yazmada ortaya koyduğu güçlük çok büyüktü. Söz  gelişi, değirmen sözündeki ğ ünsüzü kef ( &#8221; = s¦d½o ) ile karşılanırken, bağır  sözündeki ğ, gayın ( �= dG� ) ile karşılanıyordu. kovmak sözündeki v, gayın ile  yazılırken ( oLG­ ), övmek sözündeki v kef ile (pL½&#8221; ) yazılıyordu. Bu güçlükler  için daha nice nice örnekler sıralanabilir. Durum yukarıda belirtilen bütün  ünsüz türleri için de aynı idi.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Türkçede birer  hançere sesi olan ayın ( Y ) ve hemze ( ¡ ) ünsüzleri bulunmadığı için bunların  yazılıp okunması da ayrı bir sorun oluşturmuştur. Bu sesleri taşıyan alıntı  sözler, Türkçedeki okunuşlarında söz başlarında hep, söz sonlarında çok kez  atılarak a, ı, o, u, ö, ü gibi ünlülere çevrilmiş, kelime içinde de ya atılmış  ya da kesme biçiminde okunmuştur: âciz, acaba, ömür, malûm, maruf, memur, mimar  gibi. Ancak, bunların imlâda ne zaman elif, ne zaman ayın ve ne zaman hemze ile  yazılacağı, her sözün yazılışını teker teker bellemeden öteye bir çözüm  getirememişti.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center> <font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bu güçlüklere,  imlâda yazılıp da okunmayan, Arap dilinde p, ç bulunmadığı için sonradan imlâya  eklenmesine rağmen, yazıda karışıklığa yol açan p, ç ünsüzlerinin durumu ile  daha başka karışıklıkları da ekleyebiliriz. Bu konu ile ilgili ayrıntılar ve  Arap yazısının Türkçenin imlâ sisteminde yarattığı sıkıntılar, birkaç yazımızda  ayrıca ele alındığından, burada konuşmanın özünden ayrılarak daha fazla  ayrıntıya inmek istemiyoruz. Ancak, belirtilmesi gereken önemli husus şudur ki,  Arap dilinin ses yapısı ve gramer kuralları ile Türk dilinin ses yapısı ve  gramer kural ları arasındaki zıtlık ve uyuşmazlıklara rağmen, Türk yazı  sisteminin Arap yazısının kalıplarına sokulması, Türkçede imlâyı klişeleştirmiş;  her kelimeyi şekil ve anlam olarak teker teker tanıma ve öğrenme mecburiyeti  doğurmuştur. Dilde Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin de fazlasıyla yer almış  olması, bu güçlüğü daha da artırmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Arap yazısının Türk  dili açısından getirdiği bu yetersizlik, Tanzimat döneminden başlayarak sık sık  Osmanlı imlâsını gündeme getirmiş ve çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Bu  tartışmalar sonunda, zamanla iki farklı görüş su yüzüne çıkmıştır. Bunlardan  biri Arap yazısı temelindeki Osmanlı imlâsının ıslahı görüşüdür. Ancak, bu  görüşle ilgili denemeler olumlu bir sonuç vermemiştir. O hâlde, geriye kalan  ikinci görüş, alfabe değişikliğidir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bütün bu olumsuz  gelişmeleri yakından izleyen ve bilen Atatürk, artık bir yazı inkılâbı yapmanın  gereğine inanmış bulunuyordu. Üstelik böyle bir inkılâp dil tarihimizde bir  dönüm noktası oluşturacak, sosyal ve kültürel alandaki öteki inkılâplara da  temel vazifesi görerek öncülük edecekti. Ne var ki, böyle bir inkılâbı  gerçekleştirmek kolay değildi. Bunun için önce Arap alfabesi ile okuyup yazma  güçlüğünün getirdiği olumsuzlukların halka açıklanması, sosyal yapının böyle bir  değişimi kabule hazır duruma getirilmesi, uygulama için zaman ve zemin  şartlarının kollanması, uygulamanın sistemli ve plânlı bir programa bağlanması  gibi önemli süreçlerden geçmesi gerekiyordu. Bunda, inkılâbı uygulayacak önderin  kimlik ve kişilik yapısının toplumca benimsenmesinin de önemli bir payı vardı.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Biraz önce yazı  inkılâbının dil ve kültür tarihimizde bir dönüm noktası oluşturduğuna işaret  etmiştik. Öyle ya, Run ve Uygur yazılarından başlayarak -Benden sonra konuşacak  olan değerli meslektaşım Prof. Dr. Sayın Osman Sertkaya&#8217;nın da üzerinde duracağı  üzere- Türk toplumları tarih boyunca çeşitli alfabe sistemlerini benimsemiş ve  kullanmışlardır. Türklerin, Anadolu bölgesinde yurt tutan kolu, XI. yüzyıldan  başlayarak XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzanan 900 yıllık bir dönemde Arap  yazısını benimsemiş bulunuyordu. Bu yazı ile binlerce kültür ürünü ortaya  konmuştu. Üstelik Arap yazısı İslâm din ve kültürünün bir sembolü gibi de  algılanıyordu. Türk toplumunun böyle gelenekleşmiş bir yazı kültüründen  koparılıp da Lâtin yazısı temelinde yeni bir alfabeyi benimsemesi elbette kolay  değildi. Ama inkılâpların dayandığı temel ilkeler ve Türk milletinin geleceğini  ilgilendiren gelişmeler de böyle bir değişikliği kaçınılmaz kılıyordu. Esasen  Arap yazısının Türkçe için ne kadar yetersiz kaldığı Tanzimat, Servetifünûn ve  Millî Edebiyat döneminde yapılan bilimsel tartışmalarda da ortaya konmuştu. Arap  yazısını ıslah yolundaki denemeler de başarısız olduğu için çıkar yol Türkçenin  dil yapısına uygun bir alfabe sisteminin kabulünde idi.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Atatürk&#8217;ün Türk  toplumunda bir yazı inkılâbı yapılması gereğini benimseyen görüşü oldukça  eskidir ve Cumhuriyetten önceki yıllara kadar uzanır. Türk toplumunun kendi  gelişmesini engelleyen bağlardan kurtularak, geleneksel kültürden çağdaş kültüre  geçmesinin inkılâpçı atılımlar ile gerçekleştirilebileceği görüşünde idi. Ancak,  yukarıda belirtilen sıkıntıların giderilmesi için önce toplumun böyle bir geçişe  hazır duruma getirilmesi gereğine de inanıyordu. Onun büyük Nutuk&#8217;unda dile  getirdiği &#8220;Ben milletin vicdanında ve istikbalinde ihtisas ettiğim büyük tekâmül  istidadını, bir millî sır gibi vicdanımda taşıyarak peyderpey, bütün heyet-i  içtimaiyemize tatbik ettirmek mecburiyetinde idim.&#8221; sözleri, bu görüşün ve  inkılâplardaki zamanlama sırasının önemine işaret etmektedir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Cumhuriyet  döneminde, Lâtin alfabesinin kabulü konusundaki ilk teşebbüsler 1923 yılında  başlamıştır. Bu tarihte İzmir&#8217;de düzenlenen İktisat Kongresi&#8217;nde Ali Nazmi ile  bir arkadaşı Lâtin harflerinin kabulü konusunda bir öneri vermişlerdi. Ancak, bu  öneri tepki ile karşılanmış, hatta en büyük tepki de &#8220;Lâtin Harflerini Kabul  Edemeyiz&#8221; başlıklı yazısı ile Kongre Başkanı Kâzım Paşa (Karabekir)&#8217;dan  gelmiştir. Hüseyin Cahit Yalçın da 1923&#8217;te İzmir&#8217;de İstanbul gazetecileri ile  yapılan bir toplantıda yine böyle bir öneri ileri sürdüğünde bu öneriyi Atatürk  bile olumlu karşılamamıştır. Çünkü, memlekette o gün esen hava böyle bir yenilik  için daha zamanın gelmemiş olduğunu gösteriyordu. Nitekim Atatürk, bu  isteksizliğinin sebebini daha sonraki yıllarda Falih Rıfkı Atay&#8217;a &#8220;Hüseyin Cahit  bana vakitsiz bir iş yaptırmak istiyordu. Yazı inkılâbının daha zamanı  gelmemişti.&#8221; diye açıklamıştır. Aynı durum, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ndeki  müzakerelerde de göze çarpıyordu.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    25 Şubat 1924  tarihinde İzmir Milletvekili ve Millî Eğitim Bakanı Şükrü Saracoğlu, millî  eğitim bütçesi dolayısıyla yaptığı konuşmada, yapılan bunca fedakârlıklara  rağmen, halkın hâlâ okuyup yazma bilmemesinin Arap harflerinin yetersizliğinden  kaynaklandığını dile getirdiği zaman karşılaştığı büyük tepki, Atatürk&#8217;ün  zamanlama konusundaki duyarlığının ne kadar yerinde olduğunu ortaya koyan bir  örnektir. Bu durum bir süre basındaki yazı ve tartışmalarda da devam etmiştir.  Atatürk, yenilikleri topluma bir oldubitti biçiminde kabul ettirme yerine,  toplumu, duygu ve düşünceleri ile bu yeniliğe hazırlama yöntemini benimsemişti.  Bu nedenle 1924-1928 yılları arasındaki süre, yazı ve dil inkılâbına öncülük  eden bazı yeniliklerin yapılması (3 Mart 1924&#8217;te öğretim birliği ile ilgili,  Tevhid-i Tedrisat kanununun, 26 Aralık 1925&#8217;te İslâm takvimi yerine uluslar  arası takvimin ve saat ölçülerinin kabulü, 24 Mayıs 1928&#8217;de çıkarılan bir  kanunla Arap harfli rakamlar yerine Lâtin esaslı uluslar arası rakamların  alınmış olması gibi) ve yeni Türk alfabesinin kabulü için bir ortam hazırlama  süresidir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bu geçiş döneminden  sonra, artık harf inkılâbına el atma zamanı da gelmiş olduğundan, Atatürk&#8217;ün  direktifı ve Bakanlar Kurulunun kararı ile daha önce kurulmuş olan Dil Encümeni  26 Haziran 1928 tarihinde resmen çalışmaya başlamıştır. Falih Rıfkı (Atay),  Yakup Kadri (Karaos-manoğlu), Ruşen Eşref (Ünaydın), Ahmet Cevat (Emre), Ragıp  Hulûsi (Özdem), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Emin (Erişirgil) ve İhsan  (Sungu)&#8217;dan oluşan bu encümen, Lâtin alfabesi temelinde, ancak, her yönü ile  Türkçenin ses yapısına uygun millî bir Türk alfabesi hazırlama görevini  yüklenmiş bulunuyordu. Encümen çok dikkatli ve titiz çalışmalar yaparak, bir  tasarı hazırlamıştır.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Encümen tarafından  hazırlanan bu tasarıda ne Arap alfabesindeki harfler yer almış ne de Avrupa  milletlerinin yazılarında görülen ch, sch, tsch gibi ikili, üçlü ve dörtlü  harflere yer verilmiştir. ç, c, s, j, ğ gibi harfler de başka dillerin  alfabesinden alındığı hâlde, ses değerleri bakımından kendi dilimize göre  ayarlanmıştır.6 Çalışmalar sırasında komisyon güçlükle karşılaştıkça, Atatürk  devreye girmiş ve bu güçlükleri keskin görüşü ile aydınlığa kavuşturmuştur.7 </span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Komisyonun üzerinde  durduğu önemli bir nokta da kabul edilecek yeni alfabenin uygulama süresi idi.  Üyeler bu yeni alfabenin 5-15 yıl arasında değişen bir süre içinde  uygulanabileceği görüşünde idiler. Komisyon üyesi Falih Rıfkı Atay, Komisyon  tasarısını Atatürk&#8217;e sunduğu zaman, Atatürk&#8217;ten aldığı cevap, devlet başkanının  bu konudaki derin seziş gücünü bir daha ortaya koyar niteliktedir. Falih Rıfkı  Atatürk&#8217;le aralarında geçen bu konuşmayı şöyle aktarmıştır:</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">&#8220;Atatürk bana sordu:</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">-Yeni yazıyı tatbik  etmek için ne düşündünüz?</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">-Bir on beş yıllık  uzun, bir de beş yıllık kısa mühletli iki teklif var, dedim. Gazeteler yarım  sütundan başlayarak yeni yazılı kısmı artıracaklardır. Daireler ve yüksek  mektepler için de tedricî bazı usuller düşünülmüştür.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">Yüzüme baktı:</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">-Bu ya üç ayda olur, ya  da hiç olmaz, dedi. Hayli radikal bir inkılâpçı iken ben bile yüzüne  bakakalmıştım.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">-Çocuğum dedi,  gazetelerde yarım sütun eski yazı kaldığı zaman dahi, herkes bu eski yazılı  parçayı okuyacaktır. Arada bir harp, bir iç buhran, bir terslik oldu mu, bizim  yazı da Enver&#8217;in yazısına döner. Hemen terk olunuverir.<br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">        &#8220;Bu konuşmada  geçen ve Enver yazısı denilen yazı, Enver Paşanın Osmanlı imlâsına bir çare  bulmak üzere, imlâya, ünlülerin ilâvesi ve her harfin ayrı yazılması ile  oluşturduğu bir imlâ biçimidir. Ne yazık ki, hatt-ı munfasıl, hatt-ı cedîd,  Enverî yazı veya Enver yazısı denilen bu yazı türü de uygulamada benimsenmemiş  ve fıyasko ile sonuçlanmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
15 Ağustos 1928 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir makalede Yunus  Nadi de yeni harf uygulamasının aceleye getirilmemesi gerektiği görüşünü  savunuyor ve kesin uygulama için kendisince on yıldan fazla bir süreye ihtiyaç  olduğunu ileri sürüyordu. Ancak Atatürk, Yunus Nadi&#8217;nin görüşünü de mantıklı bir  cevapla geçersiz kılmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Esasen Atatürk&#8217;ün;  1928 yılının 8-9 Ağustos gecesinde Sarayburnu Parkı&#8217;nda yaptığı tarihî  konuşmasında, Arap yazısından gelen güçlüğü, halkın bütün emeklerini  kısırlaştıran çorak bir yolda yürümeye benzetmesi ve &#8220;Bir milletin, bir heyet-i  içtimaiyenin yüzde onu okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmez, bundan insan  olanlar utanmak lâzımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir;  iftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat  milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bu hatâ bizde değildir. Türkün  seviyesini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık  mazinin (geçmişin) hatâlarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hatâları tashih  edeceğiz (düzelteceğiz).&#8221; sözleri, hem tarihî bir zaruretin, hem kendisine  güvenilir bir önder olarak millet üzerindeki yapıcı etkisinin, hem de bu işteki  düzenli ivediliğinin ifadesidir.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Nitekim bundan  sonra 11 Âğustos-29 Ağustos 1928 tarihleri arasında yine bu sarayda, Atatürk&#8217;ün  başkanlığında milletvekillerinin, yazarların ve dilcilerin katıldığı alfabe  uygulaması ile ilgili toplantılar ve dersler başlamıştır. Bu toplantılarda  Alfabe Encümeni&#8217;nin hazırladığı taslak doğrultusunda kabul edilen ilkeler de  Başbakan İsmet Paşa (İnönü) tarafından 3 madde hâlinde basına açıklanmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Bundan sonraki  günler ve haftalar (23 Ağustos-21 Eylül 1928) Atatürk&#8217;ün yeni Türk alfabesini  öğretmek için bizzat önderlik ettiği yurt gezilerine ayrılmış ve bir eğitim  seferberliği başlatılmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Görülüyor ki,  gerçekleştirilen dil inkılâbı ile dil ve kültür tarihimizin çetin bir dönüm  noktası başarı ile aşılmıştır. Plânlı ve düzenli sosyal değişimin mükemmel bir  örneği ortaya konmuştur. Tasarlanan daha sonraki inkılâpların hedeflerine  ulaşabilmesi için de sağlam bir temel hazırlanmıştır. Getirdiği sonuçlar  bakımından da eğitim ve kültür hayatımızda verimli gelişmeler sağlanmıştır.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    Harf inkılâbının  70. yıl dönümünü kutlarken, aziz Atatürk&#8217;ün ve bu alanda emeği geçmiş değerli  düşünce adamlarının manevî huzurlarında şükran ve saygı duyguları ile eğiliyor,  sizleri de saygılarımla selâmlayarak konuşmama son veriyorum.</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD"><br />
</span></font></p>
<p><font size="3"> <span style="font-size: 10pt; font-family: Maiandra GD">    &#8220;Harf İnkılâbının  70. Yıl Dönümü&#8221; dolayısıyla, 26 Eylül 1998 tarihinde Dolmabahçe (İstanbul)  Sarayı&#8217;ında yapılan konuşma metnidir. </span></font></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/">Harf İnkılâbı (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/harf-inkilabi-prof-dr-zeynep-korkmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” &#8211; 1 (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 00:34:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Bugunu]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Dunu]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Yarini]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” (1) (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz) 7-8 Ocak 2002 tarihleri arasında Kültür Bakanlığı Yayımlar Dairesi Başkanlığının girişimi ve Öger Turizmin katkıları ile düzenlenmiş olan bilgi şöleni yapılmıştır. Türk dili ile doğrudan ilgili kurum ve kuruluşlar dışında, Yargıtay ve Danıştay Başkanlarının, bazı eski, yeni sayın bakanların, milletvekillerinin, Kültür Bakanlığının eski müsteşarlarının, yazılı ve [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/">“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” – 1 (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">“Türkçenin Dünü,  Bugünü, Yarını”</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">(1)</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: center" align="center"> <font color="#ff0000" size="3"><strong> <span style="font-size: 15pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</span></strong></font></p>
<p> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">7-8 Ocak 2002 tarihleri  arasında Kültür Bakanlığı Yayımlar Dairesi Başkanlığının girişimi ve Öger  Turizmin katkıları ile düzenlenmiş olan bilgi şöleni yapılmıştır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türk dili ile doğrudan  ilgili kurum ve kuruluşlar dışında, Yargıtay ve Danıştay Başkanlarının, bazı  eski, yeni sayın bakanların, milletvekillerinin, Kültür Bakanlığının eski  müsteşarlarının, yazılı ve sözlü basın organı müntesipleri ile üniversite  öğretim üyelerinin, Türk dünyasından gelmiş bilim adamlarının, Türkçe ve  edebiyat öğretmenlerinin katılımı ile Dedeman Otelinin büyük kongre salonunda  gerçekleştirilen toplantı, genel akışı ve uyandırdığı ilgi bakımından gerçekten  bir bilgi şöleni olmuştur. Hele sayın Yargıtay ve Danıştay Başkanları ile bazı  milletvekillerinin toplantıyı sürekli olarak izlemeleri, biz dilcileri ayrıca  duygulandırmıştır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">7 Ocak Pazartesi günü saat  9.00-9.15 arasında rahmetli Ulvi Cemal Erkin’in ünlü yaylı sazlar dörtlüsü ile  başlayıp Anadolu yaylı çalgıları dörtlüsü ile sona eren 15 dakikalık müzik  dinletisinden sonra, toplantının açılış oturumuna geçilmiştir. Bu oturumda Öger  Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Vural Öger ile ilk Kültür Bakanı Sayın  Prof. Dr. Talât S. Halman ve Kültür Bakanımız Sayın M. İstemihan Talay  tarafından toplantının niteliği, önemi ve dilimizin bugünü ile yarına uzanan  hedefini değerlendiren nitelikli ve anlamlı birer konuşma yapılmıştır. Daha  sonra, toplantının sabah ve öğleden sonraki oturumları ile iki gün boyunca  toplam beş oturumu içine alan konulara geçilmiştir. Her oturumda, bir yerli, bir  yabancı bilim adamının başkanlık ettiği toplantı programında, dilimizi çeşitli  yönleri ile değerlendirecek 41 bildiri yer almışsa da, hava muhalefeti ve uçak  seferlerinin iptali dolayısıyla, 7-8 katılımcının gelemediği görülmüştür. Ama  buna rağmen, toplantının iki günde tamamlanabilecek biçimde düzenlenmiş olması,  ister istemez bir sıkışıklık yaratmış ve konuşmacılara kongrelerde gelenek  hâlindeki 20 dakikalık sunuş süresi yerine 15’er dakika verilmiş olması,  bildirilerdeki önemli bazı noktaların bile alt başlıklarla verilip geçilmesine  yol açmıştır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu sıkışıklık yüzünden, her  oturumun sonundaki yarımşar saatlik tartışma ve değerlendirme süresi de bazı  oturum başkanlarınca yalnız soru sorma biçiminde sınırlandırılmıştır. Oturum  başkanlarınca, katkı ve değerlendirmeye de izin verilen oturumlarda ise, ele  alınan konulara başka yönleri ile de ışık tutulabildiğinden sonuç elbette daha  verimli olmuştur.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Sayın okuyucular,  toplantının genel akışı üzerine yapılan bu kısa açıklamalardan sonra, şimdi  sizlere bilgi şöleninde ele alınan konularla ilgili bilgi vererek bazı  noktalardaki görüşlerimi sunmak istiyorum:</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Prof. Dr. Mustafa Canpolat,  Nermin Tuğuşlu, Sedat Nuri Kayış, Mustafa Balbay, Prof. Dr. Zeynep Korkmaz,  Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın ve Erkan Tan tarafından sunulan birinci oturum  bildirilerinde, günümüzün çok önemli güncel bir konusu olan yazılı ve görsel  kitle iletişim araçlarında Türkçenin yazılışı, söylenişi, yazılışı ve söylenişte  yapılan çok yönlü yanlışlar üzerinde durulmuş, konuşmacılar bu türlü yanlışların  dilde yol açtığı yozlaşma eğilimini çarpıcı örneklerle dile getirmişlerdir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bildirilerin birkaçında  yalnızca bu yanlışlar ve çarpıklıklar dile getirilmekle yetinilmemiş; böyle bir  yozlaşmaya yol açan nedenlerin özellikle eğitim yetersizliğinden, ana dili  bilincindeki zayıflık ya da körelmeden ve yabancı dil hayranlığından  kaynaklandığı vurgulanarak alınması gereken önlemler sıralanmıştır. Dilimizin  bugün içinde bulunduğu durum dolayısıyla bu önlemlerin başlıcalarını sizlere  duyurmak yararlı olacaktır:</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">1. İlk ve orta öğretim  kurumlarında sağlıklı bir Türkçe eğitim ve öğretiminin sağlanması. Liseyi  bitiren her gencin, ana dilini doğru konuşup doğru yazabilecek bir düzeye  getirilmesi, yani ilk önce sağlıklı bir eğitim; eğitim ve eğitim!</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">2. Bu eğitim, ilk ve orta  düzeydeki eğitim-öğretim kurumlarının öğrencilerine değil, gerekirse  öğreticilerine de uygulanmalıdır. Çünkü vaktiyle Millî Eğitim Bakanlığının  verdiği kararla, eğitim enstitülerinde üçer-beşer aylık kurslarla nasıl öğretmen  yetiştirildiği, dil bilgisi derslerinin bir süre nasıl programdan çıkarılıp  askıya alındığı ve okutulup okutulmaması öğretmenin isteğine bırakıldığı, imlâ  kurallarının dilin yapı ve işleyişini temel alan bilimsel ölçülerle değil,  yazboz tahtası gibi kişiden kişiye değişen bilim dışı ölçülere bırakılarak  sağlıklı bir temele oturtulamadığı hatırlanırsa, bu durum daha iyi anlaşılır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">3. Şimdiye kadar yazılan  dil bilgisi kitaplarında; konuların sınıflandırılması, değerlendirilmesi ve  terimlere bağlanması açısından, yer yer bütünüyle çelişen, sorun oluşturan ve  bilimsel ölçülere ters düşen durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu da ister istemez  dil bilgisi eğitiminde ve yetişenlerin şekillenmesinde bir sıkıntı, bir ayrılık  yaratmaktadır. Bu nedenle, bilimsel ölçülerle ve dili sevdirecek metin parçaları  ile bezenmiş yeterli dil bilgisi kitaplarına gereksinim vardır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">4. Yazılı ve sözlü basın  organlarında çalışanlar, ana dillerine ilgi ve özen gösteren bir anlayışa sahip  kılınmalı, bu konuda bilinçli duruma getirilmelidir.</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">5. Radyo ve televizyon  kanallarında görev alan spiker, sunucu ve program yapıcıları, fizik  yapılarındaki düzgünlük ve güzellikten önce, dili kullanma yeteneklerine  bakılarak seçilmelidir. Bu işler için görevlendirme yapılırken, başvuranların  ana dili sözlü ve yazılı olarak kullanabilme yeteneklerinin uzman kişilerden  oluşan komisyonlarca değerlendirilmesi gerekir. Bu yetenek radyo ve televizyon  daire başkanlarında da aranmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">6. Yazılı basında, radyo ve  televizyon kurumlarında gerekirse birer “Dil Denetleme Kurulu” oluşturulmalı.  Buralara Türk dili araştırmalarında, Türk dili tarihinde ve Türkiye Türkçesi  alanlarında gerçekten ün yapmış kimseler alınmalıdır. Ayrıca, bir hizmet içi  eğitim başlatılmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">7. Önemli bir nokta da  bütün aydınlar için olduğu gibi, yazılı ve sözlü basın organlarında çalışanlarda  da sahteci; dili yozlaştırıcı yabancı söz hayranlık ve özentisinin yerine ana  dili sevgi ve bilincini aşılayacak önlemler alınmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">8. Türk Dil Kurumunca,  dilimize yeni girmiş yabancı sözcüklere bulunan karşılıkları yazılı ve sözlü  basın organlarına benimsetecek önlemler alınmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">9. Dilimizi  ilericilik-gericilik gibi politik ve gereksiz çatışmalara alet etmekten ve  tasfiyecilik saplantısından kurtararak, yüzyılların oluşturduğu bugünkü canlı  yapısı ile geliştirip, çağdaş dünya koşullarının gerekli kıldığı yeni söz ve  terimlerin üretilebilmesi için bütün dil uzmanlarınca el birliği ile  çalışılmalıdır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Devlet Bakanı Sayın Yılmaz  Karakoyunlu’nun tartışmalarda yer alan <em>reyting</em> “izleme oranı”, <em> primetime</em> “altın zaman” ve <em>viyadük</em> “köprü yol” sözlerinden hareketle  ve etkili konuşmasıyla başlayan ikinci oturum, daha sonra Prof. Dr. Şerafettin  Turan, Zeki Sarıhan, Prof. Dr. İclâl Ergenç, Harid Fedaî, Dr. Aslan Tekin ve  Doç. Dr. Sedat Sever’in bildirileriyle “Bilim, Eğitim ve Öğretim Dili Olarak  Türkçe” konusunda yoğunlaşmıştır. Her biri eğitim diline ayrı bir yönden ışık  tutan bu bildiriler, genellikle yararlı sonuçlar ortaya koymuştur. Ancak, bu  oturumun bildirilerinde var olan sorunlar dile getirilirken, bazen yanlış  tespitlerin yapıldığına da tanık olunmuştur. Sayın Turan’ın “Türkçenin Bilim  Dili Olmasına İlişkin Sorunlar” konusundaki bildirisi bunun tipik bir örneğidir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Sayın Turan, var olan  birkaç sorun arasında, tarihî dönemlerdeki asıl sorunun İslâm dinine girişten  sonra başladığına işaret ederken, bunun nedenini Osmanlı aydınlarının bilim dili  Arapça, sanat dili Farsça olacak biçimindeki kabullerine bağlamıştır. Oysa, bu  durum bir neden değil, bir sonuç ve nedenin dışa vuran görüntüsünden ibarettir.  Ortaya çıkan sorunun asıl nedeni, Anadolu’da yeni bir yazı diline temel  oluşturan Oğuz lehçesinin o dönemdeki dil yapısından kaynaklanmaktadır. 15-16.  yüzyılların Osmanlı aydınları, Anadolu Beylikleri döneminde olduğu gibi  filizlenip yeşermeye başlamış olan Türk yazı diline sahip çıkarak onun dil  varlığını çeşitli kavramlar ve gerekli terimler açısından zenginleştirme  yöntemini benimseyecekleri yerde kendilerini Arapçanın ve Farsçanın söz ve  gramer kalıplarını benimseme gibi bir zihniyet yanlışına kaptırmışlardır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Sorun zihniyet  hastalığıdır. Konuya yalnızca bir tarihçi gözüyle yüzden bakan sayın konuşmacı,  dilci olmadığı için, bir dil tarihçisinin kolayca görebileceği bu nedeni  görememiş, görüntüyü ve ortaya çıkan sonucu bir neden olarak sunmuştur. Bu  nokta, dilimizin geçirdiği alın yazısı açısından son derece önemli olduğu için,  burada özellikle belirtme gereğini duyduk. Gerçi Osmanlı aydını, Arapça, Türkçe  ve Farsçadan oluşan bu yapma ve melez dile büyük emekler vererek onu o günün  şartlarında muhteşem bir yazı, edebiyat, felsefe ve bilim dili düzeyine  yükseltmiştir. Ancak, Türkçeyi öldürme pahasına&#8230; Eğer bu emeği Türkçe için  verse ve ana dilini Mustafa Şeyhoğlu’nun da <em>Hurşidnâme</em>’de belirttiği  biçimde <em>göbüt</em> “kötü, kaba”, <em>sovuk </em>ve <em>yavan </em>bir dil olarak  nitelendirerek kendini onu hor görme hastalığına kaptırmamış olsaydı, Türk dil  yapısında var olan çok yönlü cevherleri ile daha o dönemde katkısız zengin bir  yazı ve kültür dili olabilirdi.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bizim burada söz konusu  bildiri nedeniyle bu nokta üzerinde duyarlıkla durmamızın nedeni, bu aydın  hastalığının yalnız o dönemle sınırlı kalmayıp Tanzimat dönemi aydınları ile  günümüz aydınlarına da sıçramış olmasıdır. Tanzimat döneminde Şinasi, Namık  Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi ve daha başka edebî şahsiyetlerin Osmanlı  Türkçesini sadeleştirme yönündeki çabalarının uygulamada yetersiz kalması,  meydanı <em>Fesahatçılarla Tasfiyecilerin</em> birbirine uç oluşturan verimsiz  çatışmalarına bırakmış; bu kez de aynı zihniyet hastalığı Fransız dili  hayranlığına dönüşmüş ve dilimizi Fransızcanın akınına uğratmıştır. O devirde  öyle de bugün durum başka mıdır? Ne gezer! Bildirilerde dile getirildiği üzere,  2. Dünya Savaşından sonraki dönemde, dilimizi yozlaşmaya sürükleyen önemli  etkenlerden biri bu kez de İngilizce hayranlığının getirdiği yabancı sözcük ve  terim akınıdır.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu akın yalnız genel dilde  kalmayıp iş yeri tabelâ adlarına, türlü üretim maddelerine kadar sıçrayarak  sonunda, bir kısım yüksek öğretim kurumlarında, Türkçe eğitim-öğretim dili  olamaz yaygarasıyla İngilizce eğitim ve öğretime kadar uzanmıştır. İşte bugün de  ağır basan bu tutum, ta 15-16. yüzyıllarda başlayıp da günümüze kadar süregelen  ve körü körüne yabancı dil hayranlığından kaynaklanan bir zihniyet yanlışından  başka bir şey değildir.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu yanlışlardan dönülmesi  için sırası düştükçe açıklanması ve vurgulanması gerekir. Biz toplantının  “tartışma ve değerlendirme” aşamasında, bu durumu açıklamak istedik. Ancak,  kendisinin eleştirileceği endişesine kapılan sayın konuşmacı, o sıradaki oturum  başkanlığı yetkisine dayanarak, yalnız soru sorulabileceğini, katkı ve  değerlendirme yapılamayacağını bildirerek açıklamaya engel olmak istedi. Oysa,  sonraki oturumlarda uygulandığı üzere o aşama “tartışma ve değerlendirme”  aşaması idi. Toplantıyı izleyen sayın üyelerce Başkanın bu tutumu tarafsızlık  ilkesine aykırı bulunarak ayıplanmıştır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Bu bildiride eksik kalan  önemli bir nokta da, konu “bilim dili” olduğuna göre, bir bilim dilinde aranan  özelliklerin neler olduğunun açıklanmamasıdır. Türkçe bilim dili olamaz  iddialarına karşı verilecek en iyi yanıt, dilin bu bakımdan taşıdığı nitelik ve  özelliklerin sıralanması olmalıydı. Ne yazık ki bu da yapılmamıştır.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Söz konusu bildiride  düzeltilmesi gereken bir başka önemli nokta da 1983 yılında yeni bir  düzenlemeden geçirilen Türk Dil Kurumu çalışmalarının dinleyiciye yanlış  yansıtılmasıdır. Sayın konuşmacı, burada <em>eski </em>ve <em>yeni </em>Türk Dil  Kurumu gibi gereksiz ve maksatlı bir ayırıma giderek 1983 yılına kadar eski Türk  Dil Kurumunda 65 alanda (!) çok sayıda terim sözlükleri çıkarıldığını ve 120.000  terimin tutunduğunu, daha sonra bu eserler yayımlanmadığı için bunların unutulup  kullanımdan düştüğünü ve yerine yenilerinin konmadığını ileri sürmüştür.<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Böyle bir açıklama, sayın  konuşmacının TDK’nın 1983’ten sonraki yayınları üzerine hiç eğilmediğini ve  ezbere konuştuğunu ortaya koymaktadır. Bir kez çok küçük çaptaki bu eski  sözlükler incelendiğinde görülür ki, oralarda yer alan ve terim olarak  gösterilen sözlerin büyük bir bölüğü ayrı zamanda terimleşmiş olsa da genel  dilde öteden beri zaten var olan ve kullanılagelen sözlerdir:<em> Abdal ağıt,  bağlama, benzetme, bunama, caize, danaburnu, delice, destan, dörtlük, ebced,  halk edebiyatı, ilâhî, karamuk, oyun yazarı, pamukcuk, polis romanı, sarmaşık,  sığırcık, suçiçeği</em> gibi. Bunlardan bir bölüğü de toplumda genel kabul  görerek benimsenmiş olan terimlerdir.<br />
“gezginci derviş”,</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Kullanımda oldukları için  bunların unutulması söz konusu olamaz. Bir başka bölüğü ise taşıdıkları aşırılık  veya kavram yanlışlığı dolayısıyla dile mal olma değerini yitirmiş olan  terimlerdir.<em> Gözyaşı tecimi, neden bilim, akışta</em> “koşuk”,<em> belgin,  betimce, örge, örü, taşırılık, ülküt</em> vb. bu küçük çaplı sözlükler bir  dilcilik süzgecinden geçirilerek gerekli olanları yeniden yayımlanmıştır.  Toplumda benimsenmemiş olanları yeniden yayımlamanın bir gereği var mıdır? Kaldı  ki, bunlardan bir bölüğünün mevcudu bile tükenmemiştir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türk Dil Kurumunun 1983’ten  önce 65 alanda terim yaptığı, sözüne gelince: Türk Dil Kurumunun 1932 yılından  beri yaptığı yayınlar ortadadır. (<em>TDK Yayınları Kataloğu</em> <em>1932-1999</em>,  Ankara 1999). Bunun Atatürk dönemi dışında kalan 1950-1983 arasındaki yıllarında  yayımlanan başlıca terim sözlüklerinin sayısı 20’dir. Bu da demektir ki, bu  kadar alanla ilgili terim yapılmıştır. İleri sürüldüğü gibi 65 alanda değildir.</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Türk Dil Kurumu 1983’ten  sonra terim konusuna el atmamış ve yeni terim sözlükleri yayımlamamıştır  iddiasına gelince: Sayın konuşmacı burada da bilerek veya bilmeyerek yanılgıya  düşmüştür. Çünkü, Türk Dil Kurumu, 1983’ten sonra öteki alanlara olduğu gibi,  terim alanına da ciddî ölçülerle eğilmiştir. TDK’nın 1973’te hazırladığı küçük  boy <em>Terim Hazırlama Kılvuzu</em>’nu yetersiz bulduğu için, terim sözlükleri  hazırlayacaklara öncülük etmek üzere, Prof. Dr. Hamza Zülfikar’a <em>Terim  Sorunları ve Terim Yapma Yolları</em> başlıklı 213 sayfalık, kapsamlı bir eser  hazırlatmıştır (Ankara 1991). Ayrıca Atatürk’ün geometri terimlerini de içine  alan <em>Geometri</em> kitabını (1991) ve <em>Anayasa Sözlüğü</em>’nü yeni  gereksinimlere göre genişleterek yeniden bastırmıştır (Ankara 1985).<br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Daha önce Prof. Dr. Sevinç  Karol tarafından hazırlanan <em>Biyoloji Terimleri Sözlüğü</em>, Sevinç  Karol-Zekiye Suludere-Cevat Ayvalı tarafından yeni baştan işlenip genişletilerek  1067 sayfalık kapsamlı bir sözlük biçiminde yayımlanmıştır (Ankara 1998).  Kurumca daha önce yayımlanan <em>Dilbilim Terimleri Sözlüğü</em>, birçok yönden  yetersiz kaldığı için hem ülkemizdeki dil bilgisi ve gramer alanındaki terim  kargaşasını önleme hem de sağlıklı bir terim sistemi geliştirme bakımından Prof.  Dr. Zeynep Korkmaz’a hazırlatılan birleştirici ve bütünleştirici nitelikte <em> Gramer Terimleri Sözlüğü</em><br />
yayımlanmıştır (Ankara 1992).</font></p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/">“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” – 1 (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-1-prof-dr-zeynep-korkmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” &#8211; 2  (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2007 00:31:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Makaleleri (Genel)]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Sorunlari]]></category>
		<category><![CDATA[Dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Bugunu]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Dunu]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Yarini]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Universite]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Turk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” (2) (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz) Buna Emine Gürsoy-Naskali’nin hazırladığı Türk Dünyası Gramer Terimleri Kılavuzu da eklenebilir (Ankara 1997). Matematik Terimleri Sözlüğü (1983) ile Nükleer Enerji TerimleriTürkçe Bitki Adları Sözlüğü (Ankara 1994) de değerli bir çalışmadır. Bunlara hazırlama, inceleme veya baskı aşamasında olan Kimya Terimleri Sözlüğü, Malzeme Bilimi Terimleri Sözlüğü, Bilgisayar Terimleri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/">“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” – 2  (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">“Türkçenin Dünü,  Bugünü, Yarını”</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff"> <span style="font-family: Maiandra GD; font-weight: 700">(2)</span></font></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: center" align="center"> <font color="#ff0000" size="3"><strong> <span style="font-size: 15pt; line-height: 150%; font-family: Maiandra GD"> (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</span></strong></font></p>
<p> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Buna Emine Gürsoy-Naskali’nin  hazırladığı <em>Türk Dünyası Gramer Terimleri Kılavuzu</em> da eklenebilir (Ankara  1997). <em>Matematik Terimleri Sözlüğü</em> (1983) ile <em>Nükleer Enerji  TerimleriTürkçe Bitki Adları Sözlüğü </em>(Ankara 1994) de değerli bir  çalışmadır. Bunlara hazırlama, inceleme veya baskı aşamasında olan <em>Kimya  Terimleri Sözlüğü, Malzeme Bilimi Terimleri Sözlüğü, Bilgisayar Terimleri  Kılavuzu </em>gibi terim sözlüklerini de eklemek gerekir. Görülüyor ki, Kurum bu  alanda da üzerine düşen görevi yapma gayretindedir. Gerçek durum bu iken sayın  konuşmacının “eski Dil Kurumu”, “yeni Dil Kurumu” gibi gereksiz ve bölücü bir  ayırımla, dinleyicilere yanıltıcı yanlış bilgiler vermesi olağan karşılanacak  bir durum değildir. sözlüğü de yayımlanmış bulunmaktadır. Prof. Dr. Turhan  Baytop’un aynı zamanda terimleri ve 500 renkli resmi içine alan </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Nitekim, bu yanlış  değerlendirme Türk Dil Kurumu Başkanı Sayın Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın  tarafından dile getirilerek dinleyicilere doğru bilgiler verilmiştir. Ayrıca,  TDK’ce yayımlanan, dilimize yeni girmiş <em>Yabancı Kelimelere Karşılıklar</em>  başlıklı iki kitapta (Ankara 1995-1998) yer alan karşılıkların bir kısmı da  terim niteliğinde olduğu için, bu yolla da ihtiyaç duyulan terimlere karşılıklar  bulunmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">“Türk Dünyasında Ortak  İletişim Dili Olarak Türkçe” konusuna ayrılan üçüncü oturumda, bildiri sunacak  beş konuşmacı gelemediği için yalnız Prof. Dr. Nimetullah Hafız (Kosova) ile  Sayın Dr. Mustafa Şerif Onaran’ın bildirileri dinlenebilmiştir. Bu konu, daha  önce yapılan birkaç bilimsel toplantıda dile getirildiği üzere, çok dikkatli bir  değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Prof. Dr. Olcay Önertoy ve  Prof. Dr. Harid Fedaî’in başkanlığında “Yazı, Konuşma ve Çeviri Dili Olarak  Türkçe” konularıyla, 8 Ocak Salı sabahı başlayan dördüncü oturum, Prof. Dr.  Nevzat Gözaydın, Cornelius Bischoff, Feyza Hepçilingirler, Vural Öger, Prof. Dr.  Hamza Zülfikar ve Dr. Abdülkadir Akgündüz’ün konuyu çeşitli yönleri ile  değerlendiren bildirileri ve yapılan tartışmalarla sürmüştür. Konuşmaların her  biri ilgi çekici özellikler taşımakla birlikte Sayın Öger ile Sayın Zülfikar’ın  konuşmaları bizim özellikle ilgimizi çeken birer konu olmuştur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Prof. Dr. Şükrü Halûk  Akalın ve Prof. Dr. Nimetullah Hafız başkanlığındaki beşinci ve son oturum,  “Türkçenin Yabancı Diller Etkisinde Kalmasıyla Ortaya Çıkan Sorunlar” konusuna  ayrılmıştır. Bu oturumda, Prof. Dr. Doğan Aksan’ın kısa ve özlü konuşmasını,  Prof. Dr. Olcay Önertoy, Emin Özdemir ve Cemil Kurt’un konuşmaları izlemiştir.  Adları bu oturumda yer alan ve Ankara dışından gelecek olan birkaç konuşmacı da  hava muhalefeti dolayısıyla katılamamıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Programda, her toplantı  sonunda yarımşar saatlik bir tartışma ve değerlendirme süresi bulunduğu hâlde,  bazı konuların niteliği bakımından 15 dakikalık konuşma süresini aşması veya  soru sorma ve değerlendirmelerde çok kimsenin söz almak istemesi yüzünden,  toplantı konularının kapsamı içine giren bazı hususlarda gerekli açıklamalar  yapılamamış; bu hususlar bulanık kalmıştır. Oysa, Türkçenin yalnız dünü  bakımından değil bugünü ve yarını açısından da önemli olan noktaların  açıklanarak vurgulanması gerekirdi. Zaman yetersizliği dolayısıyla açıklanamamış  olan bu noktalarda ilgililerin doğru bilgilendirilmesi gereğine inandığınız için  bu konudaki bazı görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istedik.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Şöyle ki:Bildiri sunuşları  veya tartışmalar sırasında ileri sürülen görüşlerden biri (Cemil Kurt, Türkçenin  Yabancı Diller Etkisinde Kalmasıyla Ortaya Çıkan Sorunlar), dilimize girmiş  yabancı sözlerin, özellikle Arapça ve Farsça olanların dilin bir kültür dönemini  yansıttıkları gerekçesi ile benimsenmesi ve dilden atılmaması yolundaki  görüşüdür. Bizce burada üzerinde durulması gereken önemli nokta, dile girmiş  yabancı sözlerin niteliğidir. Dilimizde yer almış Arapça, Farsça ve batı kökenli  yabancı sözleri ikiye ayırmak gerekir:<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">1) Bunların bir kısmı dile  girdikten sonra, zamanla ses ve şekil yapıları açısından olsun, anlam açısından  olsun, Türkçenin kendi kalıplarına uydurularak Türkçeleştirilmiş olan  dolayısıyla da Türkçe sözlerden ayırt edilemeyen nitelikteki sözlerdir. Bunların  Türk diline, işleyiş bakımından herhangi bir zarar getirmesi de söz konusu  değildir: <em>Aba, akıl, anahtar, bezi, bezelye, çamaşır, çarşamba, çarşı, çerez,  çengel, çiltim, düven, efendi, fistan, halat, hasta, ıspanak, kale, kiremit,  merdiven, perşembe, sınır, sakal, tavla, vatan, millet </em>gibi yığınlarca söz,  kökence Türkçe değildir ama bunlar Türkçenin kendi malı olmuştur.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Konuya bu açıdan bakınca  bugün artık <em>biçim mi? / şekil mi?, araç mı? / alet mi?, koşul mu? / şart mı?,  yapıt mı? / eser mi?, yanıt mı? / cevap mı?, kınamak mı? / ayıplamak mı?, kıyı  mı? / kenar mı?, söyleşi mi?/</em> <em>sohbet mi</em> gibi tartışmalara girmek  bizce gereksizdir. Zaman bunlar için en iyi süzgeçtir. Ya bunlardan birini tutar  ötekini atar; yahut da aralarında bazı anlam incelikleri oluşturarak ve her  ikisini de söz varlığına alarak dile zenginlik katar: <em>Us </em>ile<em> akıl</em>  (<em>uslu çocuk / akıllı adam</em>),<em> baş</em> ile <em>kafa </em>(<em>kafa çekmek /  kafayı çekmek, kafa tutmak</em>), <em>yürek</em> ile<em> kalp</em> (<em>yüreksiz adam  / kalpsiz adam</em>), <em>kuşku </em>ile <em>şüphe</em> (<em>amma kuşkulu adam / şüphe  etmeyiniz</em>) arasındaki anlam ayrılık ve incelikleri gibi. Bu türlü  Türkçeleşmiş sözleri köken yapılarına bakarak dilden atmaya kalkmak, dile hiçbir  şey kazandırmaz.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Aksine, kullanımda söz  varlığı bakımından bir büzülmeye ve anlam kısırlığına yol açar. Bugün  gençliğimizin söz dağarcığının yetersizliğinden yakınıyoruz. Bu yetersizlik,  kısmen okuyup öğrenme yetersizliğinden kaynaklanıyorsa, kısmen de belirli  sözlere saplanıp kalma alışkanlığından kaynaklanmaktadır. <em>Kademe, basamak,  safha, derece, rütbe</em> gibi anlam ayrılıkları taşıyan sözlerin hep <em>aşama </em>ile; <em>seviye, devre, dereke, plân </em>gibi sözlerin hep <em>düzey; adam,  insan, şahıs, kişi, kimsekişi; sebep, sebebiyle, vasıtasıyla, dolayı,  dolayısıyla, yüzünden</em> gibi sözlerin de hep <em>neden</em> sözü ile  karşılanması bu yüzdendir. Birçok gencimiz <em>bayram dolayısıyla gelen kartlar</em>  yerine<em> bayram nedeniyle gelen kartlar </em>diyerek<em> kar yüzünden yollar  tıkanmış</em> diyecek yerde <em>kar nedeniyle yolar tıkanmış </em>diyerek  Türkçemizin tadını tuzunu kaçıran cümleler kurmaktadır.<br />
sözlerinin hep </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bunlar aynı zamanda belirli  sözlere takılıp kalmanın getirdiği anlam büzülmeleri, anlam yetersizlikleridir.  Bu konuda bir ikinci örnek de <em>olay</em> sözüdür. Bugün birçok aydınımız <em> oluş, kılış, eylem</em> veya<em> olgu</em> ile hiçbir bağlantısı olmayan durumlarda  bile olay sözüne saplanıp kalmaktadır. Onlar için<em> konu, durum</em> vb. sözler  ile karşılanabilecek anlatımlar bir yana, her nesnenin adı bile <em>olay</em>’dır: <em>ev olayı, masa olayı, yol olayı</em> gibi. Bu konuda daha nice örnek  sıralanabilir. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">2. İkinci tür yabancı  sözler, dilimize, geldikleri dilin ses yapıları ve gramer kalıpları ile birlikte  girmiş olanlardır. Bunlar aydın dilinde yer eden, halka ve topluma mal edilmemiş  olan sözlerdir: <em>enformasyon</em> “danışma”, <em>entelektüel</em> “aydın”, <em> iane </em>“yardım”, <em>intihap </em>“seçim”, <em>kat’iyet</em> “kesinlik”, <em> mahrukat </em>“yakıt”, <em>mü’min </em>“inançlı”, <em>mücrim</em> “suçlu”,<em> nikbîn</em>  “iyimser”,<em> plâsman </em>“yatırım”,<em> şayia tenevvür</em> “aydınlanma”, <em> tolerans</em> “hoşgörü”, <em>zelzele</em> “deprem” gibi. Bu sözler, vaktiyle Türkçe  sözlerin yerlerini aldıkları ve dilimizin gelişme yolunu tıkadıkları için  atılması gereken sözlerdir. Nitekim atılmışlardır da&#8230;<br />
“söylenti”, </font></p>
<p align="justify">  <center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Dilimizin Osmanlı Devleti  döneminde Arapça ve Farsçadan, Tanzimat döneminde Fransızcadan bugün de,  İngilizce sözlerden çektiği sıkıntı hep bu yüzdendir. Bu nedenle, günümüz bilim  dünyasında uluslar arası ortak kullanım özelliği taşıyan bazı sözler bir yana,  onların dışında kalan ve dilimize köstek olan yabancı sözler atılıp yerlerine  sağlıklı Türkçe karşılıklar konmalıdır. Ancak, bunların dilde yerleşmiş  olanlarını söküp atmanın kolay olmadığı da unutulmamalıdır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Üzerinde durulması gereken  bir başka nokta, gerek bir iki bildiride dile getirilen gerek değerlendirme  konuşmaları sırasında, bir ara <em>devrim</em> sözünün yasaklanmış olması  dolayısıyla çıkan suçlayıcı tartışmadır. Bu tartışmada <em>devrim </em>yerine<em>  inkılâp</em> sözünün kullanılması eleştirilmiştir. Evet, eleştirilmesine  eleştirilmiştir de, <em>devrim</em> sözünün neden yasaklanır olduğu  açıklanmamıştır. Bize kalırsa, o söz o dönemde kendi kendisini devreden çıkarmış  ve bazı aydınların kullanımından düşmüştür.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bu durum dil ile toplum ve  sosyal yapı arasındaki sıkı bağlantının sonucudur. 1970-1980 yılları arasında  ülkemizde boy gösteren ideolojik eğilim ve çatışmaların Atatürk ilkelerini ve  Cumhuriyet rejimini uçurumun kıyısına sürükleme dışında, yer yer bazı kesimlerce  dilin de bir ideolojik araç olarak kullanmaya yeltenilmesi, bir kısım aydınları <em>devrim </em>yerine <em>inkılâp </em>sözünü kullanmaya yöneltmiştir. Bunun  Osmanlıca sözleri benimsemekle en küçük bir ilişkisi yoktur. <em>Dev-yol,  Dev-sol, devrim nikâhı </em>gibi o dönemde türemiş illegal örgüt adları ile bazı  kalıp sözlerde, <em>devrim</em> sözünün ideolojik bir kirlenme ile “ihtilâl,  bozgunculuk, yıkım ve rejim düşmanlığı” anlatan kavram kargaşası, ben dâhil bir  kısım aydını bu sözü kullanmaktan soğutmuştur.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">O çalkantılı yıllarda,  dildeki bazı anahtar sözlerin var olan içeriklerinin boşaltılarak, kuzeyden esen  ideolojik rüzgârların etkisi altında nasıl bir anlam yozlaşmasına uğradıkları  bilinen bir gerçektir. <em>Devrim </em>sözü de bunların başında gelir. Bu sözün  bir süre yasaklanmış olması da her hâlde bu durumla ilgili olmalıdır. Bugün çok  şükür o dönem atlatılmış ve <em>devrim </em>sözcüğü de kendi kimliğini  kurtarabilmiştir. Bu eleştiriyi yapanlar, dilin o günün sosyal çalkantılarına  nasıl alet edildiğini bilirler. Hem de çok iyi bilirler. Ancak, toplantıda  politik bir davranışla ve belki de özel bir maksatla, kapalı veya açık olarak  hatta ad belirleyerek bazı kimseleri suçlamaya yeltenmişlerdir.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Böyle bir tepki, belki de  bilinçaltı bir etkiyle başkalarını suçlama görüntüsü altında kendilerini mazur  gösterme eğiliminden kaynaklanmış olabilir. Ama değerlendirme aşamasında da  bunlar hak ettikleri ağır cevabı almışlar ve bilimsel bir şamar yemişlerdir. Bu  durum, bazı konuların hâlâ sen ben davasına alet edilmesinin acı bir  göstergesidir. Bu yazıda isim belirtilmeden özel olarak vurgulanmasının nedeni  de budur. Bu münasebetle belirtmek isteriz ki, biz, ilke olarak kelime  yasaklanmasının da doğru olmadığı görüşündeyiz. Yukarıda özel olarak  belirtildiği gibi, sağlıklı bir gelişme rayına oturtulabilmiş olan dilde,  “zaman” böyle bir ayıklama için en iyi süzgeç görevindedir.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">TRT Yönetim Kurulunda görev  aldığımız yıllarda, dil konusu dolayısıyla yaptığımız bazı uyarılar ve zabıtlara  yansımış olan görüşlerimiz bu durumun tanıklarıdır. Bu konudaki en güzel  değerlendirmeyi de dil devrimi uygulamalarının yöntem yanlışı yüzünden ortaya  koyduğu bazı aksaklıklara bakarak yine Atatürk’ün kendisi yapmıştır. Onun 1936  yılında dil konusundaki bir sohbet sırasında: “<em>Yeni Türkçe sözler teklif  edebiliriz. Bu yönde ısrarla çalışmalıyız. Fakat bunları Türk dilinin olgunlaşma  seyrine bırakmalıyız. Birkaç gün önce Ahmet Cevat Bey’e söyledim “ketebe”,  yektübü”, arabındır; “kâtip”, “mektup” Türkündür</em>” sözleri, bu açıdan ne  kadar anlamlı ve yol göstericidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Konuşma ve tartışmalarda  altı çizilmesi gereken bir başka nokta da dilimizin gramer kuralları ile ilgili  bazı yanlış değerlendirmelerdir.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Sayın Emin Özdemir, kendi  bildirisinde üzerlerine basa basa <em>öz yaşam, ön deneme, ön yargı, alt yapı</em>  gibi örnekler sıralayarak, bunlardaki <em>öz, ön </em>ve<em> alt</em> sözcüklerinin  artık birer ön ek durumuna geldiğini söylemiştir. Böyle bir değerlendirme,  dilimizin kendi yapı ve işleyiş ölçülerine göre değerlendirilmesi gereken gramer  konularının, adlandırma ve sınıflandırma açısından, yüzyıllardır nasıl bir  yandan Arap dilinin bir yandan da batı dillerinin özellikle Fransız dilinin  gramer kalıplarına kurban edildiğinin tipik örneklerinden biridir. Bilindiği  gibi Türkçe, genel dil sınıflamasında sondan eklemeli diller (iltisaklı diller,  agglutinative languages) grubunda yer alan bir dildir. <em>ön, öz, alt, son</em>  gibi bağımsız sözleri birer ek saymak havsalanın alamayacağı bir yanlıştır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bunlar ek değil birer  bağımsız sözcüktür. <em>Öz yaşam</em> gibi bir kuruluşta, <em>öz</em> sözü sıfat  görevindedir. Dolayısıyla bu söz kalıbı da bir sıfat tamlaması oluşturmuştur. <em> Alt yapı</em> gibi bir kuruluşta ise, sıfat tamlaması kalıbında bir birleşik ad  niteliğindedir. Durum böyle iken bunları birer ön ek gibi göstermek, dilin  yapısını tanımama ve bunları bir yenilik gibi gösterme gayretkeşliği değil  midir? <em>Bağlaç</em> yerine <em>bağlama edatı</em>, <em>ünlem</em> yerine <em>ünlem  edatı</em>, <em>edat (ilgeç)</em> yerine <em>son çekim edatı</em>, <em>mı? / mu?</em>  soru eki yerine <em>soru edatı</em> gibi terim ve sınıflandırmalar da yine Arap  gramerindeki <em>isim</em>, <em>fiil</em>, <em>edat</em> (veya <em>harf</em>)  biçimindeki üçlü sınıflandırmanın bize yansıyan örnekleridir.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Artık söz varlığında olduğu  gibi, gramer konularının sınıflandırılıp terimlere bağlamasında da Türkçenin  kendi malzemesinin verdiği sonuçlara ve gördüğü işlevlere bakılarak  değerlendirilme yapılması kaçınılmazdır. Bu konudaki bilinçsiz taklitçiliğe son  verilmelidir. Gramerlerimizde bu açıdan üzerinde durulacak epey konu vardır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Değerlendirmeler sırasında,  bazı konuşmacıların, dilimizin kaynak eser niteliğinde işlevsel bir gramere  ihtiyacı olduğu noktasındaki dilekleri çok yerindedir. Türk Dil Kurumunun bu  konuda yaptığı hazırlıklar sanırız kısa bir süre sonra meyvesini verecektir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Üzerinde son olarak durmak  istediğimiz bir başka önemli husus da gerek sunulan bildiriler gerek  değerlendirmeler sırasında bazı konuşmacıların duygusal ve politik nedenlerle  Türk Dil Kurumunun kapatılmış olduğunu bildirmeleri veya ayrımcılık yapmış  olmalarıdır. Türk Dil Kurumu, bilindiği gibi yapageldiği yüzlerce kapsamlı ve  nitelikli yayınları ile dilimize ve ülkeye yararlı çalışmalarını  sürdüregelmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">1932-1983 arası yıllarda,  dernek niteliğindeki Türk Dil Kurumu ile Atatürk’ün 1936 yılındaki dileğine  uygun olarak 1983 yılında yeni bir düzenlemeden geçirilerek akademik bir kuruluş  durumuna getirilmiş olan Türk Dil Kurumunu birbirinden ayırıp suçlayıcı bir  tutumla<em> eski Dil Kurumu, yeni Dil Kurumu </em>gibi bir ayırıma gidilmesi  doğrusu çok yakışıksız kaçmıştır. Çünkü her ikisi de aynı amaç doğrultusunda  hizmet veren birbirinin devamı niteliğinde bir kurumdur. Atatürk, birbirinin  tamamlayıcısı durumunda olan tarih ve dil konularının, yabancıların kasıtlı  yorumlarından kurtarılması için, aslında birer bilim kuruluşuna ihtiyaç olduğunu  daha Dil ve Tarih Kurumlarının kuruluşundan epey önce görmüştür.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Hatta, Türk dilinin özel  durumu dolayısıyla, bir dil akademisi kurulması direktifini de vermiştir. İsmet  Paşa’nın 7 Kasım 1925 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı “<em>Millî  harsa ait teşebbüsattan olmak üzere bu sene bir lisan akademisi, hars nokta-i  nazarından Türk lisanı üzerinde vezaif-i esasiyeyi ifa etmek üzere en yüksek  mütehassıslardan mürekkep bir akademi vücuda getireceğiz”</em><sup>1</sup>  biçimindeki konuşması, devletin bu konudaki kararının ifadesidir. Ancak, zamanın  Millî Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin 9 Şubat 1926 tarihinde gazetecilere  verdiği demeçten anlaşıldığı üzere<sup>2</sup><em> </em>o günün şartlarında böyle  bir kuruluşu besleyecek bilim kadrosu bulunmadığı için Atatürk, dil ve tarih  konularının ele alınması ve dil devrimin başlatılabilmesi için, bu kuruluşların  başlangıçta birer dernek hâlinde çalışmalara başlamasının uygun olacağını  düşünmüştür.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Nitekim TDTC (daha sonra  TDK)’nin kurulması ile başlayan çalışmalar; çok az sayıdaki bilim adamı, edebî  şahsiyet ve gazeteci dışında hep taşradaki gönüllü aydınlar eliyle  yürütülmüştür. Daha sonraki yıllarda yeniden ele alınan <em>Derleme </em>ve<em>  Tarama</em> dergileri bu türlü çalışmaların ürünüdür. Atatürk bu yolla yapılacak  çalışmaların birer ön çalışma olacağını biliyor ve ileride bu çalışmaları sağlam  temellere oturtma gereğini duyuyordu. “<em>Hayatta en hakikî mürşit</em> (gerçek  yol gösterici)<em> ilimdir</em>” diyen, Türk toplumunu sağlam sosyal temeller  üzerine yerleştirmek isteyen uzak görüşlü bir devlet kurucusunun, Türk dilini,  sürekli olarak amatör dilcilere emanet etmesi düşünülemezdi.<br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Gerçi, o dönemde ön  çalışmaların yapılabilmesi ve ulusa ana dili sevgi ve bilincinin aşılanabilmesi  için bu gerekliydi. Ancak, bir süre sonra Kurumun akademik bir yapıya  kavuşturulması da önemli idi. Nitekim, Atatürk’ün 1936 yılında TBMM’nin açış  konuşmasını yaparken “<em>Bu ulusal kurumkarın az zaman içinde ulusal akademiler  hâlini almasını temenni ederim. Bunun için çalışkan tarih ve dil âlimlerimizin,  dünya ilim âlemince tanınacak orijinal eserlerini görmekle bahtiyar olmamızı  dilerim”</em><sup>3</sup> sözleri böyle bir gereğin ifadesidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">İşte 1983 yılında  gerçekleştirilen yeni düzenleme, Atatürk’ün bu dileğini yerine getirme amacına  dayanan ve Kurumu bilimsel temellere oturtma hedefi güden bir düzenlemedir. Türk  Dil Kurumunun bağımsız bir bilim kuruluşu olması belki daha uygun olurdu. Ne var  ki, o günün şartlarında bu yol benimsenmiştir. Aslında TDK, bilimsel  çalışmalarını bugün de tam bir özgürlük içinde yürütegelmiştir. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Yukarıda belirtildiği gibi,  Türk Dil Kurumu böyle bir gelişme süreci gösterdiği hâlde, bunu <em>eski, yeni</em><br />
gibi bir ayırıma sokan görüş çok yakışıksızdır. </font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Türk Dil Kurumu 1932’den  başlayıp bugüne uzanan bir bütünlük içindedir. Dil konusuna gönül vermiş  olanlara da böyle gereksiz bir ayırımcılık yapmak değil, yapılacak çalışmalarda  birleşip bütünleşmek gerekir. Çünkü, dava, sen ben davası değil, Türk diline  hizmet davasıdır. Toplantıda, birkaç kişi tarafından da olsa söylenmiş olan bu  tatsız söz ve tutumlar hem tarafımızdan hem öteki üyeler tarafından hem de  kapanış değerlendirmesinde, TDK başkanı Sayın Akalın tarafından eleştirilerek  ortak amaçta birleşme gereğine işaret edilmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Sonuç olarak, “Türk Dilinin  Dünü Bugünü ve Yarını” konusundaki uluslar arası bilgi şöleni, Kültür Bakanlığı  Yayımlar Dairesinin çok iyi organizasyonu, katılımcı kuruluş ve kişilerin  düzeyli ve olgun tutumu dolayısıyla, genellikle çok başarılı ve verimli  olmuştur. Sayın Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın oturumları sürekli olarak  izlemesi ve kendisine yöneltilen bazı soruları cevaplandırırken gösterdiği  olgunluk da takdire değer niteliktedir. Bakanlığın Yayımlar Dairesi Başkanı  Sayın Ali Osman Güzel ile bu düzenlemede emeği geçen sayın görevlilere ve  Bakanlığa maddî destek sağlayan Öger Turizm sahibi Sayın Vural Öger’e ne kadar  teşekkür edilse azdır. Biz de bu alanın mütevazı bir mensubu olarak Sayın Kültür  Bakanı başta olmak üzere bütün ilgililere Türk dili adına şükran duygularımızı  ve içten gelen teşekkürlerimizi sunmayı bir borç biliriz.</font></p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p style="background: white url('') repeat scroll 0% 50%; text-indent: 37.5pt; line-height: 150%; text-align: justify; margin-bottom: 15pt; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri-genel/">»<span lang="tr">  “Türkoloji Mak. &#8211; Genel” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span> </span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/">“Türkçenin Dünü, Bugünü, Yarını” – 2  (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunu-bugunu-yarini-2-prof-dr-zeynep-korkmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önemli Türkologlar</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/onemli-turkologlar/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/onemli-turkologlar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Sep 2007 16:20:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Önemli Türkologlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Türkologlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hamza Zulfikar]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Kaplan]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem Ergin]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Banguoglu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiyedeki Türkologlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkolog]]></category>
		<category><![CDATA[Türkolog Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkologlarin Biyografileri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkologlarin Yasamlari]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Türkolojiye Gönül Verenler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/onemli/</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230;Önemli Türkologlar&#8230; (Görüntülemek istediğiniz başlığa dokunun.) Kaşgarlı Mahmut Ord. Prof. Mehmet Fuat Köprülü Ord. Prof. Reşit Rahmeti Arat Prof. Dr. Osman Nedim Tuna Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya Prof. Dr. Hasan Eren Prof. Dr. Doğan Aksan Prof. Dr. Saim Sakaoğlu Prof. Dr. Sadık Tural Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu Prof. Dr. [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/onemli-turkologlar/">Önemli Türkologlar</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong> <span style="font-size: 25pt; color: #33cccc; font-family: Maiandra GD;">&#8230;Önemli Türkologlar&#8230;</span><span style="font-size: 8pt; color: #ff0000; font-family: Maiandra GD;"><br />
</span> <span style="font-size: 8pt; color: #c0c0c0; font-family: Maiandra GD;">(Görüntülemek istediğiniz başlığa dokunun.)</span></strong></p>
<p align="center"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/onemli_turkologlar/onemli_turkologlar.gif" alt="" width="151" height="133" /></p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #3366ff;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/kasgarli-mahmut-biyografi-hayati-kim-kimdir/"> <span style="color: #ff0066;">Kaşgarlı Mahmut</span></a></span></span></span><span style="color: #ff0066;"><br />
</span> <span style="font-size: 15pt; color: #009933; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/mehmet-fuat-koprulu-onemli-turkologlar/"> <span style="color: #33cccc;">Ord</span><span style="color: #33cccc;">. Prof. Mehmet Fuat Köprülü</span></a></span><span style="font-size: 15pt; color: #33cccc; font-family: Maiandra GD;"><br />
</span> <span style="font-size: 15pt; color: #009933; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/resit-rahmeti-arat-biyografi-hayati-kim-kimdir/"> <span style="color: #ff6600;">Ord</span><span style="color: #ff6600;">. Prof. Reşit Rahmeti Arat</span></a></span><span style="font-size: 15pt; color: #ff6600; font-family: Maiandra GD;"><br />
</span> <span style="font-size: 15pt; color: #009933; font-family: Maiandra GD;"><a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-osman-nedim-tuna-hayati/"><span style="color: #ffcc00;">Prof. Dr. Osman Nedim Tuna</span></a></span><span style="color: #ffcc00;"><br />
</span><span style="font-family: Maiandra GD;"> <span style="font-size: 15pt;"> <a style="text-decoration: none;" title="View this post, " href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-ahmet-bican-ercilasun/"> <span style="color: #3399ff;">Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun</span></a></span></span><span style="color: #3399ff;"><br />
</span><span style="font-size: 15pt; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" title="Bu yazıya bak Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya" href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-osman-fikri-sertkaya/"> <span style="color: #ff0066;">Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya</span></a></span><span style="color: #ff0066;"><br />
</span><span style="font-size: 15pt; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" title="Bu yazıya bak Prof. Dr. Hasan Eren" href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-hasan-eren/"> <span style="color: #33cccc;">Prof. Dr. Hasan Eren</span></a></span><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #33cccc;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" title="View this post, " href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-dogan-aksan/"><span style="color: #00cc00;">Prof. Dr. Doğan Aksan </span></a><span style="color: #00cc00;"><br />
</span> </span> </span><span style="font-size: 15pt; font-family: Maiandra GD;"><a style="text-decoration: none;" title="Bu yazıya bak Prof. Dr. Saim Sakaoğlu - (Hayatı)" href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-saim-sakaoglu-hayati/"><span style="color: #ff99ff;">Prof. Dr. Saim Sakaoğlu</span></a><span style="color: #ff99ff;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" title="Bu yazıya bak Prof. Dr. Sadık TURAL - (Hayatı)" href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-sadik-tural-hayati/"> <span style="color: #ffcc00;">Prof. Dr. Sadık Tural</span></a></span><span style="color: #ffcc00; font-family: Maiandra GD;"><br />
</span><span style="font-size: 15pt; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" title="Bu yazıya bak Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu - (Hayatı)" href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-hasibe-mazioglu-hayati/"> <span style="color: #3399ff;">Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu</span></a><span style="color: #3399ff;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" title="Bu yazıya bak Prof. Dr. Efrasiyap Gemalmaz - (Hayatı)" href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-efrasiyap-gemalmaz-hayati/"> <span style="color: #ff0066;">Prof. Dr. Efrasiyap Gemalmaz</span></a><span style="color: #ff0066;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" title="Bu yazıya bak Prof. Dr. Nevzat Gözaydın" href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-nevzat-gozaydin/"> <span style="color: #33cccc;">Prof. Dr. Nevzat Gözaydın</span></a><span style="color: #33cccc;"><br />
</span> <span style="color: #ff6600;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-tuncer-gulensoy/"> <span style="color: #ff6600;">Prof. Dr. Tuncer Gülensoy</span></a></span></span><span style="color: #ff6600; font-family: Maiandra GD;"><br />
</span><span style="font-size: 15pt; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" title="Bu yazıya bak Prof. Dr. Ahmet Buran" href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-ahmet-buran/"> <span style="color: #00cc00;">Prof. Dr. Ahmet Buran</span></a></span><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="color: #00cc00;"><br />
</span> <span style="font-size: 15pt;"> <a style="text-decoration: none;" title="View this post, " href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-hamza-zulfikar/"> <span style="color: #c0c0c0;">Prof. Dr. Hamza Zülfikar</span></a></span><span style="color: #c0c0c0;"><br />
</span> </span><span style="font-size: 15pt; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" title="Bu yazıya bak Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu" href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-oktay-sinanoglu/"> <span style="color: #ff99ff;">Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu</span></a></span><span style="color: #ff99ff; font-family: Maiandra GD;"><br />
</span> <span style="font-size: 15pt; color: #808080; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/necip-asim-onemli-turkologlar/"> <span style="color: #ffcc00;">Necip Asım</span></a></span><span style="color: #ffcc00;"><br />
</span><span style="font-size: 15pt; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/besim-atalay-onemli-turkologlar/"> <span style="color: #3399ff;">Besim Atalay</span></a></span><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="color: #3399ff;"><br />
</span> <span style="font-size: 15pt;"> <a style="text-decoration: none;" title="View this post, " href="https://www.bilgicik.com/yazi/tahsin-banguoglu/"> <span style="color: #ff0066;">Tahsin Banguoğlu </span></a></span> <span style="color: #ff0066;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" title="View this post, " href="https://www.bilgicik.com/yazi/wilhelm-radloff-onemli-turkologlar/"> <span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #33cccc;">Wilhelm Radloff</span></span></a><span style="color: #33cccc;"><br />
</span> </span><span style="font-size: 15pt; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" title="Bu yazıya bak Hüseyin Namık Orkun - (Hayatı)" href="https://www.bilgicik.com/yazi/huseyin-namik-orkun-hayati/"> <span style="color: #ff6600;">Hüseyin Namık Orkun</span></a></span><span style="color: #ff6600; font-family: Maiandra GD;"><br />
</span><span style="font-size: 15pt; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/huseyin-nihal-atsiz/"> <span style="color: #00cc00;">Hüseyin Nihal Atsız</span></a></span><span style="color: #00cc00; font-family: Maiandra GD;"><br />
</span><span style="font-size: 15pt; color: #009933; font-family: Maiandra GD;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/ziya-gokalp/"> <span style="color: #c0c0c0;">Ziya Gökalp</span></a></span><span style="font-size: 15pt; color: #c0c0c0; font-family: Maiandra GD;"><br />
</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span lang="tr"> <span style="font-size: 15pt; font-family: Maiandra GD;"><strong> <span style="font-size: 10pt; color: #ff0000; font-family: Maiandra GD;">Not:</span><span style="font-size: 10pt; color: #808080; font-family: Maiandra GD;"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/tag/Turkoloji/"> <span style="color: #ffffff; font-size: x-small;">Türkoloji</span></a><span style="color: #ffffff; font-size: x-small;">, </span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/tag/Turkolog/"> <span style="color: #ffffff; font-size: x-small;">Türkolog</span></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/onemli-turkologlar/">Önemli Türkologlar</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/onemli-turkologlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>29</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof Dr. Zeynep Korkmaz</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-zeynep-korkmaz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-zeynep-korkmaz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Sep 2007 13:49:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Önemli Türkologlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli Türkolog Zeynep Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Zeynep Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[TDK]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dil Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Zenep Korkmaz Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmaz Türkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmazın Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Korkmazın Yaşamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-zeynep-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof Dr. Zeynep Korkmaz (1922 &#8211; ) Hayatı (Kendi kaleminden) 5 Temmuz 1922 tarihinde Yusuf Hüsnü (Dengi) ile Şefika Dengi’nin üçüncü çocukları olarak Nevşehir’de doğmuşum. Babam Yusuf Hüsnü, Konya ve İstanbul medreselerinde öğrenim gördükten sonra İzmir-Urla, Karaburun ve Turgutlu yörelerinde üzüm, incir ticareti ile uğraşan, İstiklal Savaşı yıllarında da Nevşehir’de bir süre öğretmenlik yapan bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-zeynep-korkmaz/">Prof Dr. Zeynep Korkmaz</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="color: #1f86de; font-size: 14pt; padding-bottom: 0px;" align="center"><span style="font-family: 'Maiandra GD';"><strong><span style="font-size: 16pt;">Prof Dr. Zeynep Korkmaz</span></strong> </span><strong> <span style="font-family: 'Maiandra GD';"><span style="font-size: 16pt;"><br />
</span></span><span style="color: #ff6600; font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">(1922 &#8211; )</span></strong></p>
<p style="color: #1f86de; font-size: 14pt; padding-bottom: 0px;" align="center"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-113153" src="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2007/09/zeynep_korkmaz.jpg" alt="" width="246" height="182" /></p>
<p style="color: #1f86de; padding-bottom: 0px;" align="center"><span style="color: #ff6600;"><u><strong><span style="font-size: 15pt; font-family: 'Maiandra GD';"> Hayatı</span></strong></u><strong><span style="font-size: 15pt; font-family: 'Maiandra GD';"><br />
</span></strong></span><em> <span style="font-size: 9pt; font-weight: bold; font-family: 'Maiandra GD';">(Kendi kaleminden)</span></em></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">5 Temmuz 1922 tarihinde Yusuf Hüsnü (Dengi) ile Şefika Dengi’nin üçüncü çocukları olarak Nevşehir’de doğmuşum.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Babam Yusuf Hüsnü, Konya ve İstanbul medreselerinde öğrenim gördükten sonra İzmir-Urla, Karaburun ve Turgutlu yörelerinde üzüm, incir ticareti ile uğraşan, İstiklal Savaşı yıllarında da Nevşehir’de bir süre öğretmenlik yapan bir kimsedir. Ben ailemin “tekne kazıntısı” diye adlandırdığı son çocuğu olduğum için, rahmetli ablam Naciye Dörkol ile aramızda 20 yaş, ağabeyim Kemal Dengi ile de 16 yaş fark vardır. Ailem köken itibarıyla ana ve baba tarafından büyük dedelerimizin XVIII. yüzyıl başlarında Toroslardan göç ederek Nevşehir’de yerleşen bir Türkmen ailesine dayanır. Nevşehir’de oturdukları yer de Türkmen mahallesidir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Benim yaşam çizgimde ve öğrenim hayatımda başlıca üç dönem vardır. Bunlar 1-6 yaşları arasında Nevşehir’de, 7-18 yaşları arasında Urla ve İzmir’de, 18 yaşından günümüze kadar da Ankara’da geçen dönemlerdir. Bu dönemleri daha doğrusu öğrenimde geçen yıllarımı şöylece özetleyebilirim:</span></p>
<table style="border-collapse: collapse;" border="0" width="250" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td width="173" height="267"><center><!--adsense#reklam_250x250--></center></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">1929-1934 yılları arasında Urla Birinci İlkokul öğrenciliği, 1934-1940 arası İzmir Kız Lisesinde ortaokul ve lise öğrenciliği, 1940-1944 arasında Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde üniversite öğrenciliği 1945’ten başlayarak da akademik yaşamda geçen yıllar.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">İlkokuldan üniversiteyi bitirinceye kadar geçen yıllar benim öğrenim hayatımın çok başarılı yılları olduğu için, fakülteyi bitirdikten sonra, yakın ilgi duyduğum akademik yaşama adım attım. Daha fakülte öğrenciliğim sırasında hocalarımın teşviki ile Yücel ve Ülkü dergilerinde “Gençliğin Düşünceleri”, “Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Fikir Cephesi”, Süleyman Kazmaz’ın Seninle adlı romanın değerlendirmesi, “Balıkesir’in Dursunbey İlçesinde Sohbet Baranası” gibi bazı yazılarım yayımlanmıştır.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Rahmetli hocam İbrahim Necmi Dilmen’in isteği üzerine yayımladığım Tanzimat Edebiyatı Ders Notları da bunlar arasındadır. Ama benim asıl amacım bilimsel çalışmalara adım atmaktı. Bu isteğim gerçekleşti ve 1 Ocak 1945 tarihinde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne ilmî yardımcılık görevi ile atandım. Daha o yıllarda Fakültede boş asistanlık kadrosu bulunmadığı, ben de Fakülteyi burslu bitirdiğim için, bugün kendilerini rahmetle andığım Prof. Necmettin Halil Onan, Prof. Dr. Saadet Çağatay, Prof. Dr. Abdülkâdir İnan gibi değerli hocalarım benim için bu yolu uygun bulmuşlardı. Daha sonra Fakülteye birkaç asistanlık kadrosu verilince, 1948 yılında açılan asistanlık sınavını kazanarak 16.12.1948 tarihinde Türk Dili asistanlığına atandım.<br />
16 Ocak 1949 tarihinde Ankara Devlet Konservatuvarında tarih öğretmeni ve müdür yardımcısı olan rahmetli eşim Mehmet Korkmaz’la evlendim.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">1950 yılının sonuna doğru, Güneybatı Anadolu ağızlarından derlediğim metinlere dayanarak hazırladığım Güney-Batı Anadolu Ağızları: Ses Bilgisi (Phonetique) adlı doktora tezi ve 30.12.1950 tarihindeki tez savunmam ile bana (pekiyi) derece ile “edebiyat doktoru” unvanı verildi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Akademik hayatımın bundan sonraki yılları da dolu dolu ve başarılı geçmiştir. Verdiğim doçentlik sınavları, birinci, ikinci dil sınavları doçentlik ve profesörlük tezleri ile 12.11.1957 tarihinde doçentliğe, Şubat 1964 yılı başında da Üniversite Senatosunun ve daha üst makamların onayından geçen profesörlüğe yükseltildim.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">1954 yılı başında Fakülte kontenjanı ile Almanya’ya gönderildim. Hamburg Üniversitesine bağlı Institut für Kultur und Sprache der Vorderen-Orients’te ünlü Türkolog Prof. Dr. A. von Gabain ile ünlü Altaist Prof. Dr. Omeljan Pritsak’ın yanında misafir asistan olarak çalıştım. Genel Fonetikçi Prof. Dr. von Essen’in derslerine devam ettim. 1955 yılı Temmuzunda yurda döndüm. Daha sonra 1965-1966 yıllarında bir süre de Avrupa kitaplıklarındaki yazma eserler üzerinde araştırma yapmak için British Council bursu ile İngiltere’ye, Alexander von Humboldt Vakfı’nınverdiği araştırma bursu ile de Almanya’ya gittim.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Akademik yaşamımın içinde yer alan başlıca resmî ve idari görevlerim şunlardır:<br />
1957-1963 yılları arasında iki kez Fakülte Profesörler Kurulunda “Doçent Temsilciliği”; 1958-1960, 1966-1968, 1972-1974 yılları arasında Fakülte Yönetim Kurulu üyeliği; 1974-1978 yılları arasında Ankara Üniversitesi Senatörlüğü; 1971-1983 yılları arasında ek görevle Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ile aynı Üniversitenin Mezuniyet Sonrası Fakültesinde yüksek lisans ve doktora dersleri verme; 1974-1981 yılları arasında Kültür Bakanlığı Kültür ve İhtisas Komisyonu üyelikleri ve bir süre Millî Kültür dergisi redaktörlüğü;</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">1981-1983 yılları arasında Ankara Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı Türk Dili Bölümü Başkanlığı ile Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Yeni Türk Dili Ana Bilim Dalı Başkanlığı, Eylül 1983-1987, 1987-15 Mayıs 1990 tarihleri arasında Yüksek Öğretim Kurulu üyeliği; 5 Ocak 1989-15 Mayıs 1990 tarihleri arasında YÖK Başkan Vekilliği. Bundan sonra yaş sınırından emeklilik ve emeklilikten sonra yine YÖK’te 15 Mayıs 1992’ye kadar Başkan Danışmanlığı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">1 Ocak 1991 tarihinden başlayarak iki yıl süre ile Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde sözleşmeli profesörlük.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">1941-1980, 1983-2002 yılları arasında Türk Dil Kurumu asli üyeliği; Yönetim Kurulu, Bilim Kurulu üyelikleri, 1983’ten başlayarak Gramer Bilim ve Uygulama Kolu ve Yürütme Kurulu Başkanlığı ile 1997 yılında başlayan Türkiye Türkçesi ve Tarihî Devirler Yazı Dilleri Gramerleri Projesi Başkanlığı, TDK Atatürk ve Türk Dili Çalışma Grubu Başkanlığı ile öteki bazı çalışma grupları üyelikleri. Bunlara yerli ve yabancı öteki bazı bilim kurum ve kuruluşlarındaki üyeliklerim de eklenebilir.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Ortak yaşamımız boyunca kendisine çok şey borçlu olduğum eşim Mehmet Korkmaz’ı 1984 yılında kaybettim.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">1950 ve 1957 doğumlu Gültekin ve İltekin adlı iki oğlum, Ender Burak ve Ceylân Zeynep adlı iki torunum vardır. Oğullarım 1983 yılından beri mesleklerini Amerika Birleşik Devletleri’nde yürütmektedirler.</span></p>
<hr />
<p style="color: #ff6600; padding-bottom: 0px;" align="center"><u><strong> <span style="font-size: 15pt; font-family: 'Maiandra GD';">Eserleri</span></strong></u></p>
<p align="center"><span style="color: #da0008; font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Prof. Dr. Zeynep Korkmaz&#8217;ın, Türk Dili&#8217;nin çeşitli alanlarında yazılmış <strong>16</strong> kitabı, <strong>250</strong>&#8216;ye yakın araştırma yazısı vardır. Araştırma yazıları (makaleleri) <strong> &#8220;Türk Dili Üzerine Araştırmalar&#8221; </strong>adlı kitapta toplanmıştır.</span></p>
<p align="center"><u><strong><span style="color: #1f86de; font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Kitap hâlindeki yayınları</span></strong></u></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Güney-Batı Anadolu Ağızları Ses Bilgisi (Fonetik)<br />
Fuzulî&#8217;nin Dili Hakkında Notlar (S. Olcay&#8217;la birlikte)<br />
Türkçede Eklerin Kullanılış Şekilleri ve Ek Kalıplaşması Olayları<br />
Türk Dilinin Tarihi Akışı İçinde Atatürk ve Dil Devrimi<br />
Nevşehir ve Yöresi Ağızları<br />
Sadrü&#8217;d-din Şeyhoğlu, Marzubânnâme Tercümesi<br />
Cumhuriyet Döneminde Türk Dili<br />
M. Kemal Atatürk, Nutuk<br />
Gramer Terimleri Sözlüğü<br />
Atatürk ve Türk Dili 1<br />
Bartın ve Yöresi Ağızları<br />
Türk Dili Üzerine Araştırmalar<br />
Atatürk ve Türk Dili 2<br />
Gramer Terimleri Sözlüğü<br />
Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi)<br />
Türk Dili Üzerine Araştırmalar</span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-family: 'Maiandra GD';"> <span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"><span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/onemli-turkologlar/">»<span lang="tr"> Önemli Türkologlar Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span></span></span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span lang="tr"><strong> <span style="font-size: 10pt; color: #ff0000; font-family: 'Maiandra GD';">Not:</span><span style="font-size: 10pt; color: #808080; font-family: 'Maiandra GD';"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir&#8230;</span></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-zeynep-korkmaz/">Prof Dr. Zeynep Korkmaz</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/prof-dr-zeynep-korkmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
