<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dilimizle İlgili Yazılar | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 May 2018 14:54:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Bahtiyar Vahapzade&#8217;den Mektup</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/bahtiyar-vahapzadeden-mektup/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/bahtiyar-vahapzadeden-mektup/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Dec 2007 22:04:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Azeri Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/bahtiyar-vahapzadeden-mektup/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahtiyar Vahapzade&#8217;den Mektup Fikirdaşım, meslektaşım, kardeşim Namık Kemal Bey! &#160; ´Türk Olmak´ kitabınızı büyük hevesle,taktir ederek okudum. Okudum demek hata olur, su gibi içtim. Bu kitabınız,benim Azerbaycan´da yaptığım 50 yıllık mücadelenin aynısıdır. Fikirlerimizin, kaygı ve dertlerimizin ne kadar yakın olduğuna hayret ettiğimi söylemeliyim. &#160; Ben sizi uzun bir zamandan beri tanıyor ve sizinle aynı dertlerde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/bahtiyar-vahapzadeden-mektup/">Bahtiyar Vahapzade’den Mektup</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Maiandra GD"><font color="#3366ff"><span style="font-size: 18pt; font-weight: 700">   Bahtiyar Vahapzade&#8217;den Mektup</span></font></font></p>
<p align="center">   <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/mektup.jpg" alt="https://www.bilgicik.com/resimler/mektup.jpg" height="102" width="150" /></p>
<p align="justify">     <strong><em><font face="Maiandra GD" size="2">Fikirdaşım, meslektaşım, kardeşim      Namık Kemal Bey!</font></em></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><strong>     <font size="2">´Türk Olmak´ kitabınızı büyük hevesle,taktir ederek okudum.      Okudum demek hata olur, su gibi içtim. Bu kitabınız,benim Azerbaycan´da      yaptığım 50 yıllık mücadelenin aynısıdır. Fikirlerimizin, kaygı ve      dertlerimizin ne kadar yakın olduğuna hayret ettiğimi söylemeliyim.</font></strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Ben sizi uzun bir zamandan beri tanıyor ve sizinle aynı dertlerde      yaşadığımızı biliyordum. Hayret etmemin sebebini ise sizin kitabınızın 69.      sayfasında ismimi vermeden ´Azerbaycanlı değerli bir şair bana şöyle      demişti: Bize Ruslar baskı yaptı, dilimize Rusça kelimeler doldurdular,      dilimizi unutturup Rusçayı ön plana çıkarmaya çalıştılar. Peki size kim      baskı yaptı? Biz sizi örnek almak istiyoruz. Siz neden kendinizi örnek      almıyorsunuz? Dilimizin bayrağını yükseklere kaldırmak sizin göreviniz değil      midir?´ diyerek benden bahsetmeniz oluşturuyor.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Evet dostum. Birkaç yıl önce ben size bu soruyu sormuştum. Biz, iki yüz yıl      Rusya´nın baskısı altında yaşadık. <strong>Bunun için ana dilimiz de, kendimiz      gibi baskı altında kaldı. Bu yıllar içinde biz, ana dilimizin tabii hakkını      korumaya çalıştık.</strong> Ben ta 1954 yılında yazdığım ´Ana Dili´ adlı şiirimde      şöyle demiştim:</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">     <em>´Ey kendi öz dilinde konuşmayı ar bilen Akidesiz yobazlar<br />
Ruhunuzu okşamaz koşmalar, telli sazlar,<br />
Bunlar ver benim olsun.<br />
Ancak vatan ekmeği sizlere ganim olsun.´</em></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Elbette o zamanlar, bu şiir üst makamların hoşuna gitmedi ve bu şiir      yüzünden başıma çok belalar geldi. Ben başıma gelen bu belaları, tabii bir      hadise kabul ediyordum. Çünkü ben Rus´un kölesi idim. Ama Allah´a bin kere      şükürler olsun ki, Anadolu Türkleri, tarihin hiçbir döneminde hiçbir halkın      kölesi olmamıştır. Eğer bu bir gerçekse, peki neden büyük imparatorluklar      kurmuş Anadolu Türkleri, bugün kendi milli varlıklarına düşman kesilmiş;      bülbül nağmesine benzeyen Türk dilinin bekâretini bozuyor, ona baskı      yapıyor? Türkçe´yle klasik eserler ortaya koyan Nesimi, Nevai, Mahdumkulu,      Fuzuli, Sabir ve M. Akiflere bu dil uydu da, şimdi bize uymuyor mu? Niçin      kendi kendimize kelimeler uyduruyoruz? Kim bu hakkı bize vermiş? Dilin      sahibi bireyler değil, millettir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Bağımsız Türk Cumhuriyetleri      kurulduktan sonra bir taraftan yavaş yavaş ortak dile gitmeyi düşünüyoruz,      diğer taraftan ise siz, Türkiye Türkleri, hepimiz için ortak pek çok      kelimeyi dilinizden kovuyor, uyduruk sözler üretiyor, aramızda uçurum      yapıyorsunuz. Bunu nasıl anlayalım? İşte benim hayretimin sebebi budur.      Sizin yazdığınız gibi ben de Ankara´nın, <strong>istanbul´un sokaklarından      geçtiğim zaman, bu şehirlerin Londra mı, New York mu, yoksa İstanbul mu      olduğunu anlayamıyorum. Reklamlar, dükkânların ve bazı idarelerin adları,      hatta uçakların üzerinde ´Türk Hava Yolları´ yerine ´Turkish Airlines´      yazılıyor. Türk Hava Yolları´nın dergisinin adı ´Skylife´. İşte ben buna      hayret ediyorum.</strong></font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bundan başka bir de Türkiye´deki eğitimin İngilizceleşmesi beni üzüyor.      Sizin isnat ettiğiniz büyük bilgin Oktay Sinanoğlu´nun Türkiye´deki eğitim      üzerine yazdığı birkaç makaleyi okumuştum. 1996 yılının Aralık ayında,      Türkiye´de tedavi gördüğüm zaman Aydınlık gazetesinin 8 aralık 1996      sayısında Oktay Sinanoğlu´nun ´Bir ülkeyi köle yapmak istiyorsanız eğitimini      yabancılaştırın´ makalesini ve bu yıl Türk Edebiyatı Dergisi´nin 293.      sayısında ´Eğitim mi, Eritim mi?´ başlıklı makalelerini okuyunca bu büyük      şahsiyetin kalben bana ve benim fikirlerime ne kadar yakın olduğuna hayret      ettim.<br />
<strong>Oktay Sinanoğlu, yabancı dilde eğitimin Türk milleti için ne kadar büyük      bir facia olduğunu fark etmiş ve gerekli yerlere uyarı mesajı göndermiştir.</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2">Siz kitabınızda, Türk olmanın ne büyük bir şeref olduğunu, şiir kadar duygu      ve heyecan dolu cümlelerinizle çok güzel açıklıyorsunuz: ´<strong>Türk demek,      Hunlar, Göktürkler, Sakalar, Avarlar, Karahanlılar, Selçuklular, Osmanlılar,      Timurlular, Babürlüler´ demektir. Nihayet Türkiye Cumhuriyeti demektir.      Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan Cumhuriyeti      demektir.</strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Türk demek binlerce yıldan beri dalgalanan bayrak demektir. Türk demek,      tarih boyunca başı dik olmak demektir. Türk demek on milyon metrekare      toprağa yayılmış rengârenk bir dil demektir. Türk demek insanlığın bilim ve      edebiyat tarihine Kutadgu Bilig´i, Divan-ı Lügat´it Türk´ü, Divan-ı Hikmeti,      İbni Sina´yı, Farabi´yi, Biruni´yi, El Harezmi´yi, Uluğ Bey´i, Ali Kuşçu´yu,      Oktay Sinanoğlu´nu, Cengiz Dağcı´yı, Cengiz Aytmotov´u hediye etmiş bir      büyük dünya demektir. Nihayet şu sonuca varıyorsunuz: ´Bizi Türk yarattığı      için Allah´a şükürler olsun&#8230; Ne mutlu Türk´üm diyene.´</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Bütün bunları bize hatırlatmakla, büyük şahsiyetlerimizi bize tanıtmakla siz      ikinci Göktürk saltanatının kurucusu büyük atamız Bilge Kağan´ın söylediği      meşhur sözleriyle bizi kendimiz hakkında düşünmeye çağırıyorsunuz. Daha      bundan 1400 yıl önce Bilge Kağan şöyle demiş; ´Ey Türk Beyleri, Milleti      işitin. Yukarıda mavi gök çökmedikçe, aşağıda kara toprak yarılmadıkça senin      elini, senin töreni kim bozabilir? Ey Türk Milleti silkin ve kendine dön.      Sen kendine dönünce büyük oluyorsun.´</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">     <strong>Demek kendinden kaçmak, kendini beğenmek, başkasını büyük, kendini küçük      görmek belası daha o zaman da varmış! Demek Mete, Bumin, Bilge, İstemi,      İlteriş Kağanlar, büyük Osmanlı Sultanları ve yukarıda adlarını saydığımız      bilim adamlarımız olmasaydı, biz tarihin dönemeçlerinde çoktan kaybolup      gitmiştik.</strong></font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Bununla beraber, çok eskilerden bizim damarlarımızdan akıp, bugüne kadar      devam eden kendine, kendi milli varlığına yabancılık, kendini küçük,      başkasını büyük görmek belası da ne demektir? Niçin biz bu hastalığa      tutulduk? Büyük bilginlerimiz, psikologlarımız, tarihçilerimiz,      filologlarımız, filozoflarımız bu belanın sebeplerini ve köklerini      araştırmalı, buna karşı savaş ilan etmeli, içimizde yaşayan kendine, kendi      milli varlığına yabancılaşmak hastalığından bizi kurtarmalıdır.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2">Elbette, ne siz, ne Oktay Sinanoğlu, ne de ben      yabancı dillerin öğrenilmesine karşı değiliz. Ama yabancı diller, yalnız ve      yalnız ana dilin aracılığıyla öğretilmelidir.</font></strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Ben anlayamıyorum, nasıl olur da      ömrünün uzun yıllarını vatanından uzak, Amerika´da yaşayan Sinanoğlu,      düştüğümüz bu belayı görebiliyor, ona çare arıyor da, Türkiye´de,      Azerbaycan´da ve diğer Türk Cumhuriyetleri´nde bu belanın içinde      yaşayanların büyük bölümü ise, bu konuda hiç düşünmüyor bile&#8230;</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Sovyetler Birliği sömürüsü döneminde Azerbaycan ve Rus baskısında olan diğer      Türk Cumhuriyetleri´nde devlet işleri, yazışmalar, toplantılar yalnız Rusça      yapıldığından, Rusça´yı iyi bilmeyenler yüksek makamlara ulaşamıyor, onlara      iş verilmiyordu. Bunun için de ebeveynler evlatlarını ana dilde eğitim yapan      okullara değil de, Rus okullarına veriyorlardı. Sonuçta bu cumhuriyetlerde      ana dilde eğitim yapan okulların sayısı her yıl biraz daha azalıyordu. Rus      okullarında eğitim gören çocuklar ise, Rus tarihini ve edebiyatını, Rus      gelenek ve göreneklerini, yani Rus maneviyatını biliyor, o okullardan tam      bir Rus olup çıkıyor, kendini, kendi tarihini ve edebiyatını, maneviyatını      bilmediği için kendi milletine düşman kesiliyor, kendini küçük, Rus´u ise      büyük görüyordu.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">     <strong>Bu yakınlarda Rusça eğitim görmüş Rus kafalılar Bakü´de ´Monitor´ adlı      Rusça dergi yayımlamaya başladılar ve bu dergide bizim, millet değil, kabile      olduğumuzu yazdılar.</strong> Bildiğiniz gibi, biz bağımsızlık uğruna mücadele      verdiğimiz zaman, Ermeniler, Ermenistan´da yaşayan Azeri Türklerini kovunca,      biz de Azerbaycan´da yaşayan yarım milyon Ermeni´yi Azerbaycan´dan çıkardık.      Gidenlerin yerine Karabağ´dan ve Ermenistan´dan kovulan Azeri Türkleri      Bakü´ye yerleşti.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Yukarıda bahsettiğim ´Monitor´ dergisinin etrafındaki Rus kafalı gençler,      Rus ve Ermenilerin Bakü´den gitmelerine üzülüp, bunu bizim için felaket      sayıyorlar. Onların akidesine göre Bakü´de yaşayan Rus ve Ermeniler bizi      medenileştirmiş, ama Karabağ ve Ermenistan köylerinden Bakü´ye taşınan Azeri      Türkleri, şimdi bizi geriye götürüyor, başkalarından kazandığımız kültürü      bozuyorlarmış.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">En korkuncu da şudur ki, onların fikrince biz, hiçbir zaman Türk olmamışız.      Ermeni çevresinde yaşayan Azerileri, Ermeniler, ´Türk´ diye adlandırmış,      bunun için de onlar kendilerini Türk saymış ve Bakü´ye taşındıktan sonra da,      onlar bize, yerli Azerilere Türk olduğumuzu söylemişler. Yalnız bundan sonra      biz, Azeriler de kendimizi Türk adlandırmaya başlamışız. Cahilliğin      derecesini görüyor musunuz? Aslında ben onları kınamıyorum. Çünkü onlar ana      dilde eğitim yapan okullarda tahsil görseydiler, bizim klasiklerimizi:      Fuzuli´yi, Nesimi´yi, M.F.Ahundzade´yi, Celil Memmedkuluzade´yi ve Sabir´i      okusaydılar, bu dahilerin hep Türk olduklarını yazıp Türk oldukları ile      övündüklerini bilirlerdi. Bunun gibi Rus köleliğinde olduklarından, Rusça      eğitim gören Özbek, Türkmen, Kazak, Kırgız, Tatar gençleri de Türk      olduklarına tam manasıyla inanmıyorlar ve bizim felaketimiz de buradan      başlıyor.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2">Moskova Ruslaştırma tohumunu öyle serpmiş ki, aynı      Rus kafalılar bugün bizim istiklalimize karşı çıkıyor, gözünü Moskova´ya      çevirip yeniden onlarla birleşmemiz için çalışıyorlar.</font></strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Bunları anlıyorum. Defalarca size      ve diğer Türkiyeli kardeşlerimize söylediğim gibi, bizim felaketimizin      sebepleri açıktır. Peki size, tarih boyunca hiç köle olmamış (Allah hiçbir      zaman göstermesin) Türkiye Türklerine ne oldu da, kendi kökünüzden, milli      varlığınızdan ayrı düştünüz? Siz bunun için hiçbir şekilde bahane      gösteremezsiniz. Çünkü suç kendinizdedir. Bunu siz de itiraf ediyorsunuz:      ´Kültürü ile barışık olmayan bir toplumuz. Hâlâ kendi kendimizle savaşmayı      bir türlü bitiremedik.´</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">     <strong>Şimdi siz, bugün yabancı dille eğitimin, bir milleti nasıl rezil ettiğini      bizim şahsımızda görüp, bizden ders almalı, yabancı dille eğitime karşı      mücadele etmelisiniz. Burada büyük Atatürk´ün meşhur sözünü hatırlatmak      yerinde olur: ´Milli benliğini bulamayan milletler, başka milletlere yem      olurlar.´</strong></font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Kitabınızda haklı olarak ´çağdaş değişimi uygulamanın kurumsal yolunu,      mümkün olduğunca kendi geçmişine yönelmede´ görüyorsunuz. Çünkü ilerlemek      için, geriye bakmak gerekir. Çok doğru olarak gösteriyorsunuz ki: ´Japonlar,      kendi milli kültürlerine dayalı olarak kalkındılar ve milli kültürlerini,      kalkınmalarının güç kaynağı olarak değerlendirdiler.´</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Evet, Japonlar, bilgisayarı hazır olarak almadılar, kendileri kendi      bilgisayarlarını yaptılar. Japonların otomobillerine dikkatle      bakarsanız,insan gözlerine benzeyen önde yanan farların dış görünüşüne kadar      otomobilin kendilerine benzediğini görürsünüz.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Benim Türkiye´den istediğim şu: Türkiye kendine benzer kendi bilgisayarını,      kendi otomobilini, kendi füzesini yapsın. Batı´nın tekniğini olduğu gibi      almasın. Bu, büyük bir milleti taklitçiliğe götürür.<br />
<strong>Tekrar eğitimin yabancılaştırılmasına dönelim. Sizin şu görüşünüze de      kalbimle katılıyorum: ´Bilim ve teknik yöntemleri evrenseldir&#8230;</strong>      Türkiye´nin de kendi bilim ve tekniğini geliştirmesi, kendi amaç ve      gayelerinden sapmaması gerekmektedir. Eğitimi başka dilde yaptıran,      gençlerinin düşünme kabiliyetlerini her gün bu şekilde kirleten, her gün      onlara sömürge evladı ruhu, acenta kafalılık ve aşağılık duygusu aşılayan      bir ülke bunu yapamaz. Gereken yabancı diller, her yerde olduğu gibi ayrıca      öğrenilebilir. Ama kendi dilini kaldırıp atmak, gafletlerin en büyüğüdür.´</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Benim eserlerimi Rusça´ya çeviren Moskovalı şair Rimma Kazakova bir gün      bana, ´Siz ana dili konusunda niye bu kadar çok yazıyorsunuz?´ diye sordu.      Ben, ona ana dilimizin eriyip yok olma tehlikesi içinde olduğunu söylediğim      zaman beni anladı ve bu belanın sebebinin yabancı dildeki eğitim olduğunu      belirtti ve ´Geçen asırda bu belaya bizim aydınlarımız da tutulmuş,      L.Tolstoy ve K.D. Uşinski gibi yazarlarımız ve bilginlerimiz bu akına karşı      çıkmışlar´ diye ilave etti. Ertesi gün o,bana ünlü Rus eğitimcisi Uşinski´nin      ´Ana Dili´ adlı kitabını getirdi. Ben bütün gece o kitabı okuyup, bir      milletin varlığı için ana dilinin ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu      bir daha anladım. Sizin gibi Batılılaşma siyasetine uyan Rus aydınlarının,      Rusya´da Fransız ve Alman mektepleri açıp evlatlarını yabancı okullara      vermeyi kendilerine şeref saydıklarını bir kere daha gördüm. O zaman bu      meselenin millet için tehlike olduğunu bilen büyük eğitimci Uşinski yazıyor:</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2">´Ana dilinde bütün millet, onun varlığı, manevi      dünyası zuhur ediyor. Vatanın seması, iklimi, havası, çölleri, dağ ve      bozkırları, orman ve çayları, fırtına ve kasırgaları, halk ruhunun      yaratıcılık kudreti ile ana dilinde fikirlere, şekillere ve seslere      dönüşüyor. Halkın elinden her şeyini alırsanız o, onların hepsini geri      getirebilir. Fakat onun elinden ana dilini alırsanız, hiçbir zaman onu bir      daha oluşturamaz. Halk kendine yeni bir vatan da yapabilir. Ama ana dili      yoksa, millet de yoktur; vatan da&#8230;´</font></strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Bundan sonra bilgin, yabancı      mekteplerde eğitim gören çocukları ´manevi özürlü´ olarak adlandırır ve      böylelerinin vatan ve millet için gerçek evlat olamayacağını, halkı      anlayamayacağını, dille beraber eğitim gördüğü Fransız veya İngiliz      karakterini yansıtacağını belirtiyor. Sonra da bu manevi özürlülerin      herhangi bir idarede çalıştıkları zaman ´Yüzlerine ne kadar vatanperverlik      maskesi taksalar bile yine de vatansız, zavallı bir adam olarak      kalacaklarını´ ilave ediyor.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">     <strong>Bu bir millet için felaket değil mi? Bunun büyük felaket olduğunu gören      Ermeni parlementosu, 1996 yılında Ermeni çocukların Rus okullarında eğitim      görmesini yasakladı.</strong><br />
Sizin kitabınızdan da konuyla ilgili Fransa parlamentosunun ´Fransız dilinin      kullanımına ilişkin 4 Ağustos 1994 tarihli bir yasa´ kabul ettiğini      öğrendim. Ben, böyle bir yasayı Türk Cumhuriyetleri´nden, aynı zamanda      Türkiye ve Azerbaycan parlementolarından da bekliyorum.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Benim çok sevdiğim rahmetli Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş´ın da bu konudaki      fikirleri benimkiyle aynıdır: ´Dil meselesi, bir milli müdafaa meselesidir.      Dilimizi korumak, vatanı korumakla birdir. Çünkü dil de vatan kadar, tarih      kadar azizdir. Dil de bayrak gibi, aile gibi mukaddesattandır. Belki      hepsinin ifadesi, aksi onda olduğu için hepsinden önemlidir. Dil olmayınca,      millet olmaz, milliyet olmaz. Milli kültürün baş unsuru dildir.´</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Aziz kardeşim Namık Kemal Bey, sizin kitabınızı okuyup bitirdikten sonra,      kitabınızın son sayfasına şu sözleri yazdım: ´Türk olmak, doğmak kadar      kolay. Ama bizim zamanımızda, gerçek anlamda bir Türk olmak, atalarımızın      şerefli adlarına layık yaşamak çok zor!´</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2">Sözümün sonunda yüzümü büyük Türkiye´ye çevirerek      diyorum:     Ey şanlı tarihe sahip olan büyük Türkiye! Unutma ki, biz seni kendimiz için      örnek biliyoruz. Bunun için de sınır sınıra yaşadığın büyük Türk dünyasını      perişan etmeye, sana dikilen gözleri kapatmaya, sana beslenilen ümitleri yok      etmeye senin hakkın yok. Ortak atamız Bilge Kağan´ın sözlerini kulaklarına      küpe yap: ´Ey Türk, silkin ve kendine dön!´</font></strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><em><strong><font face="Maiandra GD" size="2">Bahtiyar VAHAPZADE</font></strong></em><br />
<em><strong><font face="Maiandra GD" size="2"> 1 Nisan 1998</font></strong></em></p>
<p><em> </em></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font><strong><font face="Maiandra GD">   <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/bahtiyar-vahapzade/">»<span lang="tr">    &#8220;Bahtiyar Vahapzade&#8221; Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr">   <font color="#808080">|</font></span></span></font></strong></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/bahtiyar-vahapzadeden-mektup/">Bahtiyar Vahapzade’den Mektup</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/bahtiyar-vahapzadeden-mektup/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>11</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihten Geleceğe Türk Dili &#8211; (Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Dec 2007 00:35:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihten Gelecege]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihten Gelecege Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dilinin Gelecegi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dilinin Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkolog]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarihten Geleceğe Türk Dili (Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN) Türk dilinin en eski izleri Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir. M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait Sümerce metinlerde 300&#8217;den fazla Türkçe söz yer almaktadır. Sümerceyle Türkçedeki ortak sözler ya ortak kökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal doğru olursa olsun Türkçenin ilk verileri [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/">Tarihten Geleceğe Türk Dili – (Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Tarihten  Geleceğe Türk Dili</font><font style="font-size: 15pt" color="#ff6600" face="Maiandra GD"><br />
(Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN)<br />
</font></strong></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk dilinin en eski izleri  Sümer kaynaklarındaki Türkçe sözlerdir. M.Ö. 3100-M.Ö. 1800 yılları arasına ait  Sümerce metinlerde 300&#8217;den fazla Türkçe söz yer almaktadır. Sümerceyle  Türkçedeki ortak sözler ya ortak kökenden gelmektedir ya da alış veriş sonucu  ortaya çıkmıştır. Hangi ihtimal doğru olursa olsun Türkçenin ilk verileri M.Ö.  2000-3000 arasına çıkmakta, yani bundan 4-5000 yıl geriye gitmektedir. Ortak  sözler Türklerle Sümerlerin komşu olduklarını da gösterir. Türklerin hiç olmazsa  bir bölümü M.Ö. 2000-3000 yılları arasında, belki de daha önce Ön Asya&#8217;da  yaşamış olmalıdır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">M.Ö. 7.-3. yüzyıllar  arasında Karadeniz&#8217;le Hazar&#8217;ın kuzeyinde ve Kuzeydoğusunda yaşayan Sakaların  önemli bir bölüğü ve yöneticileri de büyük ihtimalle Türktü. M.Ö. 6. yüzyılda  yaşamış olan Sakaların kadın hükümdarının adı Yunan kaynaklarında <strong>Tomiris</strong>  olarak geçer. Bu kelime Türkçe <strong>Temir </strong>(demir) olsa gerektir.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Dîvânü Lûgati&#8217;t-Türk&#8217;te  anlatıldığına göre İskender&#8217;in Türkistan seferi sırasında (M.Ö. 330&#8217;lar) <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türk</font></a>lerin bir kısmı, hükümdarları Şu  yönetiminde Hocent civarında, yani Seyhun&#8217;un yukarı havzalarında idiler.  İskender&#8217;in gelişiyle Şu ve idaresindeki Türkler Altaylara çekildiler; Oğuzlar  ise Hocent civarında kaldılar.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çin kaynaklarındaki ilk  bilgilere göre Türkler Çin&#8217;in kuzeyindeki bozkırlarda yaşıyorlardı. M.Ö.  220&#8217;lerde ortaya çıkan <strong>Tuman </strong>(Teoman) <strong>Yabgu </strong>ve M.Ö. 209&#8217;da  hükümdar olan oğlu <strong>Motun </strong>(Mete) <strong>Yabgu</strong>, Hunların büyük hükümdarları  idiler ve merkezleri bugünkü Moğolistanda bulunan Orhun vadisinde idi. Hunlardan  sonra da Topalar, Avarlar, Göktürkler, Uygurlar dönemlerinde, M.S. 840&#8217;a kadar  Türklerin merkezi Orhun vadisinde olmuştur. M.Ö. 220 &#8211; M.S. 840 arasındaki 1000  küsur yıllık dönemde Türkler kudretli zamanlarında Okyanus kıyılarından Hazar&#8217;a,  hatta bazen Karadeniz&#8217;in kuzeyine kadar uzanan topraklara hükmediyorlardı.  Türklerden bir bölüğü M.S. 370&#8217;lerde İdil&#8217;i geçmiş ve Kafkaslarla Karadeniz&#8217;in  kuzeyine ulaşmıştı. Batı Hunları, Bulgarlar, Avarlar, Peçenekler ve Kıpçaklar  370&#8217;ten başlayarak yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa ve Balkanları yönetimleri  altında bulundurmuşlardır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Asya ve Avrupa Hunlarına  ait herhangi bir Türkçe metin elimizde bulunmamaktadır. Ancak Çin ve Bizans  kaynaklarına geçen bazı özel adlar ve kelimeler onlara ait Türkçe veriler olarak  kabul edilmektedir. Çin kaynaklarında geçen <strong>tehri, kut, yabgu, ordu, temir</strong>  gibi sözlerin Çinceleşmiş biçimleri, milât yıllarına ait Türkçe verilerdir.  Attilâ&#8217;nın babasının adı olan <strong>Muncuk </strong>(Boncuk) ve oğullarının adları <strong> Dehizik, İrnek, İlek</strong> Türkçeyle açıklanabilmektedir. 6.-9. yüzyıllardaki Tuna  Bulgarlarından yıl ve ay adları ile birkaç kelimelik bazı küçük metinler  kalmıştır. Yıllar hayvan adlarıyla adlandırıldığı için yıl adları aynı zamanda  çeşitli hayvanların adlarını gösteriyordu. Aylar sıra sayılarıyla ifade edildiği  için Bulgar Türkçesindeki sayıların adlarını da böylece öğrenmiş oluyorduk.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Moğolistan&#8217;da bulunmuş olan  6 satırlık Çoyr yazıtı tarihi bilinen en eski metindir. İlteriş Kağan&#8217;a katılan  bir askeri anlatan metin 687-692 arasında yazılmış olmalıdır. Orhun anıtları  olarak bilinen İşbara Tamgan Tarkan (Ongin), Köl İç Çor (İhe-Huşotu), Tonyukuk,  Köl Tigin, Bilge Kağan anıtları 719-735 yılları arasında yazılmışlardır.  Uygurların ikinci kağanı Moyun Çor Kağan&#8217;a ait Taryat, Tes ve Şine-Usu anıtları  753-760 arasında dikilmiştir. Moğolistan&#8217;da, Yenisey vadisinde, Kazakistan&#8217;da,  Talas&#8217;ta (Kırgızistan), Kuzey Kafkasya&#8217;da, İdil-Ural bölgesinde, Bulgaristan,  Romanya, Macaristan ve Polonya&#8217;da Göktürk harfleriyle yazılmış daha yüzlerce  yazıt bulunmuştur. Bu küçük yazıtların 7.-10. yüzyıllar arasında yazıldığı  tahmin edilmektedir. Demek ki bu yüzyıllarda Doğu Avrupa ve Balkanlardan, hatta  Macaristan&#8217;dan Güney Sibirya&#8217;ya ve Moğolistan içlerine kadar uzanan sahada  Türkçe, Göktürk harfleriyle yazılan bir yazılı dil olarak kullanılmaktaydı.</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">9. yüzyıldan itibaren  Türkçenin yazılı ürünlerini daha güneyde, Tarım havzasında da görmeye  başlıyoruz. 840&#8217;ta Tarım havzasında ve Gansu bölgesinde devletler kuran  Uygurlar; Göktürk, Uygur, Soğdak ve Brahmi alfabeleriyle kâğıt üzerine yüzlerce  eser yazdılar, yüzlerce belge bıraktılar. Hatta bunların bir kısmı yazma değil,  basma eserlerdi. Uygur yazılı eserleri, Gansu bölgesinde 17. yüzyıla kadar devam  etmiştir.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">11. yüzyılda Kâşgar ve  Balasagun çevresi de bir Türk kültür çevresi olarak ortaya çıkar. 1069 tarihli <em>Kutadgu Bilig</em> Balasagun&#8217;da yazılmaya başlanmış, Kâşgar&#8217;da Karahanlı  hükümdarına sunulmuştur. 1070&#8217;lerde Bağdat&#8217;ta kaleme alınan <em>Dîvânü Lûgati&#8217;t-Türk</em>  de aslında Kâşgar muhitinin eseridir. Türkler 10. yüzyılda Müslüman oldukları  hâlde 11. yüzyılda Arap yazısı henüz Türklerin yazısı hâline gelmemişti.  Kâşgarlı Mahmud 1070&#8217;lerde Türk yazısının Uygur yazısı olduğunu kesin şekilde  kaydeder.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kâşgarlı Mahmud Türklerin  20 boy olduğunu yazar ve onları batıdan doğuya doğru şöyle sıralar: 1. <em> Beçenek</em>, 2. <em>Kıfçak</em>, 3. <em>Oğuz</em>, 4. <em>Yemek</em>, 5. <em>Başgırt</em>,  6. <em>Basmıl</em>, 7. <em>Kay</em>, 8. <em>Yabaku</em>, 9.<em>Tatar</em>, 10. <em>Kırkız</em>,  11. <em>Çigil</em>, 12. <em>Tohsı</em>, 13. <em>Yağma</em>, 14. <em>Uğrak</em>, 15. <em> Çaruk</em>, 16. <em>Çomul</em>, 17. <em>Uygur</em>, 18. <em>Tangut</em>, 19. <em>Hıtay</em>.  Listedeki Hıtay&#8217;ı Kâşgarlı&#8217;nın ifadesiyle &#8220;Çin ülkesi&#8221; olarak ayırmak gerekir.  Bu sıralamadan az sonra Kâşgarlı Beçeneklerle Kıfçaklar arasına <em>Suvarlarla  Bulgarları</em> yerleştirir. Kâşgarlı&#8217;nın iki dilli oldukları için dillerini  bozuk saydığı <em>Soğdak, Kençek, Argu </em>ve <em>Tangutlardan Arguları</em> da  Türk boyları arasında saymalıyız. Demek ki 11. yüzyılda Balkanlardaki Bizans  sınırından Çin ve Moğalistan içlerine kadar Türkçe konuşuluyordu.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">13. yüzyılda Türk yazı  dilinin merkezîleştiği bölge Aral&#8217;ın güneyindeki Harezm bölgesidir. 13.-14.  yüzyıllarda Altınordu&#8217;nun merkezi olan Hazar&#8217;ın kuzey kıyısındaki Saray&#8217;dan  hatta daha batıdaki Kırım&#8217;dan Tarım havzasının doğusundaki Gansu&#8217;ya kadar Türk  yazı dili kesintisiz olarak kullanılıyordu. Tarım havzasıyla Gansu&#8217;da kullanılan  dile Türkoloji literatüründe Uygur Türkçesi, Altınordu ve Türkistan sahasında  kullanılan dile ise Harezm Türkçesi denmektedir. Ancak ikisi arasında ses ve  gramer yönünden hemen hemen hiç fark yoktur. Yazıları ise farklıdır. Birincisi  Uygur, ikincisi Arap yazısını kullanır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">13. ve 14. yüzyıllarda Türk  yazı dili, bu ana sahadan başka üç coğrafyada daha kullanılıyordu. Bunlardan  biri Yukarı İdil (bugünkü Tataristan) sahasıdır. Burada bulunan mezar  kitabelerinin dili İdil Bulgarcası idi. İkincisi Mısır ve kısmen Suriye idi.  Buradaki yazı dili Harezm Türkçesine çok yakındı ve Kıpçak Türkçesi adını  taşıyordu. Üçüncü saha Azerbaycan ve Anadolu sahasıydı. 13. yüzyılda bu alanda  Oğuz ağzına dayanan yeni bir yazı dili doğmuştu. Bu yazı dili Balkanlara doğru  sahasını genişleterek kesintisiz şekilde bugüne dek sürmüştür. Sadece mezar  kitabelerinde gördüğümüz İdil Bulgarcası 14. asırdan sonra yerini Kıpçakçaya  bırakır. Mısır ve Suriye&#8217;de ise 15. yüzyıldan sonra Kıpçak Türkçesi kullanılmaz  olur.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Karadeniz, Kafkaslar, Hazar  denizi ve İran, Kuzey-Doğu Türkçesi ile Batı <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-tarihi-gelisimi-muharrem-ergin/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkçe</font></a>sini ayıran tabiî sınırlardır. 11.  yüzyıldan itibaren Oğuzlar İran&#8217;ı aşarak Azerbaycan ve Anadolu&#8217;ya gelmişler ve  Batı Türklüğünü oluşturmuşlardır. Batı Türklüğü 14. yüzyılda Balkanlara taşmış,  daha sonra Macaristan sınırına dayanmıştır. Bugünkü Irak ve Suriye&#8217;nin kuzey  bölgeleri de Batı Türklerinin 11. yüzyıldan itibaren yerleştikleri yerlerdi ve  buralardaki nüfus Anadolu Türklüğünün tabiî uzantısıydı. Öte yandan Kuzey Afrika  ve Arap ülkelerine de önemli miktarda Osmanlı Türkü yerleşmişti. Bütün bu  sahalarda Batı Türkçesi ortak bir yazı dili olarak kullanılmıştır. 13. ve 14.  yüzyıllarda Anadolu ve Azerbaycan&#8217;da yazılan eserleri, yazı dili olarak  birbirinden ayırmak kolay değildir. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bu asırlarda yazı dili  henüz standartlaşmamıştır; esasen Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlarda henüz  siyasî birlik de yoktur; bölgede çeşitli Türk beylik ve devletleri hüküm  sürmektedir. 15. yüzyılda Osmanlılar güçlenerek birliği kurmaya yönelirler ve  yeni oluşmaya başlayan İstanbul ağzı esasında Osmanlı Türkçesi standart hâle  gelir. 16. yüzyılda Doğu ve Güney-Doğu Anadolu ile birlikte Suriye ve Irak da  Osmanlı topraklarına dahil olur; böylece bu bölgeler de Osmanlı Türkçesi alanı  içine girerler. Kuzey ve Güney Azerbaycan, İran&#8217;la birlikte bir başka Türk  devletinin, Safevîlerin yönetiminde kalır. Ancak yine de 16. asırda Azerbaycan  ve Osmanlı yazı dillerinin kesin şekilde ayrıldığını söylemek doğru değildir.  Hatayî ve Fuzulî her iki çevrenin de şairidir. 17. yüzyıldan sonra iki yazı  dilinin ayrıldığını söylemek mümkündür; ancak aralarındaki fark yok denecek  kadar azdır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Kuzey ve doğu Türklerinde  Harezm Türkçesinin devamı niteliğindeki Çağatay Türkçesi tek ve ortak yazı dili  olarak 15. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar sürdü. Bunun bir tek istisnası  vardı: Kırım Hanlığı. Osmanlı idaresinde bulunduğu için Kırım Hanlığında  kullanılan yazı dili Osmanlı Türkçesi idi.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">13. yüzyıldan itibaren iki  ayrı yazı dili hâlinde gelişen Doğu ve Batı Türkçeleri sürekli olarak  birbirleriyle temasta olmuşlardır. Çağatay sahası eserleri, özellikle Nevayî  Osmanlı ve Azerbaycan Türklerince hep okunmuştur. Buna karşılık Osmanlı eserleri  de özellikle İdil-Ural bölgesinde sürekli okunmuştur. Osmanlı ve Azerbaycan  sahasında Nevayî&#8217;ye Çağatayca olarak nazireler yazılmış ve bu 19. yüzyıla kadar  sürmüştür.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">1552&#8217;de Kazan&#8217;ın düşmesiyle  başlayan Rus yayılması 1885&#8217;te Batı Türkistan&#8217;ın işgaliyle tamamlanmıştır. Doğu  Türkistan 1760&#8217;larda Çin işgaline uğramıştı. 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde  bağımsız olan Türkler sadece Osmanlı Türkleriydi.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">19. yüzyılın ortalarında  Türk yazı dilleri için yeni bir süreç başlar. Kazan Üniversitesinde hocalık  yapan müsteşrik ve papaz İlminski, her Türk boyunun konuşma dilinin ayrı bir  yazı dili hâline gelmesi gerektiği görüşünü ortaya koyar ve bunun için çalışmaya  başlar. Özellikle Tatar aydınlarıyla Kazan&#8217;da okuyan Kazak aydınları üzerinde  etkili olur. Bu iki Türk boyunun bazı yazar ve şairleri, ortak olan Çağatay yazı  dili yerine kendi konuşma dillerini yazı dili hâline getirmeye çalışırlar.  Yüzyılın sonlarına doğru Tatar ve Kazak yazı dillerinin ilk eserleri verilmeye  başlar. İlminski&#8217;ye karşılık Gaspıralı İsmail, 1884&#8217;te Bahçesaray&#8217;da (Kırım)  çıkarmaya başladığı <em>Tercüman</em> gazetesi ve Türk dünyasının her tarafında  açtırdığı usûl-i cedit okulları vasıtasıyla ortak yazı dilini savunur; bütün  Türk dünyasının sadeleştirilmiş İstanbul Türkçesinde birleştirilmesini ister. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Rusya&#8217;da Meşrutiyetin ilân  edildiği 1905 yılından itibaren Kırım, İdil-Ural, Azerbaycan ve Türkistan  bölgelerinde Türk yazı dili konusu sıkı bir şekilde tartışılır. Gaspıralı  İsmail&#8217;in tesirinde kalan Türk aydınları yazı dilinde birlik fikrini savunurlar  ve buna uygun eserler verirler. İlminski&#8217;nin fikirleri ise başka müsteşrikler ve  Çarlık memurları tarafından yayılmaya çalışılır. İlminski gibi bir papaz ve  müsteşrik olan Nikolay Ostroumov 1870&#8217;ten 1918&#8217;e kadar <em>Türkistan Vilâyetinin  Gazeti</em>’ni çıkararak bu gazete vasıtasıyla İrancalaşmış Özbek ağızlarını yazı  dili hâline getirmeye çalışır. 1888-1902 arasında çıkarılan <em>Dala Vilâyeti</em>  gazetesi Kazakçayı, 1905-1908 arasında çıkarılan <em>Mecmûa-yı Mâverâyı Bahr-ı  Hazar </em>Türkmenceyi yazı dili yapmaya uğraşır. Her üç gazete de Çar idaresince  çıkarılmaktadır. Yüzyılın başındaki bu tartışma ve uygulamalar kaynaklara  ulaşmanın zorluğu yüzünden bugüne kadar ciddî şekilde araştırılmış değildir.  Ancak 1917&#8217;deki Bolşevik ihtilâlinden sonra serbest tartışma ortamı yok edilmiş,  İlminski ve Ostroumov&#8217;un fikirleri zorla uygulanarak her Türk boyunun konuşma  dili ayrı yazı dili hâline getirilmiştir. Bu süreç Sovyetler Birliği’nde  1930&#8217;larda tamamlanmıştır. </font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Çin idaresindeki Doğu  Türkistan&#8217;da ise Uygurca, Çağatay yazı dilinin devamı olarak sürerken 1949&#8217;daki  komünist idareden sonra mahallîleştirilmiştir. Alfabe değişiklikleriyle bu süreç  hızlandırılmış, her Türk yazı dili için ayrı alfabeler oluşturularak farklılık  artırılmaya çalışılmıştır. Bütün bu çalışmalar sonunda bugün 20 Türk yazı dili  ortaya çıkmış bulunmaktadır: 1) <em>Türkiye Türkçesi</em>, 2) <em>Gagavuz Türkçesi,</em>  3) <em>Azerbaycan Türkçesi,</em> 4) <em>Türkmen Türkçesi,</em> 5) <em>Kırım Tatar  Türkçesi,</em> 6) <em>Karaçay-Malkar Türkçesi,</em> 7) <em>Nogay Türkçesi</em>, 8) <em> Kumuk Türkçesi,</em> 9) <em>Kazan Tatar Türkçesi,</em> 10) <em>Başkurt Türkçesi,</em>  11) <em>Kazak Türkçesi,</em> 12) <em>Karakalpak Türkçesi,</em> 13) <em>Kırgız  Türkçesi,</em> 14) <em>Özbek Türkçesi,</em> 15) <em>Uygur Türkçesi,</em> 16) <em>Altay  Türkçesi, </em>17) <em>Hakas Türkçesi,</em> 18) <em>Tuva Türkçesi,</em> 19) <em>Saha </em>(<em>Yakut</em>) <em>Türkçesi</em>, 20) <em>Çuvaş Türkçesi.</em> Rusya bugün dahi  yeni yazı dilleri oluşturma fikrini bırakmış değildir. Tataristan Cumhuriyeti  dışında kalan Batı Sibirya Tatarları ile Güney Sibirya&#8217;daki Şorların ağızları  bazı fonlar ve yardımlar yoluyla yazı dili hâline getirilmeye çalışılmaktadır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk dünyasında 1990&#8217;dan  beri yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri  de daha serbest hareket edebilme imkânlarına kavuşmuştur. Şimdi artık kendi  kültür politikalarını kendileri tayin edecek duruma gelmişlerdir. Nitekim bunun  etkisi de kısa zamanda görülmeye başlanmıştır. 1991 Aralığında Azerbaycan, 1993  Nisanında Türkmenistan, 1993 Eylülünde Özbekistan, 1994 Şubatında  Karakalpakistan Lâtin alfabesine geçme kararı almışlardır. Bu ülkelerde yeni  alfabeye geçiş kademeli olarak uygulamaya konmuştur. Öte yandan Kırım Türkleri  ile Gagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli yayınlarını yeni  alfabeyle basmaya başlamışlardır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">&#8220;Dil dışı şartlar&#8221;  dediğimiz siyasî, iktisadî ve kültürel ilişkiler de Türk yazı dilleri arasında  yeni etkileşim ve oluşumlara yol açmaya başlamıştır. Türkiye&#8217;de Türk  cumhuriyetlerinin edebiyatlarına ait bazı parçalar lise edebiyat kitaplarına  konmuştur. Türk Ocakları, Kültür Bakanlığı, TÖMER gibi kuruluşlarca Türk  lehçelerini öğreten kurslar açılmıştır. Nihayet dört üniversitede (Ankara, Gazi,  Muğla, Atatürk) Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümleri açılmıştır. Pek  çok Türkiyeli genç Türk cumhuriyetlerinde öğrenim görmektedir. Sayıları az da  olsa sosyal bilim dallarındaki bazı genç araştırıcılar Türk toplulukları  arasında araştırmalar yapmaya başlamışlardır. Avrasya televizyonunun bazı genç  yapımcıları da Türk dünyasına sık sık giderek yeni yapımlara imzalarını  atmaktadırlar. Siyasî, iktisadî, ilmî ve kültürel heyetler de sık sık bu dünyaya  yolculuk etmektedir. Türk cumhuriyet ve topluluklarında uzun süreli kalan iş  adamları ve görevliler de az değildir. Bütn bu teşebbüs ve ilişkiler Türk  lehçelerinin Türkiyeli aydınlar ve gençler tarafından öğrenilmesine yol  açmaktadır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türkiye Türkçesinin diğer  Türklerce öğrenilmesi ise çok daha büyük ölçülerde karşımıza çıkmaktadır.  Türkiye&#8217;de öğrenim görerek bizim lehçemizi öğrenen öğrencilerin sayısı 10.000&#8217;i  geçmiştir. İktisadî, kültürel veya ilmî sebeplerle Türkiye&#8217;ye gelip kısa veya  uzun süreli ülkemizde kalan ve Türkiye Türkçesiyle bizlerle anlaşabilen pek çok  insan vardır. Öte yandan Türk cumhuriyet ve topluluklarında pek çok okul  açılmıştır ve bu okullarda on binlerce öğrenci okumakta, Türkiye Türkçesini  öğrenmektedir. Doğrudan doğruya Türk televizyonlarını izleyebilen Azerbaycan  veya Avrasya yayınlarına bakan Türkistan cumhuriyetleri bu kanalla da Türkiye  Türkçesine aşina olmaktadır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Bütün bu temas ve  faaliyetlerin sonuçlarını önümüzdeki yıllarda görebiliriz. Türk televizyonlarını  izleyen Azerbaycanlı çocuklar daha şimdiden Türkiye Türkçesindeki farklı  kelimeleri tanımaya ve hatta kullanmaya başlamışlardır. <em>Samaylot</em> yerine <em>uçak </em>kelimesi pek çok Türk topluluğuna ulaşmıştır. Türkiye Türkleri de  artık <em>orun </em>(yer), <em>kıyın </em>(zor), <em>çalar</em><strong> </strong>(nüans), <em> kayıtmak</em> (geri dönmek), <em>aylanmak</em> (çevresinde dönmek), <em>uçraşmak</em><strong> </strong>(karşılaşmak), <em>tapmak</em><strong> </strong>(bulmak) gibi kelimeleri tanımaya  başlamalıdırlar.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Eski Sovyetler dışındaki  Türk dünyası ile ilişkilerimiz de artmıştır. Batı Trakya, Bulgaristan,  Makedonya, Yugoslavya, Romanya gibi Balkan ülkelerinde yaşayan Türklerle artık  daha sık temas hâlindeyiz. Balkanlardan gelen pek çok Türk genci de Türk  üniversitelerinde okumaktadırlar. Bu ülkelerin çoğunda ilk ve orta dereceli  okullarda Türkçe öğretim yapılmakta, Türkçe gazete ve dergiler çıkarılmaktadır.  Hemen hemen hepsinden Türk televizyonları izlenmektedir. İran&#8217;da da Azerbaycan  Türkçesiyle (Arap harfleriyle) dergi ve kitaplar yayımlanmakta, belirli saatlere  mahsus olarak radyo ve televizyon yayınları yapılmaktadır. İran’da artık Türkçe  eğitim talepleri başlamıştır. Irak&#8217;ta, 36. paralelin kuzeyinde birkaç yıldan  beridir Türkçe öğretim yapılmaya başlanmıştır; <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-tarihi-gelisimi-muharrem-ergin/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkçe</font></a> gazete ve televizyon yayınları  yapılmaktadır.</font></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD" size="2">Türk dili yarın nasıl  olacaktır? Yukarıda sayılan gelişmeler elbette Türk dilinin yarınını büyük  ölçüde belirleyecektir. 20 yıl sonra Türkiye Türkçesi, Türk dünyasındaki pek çok  aydın tarafından bilinen ve Türkler arası plâtformlarda kullanılan bir iletişim  dili olacaktır. Bu süre içinde Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş olması da  muhtemeldir. Türk dünyasının bazı genç aydınları az da olsa makale, şiir, hikâye  ve kitaplarını Türkiye Türkçesiyle yazmaya başlayacaklardır. Onların, bizim yazı  dilimizle yazdıkları eserlerde kendi lehçelerine ait bazı kelimeler, hatta  fonetik ve morfolojik özellikler bulunabilecektir. Böylece bizler de o  lehçelerden küçük tatlar almaya başlayacağız. Şüphesiz Türkiye Türklerinden  yetişmiş bazı şair ve yazarlar da eserlerine Türk lehçelerinden kelimeler ve  bazı özellikler serpiştireceklerdir. Bu hem Türkiye Türkçesinin kendi  kaynaklarından beslenerek zenginleşmesine, hem de yeni tatlarla çeşitlenmesine  yol açacaktır. Böylece 4000 yıl önce Sümer kaynaklarında görülen <strong>agar</strong>  (ağır), <strong>di- </strong>(demek),<strong> dingir</strong> (tenri-tanrı), <strong>dug-</strong> (dökmek), <strong>men</strong> (ben), <strong>zae</strong> (sen), <strong>zag</strong> (sağ), <strong>gişig</strong> (eşik-kapı)  gibi kelimeler önümüzdeki bin yıllarda sonsuzluğa doğru yollarına devam  edeceklerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></strong></font></p>
<p align="center"><span lang="tr"><font face="Maiandra GD"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></font></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/">Tarihten Geleceğe Türk Dili – (Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/tarihten-gelecege-turk-dili-prof-dr-ahmet-b-ercilasun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçenin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Nov 2007 19:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Altay]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Ailesi]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Grubu]]></category>
		<category><![CDATA[Dunya Dilleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Dil Aileleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçenin Dil Ailesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçenin Dünya Dilleri Arasindaki Yeri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçenin Yeri]]></category>
		<category><![CDATA[Ural]]></category>
		<category><![CDATA[Ural Altay Dil Grubu]]></category>
		<category><![CDATA[Ural Altay Dilleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçenin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri (Aşağıdaki resmi büyütmek için, resmin üzerine dokunun&#8230;)   Türkçe, Ural – Altay dil ailesinin Altay koluna bağlı olan ve eklemeli dillerden de sondan eklemeli bir dildir. Kaynak bakımından birbirine yakın olan diller bir aile teşkil ederler. Dünya dilleri bu şekilde çeşitli dil ailelerine ayrılırlar. Bir dil ailesi tarihin bilinmeyen devirlerinde [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri/">Türkçenin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <span style="color: #6699ff; font-family: 'Maiandra GD';"> <span style="font-size: 18pt;">Türkçenin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri<br />
</span></span> <span style="color: #c0c0c0; font-family: 'Maiandra GD';"><span style="font-size: 8pt;">(Aşağıdaki resmi büyütmek için, resmin üzerine dokunun&#8230;)</span></span></strong></p>
<p align="center"> <a href="https://www.bilgicik.com/resimler/ural_altay.gif"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/ural_altay.gif" alt="Ural Altay Dil Grubu" width="324" height="99" border="0" /></a></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;">Türkçe, Ural – Altay dil ailesinin Altay koluna bağlı olan ve eklemeli dillerden de sondan eklemeli bir dildir. Kaynak bakımından birbirine yakın olan diller bir aile teşkil ederler. Dünya dilleri bu şekilde çeşitli dil ailelerine ayrılırlar. Bir dil ailesi tarihin bilinmeyen devirlerinde bir ana dilden çıkan dillerin oluşturduğu topluluktur. Bu diller arasındaki benzerlikler böyle bir varsayımı kuvvetlendirmektedir. Bir ana dilin yazılı belgeleri olmadığı halde birçok özelliklerini kendisinden türemiş bulunan ailedeki dilleri karşılaştırarak tespit etmek mümkün olabilmektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"><br />
<strong>Dünyadaki başlıca dil aileleri şunlardır:<br />
</strong><br />
</span></p>
<table style="border-collapse: collapse;" border="0" width="124" cellspacing="0" cellpadding="0" align="left">
<tbody>
<tr>
<td width="173" height="267"><center><!--adsense#reklam_120x240--></center></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"><span style="color: #ff0066;"><strong>1. Hint-Avrupa dilleri ailesi:</strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"><strong>a.</strong> Hint-İran Dilleri: İran, Afgan, Pakistan, Hindistan, Sri Lanka, Nepal dilleri,<br />
<strong>b.</strong> Slav Dilleri: Rusça, Bulgarca, Lehçe (Polonya), Çekçe, Slovakça, Baltık dilleri,<br />
<strong>c.</strong> Roman Dilleri (Latinceden türetilmiş diller): İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Rumence&#8230;<br />
<strong>ç. </strong>Cermen Dilleri: İngilizce, Almanca, Felemenkçe, İsveççe, Norveççe&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"><span style="color: #ff0066;"><strong>2. Hami-Sami dilleri: </strong></span>Bu ailenin yaşayan en önemli dilleri Arapça ve İbranicedir.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"><strong>a. </strong>Hami Dilleri: Eski Mısır dili, Kuşi dili, Libya-Berber dili, Çad dili,<br />
<strong>b.</strong> Sami Dilleri: Arapça, İbranice (Kenanca), Habeşçe, Akatça.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"><span style="color: #ff0066;"><strong>3. Bantu dilleri: </strong></span>Bu aileye Afrika’nın büyük bir kısmında konuşulan Bantu dilleri girer.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"><span style="color: #ff0066;"><strong>4. Çin-Tibet dilleri: </strong></span>Çince, Tibetçe, Vietnamca ve Kmerce bu gruba dahildir.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"><span style="color: #ff0066;"><strong>5. Ural-Altay dilleri: </strong></span>Ural ve Altay dilleri akrabalığı öteden beri tartışma konusu olmuştur. Ne var ki, genel görüşe göre, bu iki kol tek kaynatan çıkmış, ancak zamanla akrabalık bağları çok zayıflamıştır.</span><span style="color: #000000; font-family: Arial;"><a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-tarihi-gelisimi-muharrem-ergin/"><span style="font-size: 1pt; color: #ffffff;">Türkçenin Tarihi</span></a></span><span style="font-size: 1pt; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span><span style="color: #000000;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/orhun-gokturk-abideleri/"> <span style="font-size: 1pt; color: #ffffff; font-family: Arial;">Orhun Abideleri</span></a></span><span style="font-size: 1pt; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span><span style="color: #000000; font-size: small;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/anlatim-bozukluklari/"> <span style="font-size: 1pt; color: #ffffff; font-family: Arial;">Anlatım Bozuklukları</span></a></span><span style="font-size: small; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="font-size: small; color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/cumlenin-ogeleri/"> <span style="color: #ffffff;">Cümlenin Öğeleri</span></a></span><span style="font-size: small; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="font-size: small; color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/yazim-ve-noktalama/"> <span style="color: #ffffff;">Yazım ve Noktalama</span></a></span><span style="font-size: small; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span><span style="color: #000000; font-size: small;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkoloji-makaleleri/"> <span style="font-size: 1pt; color: #ffffff; font-family: Arial;">Türkoloji Makaleleri</span></a></span><span style="font-size: small; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span><span style="color: #000000; font-family: 'comic sans ms'; font-size: small;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/edebiyatin-tanimi-edebiyat-nedir/"> <span style="font-size: 1pt; color: #ffffff; font-family: Arial;">Edebiyat Nedir?</span></a></span><span style="font-size: small; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span><span style="color: #000000; font-family: 'comic sans ms'; font-size: small;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-kullandiklari-alfabeler-alfabelerimiz/"> <span style="font-size: 1pt; color: #ffffff; font-family: Arial;">Alfabelerimiz</span></a></span><span style="font-size: small; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span><span style="color: #000000; font-family: 'comic sans ms'; font-size: small;"><span style="color: #000000; font-size: small;"> <a style="text-decoration: none;" title="Atasözleri" href="http://atasozleri.bilgicik.com/"> <span style="font-size: 1pt; color: #ffffff; font-family: Arial;">Atasözleri</span></a></span><span style="font-size: small; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span><span style="color: #000000; font-size: small;"> <a style="text-decoration: none;" href="http://bulmaca.bilgicik.com/"> <span style="font-size: 1pt; color: #ffffff; font-family: Arial;">Bulmacalar</span></a></span><span style="font-size: small; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span><span style="color: #000000; font-size: small;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/soz-sanatlari-edebi-sanatlar/"> <span style="font-size: 1pt; color: #ffffff; font-family: Arial;">Edebi Sanatlar</span></a></span></span><span style="font-size: 1pt; color: #ffffff; font-family: 'comic sans ms';">, </span> <span style="font-size: small; color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/sinav-sorulari/"> <span style="color: #ffffff;">Sınav Soruları</span></a></span><span style="font-size: small; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/sinav-sorulari/"> <span style="font-size: 1pt; color: #ffffff;">Kpss</span></a></span><span style="font-size: small; color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/sinav-sorulari/"> <span style="font-size: 1pt; color: #ffffff;">Oks</span></a></span><span style="font-size: small; color: #000000; font-family: Arial;"><span style="color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/sinav-sorulari/"> <span style="color: #ffffff;">Öss</span></a></span><span style="color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/bunlari-biliyor-musunuz/"> <span style="color: #ffffff;">Bunları Biliyor musunuz?</span></a></span><span style="color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/ozlu-sozler/"> <span style="color: #ffffff;">Özlü Sözler</span></a></span><span style="color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/guzel-sozler/"> <span style="color: #ffffff;">Güzel Sözler</span></a></span><span style="color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com//"> <span style="color: #ffffff;">Türkçe</span></a></span><span style="color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com//"> <span style="color: #ffffff;">Edebiyat</span></a></span><span style="color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com//"> <span style="color: #ffffff;">Masallar</span></a></span><span style="color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-destanlari/"> <span style="color: #ffffff;">Destanlar</span></a></span><span style="color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/ruya-tabirleri-astroloji/"> <span style="color: #ffffff;">Astroloji</span></a></span><span style="color: #ffffff; font-family: Arial;">, </span> <span style="color: #000000; font-family: Arial;"> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/roman-ozetleri-turk-ve-dunya-edebiyatindan/"> <span style="color: #ffffff;">Roman Özetleri</span></a></span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"><strong>Ural ve Altay dillerin akrabalığı bugün için aşağıdaki benzerliklere dayanmaktadır:<br />
</strong><br />
</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"> · Her ikisi de eklemeli dildir. Yani her iki kolda da sözcük yapısı aynıdır.</span><br />
<span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"> · Bu dillerin tümce yapıları da birbirinin aynıdır.</span><br />
<span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"> · Bu dillerde ünlü uyumu da ortak özellik olarak kendini gösterir.</span><br />
<span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"> · Räsänen&#8217;e göre, ünlü bolluğu ve ünsüz seyrekliğiyle sözcük başında ünsüz yığılışmasının bulunmaması da Ural-Altay dillerinin ortak özelliğidir.</span><br />
<span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"> · Ural-Altay dillerinde bazı eklerin hem eylemlerde çekim eki hem de sözcük türetmede yapım eki gibi kullanılması da önemli bir benzerliktir.</span><br />
<span style="font-family: 'Maiandra GD'; font-size: small;"> · Bu diller arasında sözcük benzerliklerine ve eşliklerine de rastlanmaktadır.</span></p>
<p align="center"><span style="font-family: 'Maiandra GD';"><strong> <span style="font-size: 15pt;"><span style="color: #808080;"><span lang="tr">|</span></span><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr"> “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <span style="color: #808080;">|</span></span><br />
</span></strong></span><span lang="tr"><span style="font-family: 'Maiandra GD';"><strong> <span style="font-size: 10pt; color: #ff0000; font-family: 'Maiandra GD';"><br />
Not:</span><span style="font-size: 10pt; color: #808080; font-family: 'Maiandra GD';"> İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</span></strong></span></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri/">Türkçenin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-dunya-dilleri-arasindaki-yeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>15</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçe Hakkında İlginç Notlar</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 23:42:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[ilginc Notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkce ilginc]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Notlari]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe Hakkında İlginç Notlar * Türkiye&#8217;den yapılan radyo televizyon yayınları etkisiyle Azerbaycanlı gençler artık Farsça &#8220;evet&#8221; anlamına gelen &#8220;beli&#8221; yerine &#8220;evet&#8221; demeye başlamışlar. Vaktiyle biz &#8220;vazife&#8221; diyorduk, onlar da &#8220;vazife&#8221; diyorlardı. &#8220;Görev&#8221; kelimesi kullanım alanına girmemiş olsa bile en azından duydukları zaman yadırgamıyorlar. Türkiye&#8217;deki alelade insan da Azerbaycanlı bir konuşucuyu on yıl öncesine göre daha [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/">Türkçe Hakkında İlginç Notlar</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Türkçe  Hakkında İlginç Notlar</font></strong></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font face="Maiandra GD" size="2">* Türkiye&#8217;den yapılan radyo televizyon  yayınları etkisiyle Azerbaycanlı gençler artık Farsça &#8220;evet&#8221; anlamına gelen  &#8220;beli&#8221; yerine &#8220;evet&#8221; demeye başlamışlar. Vaktiyle biz &#8220;vazife&#8221; diyorduk, onlar  da &#8220;vazife&#8221; diyorlardı. &#8220;Görev&#8221; kelimesi kullanım alanına girmemiş olsa bile en  azından duydukları zaman yadırgamıyorlar. Türkiye&#8217;deki alelade insan da  Azerbaycanlı bir konuşucuyu on yıl öncesine göre daha rahat anlayabiliyor. Hatta  Türkmenistanlı, Özbekistanlı konukları da daha rahat anlayabiliyor.</p>
<p>* Birleşmiş Milletler ve dünya İstatistik kuruluşlarının verdiği verilere göre  dünyada yaygın kullanılan dilleri kullanış alanı ve amacına göre üç kategoride  sınıflayabiliriz:</p>
<p>1. Dünyada en çok nüfus tarafından ana dil olarak kullanılan diller,<br />
2. Dünyada en geniş coğrafi alanda kullanılan diller,<br />
3. Dünyada bilimsel ve teknoloji alanda ticaret, haberleşme ve bilgi  alışverişinde yaygın kullanılan diller.</p>
<p>Birinci gruptaki diller açısından sıralama Çince, Hinduca, İngilizce,  İspanyolca, Rusça, Arapça ve diğerleri;<br />
İkinci kategoriye göre sıralama İngilizce, Çince, İspanyolca, Arapça, Türkçe,  Hinduca;<br />
Üçüncü kategoriye göre ise sıralamada başlıca Batı Avrupa Dilleri İngilizce,  Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Rusça yer almaktadır. Pasifik devletlerinden  Japonya&#8217;nın hızla gelişen Çin&#8217;in dili de yakın bir gelecekte bu kategoride yer  alacaktır.</p>
<p>* Yabancı dil öğretimi için eğitim-öğretim dilinin mutlaka yabancı dilde  olmasının gerekmediğini çarpıcı bir örnekle sunmak istiyorum. Skale dergisi 1993  yılı 1. sayısında yayınlanan &#8220;Sayılarla Avrupa Topluluğu&#8221; yazısında verilen  bilgiye göre Avrupa topluluğunda 20-24 yaş arası gençlerin % 83&#8217;ü en az bir  yabancı dile hakim, bu daha yaşlılarda % 50 civarında. Belçika, Hollanda,  İsviçre gibi ülkelerde oran çok daha yüksek. Buna karşın Avrupa&#8217;da bütün orta  öğrenim ve üniversite öğretimi kendi ana dillerinde yapılıyor. Diğer bir örnek,  nüfusu sadece 10 milyon olan Macaristan&#8217;da bütün okullar Macarca, tek bir  üniversite 1991 sonrası İngilizce açıldı, ama öğrencileri yabancı. Macarca ülke  dışında hiçbir ülkede kullanılmadığı halde her konuda bizden çok daha fazla  Macarca kitap basıyorlar ve her Macar da bir yabancı dil biliyor. SCI ce taranan  dergilerde yayınlanan makalelerin ülkelere göre sıralamasında ilk 20 sırada yer  alan ülkelerden yalnız Hindistan yabancı dilde öğretim yapıyor. Yani her ülke  kendi dilinde öğretim yaparak bilim üretebiliyor, diller bilim üretimine engel  değil.</p>
<p>* Sırf İstanbul&#8217;da İngilizce, Fransızca, Almanca İtalyanca eğitim yapan orta  dereceli okulların sayısı 150&#8217;nin üzerende. Bütün ülkede ise özel okulların  sayısı 1995 yılı itibariyle 871&#8217;dir. Eğer önlem alınmaz ve sınırlamaya  gidilmezse üniversitelerimiz de bu yola girer. Eğitim çağında 15 milyon nüfusun  tamamını böyle özel okullara göndermemiz mümkün olmadığından (14.300.000. toplam  öğrencinin sadece 200.000&#8217;i özel okullara gidebilmektedir.) talep de devamlı  kamçılandığından maalesef en seçme başarılı öğrenciler &#8220;Robert Kolej,  Galatasaray Lisesi&#8221; başta olmak üzere yabancı dilde eğitim yapan okullara  gönderiliyor ya da bu okulları tercihe zorlanıyor. Yabancı dilde öğretim yapan  üniversiteler için de aynı durum sözkonusu. Böyle olunca bütün bu üstün  yetenekli çalışkan, seçme öğrencileri alan okullar hem yabancı dilde hem de  diğer sosyal ve fen derslerinde daha başarılı oluyorlar. Bu sonuç da biraz önce  değindiğimiz genel kanaati oluşturuyor. Yani malzeme kaliteli olduğu için ürün  de kaliteli oluyor. Önemli olan bir öğretim kurumunun öğrenci alırken hangi  yüzde diliminden öğrenci aldığına bakılarak bu öğrencileri hangi yüzde  diliminden mezun ettikleridir. Mezunlar ilk yüzde diliminden daha başarılı  yüzdeye yerleştirilebiliyorsa o kurum başarılıdır.</p>
<p>* Tarihçi Jean-Paul Roux,  &#8221;Türklerin Tarihi&#8221; adlı yapıtında &#8221;Türklerle  ilgili olarak kabul edilebilecek biricik tanım dilbilgisel olandır. … Türklerin  dili çok büyük bir çekim gücüne sahip olduğundan ilişkide bulundukları birçok  insan topluluğu tarafından benimsenmiştir.&#8221; diyor. Ünlü dilbilimciler,  Türkçenin yetkinliğini ve kurallı oluş bakımından öteki dillerden üstünlüğünü  övmüşlerdir.</p>
<p>* Max Müller, Türkçe hakkındaki görüşlerini şöyle açıklıyor: &#8221;Türkçenin bir  dilbilgisi kitabını okumak, bu dili öğrenmek niyetinde olanlar için bir  zevktir.Türlü dilbilgisi kurallarının belirlenmesindeki ustalık, eylem  çekimlerindeki düzenlilik, bütün dil yapısındaki saydamlık, kolayca  anlaşılabilme niteliği, insan zekasının dil aracılığı ile beliren üstün gücünü  kavrayabilenlerde hayranlık uyandırır…. Türk dilinde her şey saydamdır,  apaçıktır.</p>
<p></font></font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD"><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
* Jean Deny, &#8221;Türk dili, seçkin bir bilginler kurulunun danışma ve tartışmaları  sonucunda oluştuğu kanısını uyandırıyor. Fakat böyle bir kurul, Türkistan  bozkırında kendi başına kalmış olarak ve kendi yasaları ya da kendi içgüdüleri  itişiyle, insan beyninin yarattığı bu sonucu sağlayamazdı !&#8221; demektedir.</p>
<p>* XIII. yüzyılda Cengiz Hanın Moğol İmparatorluğu, yaklaşık olarak, tüm Türk Dünyasını egemenliği altında toplamıştır.  Moğol İmparatorluğunun, devlet dili olarak Uygur Türkçesini ve Uygur yazısını  kullanmıştır.</p>
<p>* Türk dilinin büyüleyici etkisi kendini göstererek, Türkçe, Anadoluda hızla  yaygınlaşan halk dili olur. Moğol işbirlikçisi Anadolu Selçuklusu sultanlarının  egemenliğine başkaldıran Türkmen beyi Karamanoğlu Mehmet Bey&#8217;in Konyayı ele  geçirip Siyavuş&#8217;u Selçuklu sultanı yapması, Türk dili için mutlu bir olay olur:  Karamanoğlu Mehmet Bey, 19 Mayıs 1277&#8217;de ünlü fermanını yayınlar: &#8221;Bugünden  sonra divanda, dergahta, mecliste ve meydanda Türkçeden gayrı dil  konuşulmayacaktır! &#8221;. Türkçenin bu bağımsızlık bildirgesiyle, Moğolların  ilerlemesini durdurmuş olan &#8221; külahlı, ayağı çarıklı ve kara kilimli  Türkmenler&#8221;, Farsçayı benimsetmeye çalışan &#8221;Rumi&#8221; adı takınmış Selçuklulara  karşı bir dil yengisi kazanmışlardır.</p>
<p>* Yunus ,Mevlana&#8217;nın Mesnevisini okuduğunda çok uzun ve belki biraz da Farsça  yazılmış olmasını beğenmeyerek, bu Mesnevinin yerine:<br />
&#8221;Ete kemiğe büründüm<br />
Yunus deyi göründüm.&#8221;</p>
<p>beytini önermesi, Türkçeyi sevenler için etkileyicidir. Yunus&#8217;un  şiirleri yüz yılardan beri Türklerin belleğinde yaşamaktadır. Günümüzde  Birleşmiş Milletler yapısının girişinde duvara yazılan :<br />
Gelin kardeş olalım<br />
İşi kolay kılalım<br />
Sevelim sevilelim<br />
Dünya kimseye kalmaz</p>
<p>dörtlüğü ile Yunus Emre güzel Türkçe ve insancıllık dersi  vermektedir.</p>
<p>* Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlu, Kaygusuz Abdal ve daha nice Türk halk  ozanları koşmalar, koçaklamalar söyleyerek Türk dilinin gelişmesine katkıda  bulunmuşlardır. Osmanlı şairlerinden daha özgün, daha kalıcı olmuşlardır.  Örneğin en ünlü Osmanlı şairleri, Karacaoğlan&#8217;ın &#8221;Çukurova  bayramlığın giyerken / Çıplaklığın üzerinden soyarken / Şubat ayı kış yelini  kovarken / Cennet demek sana yakışır dağlar&#8221; dörtlüsü ile başlayıp  &#8221;Karacaoğlan size bakar sevinir / Sevinirken kalbi yanar göğünür / Kımıldanır  hep dertleri devinir / Yas ile sevinci yıkışır dağlar&#8221; dörtlüsü ile biten  koşmasındaki özgün doğa betimlemesinin düzeyine ulaşamamışlardır . Bu koşmadaki  anlatım akıcılığı ve sözcük zenginliği, Türkçenin gücünü ortaya koymaktadır.</p>
<p>* I. Abdülhamit&#8217;in tahta geçmesi sonrasında  Anayasanın (Kanun-u Esasi) hazırlanmasında dil sorunu ortaya çıktı: Geniş  Osmanlı topraklarından Meclise gelecek temsilciler hangi dil ile konuşacaktı?  Batı, yüzyıllar önce tek bir ulusal dili egemen kılıp geliştirerek böyle bir  sorunla karşılaşmamıştı. Uzun tartışmalardan sonra -azınlıkların tepkileri de  yatıştırılarak- Anayasanın 18. Maddesine Osmanlı Devletinin resmi dilinin Türkçe  olduğuna ve devlet hizmetlerine gireceklerin bu dili bilmesinin gerektiğine  ilişkin hüküm konuldu. II.Abdülhamit&#8217;in Meclisi kapattıktan sonra uyguladığı  ağır sansür, dili kapsamadığından, aydınların Türkçeyi geliştirme çabaları  kesintiye uğramamıştır. II. Abdülhamit, sadrazamlığa atadığı Türkçe bilmeyen  Çerkez Hayrettin Paşanın telkini ile devletin resmi dilinin Arapça olmasını  istemiş ise de, Sait Paşa&#8217;nın &#8221;Devlet dili Arapça olursa Türklük ortadan  kalkar&#8221; diyerek karşı çıkması üzerine, bu isteğinden vazgeçmiştir.</p>
<p>* Osmanlı döneminde, tıp, mühendislik ve askerlik terimlerinin Batı dillerinden  Osmanlıcaya çevrilmesi görüşü egemendi. Ancak terim türetmede Türkçe  sözcüklerden değil de Arapça ve Farsça sözcüklerden yararlanılmakta idi. Bu  &#8220;takıntıyla&#8221; kimi zaman gülünçlüklere düşülürdü.Örneğin Osmanlının İtalyadan  satın aldığı topların üzerinde &#8221;Balliemez&#8221; damgası bulunduğu için, bu toplar  Türkler arasında &#8221;Balyemez Topu&#8221; diye adlandırılmıştı. Ancak Osmanlının bilgiç  okumuşları, bu toplara Türkçe bir ad konulduğunu sanarak, Türkçe sözcükleri  aşağılık sayıp Türkçeyi bilimsel ürünleri adlandırmaya yakıştıramadıklarından,  Türkçe &#8221;Balyemez&#8221; sözcüğünü, yarısı Arapça yarısı Farsçaya çevirerek &#8221;Asalnemihored&#8221;  yapmıştı. &#8221;Asal&#8221;, Arapça &#8220;bal&#8221;, &#8221;Nemi-hored&#8221; ise Farsça &#8220;yemez&#8221; anlamına  geliyordu</p>
<p>* Abece sorununu,  Atatürk &#8221;Bizim ahenkli zengin dilimiz Yeni Türk Harfleriyle kendini gösterecektir.&#8221;  diyerek, 3 Kasım 1928 tarihinde Mecliste kabulünü sağladığı yasayla, Latin  harflerine dayanan Türk abecesini dilimize kazandırmıştır.</p>
<p>* Hint-Avrupa ve Sami dillerine göre Türkçenin  <font color="#000000">sözcük</font> ve bu arada bilim terimleri türetmede  önemli bir üstünlüğü vardır.  <font color="#000000">Prof. Doğan Aksan</font>&#8216;ın &#8221;Türkçenin Gücü&#8221;  yapıtında açıklandığı üzere, Türkçemiz bu özelliği ile benzersiz üstünlüğe  sahiptir. Bu yapıtta &#8221;sür-&#8221; kökünden, yalnızca Türkiye Türkçesinde 100 kadar  türetilmiş sözcük örneği verilmiştir.</p>
<p>* 1936 yılında Kahire&#8217;de toplanan Arap dil kurultayı,  <font color="#000000">Türkçe</font> kökenli 3600 kadar sözcüğü Arapça  sözlükten çıkarmıştır. Çıkarılan bu sözcükler arasında &#8221;sarık&#8221; sözcüğü de  vardır.</p>
<p>* 12 Eylül Darbesi sonrası, dilde geriye dönüş zorlamalarına girilmiş, kimi öz  Türkçe sözcüklerin kullanılması Yönetim Buyruğuyla yasaklanmıştır. Bu sözcükler  arasında &#8221;devrim&#8221; ve dönemin devlet başkanı Kenan Evren&#8217;in soyadı olan  &#8221;evren&#8221; sözcüğü bile bulunmakta idi&#8230;</font></font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></font></p>
<p align="center"><span lang="tr"><font face="Maiandra GD"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></font></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/">Türkçe Hakkında İlginç Notlar</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-hakkinda-ilginc-notlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçe Sorunu (Murat Belge)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 23:39:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Belge]]></category>
		<category><![CDATA[Sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkce Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe Sorunu (Murat Belge) Dünyada hiçbir toplumun kendi diliyle ilişkisi Türkiye&#8217;deki gibi bir sorun haline gelmemiştir. Üstelik bu durum, Türkiye tarihinin görece kısa bir dönemine de özgü değildir. Yüzyıllardır dil, seçkinler ve halk bunu ne derece bilinçli bir biçimde yaşıyor olurlarsa olsunlar, bir sorun olarak var oluyor. Bu sorun öyle bir aşamaya vardı ki bugün, [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/">Türkçe Sorunu (Murat Belge)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Türkçe Sorunu<br />
</font><font style="font-size: 16pt" color="#ff6600" face="Maiandra GD">(Murat  Belge)</font></span></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2">Dünyada hiçbir toplumun kendi diliyle  ilişkisi Türkiye&#8217;deki gibi bir sorun haline gelmemiştir. Üstelik bu durum,  <font color="#000000">Türkiye tarihi</font>nin görece kısa bir dönemine de  özgü değildir.</p>
<p>Yüzyıllardır dil, seçkinler ve halk bunu ne derece bilinçli bir biçimde yaşıyor  olurlarsa olsunlar, bir sorun olarak var oluyor. Bu sorun öyle bir aşamaya vardı  ki bugün, tartışan taraflarca gösterilen yönlerden herhangi birine doğru biraz  daha fazla ilerlemekle içinden çıkılır gibi değil.</p>
<p><font color="#000000">Türklerin</font> Ortadoğu&#8217;da İslam uygarlığıyla  karşılaşmaları sonucu Türk dilinin de Arap ve Fars etkisine girmesi herhalde  kaçınılmazdı. Ama sorun yalnızca İslam uygarlığı da değildi: göçebe bir  topluluk, uzun yüzyıllar boyunca «sofistike» bir uygarlık yaratmış, yerleşik  toplumlarla yüz yüze geliyor, sonra da iç içe geçiyordu.</p>
<p><font color="#000000">Türkler</font>, kendi yaratmadıkları bir hayat tarzına  girerken, bu hayat tarzının kendi yaratmadıkları kelimelerini de almak  zorundaydılar. Daha sonra birkaç örnekle göstermeye çalışacağım gibi, gündelik  hayata ilişkin en basit kavramların bile yabancı dillerden (yalnız Arapça ve  Farsça değil, başta Yunanca ve Latince olmak üzere bu yörede konuşulan bütün  diller) alınmış olması, bu büyük çaplı uygarlık değişiminin başlı başına bir  kanıtıdır.</p>
<p>Dilbilim bize bir dilin kendi başına «zengin» veya «yoksul» olmayacağını söyler.  Dil bir iletişim aracıdır ve her dil, kendisini konuşan topluluğun iletmek  ihtiyacında olduğu anlamları iletmeye yeter. İletilecek yeni anlamlar belirirse,  dil de, kendi bünyesi içinde, bu anlamları taşıyacak yeni biçimler bulabilir.  Bütün diller gelişmeye açıktır. Dili konuşan topluluğun ihtiyaçlarına göre dil  alabildiğine zenginleşebilir, incelenebilir.</p>
<p>Dilbilimcilerin bu yapısal özelliği kanıtlamak için sık sık verdikleri bir  örnekle, Eskimolarda karın ve buzun çeşitli durumlarını anlatan kelimelerin  sayısı başka hiçbir dildekilerle karşılaştırılamayacak kadar çoktur. Öte yandan,  elbette Eskimoların «otomobil» anlamına gelecek bir kelimeleri yoktu. Ama bunun  olmaması da Eskimo dilinin «yoksul» olduğunu değil, sadece otomobil gibi bir  nesnenin o dili konuşan insanların hayatına girmemiş olmasını gösterir. Başka  bir söyleyişle, bu nesneyle Eskimolar karşılaşır ve ona kendi dillerinde bir  karşılık bulmak isterlerse, dillerinin yapısı buna imkan verecektir.</p>
<p>Şu halde, «yoksul» dil veya «ilkel» dil diye bir şey olamaz. Her dil, hiç  değilse potansiyel olarak, en karmaşık ilişkileri anlatmaya yeter. Tabii bu  arada, «ilkel» diye bilinen bir dilde bir anda anlatılan son derece ince  nüansları, «gelişmiş» diye bilinen dillerde ancak uzun cümlelerle  anlatabildiğimizi de ekleyebiliriz.</p>
<p>Diller bu anlamda «eşit»tir, ama kültürler eşit değildir. Bunu «ileri» ya da  «ilkel», «aşağı» ya da «yukarı» gibi değer yargıları verme anlamında  söylemiyorum. Eskimo kültürünün otomobili yaratmamış olması benim açımdan  Eskimoların ilkelliğini veya «aşağı»lığını göstermiyor. Gelgelelim, şu  dünyamızda, kültürlerin kendi içsel değerleri ne olursa olsun, otomobili  yaratmış bir uygarlıkla yaratmamış olanı karşı karşıya geldiğinde, ikisi  arasında önemli bir dengesizlik başgösteriyor ve bu denge sonunda fiziksel  bakım-dan daha güçlü olanın lehine değişiyor (ya da öyle görünüyor). Burada  «fiziksel»i de askeri bir anlamda kullanmıyorum; ele alınan kültürün dayanma  gücünü kastediyorum bununla. Biraz fantastik bir varsayım olarak diyelim ki  Eskimolar karşılaştıkları otomobilleri tepelediler. Ama otomobilin kendisine  muhtaç kaldılarsa, onu yaratan kültüre yenik düştüler demektir. Benzer bir  biçimde,  Orta Asya&#8217;dan gelen  <a href="https://www.bilgicik.com//" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türkler</font></a> de fethettikleri  toplumların kültürlerini benimsemek zorunda kalmadılar mı?</p>
<p>Karşı karşıya gelen diller, soyut yapılarıyla, ne kadar «eşit» olurlarsa  olsunlar, o dilleri konuşan topluluklar aynı şekilde eşit olmadıkları için,  aralarındaki alışveriş de her zaman eşit olmaz. Hele ulusçuluk bilincinin  gelişmediği bir dönemde olup bitmiş bir karşılaşmada, X dilini konuşan  insanların gördükleri yeni nesnelere kendi dillerinde yeni karşılık  türetmektense, Y dilini konuşan insanların bu nesnelere önceden vermiş olduğu  adları kullanmaları kadar doğal bir şey olamaz. Örneğin, deniz kıyısına inen  Türkler burada gördükleri ve ilk olarak tanımaya başladıkları balıklar arasında,  bildikleri şeylere çok benzeyenlere kendi dillerinden ad takabilmişlerdir:  «kılıç», «kalkan» gibi. Ama yüzlerce başka çeşit söz konusu olduğunda, «kefal»,  «palamut», «melanur», «sinagrit» gibi Rumca adları benimsemişlerdir.</p>
<p>Gündelik hayatta bu gibi alışverişler olması çok doğal, ama seçkinlerin  Türkçe&#8217;den çok Arapça&#8217;ya ve Farsça&#8217;ya yaslanan yepyeni bir dil oluşturmaya  giriştikleri, bunun sonucunda ortaya yapay bir dil çıktığı da doğru. Ama dünyada  karma dili olan tek toplum da biz değiliz. Bugün konuşulan İngilizce&#8217;nin yüzde  ellisinden fazlası, yerli Anglo-Sakson kaynağından gelmeyen kelimelerden (Norman  istilası yoluyla gelen Fransızca, Hıristiyanlık yoluyla gelen Latince,  İskandinav işgali yoluyla gelen İskandinavca) oluşur. Sanırım bu oran bile  Türkçe&#8217;ye göre, hele şöyle bir elli yıl öncesinin Türkçe&#8217;sine göre, daha olumlu.  Ama bir dile bakarken, ölçütümüz ne olmalı? Osmanlı toplumundan beri bir sorun  olma özelliğini koruyan dil, sonraları daha da büyük bir sorun haline geldiyse,  gerekli ölçütlerin bulunamamasının bunda payı olmalı.</p>
<p>Türkçe, Arapça ve Farsça&#8217;dan oluşan karma  Osmanlı dilinin ortaya çıkması ve gelişmesi,  çağdaş dünyada alıştığımız birçok belirleyici kavramın henüz bilinmediği bir  çağda gerçekleşmişti. Bu dili oluşturan yönetici sınıf için, Osmanlıca&#8217;nın karma  olması ya da olmaması fazlaca önemli değildi, Gerçi bu dönemlerde de daha sade  bir Türkçe&#8217;yi savunanlar çıktı: Osmanlı olmayan Karamanlı Mehmet Bey ya da  Aşıkpaşazade gibi. Ancak, bu türden çıkışları, kendi dünyamızın mantıki  çerçevesine oturtarak bunları erken ulusçu tepkiler gibi görmek yanlış olur. Bu  tepkilerin ardında, etnik sorunlarla iç içe geçmiş durumda sınıfsal sorunlar  yatıyordu. Örneğin Aşıkpaşazade, döneminin yeniliği olan «devşirme»liğe karşı  çıkıyordu. Yani, Osmanlı devletinin ilk kurucuları olan Türkmen beylerinden  yanaydı. Buna bakarak Aşıkpaşazade&#8217;nin bir milliyetçi olduğunu mu söyleyeceğiz?  Hiç değil. Onun istediği, Osmanlı&#8217;nın merkeziyetçi tutumuna karşı uç beylerine  ağırlık tanıyan, daha «feodal» bir yapıydı. Padişahın merkeziyetçiliği sağlama  almak için kullandığı güç devşirmelerden değil Türklerden oluşsa da,  Aşıkpaşazade kendini yakın bulduğu Türkmen beyleri adına gene itiraz edecekti.  Yazarken kullandığı dil daha Türkçe&#8217;ydi, çünkü bağlı olduğu beylerin dili  böyleydi. Padişahların kurma yolunda olduğu merkezi devlet ise, kozmopolitleşmek  zorunluğunu duyuyordu; Türk değil, İslam temelini benimsemesi gerekti. Bunun  keyfi değil, tarihe de uygun bir seçim olduğu, Osmanlı devletinin birkaç yüzyıl  süren başarılarından da bellidir.</p>
<p>Dolayısıyla Osmanlıca, Osmanlıların İslam uygarlığı içinde kurmaya çalıştığı  sentezi olduğu gibi yansıtır. Osmanlı devletinin kendi uyruklarıyla kurduğu  ilişkilerin mantığına uygun bir biçimde, halkın bütününe aşağı yukarı eşit  derecelerde uzaktır. Kendini toplumdan tamamen ayrı, toplumun tepesinde gören  devlet için, bu karma dil son derece uygundur. Hatta, ulusallık bakımından  Selçuklulara göre biraz daha ileri sayılabilir. Çünkü orada askerlik dışında  yöneticilik görevlerini yerine getiren ulema tamamen Farsça eğitimden geçer ve  resmen Farsça kullanırlardı.<br />
</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="center">   <strong><font face="Maiandra GD" size="2">SEÇKİN KÜLTÜRÜ HALK KÜLTÜRÜ</font></strong></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
Cumhuriyet ilericiliği, Osmanlı tarihinde bulduğu bütün kusurları saraya  yükleyerek halkı da bunlardan «tenzih» etme eğilimindedir. Bu önyargılı bakış  yüzünden seçkin kültürle halk kültürü arasında kesin ayrımlar, uçurumlar olduğu  varsayılmıştır. Böylece halk dili ve saray dili, halk müziği ve saray müziği,  halk edebiyatı ve divan edebiyatı, aralarında hiç benzerlik bulunmayan apayrı  yapılar gibi görülür. Gerçekten de Osmanlı tarihi halkla seçkinlerin kültürleri  arasında büyük ve çok önemli kopukluklar görülen bir tarihtir. Ama iki kültür  birbirini bütünüyle dıştalamamış, daha çok birbirine paralel bir şekilde  ilerlemiş ve arada pek çok karşılıklı geçiş olmuştur. Sözün kısası, seçkinlerin  dillerini Arapça ve Farsça ile tıkabasa doldurmalarına karşılık halkın ulusçu  bir içgüdüyle buna tepki gösterdiğini ve dilsel arılığını korumaya çalıştığını  düşünmek yanlış olur. Halkın konuştuğu dile daha çok yabancı öğe sızmamışsa,  bunun nedeni böyle bir tepki filan değil, halkın eğitim aygıtlarından uzak  olmasıdır. Böyle olduğu halde, yalnız Arapça ve Farsça&#8217;dan değil, Anadolu&#8217;da  yaşayan bütün etnik topluluklardan öğeler halkın konuştuğu dil&#8217;e girmiş ve  yüzlerce yıl içinde yerleşmiştlr.</p>
<p>Osmanlıca&#8217;nın yapaylığında elbette bir  sağlıksızlık potansiyeli vardır, ama halkın dilinin karışması aynı şekilde  sağlıksız görülmemeli. Seçkinlerin dili, ister bürokratik, ister edebi, ister  başka nedenlerle olsun, yapmacıklığa her zaman açıktır. Ama halk dilinde  iletişimsel bir işlevsellik her zaman için uzun vadede belirleyicidir. İşlevsiz  olan, yaşamaz.</p>
<p>Osmanlı devletinin Osmanlı toplumuyla ilişkisi uzun süre değişmediği için  varolan dilsel yapı bir sorun çıkarmadı. Bunun bir sorun halinde görülmesi,  Osmanlı devletinin yeniden uygarlık değiştirme zorunluğunu duymasıyla başlar.  Tanzimat, geniş kapsamlı dil tartışmalarının başladığı ilk dönemdir. Bu dönemde  birçok yenilik yapılmakla birlikte, sorunun ele alınışı bir «özleşme» değil, bir  «sadeleşme» biçimindedir. Değişimin nasıl bir tarihi bağlamda yer aldığı  Tanpınar&#8217;ın şu özetinde açıkça görülür:</p>
<p>&#8220;Türk nesrinde değişiklik daha ziyade resmi dilde ve onun bir kolu gibi görünen  gazete dilinde başlar&#8230; Devletin içinde bulunduğu siyasi güçlük, yabancı  devletlerle olan münasebetleri artırdığı gibi, hükümeti efkarı umumiyeden  müzaheret istemeye de sevkediyordu.&#8221;(1)</p>
<p>Türkiye tarihinde hemen hemen her yenilik konusunda olduğu gibi burada da ilk  itki tepeden, «resmi» kanaldan gelmiştir. Değişiklik gereğini duyan yazar,  edebiyatçı ve düşünürler belki vardı, ama onlar da ancak devletin inisiyatifiyle  ortaya çıktılar, Tanpınar yukarıdaki kısacık paragrafta iki canalıcı noktaya da  değiniyor. İlkin, Osmanlı devleti tarihinde ilk kez olmak üzere, devlet kendi  dışında birileriyle bir «iletişim kurmak» ihtiyacını duymuştur. Kimdir bu  kamuoyu? Elbette Anadolu&#8217;daki köylüler değil (bugün bile öyle olduğu  söylenemez). İstanbul&#8217;da ve bir iki büyük merkezde bir avuç adamdır bunlar.  Eğitimleri -eğitimsiz olsalar zaten gazete okuru olamazlar- Osmanlı mantığı  çerçevesinde olmuştur. Gene de, devlet resmi dilinden taviz vermedikçe  anlaşamamaktadır bu kamuoyu ile. Dolayısıyla resmi dil sadeleştirilmekte, bu da  doğal olarak genel düzyazı diline yansımaktadır. Yeni bir dil oluşturmak söz  konusu değildir. Sadece, bir zorunluk yüzünden, devlet, her zamanki  alışkanlığından vazgeçerek, «resmen» olanı «fiilen» olana yaklaştırmakta, yani  konuşulduğu gibi yazmaktadır (Namık Kemal&#8217;in padişaha yazdığı bir mektupla  arkadaşına yazdığı bir mektubu karşılaştırırsanız, iki dilin farkını  görürsünüz).</p>
<p></font></p>
<p align="center">   <strong><font face="Maiandra GD" size="2">BATIYA AÇILMA</font></strong></p>
<p><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
İkinci olay ise Batı&#8217;ya açılmadır, 0 zamana kadar zorla kapı dışında tutulan  Batı uygarlığını daha fazla bekletme imkanı kalmamıştır artık. Ama açılınca da,  içeri seller akmak durumundadır. İlk belirleyici karşılaşmalar gene pratik  alanlarda olur, Örneğin, tıp terimleri, hukuk terimleri gibi sorunlar çıkmıştır  Osmanlı devletinin karşısına. (Agâh Sırrı Levend bu konuda bilgi veriyor.) (2)  Uygarlık, hele bilim, «terimsiz» alınamaz. Bunları almak zorunlu olduğuna göre,  ne yapılacaktır? Osmanlı uygarlığı, bu noktada, asıl eksikliğinin bilincine  varmalıydı: Kelimelerin yetersizliği, dilin yetersizliği değildi söz konusu  olan. Birkaç yüzyıldır bu biçimde düşünmemişti Osmanlı uygarlığı. Dolayısıyla  eksik olan bir kavramın adı, kelimesi değil, kavramın kendisiydi. Bu tarihlerde,  «kavram» kavramını karşılayacak bir kelime bile bulunmadığını hatırlayalım -ya  da, Muallim Naci&#8217;nin «tenkid mi demeli, «intikad» mı tartışmasını. Ne deneceği o  kadar önemli değildi. 0 kavramın kendisi oluşmamıştı henüz (şimdi buna  «eleştiri» diyoruz da, «eleştiri» yaparken gerçekte ne yaptığımız hâlâ şüpheli).  Bu yeni «ıstılah»lar Arapça&#8217;dan mı bulunmalıydı? Yoksa Ali Suavi&#8217;nin dediği gibi  Batı dillerinden Türkçe telaffuza uydurularak mı alınmalıydı? Tanzimat  döneminde, bu gibi kavramlara Türkçe karşılık aranacağının pek akla gelmediği  görülüyor. Bu sorun karşısında da, en önemli iş yapan, resmi bir kuruluş, «Terceme  Odası» oldu. Pek çok Osmanlı aydını bu kuruluşta yetişip «aydın» olmuştur. Türkçe&#8217;nin söz konusu durumunda, yabancı dil  bilmek aydın olmanın ilk ve zorunlu koşulu haline gelmişti.</p>
<p>Tanzimat&#8217;da edebiyatçılar da devlet gibi,  «kamuoyu» ile karşı karşıya geliyorlardı. Dolayısıyla dil konusunda onlar da  benzer bir tutum benimsediler. Hele tiyatro ve roman gibi, sayısı görece çok  alıcılara hitap etmesi gereken türlerde, konuşma dilinin söyleyişini egemen  kılmaya çalıştılar. Gene de, gerek romanda, gerekse tiyatroda sık sık başvurulan  «tirad»larda, dil hemen ağdalanıyor, yapaylaşıyordu («resmi duygulara» hitap  eden «resmi duygu dili»). Bu dönemde yapılanlar, daha sonrakilere göre çok küçük  çaplı diye küçümsenebilir; ama atılan adımlar önemli ve belirleyiciydi. Tarihi  doğrultuya uygundu. Latin alfabesinin alınıp alınmaması bile bu dönemde  tartışıldı (tabii «hezeyan» niteliğinde birçok şey de söylendi).</p>
<p>Tarihe ve edebiyata Türkçe&#8217;nin özleşmesi perspektifinden bakanlar, bu dönemi  izleyen Edebiyat-ı Cedide hakkında olumsuz yargılara varırlar. Gerçekten de, bu  akımın başlıca temsilcilerinin kimsenin bilmediği sözlüklere dalıp çıkarak ölü  kelimeler bulmaları, bunları estetik bir matahmış gibi şiirlerinin orasına  burasına tıkıştırmaları onaylanacak bir şey değildir. Ama, uygulamadaki  yanlışlarına rağmen teoride doğru bir şeyi savunuyordu  Servet-i Fünuncular. Özellikle şiirde,  kelimenin önemine işaret ediyor, kelimenin çağrışımsal sıcaklığının şiir için  vazgeçilmezliğini öne sürüyorlardı (bunun için sözlükten ölü kelime avlamak ne  kadar geçerlidir, o da ayrı konu). Bu iddiaları bugün şöyle özetleyebiliriz:  temelde toplumsal bir dava olan dilsel «özleşme» edebiyat anlatımına yatkın  olmayan bir dil yaratabilir; yani, dilin anlatım imkanlarını yoksullaştırabilir.  Gelgelelim, bu edebiyat ve şiir akımının, herhangi bir dışsal zorlamaya  aldırmadan dili istediği gibi kullanmasına rağmen ortaya doğru dürüst bir  estetik nesne çıkaramamış olması da ilginçtir.</p>
<p>Necib Asım&#8217;ın Türkçeciliği, olayın Tanzimat döneminde aldığı boyutları aklı  başında bir biçimde özetler:</p>
<p>&#8220;Yalnız istediğim, özendiğim şey Türkçemizin mütemeddin bir kavm lisanı olduğunu  ve terakkiyatına himmet olunursa bugünkü Avrupa lisanlarından aşağı  kalmayacağını ispattı. Hatta safi Türkçe birkac makale yazışım da o maksada  mebni idi. Bunu görenler lisanımızdan, bütün Arabiden, Farisiden, Avrupa  dillerinden aldığımız kelimeleri çıkarıp yerine Çağataycadan, Kıpçakcadan,  Özbekçeden, Azerbaycandan vesaire kelime koymak istiyorum sandılar. Hatta o  fikri de beğenerek münasib görenler ve «mektup» yerine «bitik» yazanlar da  bulundu. Yine tekrar ederim, fikr ü nazarım hiç de öyle değildir. Özendiğim şey,  bugün Osmanlıların, amma haniya terbiye ve malümatı orta halli olanlarının  hepsine yazdığımızı anlatacak bir lisan kullanmaktır. Arabi ve Farisi&#8217;den  aldığımız kelimelerin lüzumlularını, taammüm edenlerini çıkarmak lisanı  züğürtleştirir. Bunlardan fakat makul bir surette iktibas etmemek öyledir. Hatta  Avrupa lisanlarından da almamakta taassub göstermek yine öyledir. Şimdiye kadar,  yani edebiyat-ı cedidemizin teşekkül tarihinden bu ana kadar lisanımızda  kullandığımız bu kelimeleri ibkaya mecburuz: bunların da içinde şu son  zamanlarda kullanılmaz derecesine kadar gelenler vardır, onları da artık kaale  almamak lazım. Arabi, Farisi terkiblerden mümkün mertebe sakınılabilir. Yahut  İranlılar gibi mutabakat filan kaideleri atılır, Türkçenin hakimiyeti  gösterilir. Avrupa lisanlarından da kelime almaya mecburuz. Bugün posta ve  telgraf, telefon, fotoğraf, kronometre gibi ulum ü fünuna sanayi ü bedayia ait  kelimelere mukabil Arabca veya Farisi&#8217;den karşılık arayacağımıza, o suretle  kamuslar ferhenkler karıştırarak kıymetli vakitlerimizi geçireceğimize bunları  olduğu gibi kabul etmeliyiz.&#8221; (3)</p>
<p><em>Murat Belge</em></p>
<p></font></p>
<hr style="clear: both" /><font face="Maiandra GD"><font size="2"><br />
<strong>Kaynakça:</strong></p>
<p></font><span style="font-size: 10pt; line-height: 1.3em">(1)  <font color="#000000">A.H. Tanpınar, XIX Asır Türk Edebiyatı Tarihi,  ikinci baskı, s. 78.<br />
(2) A.S. Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960, s.  68-75, 102-112.<br />
&#8220;Levend&#8217;in temel perspektifine çok yabancı olduğum halde, bu kitabından büyük  ölçüde yararlandım. Olguların dökümü iyi yapılmış, yararlı bir inceleme kitabı.&#8221;  (M.B.)<br />
(3) Aynı yerde, s. 217-18.</font></span></font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"> </font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></font></p>
<p align="center"><span lang="tr"><font face="Maiandra GD"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></font></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/">Türkçe Sorunu (Murat Belge)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-sorunu-murat-belge/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçe Öksüz Kalmasın</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 23:34:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Oksuz]]></category>
		<category><![CDATA[Oksuz Turkce]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçe Öksüz Kalmasın İnsanın duygu, düşünce ve hayallerini topluma aktarma aracı olan dil; kendi yapısı içerisinde sürekli yenilenen, seslerden örülmüş bir sistemdir. Dil, aynı zamanda insan zekâsının ve insanın diğer canlılardan farkının bir göstergesidir. Yusuf Has Hacip, “Dildedir mutluluk, dildedir değer; Dili olmayana insan mı derler? İnsanda değişir dilince kader; Ya yurda baş olur ya [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/">Türkçe Öksüz Kalmasın</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Türkçe Öksüz  Kalmasın</font></span></p>
<p> <font face="Maiandra GD" size="2">İnsanın duygu, düşünce ve  hayallerini topluma aktarma aracı olan dil; kendi yapısı içerisinde sürekli  yenilenen, seslerden örülmüş bir sistemdir. Dil, aynı zamanda insan zekâsının ve  insanın diğer canlılardan farkının bir göstergesidir. Yusuf Has Hacip,</p>
<p>“Dildedir mutluluk, dildedir değer;<br />
Dili olmayana insan mı derler?<br />
İnsanda değişir dilince kader;<br />
Ya yurda baş olur ya başı gider…”</p>
<p>derken insanı insan yapan unsurların başına dili koymaktadır.<br />
Dil, aynı zamanda toplum içindeki statümüzü belirleyen bir güce sahiptir;  çünkü insan yaşadığı toplumda dili kullanma yeterliliğine göre bir değere ve  muameleye tâbi tutulur. İnsanların -ne yazık ki- dış görünüşlerine göre  karşılandığı çağımızda konuşmalarına göre muamele görmeleri yadsınamaz bir  gerçektir.</p>
<p>“Dilim, seni dilim dilim dileyim,<br />
Başıma geleni senden bileyim!”</p>
<p>diyen şair, bu söylemle savımızı güçlendirmektedir.</p>
<p>Duygu ve düşüncelerimizi ana dil vasıtasıyla diğer topluluklardan farklı  bir şekilde ifade ederiz. O hâlde ana dil, farklılığın da bir nişanesidir. Bu  özelliği ile dil, insan topluluklarına millet olma imtiyazı kazandırır. Bir  insan hangi dille duygu ve düşüncelerini daha tesirli bir şekilde aktarabiliyor,  anlatabiliyorsa o millete mensuptur. Yani dilimiz kimliğimizdir. Her yemeğin her  ülkede yenildiği, farklı kıyafetlerin dünyanın her yerinde giyilebildiği, fizikî  yapısından bir insanın hangi millete mensup olduğunun pek anlaşılamadığı  -küreselleştiği iddia edilen- dünyamızda dil, mensubiyeti yansıtan bir ayna  görevi görmektedir.</font></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center><font face="Maiandra GD" size="2"></p>
<p>Bir gün Çin filozofu Konfüçyus&#8217;a sorarlar: &#8220;Bir ülkeyi yönetmeye  çağrılsaydınız ilk iş olarak ne yapardınız?&#8221; Konfüçyus şöyle yanıtlar: &#8220;Hiç  kuşkusuz dili gözden geçirmekle işe başlardım.Çünkü düşünce iyi anlatılmazsa  yapılması gereken şeyler doğru yapılmaz, ödevler gereği gibi yapılmazsa idare ve  kültür bozulur, idare ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet  yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını  bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dilden daha önemli değildir!&#8221; Buradan  da anlaşılacağı üzere dili korumak ve varlığını müdafaa etmek milleti korumak;  dili yozlaştırmak, yabancılaştırmak ise bir milleti kargaşa ortamına sürüklemek  demektir.</p>
<p>Yabancı bir ülkede, ana dilini konuşabileceği bir sima görmenin insana  verdiği haz ve tarifsiz mutluluk; dilin insan ruhuna tesir eden özelliğini  göstermesi açısından dikkate değerdir. Dil vatandır, gurbette bir dost sesidir.  Dil bir sevdadır, sahip çıkılmayınca küsen nazlı bir yârdır. Dil bir âşığın  sazında, sözünde efkârdır. Dil dumanlı dağların başında erimeyen kardır. Dil;  iplik iplik, nakış nakış, hece hece işledikçe yanına kârdır.</p>
<p><a href="https://www.bilgicik.com//" style="text-decoration: none"><font color="#000000">Türk</font></a> milletine mensup olmak, Türkçeciliği gerektirir. Türkçeciliğin gayesi  ise; Türk dilini sevmek, onun üstünlüğüne inanmak,  varlığını sürdürmek, onu başka dillerin sömürüsüne karşı korumak ve kudretli bir  edebiyat dili hâline getirmektir.</p>
<p>Âşıkların sevdaları için elerine kalem almaktan ırak durduğu bir çağda  yaşıyoruz ne hazin… Peki ya böyle bir dönemeçte Türk diline sevdasıyla,  kalemiyle, kelamıyla kim sahip çıkacak, Türkçeyi kim koruyacak? Türkçeye sevdalı  yürekleri bu kutlu davaya hizmet etmeye çağırıyor, baharı yaşadığımız şu  günlerde Türkçe yüreğinize düşen cemre olsun diyorum.</font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/">Türkçe Öksüz Kalmasın</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkce-oksuz-kalmasin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlıca Bilgisayar Terimleri (:</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 23:32:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgisayar Terimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Komik Osmanlica]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlica]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlıca Bilgisayar Terimleri (: Görev çubuğu: değnek-ül vazife Çift tıklama: tıkırtı-ül tekerrür Administrator: sahip-ül edevat Software: edevat-ül yumuşak Hardware: edevat-ül civanmert Anti spyware: müdafaa-ül hafiye My documents: hazine-i evrak İnternet: allâme-i ulûl arz Google: kaşif-ül âli Google earth: seyr-ül arz, kaşif-ül arz Denetim masası: sehba-i saltanat Cd rom: pervane-ül hâfıza Ekran: perde-ül temasa Kasa: kaide [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/">Osmanlıca Bilgisayar Terimleri (:</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Osmanlıca  Bilgisayar Terimleri (:</font></span></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2"> <span style="color: purple"><br />
</span></font></strong></font></p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD"><strong><font size="2"> <span style="color: purple">Görev çubuğu: </span>değnek-ül vazife<span style="color: purple"><br />
Çift tıklama: </span>tıkırtı-ül tekerrür<span style="color: purple"><br />
Administrator: </span>sahip-ül edevat<span style="color: purple"><br />
Software: </span>edevat-ül yumuşak<span style="color: purple"><br />
Hardware: </span>edevat-ül civanmert<span style="color: purple"><br />
Anti spyware: </span>müdafaa-ül hafiye<span style="color: purple"><br />
My documents: </span>hazine-i evrak<span style="color: purple"><br />
İnternet: </span>allâme-i ulûl arz<span style="color: purple"><br />
Google: </span>kaşif-ül âli<span style="color: purple"><br />
Google earth: </span>seyr-ül arz, kaşif-ül arz<span style="color: purple"><br />
Denetim masası: </span>sehba-i saltanat<span style="color: purple"><br />
Cd rom: </span>pervane-ül hâfıza<span style="color: purple"><br />
Ekran: </span>perde-ül temasa<span style="color: purple"><br />
Kasa: </span>kaide<span style="color: purple"><br />
Enter: </span>duhûl<span style="color: purple"><br />
Virüs: </span>deyyus<span style="color: purple"><br />
Msn: </span>elçi<span style="color: purple"><br />
Hacker: </span>deyyus-ül-ekber<span style="color: purple"><br />
Hata raporu: </span>malumat-ül kabahat<span style="color: purple"><br />
Mail server: </span>divan-ül mektubat<span style="color: purple"><br />
Messenger: </span>havadisçi<span style="color: purple"><br />
Chat: </span>muhabbet ül zabi<span style="color: purple"><br />
Ctrl alt del: </span>has timar zeamet</font></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/">Osmanlıca Bilgisayar Terimleri (:</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/osmanlica-bilgisayar-terimleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azerice Atasözleri</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 23:31:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Atasozler]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Azeri Turkcesi]]></category>
		<category><![CDATA[Azerice]]></category>
		<category><![CDATA[Azerice Atasozleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Azerice Atasözleri &#160; men yanıram min cana mincan yanmır bır cana &#160; allah camışa genet vermesin &#160; beheyre deyipler heyir danış deyip gedesen gelmiyesen &#160; kör köre kör demese körün barğı çattıyar &#160; yap menim için örgen özün için &#160; keçel aynaya bahar özgahısını başkasına yahar &#160; gün istisi ısıtmasa akşam istisi heç ısıtmaz &#160; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/">Azerice Atasözleri</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-weight: 700"> <font style="font-size: 22pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Azerice  Atasözleri</font></span></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>men yanıram min cana  mincan yanmır bır cana</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>allah camışa genet vermesin</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>beheyre deyipler heyir danış deyip gedesen gelmiyesen</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>kör köre kör demese körün barğı çattıyar</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>yap menim için örgen özün için</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>keçel aynaya bahar özgahısını başkasına yahar</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>gün istisi ısıtmasa akşam istisi heç ısıtmaz</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><center>[ad1]</center></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>uşah öz atasını hamıdan güçlü biler</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>men yanıram min cana  mincan yanmır bır cana</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>allah camışa genet vermesin</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>beheyre deyipler heyir danış deyip gedesen gelmiyesen</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>kör köre kör demese körün barğı çattıyar</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>yap menim için örgen özün için</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>keçel aynaya bahar özgahısını başkasına yahar</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>gün istisi ısıtmasa akşam istisi heç ısıtmaz</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><font face="Maiandra GD" size="2"><strong><em>uşah öz atasını hamıdan güçlü biler</em></strong></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/">Azerice Atasözleri</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/azerice-atasozleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçenin Gücü (Prof. Dr. Doğan Aksan)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Oct 2007 17:07:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dogan Aksan]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Turkcenin Gucu]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkçenin Gücü (Prof. Dr. Doğan Aksan) Türkçemizin gerek fonetik, gerekse de morfolojik açıdan diğer dillere nazaran daha güçlü olduğu su götürmez bir gerçektir. Her ne kadar bazıları sadece bizim dilimiz olduğu için onu üstün gösterdiğimizi düşünse de, bunu ana dili Türkçe olmayan dil bilimciler bile söylemektedir. Türkçenin çekim gücü, kelime hazinesinin genişliği, ahenk unsurlarına uyumluluğu&#8230; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/">Türkçenin Gücü (Prof. Dr. Doğan Aksan)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong><font color="#3366ff" face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 22pt">Türkçenin Gücü<br />
</span></font><span style="font-size: 16pt"> <font color="#ff6600" face="Maiandra GD">(Prof. Dr. Doğan Aksan)</font></span></strong></p>
<p align="center"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/dogan_aksan_turkcenin_gucu.jpg" alt="Doğan Aksan Türkçenin Gücü" height="106" width="128" /></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"><font size="2">Türkçemizin gerek fonetik, gerekse de  morfolojik açıdan diğer dillere nazaran daha güçlü olduğu su götürmez bir  gerçektir. Her ne kadar bazıları sadece bizim dilimiz olduğu için onu üstün  gösterdiğimizi düşünse de, bunu ana dili Türkçe olmayan dil bilimciler bile  söylemektedir. Türkçenin çekim gücü, kelime hazinesinin genişliği, ahenk  unsurlarına uyumluluğu&#8230; gibi tüm özellikleri sıralanınca, eminim siz de  Türkçenin gücünü daha iyi anlayacaksınız. Aşağıya <em>Doğan Aksan&#8217;ın Türkçenin  Gücü</em> adlı eserinde maddelediği yazıyı aktaracağım. Umarım faydalı olur.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>1-</strong>Önce insan: Dünyadaki yaygın dillerin bir çoğunda insan ile eşya  arasında fark yoktur, cinsiyet ayırımı vardır. Oysa Türkçemizde bütün insanlar  eşittir ve diğer doğa varlıklarından farklıdır. Örnek olarak şu cümleye bakın  &#8220;İnek ve yavrusu otluyor.&#8221; Benzeri bir cümlede özne insan olduğunda şu şekil  oluşacaktır &#8220;Anne ve çocuğu yemek yiyorlar.&#8221; Bu iki cümle birbirlerine çok  benziyor fakat dikkat ederseniz yüklemin sonunda lar takısı sadece insanlar  sözkonusu olduğunda ekleniyor. Bir dilin insana önem vermesi ve cinsiyet ayrımı  yapmadan her insanı eşit kabul etmesi üstün bir özellik değil de nedir. En  azından bu özellik sayesinde sözlerinde üçüncü tekil şahıs geçen bütün şarkılar  ve türküler hem kadınlar hem de erkekler tarafından rahatlıkla  söylenebilmektedir.<br />
<strong><br />
2-</strong>Kelime türetme yeteneği: Eklemeli dillerin en güzel özelliklerinden biri  kelime üretme imkanlarının çok geniş olmasıdır. Kökten kelime türetildiği gibi  türetilmiş kelimelere yeniden ekleme yapma imkanı bulunmaktadır.<br />
<strong><br />
3-</strong>Türkçede kelimelere vurgu sayesinde anlatım gücü çeşitliliği sağlanabilir.  Örneğin &#8220;Onu buradan atmalıyım&#8221;. Cümlesinde her kelimeye ayrı ayrı vurgu  yapalım, göreceğiz ki hangi kelimeyi vurgularsak o unsura daha fazla dikkat  çekmiş oluyoruz. Kimi buradan atmalısın? Sorusuna yanıt &#8220;Onu buradan atmalyım&#8221;.  Onu nereden atmalısın sorusuna yanıt; Onu buradan atmalıyım. Onu ne yapmalısın  sorusuna yanıt; Onu buradan atmalıyım.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>4-</strong> Gizli sözcük zenginliği: Türkçede genelde kullanılmayan bir çok gizli kelime vardır. Genelde kullanılmayan kelimeler  dilin parçası sayılır mı hiç diyeceksiniz. Başka dillerde sayılmayabilir ama  Türkçede sayılmalıdır. Eğer bir kişi bu gizli kelimeyi kullanacak olursa  karşıdaki de bunu anlayacak olursa nede sayılmasın. Sözcük köklerini ve isim  yapan ekleri terk etmediğimiz sürece gizli kelimeler de bizi terketmez, her an  kullanılmayı beklerler. Türkçenin binlerce yıl ayakta kalabilmesinin sırrı da  belki burda yatmaktadır. Türkçede atıl bekleyen kelimeler o kadar çoktur ki bazı  dillerin kelime sayısından bile fazladır. Gizli olan ve olmayan kelimelere örnek  verelim; Ver kökünden vergi türetilmiştir günümüzde kullanılmaktadır yani gizli  bir kelime değildir, oysa al kökünden algı kullanılmamaktadır, &#8220;dilenci  insanlardan algı topluyordu&#8221; cümlesi sizce ne manaya geldiği az çok anlaşılmıyor  mu algı = sadaka değil mi?. Duy kökünden duygu, gör kökünden görgü  kullanılmaktadır, dur kökünden durgu ise kullanılmamaktadır. &#8220;Trafik durgusuna  yakalandım&#8221; gibi bir cümle kurduğumuzda (ilk defa kullanıldığı için tuhaf  gelebilir) bu cümlenin de ne manaya geldiğini anlayabiliriz. Gizli kelimelerim  sayısı sadece köklerle sınırlı değil, bir ekle yetinmeyip ikinci ve üçüncü  eklemeler yaparak aynı kelime üzerinde kelime türetme olasılık sayısını  arttırmak mümkündür. Durguluk, durguç, durgucuk vs.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify"><font face="Maiandra GD"></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>5- </strong>Kelime haznesi konusunda gizli kelimelerin katkısından yukarıda  bahsetmiştik. Bir de kelime haznesini artıran fakat bir çoğu sözlüklerimizde yer  almayan Türkçenin cümle içindeki geçici kelimeleri vardır. &#8220;Sigarasında bir kaç  içimlik yer kalmıştı&#8221; cümlesindeki içimlik kelimesinde olduğu gibi.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>6- </strong>Türkçede kelimeler cümle içinde çok değişik yerde kullanılabilir.  Cümledeki yerine bağlı olarak farklı bir anlam kazanan cümle aynı kelimelerle  değişik ifadeler sağlamaktadır . &#8220;Gökteki yıldız parlıyordu&#8221; ile &#8220;Yıldız gökte  parlıyordu&#8221; aynı anlamı taşımaz. Bu şekilde kullanımlar Türkçede çok yaygındır.  Bir çok dilde ise kelimelerin yerini değiştirmek hem kolay değildir hem de  değiştirilse bile anlamda farklılık meydana gelmez.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>7-</strong>Türkçe kendini ispat etmiş en eski diller arasındadır. Doğal şartlara  uyum gösteremeyen canlı türleri yok olmaktadır. Türkçe terkedilmeye çalışılmış (osmanlıcada  olduğu gibi) fakat kendini toparlayıp yeniden canlanmıştır. Günümüzde Türkçe kadar köklerine bağlı bir dil çok azdır.  Avrupa dillerinin geçmişi 400-500 yıllıktır. Belki 200 yıl sonraki dünya  yüzeyinde birbirini anlamayan fakat ingilizce konuşan değişik halklar olacaktır  çünkü bu gün dahi ingilizce çok yerde farklılaşmaktadır. Zaten latince aynı  akibete uğrayarak çatallaşmış fransızca, almanca, ingilzce dilleri meydana  gelmişti. Türkçe yine köklerine bağlı olarak ayakta durabilecetir ( yeter ki  terkedilmesin). Binlerce yıl geçmesine rağmen dünyadaki Türkçe konuşan  insanların dilleri latin dillerindeki örnekteki gibi ayrı diller olarak değil  farklı lehçeler olarak kabul edilmektedir.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>8- </strong>Türkçe olduğu gibi yazılan-yazılabilen bir dildir. Bir sesi ifade  ederken tek bir harf kullanılmaktadır. Bu açılardan okuma yazma  öğrenimi, programlama dili (henüz ciddi bir çalışma yok), bilimsel  isimlendirmelerde (çok az kullanılsa da) üstünlük taşımaktadır.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong>9-</strong>Ses uyumu: Ünlü ünsüz uyumu, kelime sonlarına gelen eklerden sonra bazı  harflerin yumuşaması gibi özellikler Türkçenin ses olarak kulağa hoş gelen bir dil olmasına  sebep olmaktadır. Üstelik insan doğasına en uygun sesleri barındırmaktadır. Bazı  kasıtlı yanlış dayatmaların aksine Türkçe şarkı, şiir ve edebiyat için en uygun  dildir.</font></font></p>
<p><font face="Maiandra GD"><font size="2"><strong style="color: #cc0000">Kaynak:</strong> </font><em><strong><font size="2">Doğan  Aksan &#8211; Türkçenin Gücü</font></strong></em></font></p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/">Türkçenin Gücü (Prof. Dr. Doğan Aksan)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-gucu-prof-dr-dogan-aksan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Divan-i Lugat&#8217;it Türk’ü Bulan Ali Emiri Efendi, Ziya Gökalp ve Talat Paşa</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turku-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turku-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Oct 2007 23:54:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilimizle İlgili Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Emiri Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Divani Lugatit Turk]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Talat Pasa]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yazi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turk%e2%80%99u-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Divan-i Lugat&#8217;it Türk’ü Bulan Ali Emiri Efendi, Ziya Gökalp ve Talat Paşa Büyük dil bilgini Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lugat-it Türk isimli muazzam eseri, 1910’a kadar adı bilinen, fakat kendisi meçhul bir eserdi. Diğer bir deyişle, o zamana değin, eserin sadece adı vardı, fakat kendisi ortada yoktu. Eser, bugün bütün dünyada biliniyor, hakkında kitap, makale yazılıyor [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turku-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/">Divan-i Lugat’it Türk’ü Bulan Ali Emiri Efendi, Ziya Gökalp ve Talat Paşa</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <font style="font-size: 17pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Divan-i  Lugat&#8217;it Türk’ü Bulan </font></strong></p>
<p align="center"><strong><font style="font-size: 17pt" color="#3366ff" face="Maiandra GD">Ali Emiri Efendi, Ziya Gökalp ve Talat Paşa</font></strong></p>
<p align="center"> <img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/vahap.jpg" height="110" width="90" /></p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Büyük dil bilgini Kaşgarlı  Mahmud’un Divan-ı Lugat-it Türk isimli muazzam eseri, 1910’a kadar adı bilinen,  fakat kendisi meçhul bir eserdi. Diğer bir deyişle, o zamana değin, eserin  sadece adı vardı, fakat kendisi ortada yoktu. Eser, bugün bütün dünyada  biliniyor, hakkında kitap, makale yazılıyor ve üzerinde tartışmalar yapılıyorsa,  bunu büyük kitap aşığı, ilim ve kültür sevdalısı Ali Emiri Efendi’ye borçluyuz.  Ali Emiri Efendi, Abbasi Halifesine sunulmak üzere Bağdat’ta 1072-1074  yıllarında    <font color="#000000">Kaşgarlı Mahmud</font> tarafından yazılan bu muhteşem  eseri, sahaflarda Divan-ı Lugat-it Türk olduğu bilinmeden satılırken, fark etmiş  ve satın alarak Türk kültür hayatına kazandırmıştır. Bu sebeple, Ali Emiri  Efendi’nin isminin, eserin yazarı Kaşgarlı Mahmud ile birlikte anılmayı her  zaman hak ettiğine şüphe yoktur.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bundan dolayı, <em>  <font color="#000000">Divan-ı Lugat it Türk</font></em> ile ilgili  toplantılarda kendisinden bahsetmenin bir vefa borcu olduğu muhakkaktır.  Aslında, Ali Emiri’nin kitabı buluşu ve daha sonra yayınlatışı romanlara konu  olacak güzellikte ve kültürün, kitabın önemini somut bir biçimde vurgulayacak  olgulara haizdir.  <font color="#000000">Ziya Gökalp</font> ve Talat Paşa’nın kitabın  yayınlanmasına yaptıkları tiyatral katkı ise çok ilginçtir. Ayrıca Ali Emiri  Efendi’nin hayatı, kitaba verilen değerin ve kitap okumaya ayrılan zamanların  bir hayli azaldığı günümüzde, sadece gençlere değil, hepimize kitap sevgisi  konusunda, örnek teşkil edebilecek  <font color="#000000">ögelere</font> haizdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bu yazıyı hazırlamada,  büyük ölçüde Dr. Muhtar Tevfikoğlu’nun <em>Ali Emiri Efendi</em> isimli eserinden  faydalandık. Tevfikoğlu, Ali Emiri Efendi hakkında çeşitli kaynaklardaki  bilgileri toplayarak büyük bir hizmeti ifa etmiştir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi’nin  çocukluğu</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">1857’de Diyarbakır’da doğan  Ali Emiri Efendi, daha küçüklüğünden itibaren okumaya ve araştırmaya meraklıydı.  Sekiz on yaşlarında, eski yapılar üzerindeki yazıları okuyup anlamaya  çalışıyordu. Ayrıca şiiri de seviyordu. Güçlü bir hafızaya da sahip olan Ali  Emiri, dokuz yaşındayken, beş yüzden fazla şairin şiirlerinin yer aldığı <em> Nevadir’ül Asar</em> isimli eserdeki dört bin beyiti ezberlemişti bile.  Gençliğinde hat sanatıyla da meşgul olan Ali Emiri bu konuda oldukça başarılı  sayılır. Çünkü, yazdığı bazı levhalar Diyarbakır’da camilere asılmıştı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2">Hastalık derecesinde  kitap okuma sevgisi</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Görüldüğü gibi, Ali Emiri  çok yönlü bir şahsiyete sahipti. Fakat, kitap okuma merakı her şeyin üstündeydi.  Durmadan ve büyük bir iştahla devamlı surette kitap okuyordu. Bundan dolayı daha  gençlik yıllarında Doğu  <font color="#000000">Edebiyat</font>ı’na ait bir çok kitabı okuyup  ezberlemişti. Bu yıllarını kendisi şöyle anlatıyor: &#8220;Eğlenmeye merakım yok idi.  Üstadımızla gezintiye gittiğimizde, çocuklarla oyun oynarken, ben bir tarafa  çekilir kitap okurdum.&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri, özellikle, tarih  kitaplarını okumayı çok seviyordu. Bu sevgi o kadar büyüktü ki, bazen uykusunu  bile bu uğurda feda ediyordu. Geceleri kitabı okurken, çoğu zaman sabahı  ettiğinin farkına bile varmazdı. Uyuduğu zaman da yanındakileri uyutmazdı.  Çünkü, uykudan önce okuduğu kitapları, uykusunda yüksekle sesle tekrar ederdi.  Okumaları o dereceye vardı ki, vücudu zayıf düşüp hasta oldu. Doktorların kitap  okumayı bırakıp gezmeye çıkma tavsiyesini de yerine getiremedi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Kitap okuma merakı  babasının ticari işlerine de zarar verdi. Babası Ali Emiri’yi onbeş yaşındayken,  onu çarşıda bir dükkan açarak ticarete hazırlamak istedi. Fakat Ali’nin aklı  parada pulda değil, kitaplardaydı. Dükkan içinde de kitap okumasını sürdürdü.  Dükkana bir müşteri girdiğinde, &#8220;Mal orada. Fiyatı da şudur. Alacaksanız  indireyim, yoksa beni boş yere meşgul etmeyin&#8221; diye sesleniyordu. Bunun üzerine  müşteri de mal almadan gidiyordu. Babası oğlunun ticarete faydadan ziyade zarar  verdiğini görünce, onu dükkandan uzaklaştırmak zorunda kaldı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri kitap okumakla  kalmadı, kendisi de kitap yazdı. İlk eseri eski metinler ve mezar kitabelerinden  yararlanarak yazdığı <em>Diyarbakırlı Şairler Tezkeresi</em>’dir. Daha sonra bunu  başka bir çok eseri takip etti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Çalışma hayatı memuriyette  geçti. Katip ve defterdar olarak Diyarbakır, Selanik, Adana, Leskovik, Kırşehir,  Trablusşam, Elazığı, Erzurum, Yanya, İşkodra, Halep ve Yemen’de otuz yıl kadar  memuriyet görevinde bulundu. Çok sevdiği kitaplarla daha çok meşgul olabilmek  için 1908’de kendi arzusuyla emekli oldu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri, kitap okumanın  yanısıra, kitap toplamaya da aşırı derecede tutkundu. Tarih, edebiyat, biyografi  ve bibliyografi sahalarındaki kıymetli kitap ve vesikaları satın almadan  duramıyordu. Araştırma heyecanıyla uzak yakın demeden kitap, kitabe ve vesika  peşinde koşmaktan büyük bir zevk alıyordu. Hatta onun bazı kitapları elde etmek  için uzak diyarlara kendi imkanlarıyla gittiği veya tayinini çıkarttığı da  oluyordu. Buralarda bulduğu kıymetli eserleri mümkünse, dişinden tırnağından  arttırdığı paralarıyla satın alıyor, mümkün değilse, geceyi gündüze katarak  istinsah ediyordu. Bu derecede aşırı kitap merakı yüzünden Ali Emiri evlenip  çoluk çocuk sahibi de olamadı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Emekliye ayrıldıktan sonra  Ali Emiri, kalan hayatını İstanbul’da kitapları arasında geçirdi. Akşamları  Divanyolu’ndaki Diyarbakır Kıraathanesine gidiyor, dostları ile sohpet ediyordu.  Onun bu sohpetlerini Dr. Muhtar Tevfikoğlu şöyle anlatıyor: &#8220;Dostları dediğim,  öğrencileri, daha doğrusu öğrenci hüviyetine bürünmüş arkadaşları. Ama nasıl  öğrenciler? Her biri kendi sahasında tanınmış ilim ve fikir adamı, eser sahibi,  kalem erbabları. Sohpet dediğim de bir nevi ders. O yaşlı başlı, kelli felli  adamlar öğrenme heyecanı içinde, Emiri’nin etrafını sarmışlar, durmadan bir  şeyler soruyorlar. Bazı ilmi meselelerde tereddütlerini gideriyorlar.  Bilmedikleri kaynakları öğreniyorlar. Yeni mehazlar elde ediyorlar. Kısacası  ondan bir anlamda ders alıyorlardı.&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD"><strong><em><font size="2">Divan-ı Lugat  it Türk</font></em><font size="2">’ü Bulması</font></strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi sahaf  Burhan’dan 33 liraya satın aldı. Ancak, Ne sahafın ve ne de eseri satanın onun <em>Divan-ı Lugat it  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/" style="text-decoration: none"> <font color="#000000">Türk</font></a></em> olduğundan haberleri yoktu. Eğer bunun farkına  varmış olsalardı, çok daha büyük meblağlara satacakları kesindi. Daha kötüsü, bu  eser kitap avcılarının eline geçmiş olsaydı, anında yurt dışına kaçırıp  karşılığında bir servet elde etmeleri mümkündü.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi böyle bir  esere malik olduğu için tarif edilemez bir mutluluk içindeydi. Çünkü, bu kitap  Osmanlı ulemasının asırlardır peşinde koştuğu &#8220;Divan-ı lügat-it Türk&#8221;ün ta  kendisiydi. Dünyada bir başka nüshası yoktu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi kitabı  satın aldığında duyduğu sevincini şu şekilde dile getirir: &#8220;Bu kitabı aldım; eve  geldim. Yemeği içmeği unuttum&#8230; Bu kitabı, sahaf Burhan 33 liraya sattı. Fakat  ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara, zümrütlere değişmem.&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Büyük bir coşku içinde  olana Ali Emiri Efendi kitabını kimseye göstermek istemedi. Hem kitabı  kıskanıyor ve hem de kaybolmasından endişe ediyordu. Devrin ünlü simaları Ziya  Gökalp ve Fuad Köprülü gibi şahıslar, Ali Emiri Efendi’nin <em>Divan-ı Lugat it  Türk</em> bulduğunu işitmiş ve görmek istemişlerse de Ali Emiri Efendi onları  kitaba yanaştırmamıştı; Kitabı sadece çok güvendiği Kilisli Rıfat Efendi’ye  gösteriyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi satın  aldığında, kitap hırpalanmış ve yıpranmış bir vaziyetteydi. Şirazeleri çözülmüş,  formaları dağılmış, sayfaları birbirine karışmış ve numaraları da yoktu. Bu  sebeple kitabın eksik mi, tam mı olduğu belli değildi. Ali Emiri Efendi bunun  tesipitini Kilisli Rıfat Efendi’ye yaptırdı. Kilisli Rıfat Efendi, iki ay  müddetle kitabı üç kere okudu. Sonunda belli olmuştu eser tamdı. Kilisli Rıfat  Efendi karışmış sayfaları yerli yerine koydu ve numaralandırdı. Ali Emiri Efendi  bu hizmeti karşılığında, Kilisli Rıfat Efendi’ye bir evini hediye etmek  istediyse de kabul ettiremedi. Kilisli Rıfat Efendi, eğer illa kendisine bir  mükafat verecekse, kitabı yayınlamasının yeterli olacağını söyledi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD"><strong><em><font size="2">Divan-ı Lugat  it Türk</font></em><font size="2">’ün neşri</font></strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ancak Ali Emiri Efendi  kitabı hemen yayınlatmak istemedi. Ali Emiri Efendi bunun için biraz taltif ve  takdir bekliyordu. Bu da ona çok görülmemelidir. Zaten atalarımız, marifet  iltifata tabidir diye boşuna dememişlerdir. Aşağıda görüleceği gibi, Ali Emiri  Efendi dünyalık ve maddi menfaatleri aşmış bir kimsedir. İsteği sadece  çevresinden takdir ve saygıdır. Bunu da fazlasıyla hak etmektedir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Kitabın neşrini en çok da  Ziya Gökalp istiyordu. Kilisli Rıfat Efendi’ye şunları söyleyip duruyordu:  &#8220;Rıfat ben sevda bilmezdim. Fakat bu kitaba tutuldum. Görmek için ne yaptımsa  olmadı. Şu kadar var ki, cezmettim bu kitabı hem almalı, hem neşretmeliyiz. Bu  hazinenin anahtarları senin elindedir. Gel, bana yardım et. Şu kitabı  kurtaralım. Bütün Türklere armağınımız olsun. Haydi bana çaresini söyle!&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Gerçekten de Kilisli Rıfat  Efendi çareyi biliyordu. Çare, Sadrazam Talat Paşa’nın devreye girip Ali Emiri  Efendi’den kitabı neşretmesini rica etmesiydi. Ama nasıl olacaktı? Talat Paşa,  bunun için Ali Emiri Efendi’yi Babıali’ye çağırsa olmazdı veya Ali Emiri  Efendi’nin evine gitse yine olmazdı. Bunun için yalnızca bir yol vardı. Ali  Emiri Efendi’nin çok yakın dostu ve sık sık görüştüğü Adliye Nazırı İbrahim  Bey’in evine yemeğe çağrılması ve yemekler yendikten sonra Talat Paşa’nın  arkadaşlarıyla tesadüfen İbrahim Bey’in evine ziyarete gelmesi ve orada Ali  Emiri Efendi’ye iltifatlar ettikten sonra, kitabın basımına izin vermesini rica  etmesiydi. Ancak, böyle bir şeyi Sadrazam Talat Paşa kabul eder miydi? Ziya  Gökalp, İttihat ve Terrakki’nin merkez azasından yakın dostu Talat Paşa’yı buna  ikna edebileceğini söyledi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Böylece, plan tatbik  edildi. Tanıştırma esnasında ev sahibinden Emiri adını duyunca, misafirler,  başta Talat Paşa olmak üzere, birden ayağa kalktılar, ilk önce Talat Paşa  Emiri’ye doğru yürüyerek yanına geldi ve &#8220;Hay üstadı muhterem, mübarek elinizi  öpmekle kesbi şeref etmek isterim. Müsaade buyurunuz&#8221; dedi. Elini tekrar tekrar  öptü. Sonra ötekiler de aynısını yaptılar. Ali Emiri Efendi bu sahneyi daha  sonra dostlarına anlatırken &#8220;ben o gece belki 33 kere estağfrullah çektim. Ben  istiğfar ettikçe, onların aşkı artıyor, elimi eteğimi öpmek istiyorlardı. Bu  merasimden sonra, hiçbirisi oturmadı. Ayak üstünde durarak el bağladılar.  Durdular. Adeta kendimi Kanuni Sultan Süleyman zannediyor, hem de onların bu  edibane vaziyetlerinden sıkılıyor, &#8220;rica ederim, istirahat buyurun&#8221; diyordum  Nihayet oturdular. Benden müsaade alarak tarihe, edebiyata dair bir şeyler  sordular. Ben de anlattım. Teşekürlerin bini bir para&#8230;&#8221; diyordu.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bundan sonra, Talat Paşa <em> Divan-ı Lugat it Türk</em> hakkında bilgi rica etti. Ali Emiri Efendi malumat  verdikten sonra Talat Paşa ayağa kalkarak bu muhteşem eserin yayınlanmasına izin  vermesini istedi. Ali Emiri Efendi şartlı olarak kabul etti. Ali Emiri Efendi  öne sürdüğü şarta göre, kitabı yayına Kilisli Rıfat Efendi hazırlayacaktı. Talat  Paşa onun şartını memnuniyetle kabul etti ve ayrıca kendisine yüksek bir  memuriyet teklif etti. Ancak, Ali Emiri Efendi reddetti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD"><strong><em><font size="2">Divan-ı Lugat  it Türk</font></em><font size="2"> Sadakası</font></strong></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Kitabın neşir çalışmaları  başlar başlamaz, Talat Paşa Ali Emiri Efendi’ye 300 lira hediye gönderdi. Ali  Emiri Efendi bu hediyeyi kabul etmeyerek şunları söyledi: &#8220;Lütfunuza,  kadirşinaslığınıza teşekkür ederim. Fakat parayı kabul edemem. Çünkü, kabul  edersem, vatani, milli bir ufacık hizmet mukabilinde para almış olacağım. Bu ise  vicdanıma ağır gelen bir şeydir. Bundan dolayı, size teşekkür ile beraber parayı  da iade ediyorum. Siz parayı muhtaç olan birkaç namuslu aileye dağıtırsanız, ben  size müteşekkir kalacağım gibi Cenabı Hakk da memnun olur. Bu sadakanın adı da <em>Divan-ı Lugat it Türk</em> sadakası olsun.&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2">Kilisli Rıfat Efendi’nin  kitaba gösterdiği muazzam özen</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Kilisli Rıfat Efendi kitabı  yayına almak için aldı. Almasına aldı, ama kitabı koyacak bir yer bulamadı.  Kitabı kaybetmekten müthiş endişe duyuyor, emniyetli yer bulmak için  çırpınıyordu. Önce umumi kütüphaneye götürdü. Müdür şiddetle itiraz etti:  &#8220;Yüzlerce okuyucu gelip gidiyor. Biri alıp giderse ben ne yaparım, alamam&#8221; dedi.  Bunun üzerine Vefa Okulu’na götürdü. Okulun demir kasası vardı. Müdür Akif Bey  &#8220;aman aman&#8221; diyerek mesuliyeti kabul etmek istemedi. Oradan Maarif  muhasebecisine gitti. Muhasebeci Sıtkı Bey de demir kasasına koymayı kabul  etmedi. Matbaa-i Amire’nin kasasına koymak istedi. Müdür Hamit Bey, &#8220;Ne  söylüyorsun. Bizim matbaa ahşaptır. Bir yangın olur da, kitap yanarsa beni  astıracak mısın? Kabul etmem, ne yaparsan yap&#8221; dedi.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Sonunda Kilisli Rıfat  Efendi’nin eseri bir çanta içinde evde saklamaktan başka çaresi kalmadı. Duvara  koca bir çivi çakarak oraya astı. Çocuklarını devamlı surette karşısında nöbete  dikti. Yangın halinde, önce bu çantanın kurtarılmasını istedi. Geceleri ise  çantayı yastığının altına koyarak yattı. Bir buçuk yılda kitabın basımı  tamamlandı.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Kilisli Rıfat Efendi’nin  kitabın elyazmasından matbaa için hazırladığı defterler, günümüze ulaşmıştır.  Millet Kütüphanesi’nin emekli müdürlerinden ve kendisiyle evinde görüştüğümüz  Mehmet Serhan Tayşi, bu defterlerin iki cilt halinde ciltlenmiş bir biçimde  Arkeoloji Müzesi Kütüphanesi’nde gördüğünü söylemektedir. Onun fikrine göre,  Matbaa-i Amire’nin o dönemdeki bu defterlerin tarihi öneme sahip olduğunun  bilincindeki sorumluları ciltleyerek kütüphaneye teslim etmiş olmalıdırlar.  Böylece, büyük bir duyarlılık örneği sergilemişlerdir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD"><em><font size="2">Divan-ı Lugat it  Türk</font></em><font size="2"> için en veciz değerlendirmelerden birini yine Ali  Emiri Efendi yapmıştır: &#8220;<strong>Bu kitap değil, Türkistan ülkesidir. Türkistan  değil, bütün cihandır</strong>. Türklük, Türk dili bu kitap sayesinde başka  revnak kazanacak.&#8221; Bir başka sözünde ise, &#8220;Türk dilinde şimdiye kadar bunun gibi  bir kitap yazılmamıştır. Bundan sonra da yazılamaz. Bu kitaba hakiki kıymeti  verilmek lazım gelse, cihanın hazineleri kafi gelmez.&#8221; demektedir.</font></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <strong><font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri Efendi  kitaplarını milletine bağışlıyor</font></strong></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Ali Emiri bütün hayatı  boyunca büyük fedakarlıklarla topladığı çok kıymetli el yazması kitap ve  vesikaları karşılıksız olarak milletine armağan etmiştir. Bunun için Fatih’teki  Feyzullah Efendi Medresesi’ni kütüphaneye çevirtmiş ve kitaplarını buraya  bağışlamıştır. Bütün ısrarlara rağmen kütüphaneye kendi adını verilmesini  reddetmiş ve kütüphanenin adının &#8220;Millet Kütüphanesi&#8221; olmasını istemiştir. Bu,  onun milletine hizmet aşkının en somut bir göstergesidir.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Bugün bile yüzlerce kişinin  her gün ziyaret ettiği bu kütüphaneyi Ali Emiri 4.500’ü el yazması, 12 bin  kadarı matbu toplam 16.500 kadar kitabı bağışlayarak kurmuştur. Bu kitaplar  arasında çok kıymetli kitap ve vesikalar mevcuttur. Divan-ı Lugat-it Türk de  onlardan biridir. Zamanında Macar İlimler Akademisi <em>Divan-ı Lugat it Türk</em>’ü  satın almak için 10 bin altın teklif ettiğinde, Ali Emiri Efendi hiç tereddüt  etmeden reddetmiş ve şu cevabı vermişti: &#8220;Ben kitaplarımı milletim için  topladım. Dünyanın bütün altınlarını önüme koysalar, değil böyle bir kitabı,  herhangi bir kitabımın tek bir sayfasını dahi satmam.&#8221;</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Buna benzer ve hatta daha  cazip başka bir satın alma teklifi de Fransa’dan geldi. Fransızlar Ali Emiri  Efendi’ye tüm kitapları için 30 bin altın ve ayrıca onun adına Paris’te bir  kütüphane, yüksek maaş, kendisine özel hizmetkarlar teklif ettiler. Ali Emiri  Efendi bunu da şiddetle reddetti.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2">Milletinin kültür mirasının  korunmasında böylesine çok büyük hassasiyetler gösteren, her türlü maddi  menfaatleri hiç düşünmeden elinin tersiyle iten Ali Emiri Efendi, üç gün süren  bir hastalıktan sonra, 23 Ocak 1924’te Fransız hastahanesinde vefat etti.  Mezarı, Fatih türbesi avlusundadır. Kendisini Kaşgarlı Mahmud’un doğumunun 1000.  yılı vesilesiyle rahmetle anıyoruz. Mekanı cennet olsun! Milletine karşılıksız  hizmet eden Ali Emiri Efendi’yi de milletinin sonsuza dek unutmayacağı  muhakkaktır.</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD" size="2"><br />
</font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"> <font face="Maiandra GD"><strong><font size="2">Abdûlvâhap  KARA</font></strong><font size="2"><br />
<strong>Kaynak:</strong> </font>  <font color="#000000" size="2"> http://www.haberakademi.com/default.asp?inc=makaleoku&amp;hid=2086</font></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Maiandra GD"> <span style="font-size: 15pt"><font color="#808080"><span lang="tr">|</span></font><a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/turk-dili/dilimizle-ilgili-yazilar/">»<span lang="tr">  “Dilimizle İlgili Yazılar” Sayfasına Dön! </span>«</a><span lang="tr"> <font color="#808080">|</font></span><br />
</span></font></strong></p>
<p align="center"><span lang="tr"><strong> <font style="font-size: 10pt" color="#ff0000" face="Maiandra GD">Not:</font><font style="font-size: 10pt" color="#808080" face="Maiandra GD">  İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…</font></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turku-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/">Divan-i Lugat’it Türk’ü Bulan Ali Emiri Efendi, Ziya Gökalp ve Talat Paşa</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/divan-i-lugatit-turku-bulan-ali-emiri-efendi-ziya-gokalp-ve-talat-pasa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
