Divan-ı Lügati’t Türk’ten Dörtlükler
(
Türk)

 

 

Karahanlı Türkçesiyle

Türkiye Türkçesiyle

 

Kaçan korse anı Türk
Budun anga aydaçı
Mungar tegir ulugluk
Munda naru keslinür
Görünce bir Türk
Şöyle söyler halk:
Bundadır ululuk,
Bundan gayrıda yok.

…Diğer Şiirler…

 

Kış ile Yaz

Alp Er Tonga Bahar Geldi Dedim Dedi
Ağıt Bilgi Aşk Savaş
Kurt Peşinde Türk Gece  

|» “Divan-ı Lügati’t Türk” Sayfasına Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir.

Divan, Türk, Divanı Lügatit Türk, Kaşgarlı Mahmut, Divan-u Lügati’t Türk

 


Divan-ı Lügati’t Türk’ten Dörtlükler
(Gece)

 

Karahanlı Türkçesiyle

Türkiye Türkçesiyle

 

Yarattı yaşıl çeş
Savurdı örüng kaş _
Tizildi karakuş
Tün kün üze yörkenür
Mavi firuze yarattı,
Üstüne beyaz taş serpti,
Dizildi karakuş yıldızı,
Gece, gündüzü dolanır.

…Diğer Şiirler…

 

Kış ile Yaz

Alp Er Tonga Bahar Geldi Dedim Dedi
Ağıt Bilgi Aşk Savaş
Kurt Peşinde Türk Gece  

|» “Divan-ı Lügati’t Türk” Sayfasına Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir.

Divan, Türk, Divanı Lügatit Türk, Kaşgarlı Mahmut, Divan-u Lügati’t Türk

 


Kâşgarlı Mahmud ve
Dîvânü Lûgati’t-Türk

Karahanlı devri Türk edebiyatının ilk örneklerini ihtiva eden Divânü Lûgati’t-Türk, Türk dilinin ilk sözlüğüdür. Kâşgarîı Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed (Muhammed oğlu Hüseyin oğlu Mahmud) tarafından 1072 yılının 25 Ocağında, Çarşamba günü yazılmaya başlanmış ve 9 Ocak 1077 Pazartesi günü bitirilmiştir. Kâşgarlı Mahmud eserini aynı yıl Ebül-’l-Kasım Abdullah’a takdim etmiştir. Ebü’l-Kasım Abdullah, 1075-1094 yılları arasında Abbasî tahtında oturan halife Muhamrnedü’lMuktedi bi-emrillâh’ın oğludur.

Divânü Lügati ‘t-Türk‘ün 7stanbul Millet Kütüphanesinde bulunan biricik nüshasının istinsahı, Sâve’de doğup Şam’da yaşayan Muhammed bin Ebî Bekr ibni Ebi’1-Feth tarafından 1 Ağustos 1266 Pazar günü Şam’da tamamlanmıştır.

İlk Türk sözlüğünün yazarı Kâşgarlı Mahmud, Karahanlı hükümdar sülâlesine mensup bir şehzade idi. Babası Hüseyin Çağrı Tigin 1056-1057 yıllar ından Önce Barsgan emîri Arslan İlig idi. Dedesi Muhammed Buğra Han bin Yusuf, 1056-1057 yıllar ında Doğu Karahanlılann hakanı olarak Kâşgar’da hüküm sürdü. Onun babası Yusuf Hânın Kadir Han 1026-1032 yıllan arasında Karahanlı hükümdarı idi. Yusuf’un da babası Harun Hasan Küç Buğra Han’dı. Kâşgarh Mahmud’un “Türk illerini Sâmânîlerden alan beydir” dediği (DLT 1-112) atası işte budur. Gerçekten Harun bin Süleyman 992′de Sâmânîlerin merkezi Buhara’yi alm ıştır. Harun’un babası Süleyman Baytaş Arslan Hân, onun da babası Müslümanlığı kabul eden meşhur Abdülkerim Satuk Buğra Han’dır. Demek ki Kâşgarlı Mahmud, Satuk Buğra Han’ın altıncı nesilden torunudur.

Divânü Lügati ‘t-Türk; Türk milletinin yüceli ğini anlatmak, Türk dilinin Arapça‘dan geri kalmadığını göstermek ve Araplara Türkçe’yi öğretmek, böylece o zaman hemen hemen tamamı Türklerce idare edilen Ön Asya’da Arapların Türklerle kolayca münasebet kurmalarını sağlamak için yazılmıştır. Kâşgarlı Mahmud’a göre Tanrı, Türkleri her milletten üstün yaratmış, yer yüzüne onları hâkim kılmış, hakanları onlardan çıkarmış ve dünya milletlerinin idaresini onların eline vermi ştir. Bunun içindir ki Allah, Türklerle beraber çalışanı aziz eyler, dileğine kavuşturur ve kötülerin şerrinden korur. Derdini anlatmak ve Türklerin gönlünü kazanmak için de onların dilleriyle konuşmaktan başka yol yoktur.


Divan-ı Lügati’t Türk
(Ayrıntılı İnceleme)
(1. Bölüm)

Meşrutiyetin ilk yıllarında , (1910-1911 yılları) Sahaflardaki kitapçı Burhan Efendi’ye bir kitap gelmiştir. Kitabı getiren eski Maliye Nazırları’ndan Vanizade Nazif Paşa’nın akrabası bir kadındır. Kitapçı, yapıtı satmak üzere dönemin Eğitim Bakanlığı’na başvurur. Bakanlık, istenilen 30 lirayı çok görerek almaz. Bunun üzerine kitapçı, onu Ali Emiri Efendi’ye gösterir. Ali Emiri Efendi kitabın değerini hemen anlar, 30 sarı lirayı bastırır. Burhan Efendi’ye de aracılığından ötürü üç lira verir.

Bu, bir ikinci örneği bulunmayan Divanü Lügat-it Türk’tür. Emiri Efendi onu ele geçirdiği için sadrazamlıkla sevindirilmiş gibi olmuştur. Artık herkese kitabın öneminden açıyor, ama onu kimseye göstermeye yanaşmıyordur. Kitabı bir kez görmek isteyen Ziya Gökalp’in ricalarını bile geri çevirmiştir. Kitabı basmak isteyenlere de, ona bir şey olur korkusuyla olumsuz bir karşılık verir. Sonunda, Sadrazam Talat Paşa’nın işe karışmasıyla buna evetlik gösterirse de basım işlerine Kilisli’nin bakmasını önkoşul olarak ileri sürer.

Şu bir düşüncedir ki, bu kitap Ali Emiri Efendi’den başka birinin elne geçseydi, bugün belki kitaplıklarımız Divanü Lügat-it Türk’ten yoksun kalacaktı. Ali Emiri Efendi su katılmamış bir kitap kurdudur. Bütün yaşamı boyunca kitap toplamıştır. Parasıyla elde edemediği kitapları binbir rica, binbir yalvarmalarıyla ödünç olarak alır, onları elyazısıyla kopya ettikten, ya da ettirdikten sonra geri verir. Yaşamının sonlarına doğru Millet Kütüphanesine armağan ettiği 14 bin kitabın içinde 721 tanesi bu elyazması kitaplardır.


Sayfalar: « 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 »