<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikaye | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/tag/hikaye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2018 14:20:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Siir Bilgisi 3</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/siir-bilgisi-3/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/siir-bilgisi-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2011 09:41:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Ani]]></category>
		<category><![CDATA[düzyazı türleri]]></category>
		<category><![CDATA[fabl]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Masal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=9852</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düzyazı Türleri Hikâye (Öykü) -Olmuş ya da olması mümkün olan olayları fazla ayrıntıya girmeden anlatan kısa yazılardır. -Tek bir olay vardır. -Karakter sayısı azdır. iki tür hikâye vardır: a. Olay Hikâyesi Olayın anlatıldığı hikaye türüdür. Maupassant tarzı da denir. Dünya edebiyatı ndaki temsilcisi Guy de Maupassant&#8217;tır. Türk edebiyatındaki temsilcisi ise Ömer Seyfettin&#8217;dir. b. Durum Hikâyesi [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/siir-bilgisi-3/">Siir Bilgisi 3</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><center></p>
<h1>Düzyazı Türleri</center></h1>
<p><strong>Hikâye (Öykü)</strong></p>
<p>-Olmuş ya da olması mümkün olan olayları fazla ayrıntıya girmeden anlatan kısa yazılardır.</p>
<p>-Tek bir olay vardır.</p>
<p>-Karakter sayısı azdır.</p>
<p><strong>iki tür hikâye vardır:</strong></p>
<p><strong>a. Olay Hikâyesi</strong></p>
<p>Olayın anlatıldığı hikaye türüdür. Maupassant tarzı da denir. Dünya edebiyatı ndaki temsilcisi Guy de Maupassant&#8217;tır.<br />
Türk edebiyatındaki temsilcisi ise Ömer Seyfettin&#8217;dir.</p>
<p><strong>b. Durum Hikâyesi</strong></p>
<p>Olaydan çok insanın belli bir zaman dilimindeki durumu anlatılır. Çehov tarzı da denir.<br />
Dünya edebiyatındaki temsilcisi Anton Çehov&#8217;dur. Türk edebiyatındaki temsilcisi ise Memduh şevket Esendal<br />
ve Sait Faik Abasıyanık&#8217;tır.</p>
<p><strong>Masal</strong></p>
<p>-Olağanüstü durum ya da olayların olağanüstü kahramanlarla anlatıldığı ders verici sözlü edebiyat ürünüdür.<br />
-Olaylar hayal ürünüdür.<br />
-Yer ve zaman belli değildir.<br />
-iyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür.<br />
-Masallarda milli ve dini motişere hiç yer verilmez.<br />
-– miş&#8217;li geçmiş zamanla anlatılır.</p>
<p><strong>Fabl</strong></p>
<p>Kahramanlarını hayvanlar ya da bitkilerin oluşturduğu yazı türüdür.<br />
-insanlara ders vermek amacıyla yazılır.<br />
-Hayvanlar ya da bitkiler konuşturulur.<br />
-Fablın sonunda ders verilir.<br />
-La Fontaine, Ezop bu türün temsilcilerindendir.</p>
<p><strong>Anı (Hatıra)</strong></p>
<p>-Bir kişinin kendi hayatını ya da tanık olduğu olayları anlattığı yazı türüdür.<br />
-Yaşanmış olaylar üzerine sonradan anlatılır.<br />
-Yazar, olayları kendi bakış açısıyla anlatır.<br />
-Anlattıldığı dönemle ilgili bilgiler verir.</p>
<p><strong>Deneme</strong></p>
<p>-Herhangi bir konuda yazanın görüşlerini kanıtlamaya kalkmadan anlattığı yazı türüdür.<br />
-Yazar, kendisiyle konuşuyormuş gibi görüşlerini anlatır.<br />
-Düşünceler ispatlanmak zorunda değildir.<br />
-Her konuda yazılabilir.<br />
-Bu türün Dünya edebiyatındaki temsilcisi Montaigne&#8217;dir. Bizde ise Nurullah<br />
Ataç, Suat Kemal Yetkin temsilcileri arasındadır.</p>
<p><strong>Tiyatro</strong></p>
<p>-yaşanmış ya da yaşanabilecek olayların topluluk önünde sahnede canlandırılmasıdır.<br />
-Diyaloglara dayanır.</p>
<p><strong>Konularına göre üçe ayrılır.</strong></p>
<p><strong>a. Trajedi</strong></p>
<p>Acıklı olaylar anlatılır. Olaylar tarihten alınır. Kişiler seçkin kimseler ya da ilahlardır.</p>
<p><strong>b. Komedi</strong></p>
<p>insanların ya da olayların gülünç yönleri anlatılır. Konusunu günlük hayattanalır.<br />
Kişiler halktan kimselerdir.</p>
<p><strong>c. Dram</strong></p>
<p>Hayatı olduğu gibi acıklı ya da gülünç yönleriyle sahnede canlandırmaktır.<br />
Konusu günlük yaşam da olur, tarih de.</p>
<p><strong>Mektup</strong></p>
<p>Bir düşünce ya da duygunun birilerine iletilmesi amacıyla yazılan özel yazılardır.<br />
Arkadaş veya dost çevresine yazılan özel mektuplar olduğu gibi, edebiyatta<br />
ilgili fikirlerin yer aldığı edebi mektuplar da vardır.</p>
<p><strong>Günlük</strong></p>
<p>Kişinin başından geçenleri günü gününe yazdığı türdür.<br />
Bu türü anıdan ayıran en önemli özellik tarih düşerek yazılmasıdır.</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/siir-bilgisi-3/">Siir Bilgisi 3</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/siir-bilgisi-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Durduramadığın Zamana Tutunmak</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/durduramadigin-zamana-tutunmak/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/durduramadigin-zamana-tutunmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Apr 2011 19:13:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dombıra]]></category>
		<category><![CDATA[Durduramadığın Zamana Tutunmak]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Oyku]]></category>
		<category><![CDATA[Pars Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Yagmur]]></category>
		<category><![CDATA[Yaslilik]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Zamana Tutunmak]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanı Durduramamak]]></category>
		<category><![CDATA[Zamanın Kıymetini Bilmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=6088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Durduramadığın Zamana Tutunmak Baharın özlemle beklendiği bir şubat akşamıydı ve dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Pars Bey, pencerenin altında sıcaktan pul pul olmuş kalorifer peteğine sandalyesini yanaştırmış, dışarıdaki hüzünlü manzarayı izliyordu. Çok kasvetli bir havaydı bu Pars Bey için. Dışarıya baktıkça içi sıkılıyor, bir an önce kafasını camdan çekip başka şeylerle meşgul olmak istiyordu. Bir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/durduramadigin-zamana-tutunmak/">Durduramadığın Zamana Tutunmak</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 20pt;"><span style="color: #ff0066;">Durduramadığın</span> <span style="color: #00ccff;">Zamana</span> <span style="color: #ff6600;">Tutunmak</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter" style="border: 1px solid black;" src="https://www.bilgicik.com/resimler/yazi/durduramadigin-zamana-tutunmak.jpg" alt="Zaman - Time" width="477" height="240" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Baharın özlemle beklendiği bir şubat akşamıydı ve dışarıda  bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Pars Bey, pencerenin altında sıcaktan  pul pul olmuş kalorifer peteğine sandalyesini yanaştırmış, dışarıdaki hüzünlü  manzarayı izliyordu. Çok kasvetli bir havaydı bu  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/b-harfiyle-baslayan-oz-turkce-adlarin-anlamlari/"> <span style="color: #000000;">Pars</span></a> Bey için. Dışarıya  baktıkça içi sıkılıyor, bir an önce kafasını camdan çekip başka şeylerle meşgul  olmak istiyordu. Bir an gözü penceredeki buğulanmış kısma takıldı ve ne zamandır  oraya  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/yazi-dili-ve-konusma-dili-turkculugun-esaslari/"> <span style="color: #000000;">yazı</span></a> yazmak gibi bir <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/cocuk-edebiyati/"> <span style="color: #000000;">çocuk</span></a>luk yapmadığı aklına geldi. Bu bir çocukluk  muydu? Bir zamanlar  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/karisik-basliklar/guzel-sozler/sevgililer-gunu-sozleri/"> <span style="color: #000000;">sevgili</span></a>sinin adını veya  <a href="https://www.bilgicik.com/?s=%C3%BClk%C3%BC"> <span style="color: #000000;">ülkü</span></a>sünü dokuduğu pencereye şimdi ne  yazabilirdi ki?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu düşünceleri bir yana atıp, tekrar manzarayı izlemeye  başladı. Gökyüzünde bulutlar durmaksızın birikiyor, yağmur hızını kesmeden devam  ediyordu. Pencerenin hemen önünden parlayarak geçen yağmur taneleri, bir ışık <acronym title="Işık Demeti">hüzme</acronym>si    <span style="color: #000000;"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/gunce/dis-bag.png" border="0" alt="" /></span></a> gibi toprağa ulaşıyordu. Birbirine çarpmadan, sırayla bir görevi yerine  getirirmişçesine hızla toprağa düşen tanecikleri gözleriyle takip etmeye başladı  Pars Bey. Sonra bu kasvetli havaların yansıması olarak, yine geçen  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Zaman/"> <span style="color: #000000;">zaman</span></a>ı  düşünmeye başladı. Düşen her yağmur tanesi, sanki kum saatinde akan bir kum  tanesi olmuştu o anda. İçi sızlamaya başladı, yine aynı çaresizliği yaşayacağını  şimdiden hissediyordu. Fakat bunları düşünmekten alamıyordu kendini.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Yağmur, yavaş yavaş şiddetini yitiriyordu; fakat Pars Bey&#8217;in  yüreği geçen zamanı düşünerek sıkılmaya başlamıştı. Sanki gökteki kara bulutlar,  Pars Bey&#8217;in yüreğine inmiş, orada bir fırtına koparacak sessizliği yaşıyordu.  Pars Bey camın ötesine dalıp kalan gözlerini, zorlukla da olsa evin içine doğru  çekti. Masanın üzerinde, az önce içmek için doldurduğu çay bardağını gördü.  Elini bardağa uzattığında, çayın buz gibi olduğunu fark etti ve geçen zamanın  boşluğunu düşünürken, yine zaman kaybettiğini fark etti. Üzüldü; ama bu kez  çabuk toparladı kendini.</span></p>
<table style="border-collapse: collapse; height: 250px;" border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="250" align="left" bordercolor="#111111">
<tbody>
<tr>
<td width="173" height="267"><!--adsense#reklam_250x250--></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Çayını tazelemek için mutfağa semavere yönelirken, bu sabah  başladığı kitaptaki kavramlar belirdi usunda. Yürürken, sanki keşfe çıkmış bir  astronot gibi gördüğü her  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/nesne-cumlenin-ogeleri-konu-anlatimi/"> <span style="color: #000000;">nesne</span></a> için &#8220;<em>nasıl, neden, ne zaman</em>&#8221; gibi  soruları arka arkaya soruyordu kendine. Yok yok, belki de gözlerini dünyaya açan  bir bebek gibi gördüğü her şeyi yorumluyordu kafasında. Çayını aldıktan sonra,  yarım kalan kitabını bitirme isteğiyle tekrar sıcak sandalyeye oturdu. Otururken  bacağında hissettiği ağrı, ona yaşlandığını hatırlatır gibiydi. Öyle ya,  saçlarına da yağmur taneleri gibi hızla aklar düşüyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kitabı açtığında evrenin varoluşundan bugüne dek varlıklar ve  nesneler üzerinde görebildiğimiz bir <acronym title="Fibonacci Sayıları">altın oran</acronym>ın bulunduğunu, buna Tanrı&#8217;nın  matematik sistemi denildiği uzun uzun anlatan bir bölüm dikkatini çekti.  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/altin-oran-evrenin-matematigi/"> <span style="color: #000000;">Altın  oran</span></a> da neydi, binlerce yıldır insanlığın haberdar olduğu bir konuyu kendisi  bugüne kadar nasıl hiç duymamıştı? Neden bugüne kadar böyle önemli bir konu  üzerinde araştırma yapabilecek, hatta bunları arkadaşlarıyla paylaşabilecek bir  fırsat bulamamıştı? Acaba şimdi usu, bu matematiksel oranı anlamaya yetecek  miydi? Yoksa anlamış gibi yapıp, kendini mi kandıracaktı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Altın oranın tanımını okurken, geometrik kavramlar usunda  beliriyordu. Geometri sözcüğünün  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turkcenin-tarihi-gelisimi-muharrem-ergin/"> <span style="color: #000000;">Türkçe</span></a>sini bulup kullanmadığı için kendine  kızdı ve sonra Atatürk&#8217;ün geometri ile ilgili çalışmalar yaptığını hatırladı.  Acaba o kitabında geometri adını  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oz-turkcelestirme-calismalari/"> <span style="color: #000000;">Türkçeleştirmiş</span></a> miydi? Sahi, bu kitabı da  edinip okuyacak,  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ataturk/"> <span style="color: #000000;">Atatürk</span></a>&#8216;ün sayısal bilimlere yaklaşımını öğrenecekti. Bunu  15-20 yıl önce düşünmüş, kitabı bulup okumayı sürekli ertelemişti. Bugün hâlâ  aklındaydı ve yine erteliyordu. Peki bu ertelemelerin bir sonu yok muydu?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Farkında olmadan kitabın kapağının kapandığını hissetti;  çünkü kendisi yine farklı dünyalara dalmıştı.  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/sozcuk-turleri/"> <span style="color: #000000;">Sözcük</span></a>ler birbiri üzerinden  çağrışımlarda bulunuyor, hatırlanan her şey beraberinde unutulan bir şeyi açığa  çıkarıyordu.  Pars Bey hayatında ne çok şeyi ihmâl etmişti. Öğrenmesi,  denemesi ve yapması gerekenler sıralandıkça, zaman su gibi akıp geçiyordu. Önce  istemsiz bir hareketle kitabın kapağını kapattı, sonra bunu bilinçli yapmış gibi  kitabı masanın üzerine koyarak, cama doğru yöneldi. Gerçeklerle yüzleşmek, onu  daha çok mutlu edecekti, onu yapmaya başladı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <img decoding="async" class="alignright" style="border: 1px solid black; margin: 5px 8px;" src="https://www.bilgicik.com/resimler/yazi/zamana-tutunmak.jpg" alt="Zamana Tutunmak" width="250" height="350" align="right" />Pars Bey&#8217;in yaşı 55&#8217;i bulmuştu ve hâlâ kendini çok genç  zannediyordu. Fakat özellikle son günlerde yaşlandığını hissettiren belirtiler,  onu geçen zaman üzerinde daha çok düşündürmeye başlamıştı. Ne çok şeyi yapmak  üzere kendisine söz vermişti. Ama çok az bir kısmını gerçekleştirebildiği için  şimdi kendine sitem ediyordu; fakat ne çare? Akan zamanı durdurmak, ona  hükmetmek mümkün değildi&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Üniversite yılları dün gibi aklındaydı. Heyecan dolu, bir  şeyler yapma arzusuyla yanıp tutuşan bir delikanlıydı Pars Bey. Göz açıp  kapayıncaya kadar geçen 35 yıl içinde, yapmayı istediği birçok şeyi erteleyerek  bugüne bırakmıştı. Şimdi kalan tüm görevleri tamamlamak üzere yine bir heyecan  hissediyordu. Fakat mağrur ve yaralı bir  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/asker-sozleri-mesajlari/"> <span style="color: #000000;">asker</span></a> edasındaydı bu heyecan.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu sabah gazetede, çok sevdiği bir yazarın hiç görmediği bir  kitabının daha olduğunu öğrendiğinde, hemen alıp okumaya başlamak istemişti Pars  Bey. El becerisi doğuştan iyi olduğundan, cam süsleme  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ında ve ok atma  sporunda uzmanlaşmak istiyordu. Fakat gençliğinde attığı birkaç küçük adımın  ötesine gidememiş, bu becerileri okyanusun dibinde keşfedilmeyi bekleyen  mercanlar gibi kalmıştı. Hem eski <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turklerin-ana-yurdu/"> <span style="color: #000000;">Türkler</span></a>&#8216;in ilgilendikleri spor dallarıyla  ilgili büyük bir araştırma yapacak, hatta bu konuda bir  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/konularina-gore-kitaplar-guncel/"> <span style="color: #000000;">kitap</span></a> yazacaktı. <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/kasgarli-mahmut-biyografi-hayati-kim-kimdir/"> <span style="color: #000000;">Kaşgarlı Mahmut</span></a>&#8216;un <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/divani-lugatit-turk/"> <span style="color: #000000;">Divan-ü Lügati&#8217;t Türk</span></a>&#8216;ünde de geçiyordu bu terimler. Sahi bu  kitabı da baştan sona okuyacaktı Pars Bey; ama onu da bugüne bırakmıştı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Tekrar sinirli bir  <a title="ruh adam atsız oku" href="http://www.nihal-atsiz.com/ruh-adam-h-nihal-atsiz" target="_blank"> <span style="color: #000000;">ruh adam</span></a> rolüne giren Pars Bey, duvara  dayadığı  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Dombira/"> <span style="color: #000000;">dombıra</span></a>sını alarak çalmak istedi. Belki o rahatlatırdı kendisini. O  anda dombırayla çalabileceği Altay ezgilerinin bulunduğu bir kasetin olduğunu  hatırladı. Acaba nereye saklamıştı bu kaseti? 20 yıl önce dinlemek, aynen çalmak  üzere aldığı bu kasetin varlığından bile habersiz olduğu için tekrar kendine  kızdı. Hem dedesinin lakabı neden Altay&#8217;dı, onu araştıracaktı. Belki de  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/altay-cumhuriyeti-turan-illeri/"> <span style="color: #000000;">Altay  Türkleri</span></a>&#8216;ndendi dedesi, bunu neden ihmâl etmişti? Nereden geldiğini öğrenmeden  mi geçip gidecekti bu dünyadan? Bunu bile sığdıramayacak mıydı ömrüne?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bunu gururuna yediremeyen Pars Bey, hemen çalışma masasının  üzerindeki  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/turan-illeri/"> <span style="color: #000000;">Türk Dünyası</span></a> Haritası&#8217;na doğru yöneldi. Altaylar&#8217;ın nerede yaşadığına  bakarken, gözü Moğolistan&#8217;ın kuzeyine düşen Orhun Irmağı&#8217;na takıldı. Irmak  yatağının kenarına dikilen  <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/orhun-gokturk-abideleri/"> <span style="color: #000000;">Orhun Yazıtları</span></a>&#8216;nın şifresini çözmek için kaç kere  niyetlenmişti? Hatırlayamadı.   <span style="color: #000000;">Bilge Kağan</span>&#8216;ın mesajını anlamadan ölmek  istemiyordu; fakat önce nereden geldiğini araştırması gerektiği de aklını  kurcalıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Pars Bey, pişmanlıklar içinde kendinden nefret etmeye  başlamıştı. Geçen yıllar, ona her saniyesinde bir şeyler kazandırması  gerekirken; sanki ömrünü boş bir hayal uğruna çalıp götürmüştü kendinden. Bu  hatayı nasıl yaptığını düşünüyor, kendine inanamıyordu. Yarın şehir meydanına gidip şapkasını açmak ve insanlardan boş vakit dilenmek geçiyordu içinden. Keşke  böyle bir şey mümkün olsaydı. Yoksa kalan bütün  <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Zaman/"> <span style="color: #000000;">zaman</span></a>ını ölümsüzlüğü keşfetmeye  mi harcasaydı? Veya geçen zamanı geri getirecek bir sihirli değneği bulmaya?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Yapması gereken onca işi kalan ömrüne sığdırabilecek miydi?  Sığdığı kadar uğraşmak, boşuna kürek çekmek miydi? Yoksa sonsuz olan bilgi mi  kendisini böyle zor duruma düşürüyordu?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Saat gecenin dördüne yaklaşmışken, artık uyuması gerektiğinde  karar kıldı. Zamana hükmedemediği gibi, bu çaresizliğini düşünerek yine  tutsaklığa bırakıyordu kendini. Bunu aşmalıydı artık, durmadan ve yılmadan  çaresizliğini yenmeliydi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Yarın ilk iş, yarım kalan kitabını bitirmek ve daha sonra  eksik kalanları sırayla tamamlamak olacaktı. Bunda kararlıydı. Biz zamana  hükmedemeyeceğimize, zaman bize yetişemesin diyordu&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><em>Orkun KUTLU</em></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Maiandra GD;"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/hakkimda/"> <img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/yazi/orkun-kutlu.jpg" border="0" alt="Orkun Kutlu" /></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/durduramadigin-zamana-tutunmak/">Durduramadığın Zamana Tutunmak</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/durduramadigin-zamana-tutunmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günahkarın Ölümü &#8211; Zümrüd Yağmur</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/gunahkarin-olumu-zumrud-yagmur/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/gunahkarin-olumu-zumrud-yagmur/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2009 23:55:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan Yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Günahkarın Ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Günahkarın Ölümü Hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[Günahkarın Ölümü Öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[Günahkarın Ölümü Zümrüd Yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Oyku]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Zümrüd Yağmur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=5087</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günahkarın Ölümü (Dr. Zümrüd Yağmur) Diktatorlara ithaf&#8230; O bu günahlarla ölmeye bele qorxurdu, buz parcası kimi icinde donub qayaya dönmüş qelbi batdığı günahların ağırlığı altında inildeye &#8211; inildeye döyünürdü ve ona ele gelirdi ki, divardan asılmış saat dayananda qelbi de onunla birlikde tükenecek. Buza dönmüş qelbinin derinliklerinde emin idi ki, qelbi bu saatla ekiz kimidir [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/gunahkarin-olumu-zumrud-yagmur/">Günahkarın Ölümü – Zümrüd Yağmur</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <span style="font-family: Arial; color: #00ccff;"> <span style="font-size: 25pt;">Günahkarın Ölümü<br />
</span></span> <span style="font-family: Arial; color: #ff9933;"><span style="font-size: 15pt;">(Dr. Zümrüd  Yağmur)</span></span></strong></p>
<p align="center"><span style="font-family: Arial; color: #808080;"><em>Diktatorlara ithaf&#8230;</em></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">O bu günahlarla ölmeye bele qorxurdu, buz  parcası kimi icinde donub qayaya dönmüş qelbi batdığı günahların ağırlığı  altında inildeye &#8211; inildeye döyünürdü ve ona ele gelirdi ki, divardan asılmış  saat dayananda qelbi de onunla birlikde tükenecek. Buza dönmüş qelbinin  derinliklerinde emin idi ki, qelbi bu saatla ekiz kimidir ya da onu günaha  batıran, buz parcasına cevirən zamanın göstericisi olan bu saat idi. İllər  uzunu, bu dünyada yaşadığı vaxtdan bu saat işleyirdi, zamanı eridirdi. Zaman  saatın eqreblerinde eridikce o da eriyirdi, evezinde günahları artırdı və son  vaxtlar hiss edirdi ki, onun özündən daha hec nə qalmayıb, qalan elə  günahlarıdır. Her şeyi, hetta damarlarındakı qan da günah idi, bele olmasaydı,  üreyi bu qanla işleye bilmezdi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">Daha tək- tənha qalmışdı. Arvadı coxdan  ölmüşdü, övladlari da coxdan ondan üz döndermişdilər, ya da onun günahlarından  diksinib getmişdilər. Qoca bunu düşündükce ölüm xofu onu basırdı. Bu qelble, bu  gunahlarla hara gedəcəkdi?… Gözlemekden başqa caresi yoxdu. Her defe otağa girib-cıxanda  zamanı eriden saatın dayanmadan işleyən eqreblerine hesretle baxırdı. Zamanın,  bu saat eqrebinin ucunda eriyen anların hec neden qorxusu yox idi, o ise adi  saata vahimesiz baxa bilmirdi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">Qocanın qelbi boşaldığı kimi evi, heyeti  də boşalmışdı. Eynen ici kimi heyetini de çoktak tikan basmışdi, arvadının  sağlığında cicekleyen ağaclar coxdan qurumuşdu, toyuq-cücenin sesi de coxdan  kesilmişdi. Bütün günü evde tek oturub xarabaya cevrilmiş heyete cıxıb meqsedsiz  fırlanmaqdan cana doymuşdu, küceye cıxmağasa xecalet cekirdi. Qonşular onunla  salamlaşmırdı. Oturub söhbet edib təsbeh cevirən, onu görendə üzünü yan tutan  qocaların gülüşünü eşidendə az qalırdı üreyi partlasın. Nisgil, peşimancılıq göz  yaşına cevrilib tük basmış üzünə süzülürdü. “Gör ne etdim, ne etdim?” sualından  başqa bir qınaq tapa bilməyib başını bulaya-bulaya kol-kosların arasında  fırlanırdı, gün batandasa üzünü ovxalaya-ovxalaya doyunca ağlayıb eski yorğanını  üstüne cekib gözlerini berk-berk qapayırdı. Bilirdi ki, öləndən sonra en azı  iki-üc gün ondan hec kim xeber tutmayacaqdı. Yeqin erzaq almağa getdiyi dukanın  sahibi duyuq düşüb övladlarına xeber verecekdi. Övladlar da elgözüne defn edib  onu bir defelik unudacaqdı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">Amma son vaxtlar bunları düşünmürdü daha.  Indiye qeder fikirleşmedikləri düşüncelerini işğal etmişdi. Elə indi, yaz  gecesində de erken uzandığı yatağında son vaxtlar düşündüklerini fikirleşirdi. “  Ay Allah men ele günahlar etmişem ki, senden ne ise dilemeye , arzu etmeyə üzüm  yoxdur, bağışlanmamı dilemeyese xecalet cekirem. Son illere qeder etdiklerim.  Camaata cekdirdiklerim, hele sene xor baxmam… of, ne kadar rezil adammışam… Öz  elimle öz evimi yıxdım, indi budur tekem, sokağa cıxmağa üzüm yoxdur. Hamı hele  çoldedir. Mense bu istide girmişem eve… Hara gedim, kimin yanına? Bir üz  qoymuşam ki… Lanetlenmiş adamamam men, bu kadar ezab cekdiyime baxmayaraq  Allahın da rehmi gelmir mene… Hec olmasa indi, lanete layiq olduğumu anladığım  vaxtda bir sans vereydi mene, kimese yaxşılıq edib yüngülleşeydim. Men her  şeyden mehkum olmuşam, Allah da meni xatırlamaq istemir, niye də xatırlasın, men  özümden iyrenirem…Ay Allah. Nece oldu ki, bele quduz oldum men…” Yaşayıb geride  buraxdığı ömür yene saatın eqrebinde, geri dönmüş zamanın anlarında gözleri  önünde canlandı. Bedenine soyuq ter geldi, havanın istisine baxmayaraq üşümeye  başladı. Büzüşüb yumağa döndü, eşinin ağlar siması xeyalına geldi, qalxıb  yatağında oturdu, hereketsiz qalıb başını sinesine eydi. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">Son vaxtlar lap arıqlamışdı, ciyinleri  sallanırdı, damarları cıxmılş ellerini dizlerinin üstüne qoyub donuq nezerlerini  namelum noqteye zilledi. Hec ne düşüne bilmirdi. Ele bil beyni, bütün ici  boşalmışdı. Amma eşinin siması gözleri önünde idi. Daha doğrusu, ele bil başının  üstündə durmuşdu. Eşinin nezerlerini üzerinde hiss edib üşendi, daha biraz da  büzüşüb eyildi. Titreşen barmaqlarını seyrellmiş saclarının arasına soxub başını  sıxdı. eşi ölende cavan idi, yazığı o cerledib öldurmüşdü. Onun etdiklerine göre  eziyyet cekirdi. Xecaletinden adam arasına cıxmazdı. Gözleri de hemişe nəmli  olardı, nece defe gizlince ağladığını görmüşdü, amma hec vaxt da ehemiyyet  vermemişdi. O zamanlar ağlamaq, xecalet hissi ona yad idi, yaxşılıq etmek  kimi…Eşi ilə danışırmış kimi ucadan şikayetlenmeyə başladı. “Sen tez, cavan  ölsen de menden bextever adamsan, ömründe bir adama bir kelme ağır söz  dememişdin, ancaq menim günahlarımın ezabını sen cekirdin.Vallah, sen bextever  adamsan, men bedabaxtsa ölmeyə bele qorhuram, ne edim, ölmeye de üzüm yoxdur. Bu  günahlarla nece ölüm? Deyirler filankes ölende it kimi öldü. Men bedbext hec it  kimi de öle bilmirem, ne edim. Belke sen bir yol gösteresen… Hec olmasa sen  bağışla , Allahda dilemeyə üzüm yoxdur,hec olmasa sen bağışla”- deyib eşini adı  ilə cağırıb hönkürdü. eşinin xeyalı yox oldu. Lap üşendi, ici ezabla doldu. “  Hec bu da bağışlamadı, cekilib getdi, dileyen kimi getdi, ay Allah, ay Allah”…  Tekrar edə- edə üzü üste düşdü.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">Seher acılanda onun ücün hec ne  deyişmemişdi, başı daş kimi idi, hec ne fikirleşe bilmirdi. Geceni yata  bilmediyinden yorğun qalxdı, iştahsız yediyi seher yemeyinin süfresini çırpıb  təkrar eve girdi. Saat işleyirdi və qocaya ele geldi ki, onun sesi deyişib,  başqalaşıb, amma tez də özüne etiraz etdi. “Yox, saat da, sesi de ele  evvelkidir, deyişen menem, evveller üreyim xarab idi, indi de başım xarab olur.”  Qoca yene bayıra çıxdı, gün tezece qalxmışdı. Evveller gec qalxardı,günortaya  qeder yatıb doyardı. Sonra hec üzüne baxmadığı eşinin hazırladığını yeyib  növbeti emellerle günaha batmağa yollanardı. “ O kadar azğınlaşmışdım ki, son  vaxtlar bişirdiklerini, açdığı süfreleri beyenmirdim. Bah, qınımı beyenmirdim,  axırı da bele…” fikirleşib yene heyeti fırlandı, indi taze başlayan günü yola  salmaq dehşeti, darıxmağın nisgili onu gözleyirdi, yuxuya gedene kadar emelli  başlı ezab cekecekdi, oradan durub, bura oturacaqdı. Gah eli qoynunda namelum  noqteye dikdiyi gözlerinden axan göz yaşlarını sile-sile başını bulayacaqdı, gah  da durub otura-otura günü ötürmeyə calışacaqdı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">Gün günortadan eyilmişdi, qoca evde  darıxıb onun kimi qocalıb koğuşlaşmış ağacın kölgesinde oturmaq ücün elindeki  döşekceni yere atıb eyleşmek istedi, amma gözüne sataşan narın parıltıya  ehtiyatla dikeldi. Parıldayan ilan yumrulanıb ağacan koğuşunda yatırdı, qoca onu  duyuq salacağından endişelenib sakitce geri çekildi, dönüb uzaqlaşdı.Evə girib  oturdu, nə kadar bele qaldı bilmedi, amma düşünceden ayılanda neyise  itireceyinden qorxan adam kimi bayıra çıxdı, ehtiyatla ağaca yaxınlaşdı, ilanı  tekrar görüb sevinen kimi oldu: “Şükür, şükür, gör bir ne vaxtdır canlı görmürem,  ilan olanda ne olar, Allahın yaratdığıdır …Ele bu havada ilan da ac- susuz olar,  ne olar ilandır, ne olsun” fikirlerini tez-tez tekrarlayıb telesik eve döndü,  bir qab su, bir tike çörekle geri qayıtdı, yere atdığı yastığın yanına qoydu.  İlan duyuq düşmüşdü, haça dilini çıxardıb süyüldedi.Qoca uzaqdan durub ona  baxırdı. İlan yastığa teref sürünüb su dolu qaba yaxınlaşdı, azca yastı başını  qaldırıb sudan içdi, yubanmadan qıvrıla -qıvrıla gözden itdi. Nezerleri ile  gözden itene kadar ilanı izleyen qocanın üzünde, güzlerinde sevinc oynaşırdı,  çoxdan idi bele sevinmirdi, ona ele gelirdi Allah onun yalvarışlarını eşidib  yaxşılıq etmek şansı vermişdi ona…Bu isti yaz günlerinde ilanında üreyi sudan  ötrü yanırmış, şükr sene, şükr, heç olmasa neyinsə, kiminse işine yaradım, yanan  üreyinə su tökdüm, ilanda heyvandır, Allah yaradıb…Allah nə etsin. Elə  günahkaram ki, ilandan başqa heç kim menim elimden heç ne yeyib içmez”.  Sevincinden bir yerde dura bilmeyib heyetde var gel etdi, biraz da heyacanlı  idi, hem de içinde xecalet hissi vardı, özünden utanırdı. Öz veziyetini, ömründe  bir yaxşılıq etmediyini xatırladıqca az qalırdı başın döyüb ağlasın.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">İndi, tek tenha gündüzleri darıxanda,  geceleri qorxudan ezab çekende birden –bre liana bir udum su vermekle yaxşılıq  etmeyin gözel olduğunu, qelbinin nece yüngülleşdiyini hiss etmişdi ve ele indice  də anlamışdı ki eslinde o, həyatını heç etmişdi. Ele ona göre ölümünün de kimse  üçün deyeri olmayacaqdı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">Qoca axşam düşende eve girib bir tike  cörek yedi, ele bil iştahı bir az acılmışdı, dişsız damağı da cöreyi yaxşı  ezirdi deyesen… Evvelki kimi saata da tez-tez baxmırdı, ilanı düşünendə lezzetle  fikileşirdi ki, yəqin indi susuzluqdan eziyyet cekmir, rahat yatır. Özü de onun  sayesinde… </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">Yatağına girib rahat uzandı. Coxdan  duymadığı rahatlığı duyub şirin-şirin gülümsündü, sonra da ilanın sabah da  gelmesini Allahdan dileye-dileye yuxuya getdi. Səher yene erken qalxdı, özünü  gümrah hiss edirdi, her gün ağrıyan başı bu seher sakit idi. Qoca gunortaya  kadar heyeti gezib dolandı, fikri ağacın yanında idi, uzaqdan bir nece defe  boylanıb ilanın gelib- gelmediyini yoxlamışdı, amma hale ilan göze deymirdi. Su  ilə doldurduğu qabı “ birden su az olar, ice bilmez” telaşa ilə tekrar-tekrar  doldurub vurnuxurdu. Nehayet yorulub kenarda, iri daşın üstünde oturub başını  deyeneyine söykedi. “ İlahi, deyesən hec ilan da menim elimden su icmek istemir.  Oy, oy, gör ne qeder murdar adamam , Allah. Menim günahlarımdan kec, Allahım”  düşüncesini hönkürtüsü kesdi. Göz yaşları saqqalına süzülüb üz-gözünü islatdı,  etdiklerini, töretdiyi emelleri tekrar xatırlayıb qorxdu, xecaletden dizləri  büküldü. Bağışlanmasını dilediyine peşmanladı. “ Meni niye bağışlamalıdır, indi  bu güne düşüb Allahdan yapışmışam, başqa olsaydı, Allahı yene xatırlamayacaqdım.  Beleyem men, doğulanda bele doğulmuşam, lenetə tuş gelmişem… Adam olan sehv de  eder, yaxşılıq da … Men yox, men adam deyilem, vessalam!” Doyunca ağlayıb elinin  arxası ilə üz-gözünü silib dikeldi. Gözləri ixtiyarsız su dolu qaba dikeldi. Bu  anda qocanın üzünde ümid dolu bir ezab vardı, dodaqları yuxaru dartılmaşdı,  gözlerindeki keder bütün vücudu, oturuşu, hereketsizliyinde donub qalmışdı  sanki… Birden dikelib qaşlarını catıb gözlerini qıydı, üzüne sezilecek bir işıq  geldi, qoca qaba yaxınlaşan ilanı görüb onu duyuq salacağından ehtiyatlanırmış  kimi hereketsiz qaldı. İlan qaba yaxınlaşıb arxayın –arxayın su icmeye başladı,  doyub gəldiyi yolla geri qayıtdı. İlan gözden iten kimi qoca qaba yaxınlaşıb  uşaq kimi sevine-sevine qaba baxıb xeyli orada dayandı, sonra eve girib qapını  arxasınca bağladı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">Artıq bir hefteden cox idi ki, ilan hər  gün heyete gelirdi, qoca da bütün diqqetini, qayğısını bu liana yöneltmişdi.  Qoca emellice dircelmişdi. Elə bil kalbi günahlarin ağırlığından yüngülleşmişdi  bir az…Susuz ilanı sulamaq şansını ona vermiş Allaha minnetdar idi. Amma bir  yandan ezabı da artmışdı, indi, ölümünə az qalmış bir vaxtda başa düşmüşdü ki,  yaxşılıq etmek cox gözelmiş və həyatını başqa cür yaşadığına heyfsilenirdi.  kalbinin derinliklerinde yaxşılıq edenlere hesed hiss edirdi və bundan tekrar  gunaha batacağından qorxa-qorxa bu duyğunu qelbinden cıxarmaq ücün dua edirdi.  İndi de dua ede -ede saata baxırdı, işleyirdi, amma qocanın vahimesi azalmışdı,  birden ne düşündüse saata yaxınlaşıb yellenen kefkirini tutub saxladı. Saatın  eqrebi titreşib daytandı. Eslində qoca öz hereketini özü də anlamamışdı. “ Men  onda bedbext olmuşam ki, her şeyi gec anlamışam, amma əvvel de bilə bilerdim ki,  ölümün günah qorxusu, vahimesi var, bilerdim ki, bu dünyanın yükünü qorxusuz  daşımağın yolu yaxşılıqdan kecir” düşündükleri rüzgar kimi beyninden kecdi.  Birden ilanı xatırlayıb celd bayıra cıxdı. Bu gün hava cox sıcak idi və qoca  qaba yaxınlaşıb dolu olmasına baxmayaraq, yene su ilə doldurub geri qayıtdı.  Hemenki yerinde oturub gözlemeye başladı, onun hesabına göre ilan bir azdan  gelmeli idi. Amma ilan hele göze deymirdi ve vaxt ötdükce qoca daha da  heyacanlanırdı, üzündeki sevinc de yavaş-yavaş ölmeye başlayırdı. Köks ötürüb  bir az dikeldi, ilanı görmeyib yene gözlemek qerarına geldi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">Həmin andasa qocanın görmediyi ilan qabdan  bir az kenardakı ağacın yarpaqları arasından qocaya göz qoyurdu. İlan başını  yumurladığı bedeninin ustune qoyub qocanın üzünde hər an bir az ölen sevinci  gördükce ilan üreyi ile ona acısa da merhemet etmeyi düşünmürdü, amma qocanın  halına yanırdı, cünki bu günler erzinde suyunu icdiyi qocanın nece deyişib  dirceldiyini gördükce insanoğlunun halına hem teccüblenmişdi, hem de yanmışdı.  İndi qocaya baxdıqca ilan olduğuna sevindi. ”Yaradan ne yaxşı ilan yaradıb meni,  insan olub bir liana su vermeklə günahlarını yuduğunu zenn etmekdense ilan olub  bütün bunlardan uzaq olmaq daha yaxşıdır. Ay bedbext, men ilan idim, sancıb  öldürürdüm ki, ac qalmayım, yada bununla özümü qoruduğumu zan edirdim, sene nə  düşmüşdü ne olmuşdu ki , işin başqalarına zülm etmək idi? Vallah, size mat  qalasıdır, sizi başa düşmək olmur, bir-birinize qenim kesilmisiniz, ilan  deyilsiniz, amma çalmağa fürset axtarırsınız, sizin etdiklerinizi, töretdiyinizi,  günahları men etseydim özüm özümü sancıb öldürerdim.Oturub meni gözleyirsen,  mene su vermeyi yaxşılıq sayırsan, ele bilirsen su qehetdir? Senin verdiyin su  bir ilanın zeherini artırmaq üçündür. Bir udum suyu haradan olsa tapıb içecerem.  Amma görünür yaradan bele buyurub, O kadar yalvarıb sızladın ki, lütfükarın  merhemeti meni sene gönderdi, ne etsin kim yaxın düşər senin kimisine, ele gerek  soyuq ilan olasan ki, senin kimisinin günahlarından diksinmeyesen. Amma ilan  olanda ne olar, men de ezab çekirem senin kimisinin elinden su içmeye. Siz  insanlardan cana doymuşam, bu dünyanın başına ne oyun açmısınız, yaxşılığı ne  güne salıb xırdalamısınız ki, liana su vermek yaxşılıq olub.Gör ne güne  düşmüsünüz ki, bir-birinize pulsuz –parasız mezar bele qazmırsınız.” İlan  düşündüklerine ara verib başını dikeltdi, qocanı nezerdən keçirdi, açılıb  qıvrıla-qıvrıla ireli süründü.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">Qoca ilanı görüb dikeldi, üzüne sevinc  qondu, ümüd dolmuş gözleri ile liana nezer yetirdi, ilan asta-asta sürünüb qaba  çatdı, bir qədər yubandı, sonra qocaya taraf süründü. Qoca təlaşlandı. “ niyə  icmedi. Bəlke suyu görmedi, yox qab doludir. Bəs nə oldu?“düşünüb qalxmaq  istedi, amma ele bil hansısa bir qüvve çiyinlerinden basıb onu hereket etmeye  qoymadı, ilan ona catmağa az qalmış dayanıb dikeldi ve qocaya ele geldi ki,  ilanla göz-göze geldi. “ Vay, gör ne dünya imiş. Yaxşııllıq etdiyim öldürəcək  meni, suyumdan icen sancaşaqmış meni” fikirler beynindən kecdi. İlan ona catıb  ətrafında fırlandı ve qoca sehv etdiyini anladı, “ilan olan bele öldürmez adamı,  bu ilan deyil, men ilana su vermemişəm, öz ölümümü sulamışam, bu vaxt erzinde  ölümmüş meni ümidlendiren. Allah ölüme yaxşılıq etmek şansı verib mene. Başqa  yolun yoxmuş senin İlahi, o kadar günahım var ki, ölümü ilan edib elimle su  icirtmisen ki, yaxşılığı daddırasan mene…” ayağında hiss etdiyi sancı  düşüncelerini yarımçıq kesdi. Bir azdan beyninin söndüyünü hiss etmeye başladı,  amma üreyi hele işleyirdi. Saatı xatırlamağa ancaq macal tapdı ve ilanın sürünüb  quyruğu ilə qabı aşırdığını dumanlı şəkildə gördü. Taqətsizleşdi, ilan gözden  itene kadar onu izlədi. Hele ölmemişdi, qalxıb eve kecmek istedi, amma gucu yox  idi. Başa düşdü ki, o bu dünyada cox şeyi etmək şansını itirdiyi kimi evde,  sakit, doğmalarının əhatesinde dünyasını deyişmek şansını da itirib. Bunu  düşündükce boğazına yığılan qeher onsuz da cətin aldığı nefesini daha da  cetinleşdirdi, yan üstə düşüb hereketsiz qaldı.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;">İlansa göze deymirdi.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial;"><em><strong>Dr. Zümrüd Yağmur</strong></em></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/gunahkarin-olumu-zumrud-yagmur/">Günahkarın Ölümü – Zümrüd Yağmur</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/gunahkarin-olumu-zumrud-yagmur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öyküler &#8211; Hikayeler</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 13:32:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öyküler - Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Öykü Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Yüklü Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler ve Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Oyku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Öyküler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=4359</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8230;Öyküler&#8230; Başını Vermeyen Şehit Pembe İncili Kaftan Bahar ve Kelebekler Primo Türk Çocuğu İlk Cinayet Diyet Kaşağı Kütük Forsa Kesik Bıyık Ant Yalnız Efe Keramet Perili Köşk Bu bölüme yeni öyküler de eklenecektir&#8230; Not: İçerik, internetten alınarak derlenmiştir.</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/">Öyküler – Hikayeler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="font-size: 35pt;"> <span style="color: #0099cc;">&#8230;Ö</span><span style="color: #009933;">y</span><span style="color: #ff99cc;">k</span><span style="color: #ff6600;">ü</span><span style="color: #d2a800;">l</span><span style="color: #cc3300;">e</span><span style="color: #808080;">r&#8230;</span></span></strong></span></p>
<p align="center"><img decoding="async" src="https://www.bilgicik.com/resimler/oykuler.jpg" alt="" /><span style="font-size: 15pt; font-weight: 700; font-family: Maiandra GD;"><br />
<a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/basini-vermeyen-sehit-omer-seyfettin/"> <span style="color: #c0c0c0;">Başını Vermeyen Şehit</span></a><span style="color: #c0c0c0;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/pembe-incili-kaftan-omer-seyfettin/"> <span style="color: #ff6600;">Pembe İncili Kaftan</span></a><span style="color: #ff6600;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/bahar-ve-kelebekler-omer-seyfettin/"> <span style="color: #0099cc;">Bahar ve Kelebekler</span></a><span style="color: #0099cc;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/primo-turk-cocugu-omer-seyfettin/"> <span style="color: #009933;">Primo Türk Çocuğu</span></a><span style="color: #009933;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" title="&quot;İlk Cinayet - (Ömer Seyfettin)&quot; yazısını göster" rel="permalink" href="https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-cinayet-omer-seyfettin/"> <span style="color: #ff0066;">İlk Cinayet</span></a><span style="color: #ff0066;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" title="&quot;Diyet - (Ömer Seyfettin)&quot; yazısını göster" rel="permalink" href="https://www.bilgicik.com/yazi/diyet-omer-seyfettin/"> <span style="color: #bb77ff;">Diyet</span></a><span style="color: #bb77ff;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/kasagi-omer-seyfettin/"> <span style="color: #ff6600;">Kaşağı</span></a><span style="color: #ff6600;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/kutuk-omer-seyfettin/"> <span style="color: #ff99cc;">Kütük</span></a><span style="color: #ff99cc;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/forsa-omer-seyfettin/"> <span style="color: #0099cc;">Forsa</span></a><span style="color: #0099cc;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/kesik-biyik-omer-seyfettin/"> <span style="color: #00ff99;">Kesik Bıyık</span></a><span style="color: #00ff99;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/ant-omer-seyfettin/"> <span style="color: #ff0066;">Ant</span></a><span style="color: #ff0066;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/yalniz-efe-omer-seyfettin/"> <span style="color: #d2a800;">Yalnız Efe</span></a><span style="color: #d2a800;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/keramet-omer-seyfettin/"> <span style="color: #0099cc;">Keramet</span></a><span style="color: #0099cc;"><br />
</span> <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/perili-kosk-omer-seyfettin/"> <span style="color: #bb77ff;">Perili Köşk</span></a><span style="color: #bb77ff;"><br />
</span></span></p>
<p align="center"><span style="font-size: x-small; font-family: Maiandra GD; color: #0099cc;"><em>Bu bölüme yeni öyküler de  eklenecektir&#8230;</em></span></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="color: #ff3300;">Not:</span> <span style="color: #c0c0c0;">İçerik, internetten alınarak derlenmiştir.</span></strong></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/">Öyküler – Hikayeler</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>39</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk Cinayet &#8211; (Ömer Seyfettin)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-cinayet-omer-seyfettin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-cinayet-omer-seyfettin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 13:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Yüklü Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler ve Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Cinayet]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Cinayet Ömer Seyfettin]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Cinayet Öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Oyku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Öyküler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=4356</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk Cinayet (Ömer Seyfettin) Ben hep acı içinde yaşayan bir adamım! Bu sıkıntı âdeta kendimi bildiğim anda başladı. Belki daha dört yaşında yoktum. Ondan sonra yaptığım değil, hattâ düşündüğüm kötülüklerin bile vicdanımda tutuşturduğu sonsuz cehennem sıkıntıları içinde hâlâ kıvranıyorum. Beni üzen şeylerin hiç birini unutmadım. Anılarım sanki yalnız hüzün için yapılmış. Evet, acaba dört yaşımda [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-cinayet-omer-seyfettin/">İlk Cinayet – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <span style="font-size: 25pt; font-family: Maiandra GD; color: #4abfe1;">İlk Cinayet</span></strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="color: #4abfe1;"><span style="font-size: 25pt;"><br />
</span></span><span style="color: #ff9933;"><span style="font-size: 15pt;">(Ömer  Seyfettin)</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ben hep acı içinde yaşayan bir adamım! Bu sıkıntı  âdeta kendimi bildiğim anda başladı. Belki daha dört yaşında yoktum. Ondan sonra  yaptığım değil, hattâ düşündüğüm kötülüklerin bile vicdanımda tutuşturduğu  sonsuz cehennem sıkıntıları içinde hâlâ kıvranıyorum. Beni üzen şeylerin hiç  birini unutmadım. Anılarım sanki yalnız hüzün için yapılmış. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Evet, acaba dört yaşımda var mıydım? Ondan önce hiç  bir şey bilmiyorum. Bilinç, başımıza nasıl yakmayan bir yıldırım gibi düşer.  Tolstoy, daha dokuz aylık bir çocukken kendisinin banyoya sokulduğunu  hatırlıyor. İlk duygusu bir hoşlanma! Benimki müthiş bir sıkıntıyla başladı. Ben  ilk kez kendimi Şirket vapurunda hatırlıyorum. Hâlâ gözümün önünde: Sanki  dünyaya o anda doğmuşum, annemin kucağı&#8230; Annem, yanındaki çok sarı saçlı, genç  bir hanımla gülüşerek konuşuyor, cıgara içiyorlar. Annem cıgarasını ince gümüş  bir maşaya takmış. Ben bunu istiyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Al ama ağzına sürme! diyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bana bu ince maşayı veriyor, cıgarasını denize  atıyor. Galiba yaz. Çok aydınlık, çok güneşli bir hava&#8230; Annem, konuşurken mavi  tüylü bir yelpazeyi yavaş yavaş sallıyor. Ben kucağından kayıyorum. Beni  kollarımdan tutarak yanına oturtuyor. Gümüş maşacığın halkasına parmağımı  takıyor, annem görmeden ucunu ağzıma sokuyor, dişlerimle ısırıyorum. Konuştuğu  sarı saçlı hanımın çarşafı mavi&#8230; Ben beyazlar giymiştim. Başım açık. Saçlarım  çok. Hem galiba dağılmış. Annem bunları düzeltirken başımı yukarıya  kaldırıyorum. Güneşten kum kum parlayan tentenin kenarında el kadar bir gölge  kımıldıyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bak, bak! diyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Annem de başını kaldırıyor:<br />
&#8211; Kuş konmuş, diyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu kuşu isteyince,<br />
&#8211; Tutulmaz, diyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ben yine istiyorum. Annem şemsiyesiyle bu gölgenin  altına vuruyor. Ama<br />
gölgede kımıltı yok. Yine yanımdaki hanıma dönüyor:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; A, kaçmadı.<br />
&#8211; Neye acaba?<br />
&#8211; Yavru olacak mutlaka.<br />
&#8211; &#8230;<br />
&#8211; Anne, ben kuşu isterim! diye tutturuyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">O vakit annem yelpazesini bırakıp ayağa kalkıyor,  beni koltuklarımın<br />
altından tutuyor ve küçük bir top gibi dışarıya kaldırırken diyor ki:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Birdenbire tut ha!</span></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Başım keten tenteye yaklaşınca, gözlerim kamaşıyor.  Ellerimi<br />
uzatıyorum. Tutuveriyorum. Bu, beyaz bir kuş&#8230; Annem alıyor elimden, öpüyor,<br />
sarı saçlı hanım da öpüyor, ben de öpüyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ah, zavallı daha yavru.<br />
&#8211; Martı yavrusu.<br />
&#8211; Uçamıyor olmalı.<br />
&#8211; Denize düşerse boğulur.<br />
&#8211; &#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Öteki kadınlar da söze karışıyor, «Yaşamaz!»  diyorlar. Annem beyaz<br />
kuşu «A zavallı, a zavallı!» diye uzun uzadıya okşadıktan sonra benim kucağıma<br />
veriyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Eve götürelim, belki yaşar, diyor, ama sakın sıkma  yavrum.<br />
&#8211; Sıkmam.<br />
&#8211; Böyle tut işte.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Gümüş maşacığına bir ince cıgara takıyor. Yanındaki  hanımla yine dalıyor söze. Kuşcağızın tüyleri o kadar beyaz ki&#8230; Dokunuyorum&#8230;  Kanatlarının kemikleri belli oluyor. Ayakları kırmızı. Kaçmak için hiç çırpınm  yor, şaşırmış. Gözleri yusyuvarlak. Kırmızı gagasının kenarında sanki sarı bir  şey yemiş de bulaşığı kalmış gibi sarı bir iz var. Boynunu uzatarak çevresine  bakmağa çalışıyor. Ben o zaman gözlerimi anneme kaldırıyorum. Yanımdaki hanımla  gülüşerek konuşuyorlar. Benimle ilgili değil. Sonra beyaz kuşun uzanan ince  boynunu yavaşça elimle tutuyorum. Bütün gücümle sıkmağa başlıyorum. Kanatlarını  açmak istiyor. Öteki elimle onları da tutuyorum. Mercan ayakları dizlerime  batıyor. Sıkıyorum, sıkıyorum, sıkıyorum. Dişlerimi, kırılacak gibi sıkıyorum,  gık diyemiyor. Sarı kenarlı gagacığı titreyerek açılıp kapanıyor. Pembe sivri  dili dışarı çıkıyor. Yuvarlak gözleri önce büyüyor. Sonra küçülüyor, sonra  sönüyor&#8230; Birdenbire, kasılmış ellerimi açıyorum. Beyaz kuşçağızın ölüsü «pat!»  diye düşüyor yere.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Annem dönüyor, eğiliyor. Yerden bu henüz sıcak masum  ölüyü alıyor.<br />
«A&#8230; Aaa&#8230; Ölmüş!..» dedikten sonra bana dik dik bakıyor:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne yaptın?<br />
&#8211; &#8230;<br />
&#8211; Sıktın mı?<br />
&#8211; &#8230;<br />
&#8211; Söyle bakayım?<br />
&#8211; &#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Karşılık veremiyor, avazım çıktığı kadar ağlamağa  başlıyorum. Annemin<br />
elinden beyaz kuşun ölüsünü sarı saçlı hanım alıyor:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ah, ne günah!<br />
&#8211; &#8230;<br />
&#8211; Zavallıcık.<br />
&#8211; &#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Başka kadınlar da söze karışıyor. Karşımızda oturan  şişman, yaşlı bir<br />
kadın cinayetimi bildiriyor:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Boğdu. Gördüm vallahi, ne hain çocuk&#8230;<br />
&#8211; &#8230;<br />
&#8211; Annem sapsarı kesilmiş, sesi titriyor:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">«Ah insafsız!» diye bana yine acı acı bakıyor. Daha  beter ağlıyorum. O kadar ağlıyorum ki&#8230; Beni artık susturamıyorlar. Ne vakit,  nerede, nasıl sustuğumu bugün hatırlayamıyorum. Sanki sonsuza kadar ağlıyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kendimi bilir bilmez yaptığım bu cinayetin üzerinden  işte otuz yıldan fazla bir zaman geçti. Şimdi Şirket vapurlarının güvertelerinde  otururken ne zaman bir martı görsem, birdenbire, neşemi kaybederim. Bir çocuk  haykırışıyle ağlamak isterim. Yüreğimin içinde derin bir sızı büyür, büyür.  Göğsümü acıtır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">«Ah insafsız!» diye beni azarlayan anneciğimin hiç  bitmeyen paylamasını duyar gibi olurum.</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;"> </span></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 18pt;"> <span style="color: #c0c0c0;">|</span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span lang="en">»</span> &#8220;Öyküler&#8221; Sayfasına Dön! <span lang="en">«</span></a> <span style="color: #c0c0c0;">|</span></span></span></strong></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Öyküler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Hikayeler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Oyku/"><span style="color: #ffffff;">Öykü</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span><a href="https://www.bilgicik.com/tag/Hikaye/"><span style="color: #ffffff;"> Hikaye</span></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-cinayet-omer-seyfettin/">İlk Cinayet – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-cinayet-omer-seyfettin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>19</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyet &#8211; (Ömer Seyfettin)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/diyet-omer-seyfettin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/diyet-omer-seyfettin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 13:13:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öyküler - Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Öykü Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Diyet Ömer Seyfettin]]></category>
		<category><![CDATA[Diyet Öyküsü Hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Yüklü Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler ve Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Oyku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Öyküler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=4353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyet (Ömer Seyfettin) Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir arslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın pazılı, geniş omuzlu bir pehlivandı. On yıldır bu karanlık in içinde ham demirden dövdüğü kılıç ve namluları tüm Anadolu&#8217;da, tüm Rumeli&#8217;de sınır [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/diyet-omer-seyfettin/">Diyet – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <span style="font-size: 25pt; font-family: Maiandra GD; color: #4abfe1;">Diyet</span></strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="color: #4abfe1;"><span style="font-size: 25pt;"><br />
</span></span><span style="color: #ff9933;"><span style="font-size: 15pt;">(Ömer Seyfettin)</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir arslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın pazılı, geniş omuzlu bir pehlivandı. On yıldır bu karanlık in içinde ham demirden dövdüğü kılıç ve namluları tüm Anadolu&#8217;da, tüm Rumeli&#8217;de sınır boylarında büyük bir ün kazanmıştı. Hatta İstanbul&#8217;da bile yeniçeriler, satın alacakları kamaların, saldırmaların, yatağanların üstünde &#8220;Ali Usta&#8217;nın işi&#8221; damgasını arıyorlardı. O, çeliğe çifte su vermesini biliyordu. Uzun kılıçlar değil, yaptığı kısacık bıçaklar bile iki kat olur, kırılmazdı, &#8220;Çifte su vermek&#8221; <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ının, yalnız ona özgü bir sırrı vardı. Yanına çırak almaz, kimseyle çok konuşmaz, dükkânından dışarı çıkmaz, durmadan uğraşırdı. Bekârdı. Hısımı, akrabası yoktu. Kentin yabancısıydı. Kılıçtan, demirden, çelikten, ateşten başka söz bilmez, pazarlığa girişmez, müşterileri ne verirse alırdı. Yalnız savaş zamanları ocağını söndürür, dükkânının kapısını kilitler, kaybolur, savaştan sonra ortaya çıkardı. Kentte onunla ilgili birçok hikâye söylenirdi. Kimi &#8220;cellat elinden kaçmış bir çelebi&#8221;, kimi &#8220;sevgilisi öldüğü için dünyadan elini eteğini vakitsiz çekmiş garip&#8221; derdi. Siyah şahane gözlerinin mağrur bakışından, soylu davranışlarından, gururlu suskunluğundan, düzgün sözlerinden onun öyle sıradan bir adam olmadığı belliydi&#8230; Ama kimdi? Nereliydi? Nereden gelmişti? Bunları bilen yoktu. Halk onu seviyordu. Kentte böyle tanınmış bir ustanın bulunması herkes için ayrı bir övünç kaynağıydı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bizim Ali&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bizim koca usta&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Dünyada eşi yoktur&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Zülfikâr&#8217;ın sırrı ondadır!.. derlerdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali en kalın, en katı demirleri mısır yaprağı gibi incelten, kâğıt gibi yumuşatan <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ını kimseden öğrenmemiş, kendi kendine bulmuştu. Daha on iki yaşındayken, sert bir beylerbeyi olan babasının başı vurulmuş, öksüz kalmıştı. Amcası çok zengindi. Gösterişe düşkün bir vezirdi. Onu yanına aldı. Okutmak istedi. Belki devlet katında yetiştirecek, büyük görevlere çıkaracaktı. Ama Ali&#8217;nin yaratılışında &#8220;başkasına gönül borcu olmak&#8221; gibi bir sızlanmaya yer yoktu. &#8220;Ben kimseye eyvallah etmeyeceğim,&#8221; dedi. Bir gece amcasının konağından kaçtı. Başıboş bir adsız gibi dağlar, tepeler, dereler aştı. Adını bilmediği ülkelerde dolaştı. Sonunda Erzurum&#8217;da yaşlı bir demircinin yanına girdi. Otuz yaşına kadar Anadolu&#8217;da uğramadığı kent kalmadı. Kimseye boyun eğmedi. Gönül borcu olmadı. Ekmeğini taştan çıkardı. Alnının teriyle kazandı, içinde &#8220;kutsal ateş&#8221;ten bir alev bulunan her yaratıcı gibi, para için değil, <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ı, <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ının zevki için çalışıyordu. &#8220;Çeliğe çifte su vermek&#8221; onun aşkıydı. Gönüllü olarak savaşlara gittiği zamanlar yeniçerilerin, sipahilerin, sekbanların arasında, Ali Usta, işinin övgüsünü duydukça tadı dille anlatılmaz bir mutluluk duyardı. Ölünceye kadar böyle hiç durmadan çalışırsa daha birkaç bin gaziye kırılmaz kılıçlar, kalkanlar parçalayan çelik yatağanlar, zırhlar, keskin ağır saldırmalar yapacaktı. Bunu düşündükçe gülümser, tatlı tatlı yüreği çarpar, ruhundan kopan bir atılımla örsünün üzerinde milyonlarca kıvılcım tutuştururdu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Tak!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Tak, tak!&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Tak, tak!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İşte bugün de sabah namazından beri durmadan on saat uğraşmıştı. Dövdüğü eğri namluyu örsünün yanındaki su fıçısına daldırdı. Ocağının sönmeye başlayan ateşine baktı. Çekici bırakan eliyle terini sildi. Kapıya döndü. Karşıki mescitte dokunaklı dokunaklı akşam ezanı okunuyor, bacasının tepesindeki yuvada leylekler sonu gelmez bir takırdı koparıyorlardı. İkindi abdesti daha duruyordu. Yalnız ellerini yıkadı. Kuruladı. Yenlerini indirdi. Saltasını omzuna attı. Dışarıya çıktı. Kapısını iyice çekti. Kilitlemeye gerek görmezdi. Uzun alandan mescite doğru yürüdü&#8230; Kentin kenarındaki bu gösterişsiz tapınağa hep yoksular getirdi. Minaresi sokağa bakan küçük bir pencereydi. Müezzin buradan başını çıkarır, ezanını okurdu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali mescide girince her zamankinden fazla kalabalık gördü. Hep üç kandil yakılırken bu akşam ramazan gibi bütün kandiller yanmıştı. Daha namaz safları dizilmemişti. Kapının yanına çöktü. Yanında alçak sesle konuşanların sözlerine istemeye istemeye kulak kabarttı. Konya&#8217;dan iki garip dervişin geldiğini, yatsı namazına kadar Mesnevi okuyacaklarını duydu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Akşam namazı kılınıp, bittikten sonra mescittekilerin bir bölümü çıktı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali yerinden kımıldamadı. Zaten biraz başı ağrıyordu. &#8220;Mesnevi dinler, açılırım!&#8221; dedi. Büyük bir gönül rahatlığı içinde, iki garip dervişin ruhu ürperten ezgileriyle kendinden geçti. Her âşık gibi onun yüreğinde de sonsuz bir kendinden geçiş, bir coşku, bir kaynaşma yeteneği vardı. En küçük bir nedenle coşardı. Anlamını çıkaramadığı bir dilin gizemli uyumu, durgun kanını sular altında saklı derin bir su çevrintisi gibi kaynattı. Her yanı nedensiz bir sarsıntıyla titriyor, sökülmez bir hıçkırık boğazına düğümlenir gibi oluyordu. Yatsı namazını kıldıktan sonra mescitten çıkınca, doğru dükkânına giremedi. Yürüdü. Uykusu yoktu. Ilık, yıldızlı bir yaz gecesiydi. Samanyolu, sarı altın tozundan göz alabildiğine bir bulut gibi göğün bir yanından öbür yanına uzanıyordu. Yürüdü, yürüdü. Kentten mandıralara giden yolun geçtiği tahta köprüde durdu. Kenara dayandı. Geniş derenin dibine yansıyan yıldızlar, ışıktan çakıltaşları gibi parlıyor, şırıldıyordu. Kenardaki karanlık top söğütlerde bülbüller ötüyordu. Daldı, gitti. Saatlerce kımıldamadı. Dinlediği ezgilerin ruhunda kalan uyumlarını işitiyor, tıpkı mescitteki gibi kendinden geçiyordu. Ansızın arkasından bir ses:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kimdir o?&#8230; diye bağırdı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Daldığı tatlı düşten uyandı. Döndü. Köprünün öbür yanında iki üç karaltı ilerliyordu. Elinde olmadan karşılık verdi:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Yabancı yok!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kimsin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ali&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Gölgeler yaklaştı. Bir adım kalınca onu giyiminden tanıdılar:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Koca Ali&#8230; Koca Ali, be!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Sen misin, Ali Usta?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Benim!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne arıyorsun bu saatte buralarda?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hiç&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Nasıl hiç? Suya çekicini mi düşürdün yoksa!&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bunlar kent subaşısının adamları, bekçilerdi. Kol geziyorlardı. Ne diyeceğini şaşırdı. Geceleri afyon yutan bu serseriler, namuslular gözünde hırsızlardan, uğursuzlardan daha korkunçtu. Kendilerinden başka dışarıda bir gezeni yakaladılar mı, dayaktan canını çıkartırlardı. Ama, ona kötü davranmadılar. Bekçibaşı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ali Usta, sen deli mi oldun? dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Yok.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Böyle gece yarısına yakın değil, hatta yatsıdan sonra sokakta, hele böyle kentin kıyısında kimsenin dolaşmasına ağamızın izin vermediğini bilmiyor musun?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Biliyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ee, ne arıyorsun buralarda?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hiç&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Nasıl hiç&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali yine ses etmedi. Bekçiler onun namuslu bir adam olduğunu biliyorlardı. Hırpalamadılar. Yalnız:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Haydi yerine git, dolaşma&#8230; dediler.</span></p>
<p>[ad1]</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Geldiği yollardan hızlı hızlı dönen Koca Ali, ruhunda demin dinlediği uyumu tekrarlıyordu. Bülbüller keskin keskin ötüyor, uzaktan mandıraların köpekleri havlıyorlardı. Sokakta hiç kimseye rastgelmedi. Dükkânının önüne gelince durdu. Bacasının üstündeki leylek uyumamış, kefenli bir görüntü gibi ayakta duruyordu. Kapısı aralıktı. Çıkarken sıkı sıkıya kapadığını hatırladı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Tuhaf, rüzgâr açmış olacak!&#8230; dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İşine yaramazdı ki, hırsız aşırmak sıkıntısına girsin&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İçeriden kapıyı sürmeledi. Bekçilerin karışması canını sıkmıştı. İşte kentte yaşamak da bir türlü tutsaklıktı. Öte yandan da dağ başında, köyde <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ı geçmezdi. Birden ağır bir yorgunluk duydu. Kandilini yakmaya üşendi. Ocağın soluna gelen alçak musandıraya el yordamıyla çıktı. Büyük bir ayı pöstekisinden oluşmuş yatakçığına uzandı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sıçrayarak uyandı. Kapısı vuruluyordu. Uyku sersemliğiyle:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kim o? diye haykırdı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Aç çabuk.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sabah olmuştu. Kapının aralıklarında bembeyaz ışık çizgileri parlıyordu. O hiç böyle dalıp kalmaz, güneş doğmadan uyanırdı. Doğruldu. Musandıradan atladı. Ayakkabılarını bulmadan yürüdü. Hızla sürmeyi çekti. Birdenbire açılan kapının dükkânı dolduran aydınlığı içinde, palabıyıklı, yüksek kavuklu Bekçibaşı&#8217;yı gördü. Arkasında keçe külâhlı, çifte hançerli genç yamakları da duruyorlardı. &#8220;Ne var?&#8221; der gibi yüzlerine baktı. Bekçibaşı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ali Usta, dükkânı arayacağız! dedi. Koca Ali şaşkınlıkla sordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Niçin?&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bu gece Budak Bey&#8217;in mandırasında hırsızlık olmuş.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ee, bana ne?&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Onun için işte dükkânı arayacağız.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; O hırsızlıktan bana ne?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hırsızlar çaldıkları bir kuzuyu köprünün altıda kesmişler. Meşin keselerin içindeki paraları alarak bir tanesini oraya bırakmışlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bana ne?&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; O keselerden bir tanesini de bu sabah senin dükkânın önünde bulduk&#8230; Sonra&#8230; Şu eşiğe bak. Kan lekeleri var!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali, kamaşan gözleriyle kapısının temiz eşiğine bakh. Gerçekten el kadar bir kan lekesi sürülmüştü. O, bu kırmızı lekeye dalgın dalgın bakarken, palabıyıklı bekçi:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hem bu gece, geç saatte ben seni köprünün üstünde gördüm, orada ne arıyordun? dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali yine verecek bir karşılık bulamadı. Önüne baktı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Arayın&#8230; diyerek geri çekildi. Bekçiyle yamakları dükkâna</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">girdiler. Örsün yanından geçen yamaklardan biri haykırdı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ay! İşte, işte&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali elinde olmadan, bekçinin baktığı yana gözlerini çevirdi. Yeni yüzülmüş bir deri gördü. Şaşırdı. Yamaklar hemen deriyi yerden kaldırdılar. Açtılar. Daha ıslaktı. Bir ağalarının, bir de suçlunun yüzüne bakıyorlardı. Bekçibaşı köpürerek sordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Çaldığın paraları nereye sakladın?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ben para çalmadım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; İnkâr etme, işte kuzunun derisi dükkânında çıktı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ya kim koydu?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bilmiyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali öyle uzun boylu konuşmazdı. Subaşının karşısına çıkartıldığı zaman da, gece geç saatte köprünün üstünde ne aradığını anlatamadı. Bekçilerin bulduğu bütün kanıtlar aleyhine çıkıyordu. Budak Bey&#8217;in yeni sattığı beş yüz koyunun parası da mandıradan çalınmıştı. İki güçlü hırsız, bekçi çobanı sımsıkı bağlamışlardı. Sonra canını çıkarıncaya kadar dövmüşler, hatta işkence için bir kolunu da kırmışlardı. Ertesi gün yargıcın önünde bu çoban, hırsızın birini Koca Ali&#8217;ye benzettiğini söyledi. Gece geç saate kadar dükkânına gelmemesi, derinin dükkânda, para keselerinden birinin kapısı önünde bulunması, Koca Ali&#8217;nin suçlanmasına yetti. Ne kadar inkâr etse hırsızlık suçunu silemiyordu. Üstelik nereden geldiği, nereli olduğu da belli değildi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sol kolunun kesilmesine karar verildi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali bu kararı duyunca, ömründe ilk kez sarardı. Dudaklarını ısırdı. Karara boyun eğmekten başka yolu yoktu&#8230; Sendeleyerek ayağa kalktı. Yargıca dik bir sesle:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kolumu bırakın, kafamı kesin! diye dilekte bulundu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu, ömründe onun ilk dileğiydi. Ama yaşlı yargıç hak yemez biriydi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hayır oğlum, dedi. Sen adam öldürmedin. Eğer çobanı öldürseydin, o zaman kafan giderdi. Ceza suça göredir. Sen yalnız hırsızlık ettin. Kolun kesilecek Hak böyle istiyor. Yasaların kestiği yer acımaz&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali&#8217;nin kolu kafasından çok değerliydi. Çeliğe &#8220;çifte su&#8221;yu bu iki koluyla veriyor, bu iki eliyle sınırlarda dövüşen binlerce gaziye çelik kalkanları kıran, ağır zırhları yırtan, demir tolgaları ikiye biçen tüy gibi hafif kılıçlar yetiştiriyor, yok pahasına, pir aşkına çalışıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Onu, Ağa kapısında bekçilerin odası altına kapattılar. Cezanın uygulanacağı günü burada bekliyor, hiç sesini çıkarmıyor, çolak kalınca örsünün başında çekiç vuramayacağını düşünerek, tanrısı ölen inançlı bir kişinin yasını duyuyordu. Kolunun diyetini verecek on parası yoktu&#8230; Şimdiye kadar para için çalışmamıştı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bütün kent halkı, Koca Ali gibi büyük bir ustanın kolu kesileceğine acıdı. Bu kadar yakışıklı, mert, çalışkan, güçlü, güzel bir adamın ölünceye kadar sakat sürünmesine en duygusuz gönüller bile dayanamıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İşte herkes onu seviyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sipahiler onlara çok ucuza kılıç döven bu adamı kurtarmaya sözleştiler. Kentin en büyük zengini Hacı Mehmet&#8217;e başvurdular; bu adam Karun kadar mal sahibi olduğu halde son derece cimriydi. Hâlâ kentin pazar yerinde küçük bir dükkânda kasaplık yapıyordu. Düşündü, taşındı; nazlandı. Suratını ekşitti. Başını salladı: Ama sipahilerle iyi geçinmek gerekiyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Değil mi ki siz istiyorsunuz, dedi. Ben de onun kolu için diyet veririm. Ama bir koşulum var.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne gibi? diye sordular.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Varın kendisine söyleyin. Eğer ben ölünceye kadar bana, hiç para almadan hizmetçilik, çıraklık etmeye yanaşırsa&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Pekâlâ, pekâlâ&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sipahiler, Ağa kapısına koştular. Hacı Kasap&#8217;ın önerisini Koca Ali&#8217;ye söylediler. O, önce &#8220;kasaplık bilmediğini&#8221; ortaya sürdü. Kabul etmek istemiyordu. Sipahiler:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Adam sen de! Kasaplık iş mi? O kadar savaş gördün. Kılıç salladın. Bağlı koyunu yere yatırıp kesemez misin? diye üstelediler. &#8220;Kula kul olmak&#8221;, ölümlü dünyada &#8220;birisine gönül borcu duymak&#8221; acıların en büyüğüydü.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">O daha çok gençken, vezir amcasının kayırmasını bile çekememiş, gönül borcu altında kalmamak için aile ocağından kaçmış, gurbet ellerine atılmıştı. Şimdi kör talihi, onu bak kime köle edecekti? Sipahiler:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hacı&#8217;nın yaşı yetmişi aşmış&#8230; Zaten daha ne kadar yaşar ki&#8230; O ölünce yine sen özgür kalır, bize kılıç yaparsın. Haydi, düşünme usta, düşünme! diyorlardı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hacı Kasap, kesilecek kolun diyetini yargıca saydığı gün Hoca Ali&#8217;yi arkasına taktı. Dükkânına getirdi. Bu adam pek titiz, pek huysuz, oldukça çekilmez biriydi. Hiç durmadan dırdır söylenirdi. Cimriliğinden şimdiye kadar bir hizmetçi, bir çırak tutamamıştı. Koca Ali&#8217;yi eline geçirince hemen dükkânının köşesinde bir set yerleştirdi. Üstüne bir şilte koydu. Geçti, oraya oturdu. Her şeyi ona yaptırmaya başladı. Ama her şeyi&#8230; Sabah namazından beş saat önce kentten iki saat ötedeki mandırasından o gün satılacak koyunları ona getirtiyor, ona kestiriyor, ona yüzdürüyor, ona parçalatıyor, ona sattırıyor&#8230; ta akşam namazına kadar durmadan buyruklar veriyordu. Zavallıya yedirdiği, içirdiği yalnız bulgur çorbasıydı. Bazen kendi artıklarını köpeğe verir gibi önüne atardı. Geceleri dükkânı baştan aşağı yıkatıyor, uykuya yatmadan ertesi sabah için koyun getirmek üzere mandırasına yolluyordu. Odununu bile ormandan ona kestiriyor, suyunu ona taşıtıyor, her işi, her işini ona gördürüyordu. Hatta evinin bahçesindeki lağım kuyusunu bile ona temizletti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali sade suya bulgur çorbasıyla bu kadar sıkıntıya yıllarca göğüs gerebilecekti. Ama Hacı Kasap&#8217;ın ikide bir:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ulan Ali!&#8230; Kolunun diyetini ben verdim. Yoksa çolak kalacaktın!&#8230; diye yaptığı iyiliği tekrarlamasına dayanamıyordu. Bir gün, iki, üç gün dişini sıktı. Durmadan çalıştı. Gece uyumadı. Gündüz koştu. Efendisinin karşısında elpençe divan durdu. Yine:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kolunun diyetini ben verdim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; &#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Şimdi çolak kalacaktın, ha&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; &#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Benim sayemde kolun var.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; &#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hacı Kasap bu sözleri âdeta &#8220;aferin&#8221; dercesine diline dolamıştı. Her buyruğunun yerine getirilmesinden sonra kır sakallı, çirkin, sıska yüzünü ekşiterek, mavi çukur gözleriyle onu tepeden tırnağa kadar süzer, &#8220;Aklında tut, benim tutsağımsın!&#8221; der gibi verdiği diyeti hatırlatırdı. Koca Ali susar, yüreğinin parçalandığını, göğsüne sıcak sıcak bir şeyler yayıldığını, kilitlenen çenelerinin çatırdadığını, şakaklarının attığını duyardı. Geceleri uyuyamıyor, gündüzleri uğraşırken, mandıraya gidip gelirken, salhanede koyunları yüzerken, müşterilere et keserken, &#8220;Ne yapacağım, ne yapacağım?&#8221; diye düşünüyor, hiçbir şeye karar veremiyordu. Dünyada kimseye eyvallah etmeyerek azla yetinip, gururun mutluluğu için yaşamak isterken başına gelen bu bela neydi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kaçmayı namusuna yediremiyordu. İşte o zaman gerçekten hırsızlık etmiş olacaktı. Ama bu herifin ikide bir de yaptığını başa kakmasına dayanmak ölümden pek güç, ölümden pek acı, ölümden pek ağırdı&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hacı Kasap&#8217;a köle olduğunun tam haftasıydı. Günlerden cumaydı. Yine erkenden mandıraya gitmiş, koyunları getirmiş, salhanede yüzmüş, dükkândaki çengellere asmıştı. Tezgâhın solundaki büyük, yağlı siyah taşta satırları biliyor, yine &#8220;Ne yapacağım, ne: yapacağım?&#8221; diye düşünüyor, dudaklarını ısırıyordu. Daha efendisi gelmemişti. Satırları bitirince büyük bıçakları bilemeye başladı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ne yapacağım, ne yapacağım?&#8221; diye düşünmeye öyle dalmıştı ki, kasabın geldiğini duymadı. Ansızın uğursuzun boğuk sesi yüreğini ağzına getirdi:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne yapıyorsun be?&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Döndü. Efendi köşesine oturmuş, çubuğunu tüttürüyordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bıçakları biliyorum, dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hay tembel miskin hay!&#8230; Sabahtan beri ne yaptın?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ses çıkarmadı. Kapakları çürümüş bu küçük, bu hain, bu yılan gözlere kırpmadan baktı, baktı. İhtiyar beklemediği bu acı bakışa kızdı. Sordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne bakıyorsun?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; &#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali sesini çıkarmıyor, bir hafta içinde belki beş yıllık hizmetini durup dinlenmeden gördüğü halde onu yine &#8220;tembel, miskin&#8221; diye kötülemekten sıkılmayan bu kötü insanı ezici bir bakışla süzüyordu. Yine yüreği parçalanır gibi oluyor, göğsüne sıcak bir şeyler yayılıyor, çeneleri kilitleniyor, şakakları zonkluyordu. Bir anda bu titreme durdu. Koca Ali gözlerini açtı. Bir hafta buna nasıl dayanmıştı? Şaşırdı. Hacı Kasap çubuğu yanına bıraktı. Hizmetçisinin bu ağır bakışından kurtuluvermiş gibi dırlandı:</span></p>
<p>[m2]</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kolunun diyetini benim verdiğimi unutuyorsun galiba! dedi. Ben olmasaydım şimdi çolak kalacaktın&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koca Ali yine karşılık vermedi. Acı acı gülümsedi. Kızardı. Sonra birden sarardı. Hızla döndü. Bilediği satırların en büyüğünü kaptı. Sıvalı kolunu, yüksek kıyma kütüğünün üstüne koydu. Kaldırdı, ağır satırı öyle bir indirdi ki&#8230; O anda kopan kolunu tuttu. Gördüğü şeyin ürperticiliğinden gözleri dışarı fırlayan Hacı Kasap&#8217;ın önüne:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Al bakalım, şu diyetini verdiğin şeyi! diye hızla fırlattı. Sonra giysisinin kolsuz kalan yenini sıkı bir düğüm yaptı. Dükkândan çıktı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Onun bir zamanlar geldiği yer gibi, şimdi gittiği yeri de, kentte kimse öğrenemedi. </span></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 18pt;"> <span style="color: #c0c0c0;">|</span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span lang="en">»</span> &#8220;Öyküler&#8221; Sayfasına Dön! <span lang="en">«</span></a> <span style="color: #c0c0c0;">|</span></span></span></strong></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Öyküler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Hikayeler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Oyku/"><span style="color: #ffffff;">Öykü</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span><a href="https://www.bilgicik.com/tag/Hikaye/"><span style="color: #ffffff;"> Hikaye</span></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/diyet-omer-seyfettin/">Diyet – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/diyet-omer-seyfettin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>17</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaşağı &#8211; (Ömer Seyfettin)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/kasagi-omer-seyfettin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/kasagi-omer-seyfettin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 13:12:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öyküler - Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Öykü Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Yüklü Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler ve Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Kasagi]]></category>
		<category><![CDATA[Kaşağı Hikayesi Öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kaşağı Ömer Seyfettin]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Oyku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Öyküler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=4350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaşağı (Ömer Seyfettin) AHIRIN avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını işitirdik. Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. Annem, İstanbul&#8217;a gittiği için benden bir yaş küçük olan kardeşim Hasan&#8217;la artık Dadaruh&#8217;un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaşlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh&#8217;la [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/kasagi-omer-seyfettin/">Kaşağı – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <span style="font-size: 25pt; font-family: Maiandra GD; color: #4abfe1;">Kaşağı</span></strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="color: #4abfe1;"><span style="font-size: 25pt;"><br />
</span></span><span style="color: #ff9933;"><span style="font-size: 15pt;">(Ömer Seyfettin)</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">AHIRIN avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını işitirdik. Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. Annem, İstanbul&#8217;a gittiği için benden bir yaş küçük olan kardeşim Hasan&#8217;la artık Dadaruh&#8217;un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaşlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh&#8217;la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız binemezdi. Dadaruh onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşumuza gidiyordu. Hele tımar. Bu en zevkli şeydi. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı&#8230; tık&#8230; tıkı&#8230; tık&#8230; tıpkı bir saat gibi&#8230; yerimde duramaz,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ben de yapacağım! diye tuttururdum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">O vakit Dadaruh, beni Tosun&#8217;un sırtına koyar, elime kaşağıyı verir,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hadi yap! derdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kuyruğunu sallıyor mu?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Sallıyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hani bakayım?..</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Eğilirdim, uzanırdım. Ama atın sağrısından kuyruğu görünmezdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Her sabah ahıra gelir gelmez,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Dadaruh, tımarı ben yapacağım, derdim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Yapamazsın.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Niçin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Daha küçüksün de ondan&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Yapacağım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Büyü de öyle.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne zaman?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Boyun at kadar olduğunda&#8230;.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">At, ahır işlerinde yalnız tımarı beceremiyordum. Boyum atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosun&#8217;un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, &#8220;Höyt..&#8221; diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı. Ben bir gün yalnız başıma kaldım. Hasan&#8217;la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyandı. Kaşağıyı aradım, bulamadım. Ahırın köşesinde Dadaruh&#8217;un penceresiz küçük bir odası vardı. Buraya girdim. Rafları aradım. Eyerlerin arasına falan baktım. Yok, yok! Yatağın altında, yeşil tahtadan bir sandık duruyordu. Onu açtım. Az daha sevincimden haykıracaktım. Annemin bir hafta önce İstanbul&#8217;dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen kaptım. Tosun&#8217;un yanına koştum. Karnına sürtmek istedim. Rahat durmuyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Sanırım acıtıyor? dedim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. Çok keskin, çok sivriydi. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca yeniden denedim. Gene atların hiçbiri durmuyordu. Kızdım. Öfkemi sanki kaşağıdan çıkarmak istedim. On adım ilerdeki çeşmeye koştum. Kaşağıyı yalağın taşına koydum. Yerden kaldırabildiğim en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başladım. İstanbul&#8217;dan gelen, üstelik Dadaruh&#8217;un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezdim, parçaladım. Sonra yalağın içine attım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Babam, her sabah dışarıya giderken bir kere ahıra uğrar, öteye beriye bakardı. Ben o gün gene ahırda yalnızdım. Hasan evde hizmetçimiz Pervin&#8217;le kalmıştı. Babam çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı gördü; Dadaruh&#8217;a haykırdı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Gel buraya!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Soluğum kesilecekti, bilmem neden, çok korkmuştum. Dadaruh şaşırdı, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babam bunu kimin yaptığını sordu. Dadaruh,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bilmiyorum, dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Babamın gözleri bana döndü, daha bir şey sormadan,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hasan dedim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hasan mı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Evet, dün Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Niye Dadaruh&#8217;a haber vermedin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Uyuyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Çağır şunu bakayım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Çitin kapısından geçtim. Gölgeli yoldan eve doğru koştum. Hasan&#8217;ı çağırdım. Zavallının bir şeyden haberi yoktu. Koşarak arkamdan geldi. Babam pek sertti. Bir bakışından ödümüz kopardı. Hasan&#8217;a dedi ki:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Eğer yalan söylersen seni döverim!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Söylemem.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Pekâlâ, bu kaşağıyı niye kırdın?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hasan, Dadaruh&#8217;un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktı! Sonra sarı saçlı başını sarsarak,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ben kırmadım, dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Yalan söyleme, diyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ben kırmadım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Doğru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, dedi. Hasan inkârda direndi. Babam öfkelendi. Üzerine yürüdü &#8220;Utanmaz yalancı&#8221; diye yüzüne bir tokat indirdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin&#8217;le otursun! diye haykırdı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Dadaruh, ağlayan kardeşimi kucağına aldı. Çitin kapısına doğru yürüdü. Artık ahırda hep yalnız oynuyordum. Hasan evde hapsedilmişti. Annem geldikten sonra da bağışlanmadı. Fırsat düştükçe, &#8220;O yalancı&#8221; derdi babam. Hasan yediği, tokat aklına geldikçe ağlamaya başlar, güç susardı. Zavallı anneciğim benim iftira atabileceğime hiç ihtimal vermiyordu. &#8220;Aptal Dadaruh, atlara ezdirmiş olmasın?&#8221; derdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ertesi yıl annem, yazın gene İstanbul&#8217;a gitti. Biz yalnız kaldık. Hasan&#8217;a ahır hâlâ yasaktı. Geceleri yatakta atların ne yaptıklarını tayların büyüyüp büyümediğini bana sorardı. Bir gün birdenbire hastalandı. Kasabaya at gönderildi. Doktor geldi. &#8220;Kuşpalazı&#8221; dedi. Çiftlikteki köylü kadınlar eve üşüştüler. Birtakım tekir kuşlar getiriyorlar, kesip kardeşimin boynuna sarıyorlardı. Babam yatağın başucundan hiç ayrılmıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Dadaruh çok durgundu. Pervin hüngür hüngür ağlıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Niye ağlıyorsun? diye sordum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kardeşin hasta.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; İyi olacak.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; İyi olmayacak.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ya ne olacak?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kardeşin ölecek! dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ölecek mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ben de ağlamaya başladım. O hastalandığından beri Pervin&#8217;in yanında yatıyordum. O gece hiç uyuyamadım. Dalar dalmaz, Hasan&#8217;ın hayali gözümün önüne geliyor &#8220;İftiracı! İftiracı!&#8221; diye karşımda ağlıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Pervin&#8217;i uyandırdım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ben Hasan&#8217;ın yanına gideceğim, dedim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Niçin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Babama bir şey söyleyeceğim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne söyleyeceksin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kaşağıyı ben kırmıştım, onu söyleyeceğim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hangi kaşağıyı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Geçen yılki. Hani babamın Hasan&#8217;a darıldığı&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sözümü tamamlayamadım. Derin hıçkırıklar içinde boğuluyordum. Ağlaya ağlaya Pervin&#8217;e anlattım. Şimdi babama söylersem, Hasan da duyacak belki beni bağışlayacaktı.</span></p>
<p>[ad1]</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Yarın söylersin, dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hayır,. şimdi gideceğim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Şimdi baban uyuyor, yarın sabah söylersin. Hasan da uyuyor. Onu öpersin, ağlarsın, seni bağışlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Pekala!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Haydi şimdi uyu!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sabaha kadar gene gözlerimi kapayamadım. Hava henüz ağarırken Pervin&#8217;i uyandırdım. Kalktım. Ben içimdeki zehirden vicdan azabını boşaltmak için acele ediyordum. Yazık ki, zavallı suçsuz kardeşim, o gece ölmüştü. Sofada çiftlik imamıyla Dadaruh&#8217;u ağlarken gördük. Babamın dışarıya çıkmasını bekliyorlardı. </span></p>
<p>[m2]</p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 18pt;"> <span style="color: #c0c0c0;">|</span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span lang="en">»</span> &#8220;Öyküler&#8221; Sayfasına Dön! <span lang="en">«</span></a> <span style="color: #c0c0c0;">|</span></span></span></strong></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Öyküler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Hikayeler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Oyku/"><span style="color: #ffffff;">Öykü</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span><a href="https://www.bilgicik.com/tag/Hikaye/"><span style="color: #ffffff;"> Hikaye</span></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/kasagi-omer-seyfettin/">Kaşağı – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/kasagi-omer-seyfettin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>27</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kütük &#8211; (Ömer Seyfettin)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/kutuk-omer-seyfettin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/kutuk-omer-seyfettin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 13:11:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öyküler - Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Öykü Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Yüklü Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler ve Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Kütük]]></category>
		<category><![CDATA[Kütük Ömer Seyfettin]]></category>
		<category><![CDATA[Kütük Öyküsü Hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Oyku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Öyküler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=4347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kütük (Ömer Seyfettin) Alacakaranlık içinde sivri, siyah bir kayanın belli belirsiz hayali gibi yükselen Şalgo Burcu uyanıktı. Vakit vakit inlettiği trampete, boru seslerini akşamın hafif rüzgârı derin bir uğultu halinde her tarafa yayıyor&#8230; Kederli bağırışmalarıyla ölümü hatırlatan küfürbaz karga sürüleri, bulutlu havanın donuk hüznünü daha beter artırıyordu. Mor dağlar gittikçe koyulaşıyor, gittikçe kararıyordu. Yamaçlardaki dağınık [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/kutuk-omer-seyfettin/">Kütük – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="color: #4abfe1;"> <span style="font-size: 25pt;">Kütük<br />
</span></span><span style="color: #ff9933;"> <span style="font-size: 15pt;">(Ömer Seyfettin)</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Alacakaranlık içinde sivri, siyah  bir kayanın belli belirsiz hayali gibi yükselen Şalgo Burcu uyanıktı. Vakit  vakit inlettiği trampete, boru seslerini akşamın hafif rüzgârı derin bir uğultu  halinde her tarafa yayıyor&#8230; Kederli bağırışmalarıyla ölümü hatırlatan küfürbaz  karga sürüleri, bulutlu havanın donuk hüznünü daha beter artırıyordu. Mor dağlar  gittikçe koyulaşıyor, gittikçe kararıyordu. Yamaçlardaki dağınık gölgeler,  kuşsuz ormanlar, hıçkıran dereler, kaçan yollar, ıssız korular, sanki korkunç  bir fırtınanın gürlemesini bekliyorlardı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Burcun tepesinde beyazlı siyahlı bir bayrak, can  çekişen bir kartal ıstırabıyla, kıvranıyordu. İki bin kişilik muhasara ordusunun  çadırları, kaleye giden geniş yolun sağındaki büyük dişbudak ağaçlarının  etrafına kurulmuştu. Yerlere kazıklanmış kır atlar, yabancı kokular duyuyor  gibi, sık sık başlarını kaldırarak kişniyorlar, tırnaklarıyla kazmaya  çalıştıkları toprakların nemli çimenlerini otluyorlardı. Dallarda kırmızı  çullar, sırmalı eğerler asılı duruyordu. Cemaatle kılınmış akşam namazından  dağılan askerler, çadırların arasından gürültü ile geçiyorlardı. Kısa emirler,  çağırılan isimler, bir kahkaha, bir söz&#8230; başlayacak suskunluğu bozuyor,  atların yanında itişen birkaç gencin şen naraları duyuluyordu. Çifte direkli  yeşil çadırın kapısı önüne serilmiş büyük bir kaplan postu üzerinde kehribar  çubuğunu fosur fosur çeken koca bıyıklı, iri vücutlu, ateş nazarlı şair  kumandan, gözlerini, alacağı kalenin sallanan bayrağına dikmişti. Karşısında diz  çökmüş kâhyasının anlattıklarını dinliyordu. Ordugâha yarım saat evvel dörtnala  gelen bu adam, yaşlı, şişman bir askerdi. İşte kaç hafta oluyor, kumandanının  &#8220;Göndersdref Baronu Erasm Tofl&#8217;u beraber vurmak&#8221; teklifini içeren mektubunu tek  başına, Hadım Ali Paşa&#8217;ya götürmüştü. Ama, paşa çok meşguldü. Zaman bulup cevap  verememişti. Dregley Kalesini sarıyordu. Kuşatmanın başlangıcından sonuna kadar  hazır bulunan kahya, şimdi orada gördüklerini söylüyordu; bu kale sarp, gayet  dik bir kayanın üzerine yapılmıştı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Arslan Bey sordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Bizim kaleden daha yüksek mi?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Daha yüksek beyim.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kumandanın, &#8220;Bizim kale&#8221; dediği, henüz çırpınan  bayrağına hasretle baktığı Şalgo Burcu idi. Fakat o, burasını birkaç gün içinde  zaptedeceğini iyice biliyordu. Daha birkaç hafta önce Boza Kulesi&#8217;nde  hücumlarına karşı durmak isteyen Adrenaki, Mihal Terşi, Etiyen Soşay, nasıl  kendisine kuleyi teslim etmişler; nasıl kahramanlığını, cesaretini alkışlayarak  iyi davranışına teşekkürler ederek çekilip gitmişlerdi&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ben, bir kalenin karşısında çok duramam&#8221; dedi, &#8220;Hiç  sabrım yoktur. Ama Ali Paşa çok sabırlı maşallah!&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kâhya başını kaldırdı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;O da sabırsız&#8230; Ama ne yapsın? Dregley, pek  yalçın, pek sarp&#8230; Borsem Dağları içinde baş kale bu imiş diyorlar.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Paşa, muhafızlara önce teslim teklif etmedi mi?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Etti. &#8220;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Kabul etmediler mi?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hayır, etmediler.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Kalenin kumandanı kimdi?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Zondi isminde bir kahraman&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ben onların kahramanlıklarını bilirim. Verdikleri  sözü tutmazlar&#8230; Vire&#8217;yi bozarlar. Elçiye hakaret ederler.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hayır, Arslan Bey, Zondi bildiklerinizden değil.  Çok mert bir adam. &#8220;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Paşa, teslim teklifini kiminle gönderdi?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Papaz Marten Uruçgalo ile&#8230;&#8217;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ne ise&#8230; <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a> elçi gönderseydi, mutlaka kafasını  keserler, kale bedenlerinden aşağı fırlatırlardı.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Paşa <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a> elçisi gönderseydi, Zondi bunu  yapmazdı.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ne biliyorsun?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Papaz Marten&#8217;e söylediği sözlerden anladım?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ne demiş?&#8221; .</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Demiş ki; git, paşaya söyle. Bana teslim teklif  etmesin. Bir askere bundan büyük hakaret olamaz. O nasıl savaş adamı ise, ben de  savaş adamıyım. Ya ölürüm, ya galip gelirim. Ama görüyorum ki, benim işim bitti.  O durmasın, bütün kuvvetiyle hücum etsin. Ben mutlaka, yıkılacak kalenin taşları  altında kalmak isterim.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Sahi, namuslu bir askermiş&#8230;&#8221; Kâhya;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Yalnız namuslu bir asker değil, Arslan Bey&#8221; dedi,  &#8220;Hem de gayet yüce ruhlu bir mert.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Nasıl?&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Bakın anlatayım. Papaz Marten, ordugâha ret  haberini getirmek için dönerken, Zondi onu tutmuş. Eskiden esir aldığı iki <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a> delikanlısını yanına getirmiş.  Bunlara gayet kıymetli erguvani elbiseler giydirmiş. Ceplerini altınla  doldurmuş. &#8216;Al bunları paşaya götür. Benimle beraber ölmelerini istemiyorum. Çok  yiğit gençlerdir. Terbiyelerine dikkat etsin. Devletine iki büyük asker  yetiştirmiş olur&#8217; demiş.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Sahi yüce bir adammış&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Sonra, elimize diri geçen esirlerden işittik:  Kalenin avlusuna silahlarını, gümüş takımlarını, en kıymetli eşyalarını yığarak,  yakmış. Ahırındaki savaş atlarını, ağlayarak, kendi eliyle öldürmüş. Son hücumda  bizim asker, kalenin kapısını zorladı. Kırdı. Yeniçeriler, bir kurşunla  yaralanan Zondi&#8217;yi diri diri yakalamaya çok çalıştılar. Ama mümkün olmadı. O,  diz üstü sürünerek, her tarafı kılıçla, mızrakla delik deşik olup, ölünceye  kadâr vuruştu.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Demek paşa, bu mert düşmanla konuşamadı.&#8221;</span></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Evet, konuşamadı. Vücudu ile kesik başını kalenin  karşısına gömdürdü. Mezârının üstüne bir mızrak, bir bayrak dikilmesini  emretti.&#8221; &#8216;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Aşkolsun! Ben olsam bir türbe yaptırırım  vallahi&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Arslan Bey, düşmanın cesurunu, kahramanını,  yılmazını severdi. Onca, savaş bir mertlik <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-sanatlari/"> <span style="color: #000000;">sanat</span></a>ıydı. Düşman ordusundan kaçıp,  kendisine iltica edenlere hiç aman vermez, &#8216;Hain, her yerde haindir&#8217; diye hemen  boynunu vurdururdu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ortalık bütün bütün kararıyor, gece oluyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kâhya, uzun uzadıya anlattığı Dregley Kalesi&#8217;nin  hikâyesini hâlâ bitiremiyordu. Yatsı namazı için aptes suyu taşıyan  angaryacılar, meşalelerle geçmeye başladılar. Arslan Bey, Şalgo&#8217;nun, ıslanmış,  hasta, ateşböcekleri gibi sönük sönük parlayan ışıklarına bakıyor, kâhyanın  sözlerini işitmeyerek, kendi planını düşünüyordu. O biliyordu; düşmanların hepsi  Zondi gibi, Plas Batanyus gibi, Lozonci gibi kahraman değildi. İçlerinde tavşan  kadar korkakları da vardı. Mesela Seçeni Kalesi&#8217;nin muhafızları, daha Ali Paşa  yaklaşırken, toplarını, tüfeklerini, cephanelerini, erzaklarını, mallarını,  hattâ ihtiyarlarını, çocuklarını bırakıp, bir kurşun atmadan kaçmışlardı. Birkaç  güne kadar burası da alınınca Holloko, Boyak, Sağ, Keparmat kaleleri kalıyordu.  Ama Allah kerimdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hepsinin alınması belki bir ay sürmez&#8230;&#8221; diye  mırıldandı. Kâhya, kumandanın ne düşündüğünden haberi yoktu. Anlamadı. Sordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Bu kalenin alınması mı beyim?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hayır, canım&#8230; Bu, birkaç günlük iş! Hele hava  biraz kapansın&#8230; Fulek&#8217;e kadar dört beş kale var&#8230; Onların hepsini diyorum.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Bir ayda dört beş kale&#8230; Bu güç beyim.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Niçin?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Daha bu kaleye bir tüfek atılmamış&#8230; Ben attan  inerken yoldaşlar söylediler.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ben burasını, bir kurşun atmadan alacağım.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Nasıl beyim?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Senin aklın ermez. Hava biraz kapansın,  görürsün&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hiç topa tutmadan hücum mu edeceğiz?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hayır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ya ne yapacağız?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Havanın kapanmasını bekle, dedim ya&#8230;  Göreceksin&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Arslan Bey, planlarını en yakın adamlarından bile  saklardı. &#8220;Yerin kulağı var&#8221; derdi. Ağzından çıkan bir sır mutlaka işitilecekti.  Kâhya gibi bu sessiz, bu manasız beklemeden bütün askerler sıkılıyorlar, bir şey  anlatmıyorlardı. Kumandanın yardım, cephane, top beklediği söyleniyordu. İhtiyar  sipahiler, &#8220;Biz burasını yardım gelmeden alamaz mıyız? İki top yetmez mi? Ne  duruyoruz?&#8221; diye</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">çadırlarında dedikodu yapıyorlardı. Buraya gelindiği  günden beri askeri istirahat ettiren Arslan Bey, her sabah erkenden atına  biniyor, tek başına gerilerdeki olmanların içine dalıyor, saatlerce kalıyor,  gülerek dönüyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hava bozmayacak mı? Ah, biraz sis olsa&#8230;&#8221; diye  gözlerini gökten, kalenin sallanan bayrağından ayıramıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İşte kâhyanın getirdiği mektupta Ali Paşa da  teklifini kabul ediyordu. Onunla birleşince ordusu yedi bin kişi kadar olacaktı.  O vakit şüphesiz Tofeli, Pallaviçini&#8217;yi diri diri esir tutabilecekti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Koyu karanlık içinden uzaktan uzağa Şalgo  Burcu&#8217;ndaki nöbetçilerin attıkları acı naralar, acı köpek ulumaları  işitiliyordu. Gökte hiç yıldız yoktu. Arslan Bey, hademesinin tuttuğu billur  bardaktaki yakut suyu içti. Yeniden doldurulan çubuğunu çekiyor, kâhyasıyla  öteden beriden konuşuyordu. Konuşurken düşündüğü hep kendi planıydı. Yine göğe  dalmıştı. Birdenbire sordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hava kapanıyor gibi, değil mi?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Evet.. &#8220;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Bakalım yarın&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hücum mu edeceğiz beyim?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hayır canım, hava bozsun, görürsün.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kâhya, yine bir şey anlamadı&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bir sabah&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Binlerce bacadan henüz tütmüş soğuk, nemli bir duman  kadar koyu bir sis her tarafı kaplamıştı. Ordugâh, sancaklar, tuğlar, çadırlar,  dişbudak ağaçları, atlar, hiç, hiçbir şey görünmüyordu. Evvela birbirlerini  çağıranların sözleri duyuluyor, sonra iki hayal, ses yordamıyla bu beyaz  karanlığın içinde buluşuyordu. Arslan Bey atını hazırlatmıştı. Yine yapayalnız,  her günkü gittiği yere doğru kaybolacaktı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">O kadar neşeli idi ki&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bütün subayları, çavuşları çağırttı. Hepsi hücum var  sanıyordu. At divanı yapar gibi, bir ayağı yerde, bir ayağı üzengide.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ağalar&#8221; dedi. &#8220;Bugün kaleyi alacağız. Ben iki saate  kadar geleceğim. Şimdi hepiniz hazır olun.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Nihayetleri görünmeyen beyaz, büyük sakalının  çerçevelediği yüzü sis içinde asılı duruyor sanılan ihtiyar topçubaşı sordu:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Siz gelmeden ben dövmeye başlayım mı, beyim?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Arslan Bey güldü:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hayır&#8230; Senin iki topunun güllelerine ihtiyacımız  yok. Yalnız bize çok gürültü yap.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Nasıl gürültü beyim?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Toplarını boşuna yerinden kımıldatma. Topçularını  kalenin bedenlerine doğru yaklaştır. Avazları çıktığı kadar, &#8216;Heya, mola,  yisa!..&#8217; diye bağırt!&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Anlamıyor musun? Yalnız gürültü istiyorum.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Pekâlâ beyim.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sonra diğer subaylara döndü:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Siz de bütün askerlerinizi savaş düzeniyle bunlara  yaklaştırın. Mümkün olduğu kadar çok gürültü yaptırın &#8216;Heya, mola&#8230;&#8217; çektirin.  Angarya naraları attırın. İş <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>üleri söylettirin.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">İhtiyar topçubaşı gibi subaylar da, çavuşlar da, bu  emirden bir şey anlamadılar. Fakat onlar anlamadan yapmasını pek iyi bilirlerdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Baş üstüne, baş üstüne&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Haydi, ama çabuk&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hepsi iki adım ayrılınca sisin içinde görünmez  oldular. Arslan Bey tepinen atına binince yuları tutan kâhyasına;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Sen de koş, yanına bir adam al, gerideki Değirmenli  Çiftliği&#8217;nde biriktirdiğim elli mandayı hemen buraya sür. Burca giden yolun  yanında hazır tut&#8230; Orada beni bekle. Haydi!&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Başüstüne&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ama çabuk&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hızla mahmuzlanan azgın at, şaha kalkarak sisin  içine atıldı. Üzerindeki sırmalı kaftanın etekleri altın kanatlara benzeyen  Arslan Bey&#8217;le bir masal kuşu gibi uçtu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Biraz sonra&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Nereden geldiği belli olmayan derin bir gürültü sis  içinde kaynıyor; ileri geri, yaklaşıyor, uzaklaşıyor, dalgalanıyordu. Kös,  kalkan, boru sesleri at kişnemelerine karışıyor; alınan emirler, verilen  kumandalar yüzlerce ağız tarafından ayrı ayrı tekrarlanıyordu. Bastıkları  yerleri görmeyen askerler, savaş düzeninde bağrışarak, duyduklarını  tekrarlayarak, dirsekleriyle, kalkanlarıyla birbirlerine dokunarak duman içinde  ilerliyorlardı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sağ taraftan topçuların &#8220;heya, mola&#8221;ları  işitiliyordu. Etrafını saran gürültüden hücumun başladığını kale de anladı.  Boru, trampet, hurra sesleri aksetmeye, tek tük tabanca tüfek atılmaya başladı.  Gözcüler kale bedenlerinin dibine kadar gidip geliyorlardı. Safların arasında  topçubaşının büyük bir lağım açtığı söyleniyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Askerler, subayların emriyle oldukları yerlerde  bağdaş kurmuş bekliyorlar, gürültü ediyorlardı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Nihayet, Arslan Bey, terden sırılsıklam olmuş atı  ile duman içinde savaş sıralarının arasında, adım adım göründü. Her adımda;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Yiğitlerim!&#8230; Sis açılmaya başladı mı hemen susun.  Hep birden ayağa kalkın, hücum edecek gibi durun. Ama ileri gitmeyin. Ateş de  açmayın. Ben düşmana teslim teklif edeceğim&#8230;&#8221; diyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Topçuların, topçulara karışan angaryacıların &#8220;heya,  mola&#8221; naraları gittikçe artıyor, büyüyor, tüyleri ürpertecek heyecanlı  yankılarla görünmeyen dağları, taşları inletiyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Öğleye doğru sis açılmaya başladı. Askerler,  sallanan siyahlı beyazlı bayrağı ile Şalgo&#8217;yu bir hayal gibi gördüler. Sesler  kesildi. Kuzeyden esen bir rüzgâr dumanları dağıtıyor; gerilere, ormanlara doğru  sürüyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Artık herkes birbirini görüyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kaleye pek yaklaşmıştı. Askerler, gözleriyle  kumandanlarını aradılar. O burç kapısına giden yolun gediğinde atıyla  dolaşıyordu. Gediğin önünde büyük bir manda sürüsü vardı. Burcun tepesinde,  siperlerin arasında, kalkanlı, tüfekli adamlar geziniyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Cesur Arslan Bey, kır atını ileriye sürdü. Kaleye  yüz adım kadar yaklaştı. Arkasındaki kâhyasıyla, genç tercüman koştular&#8230; Gür  sesiyle haykırdı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hey bre Şalgo muhafızları!&#8230; Ben, padişahımın  dedesine sizin kralınızın memleketlerinden büyük yerler zaptetmiş Bosna Valisi  Yahya Paşa&#8217;nın torunlarındanım. Atam Hamza Bali Bey, daha on dört yaşında iken  sizin ordularınızı perişan etmiş, Viyana kuşatmasında, Viyenberg önünde şan  almıştır. Ben, hangi kaleye gittimse geri dönmemişim, daha geçen gün iki küçük  topla Boza Kalesi&#8217;ni yerle bir ettim. Mihal Terşi, Etiyen Soşay, Andrenaki gibi  kahramanlarınıza canlarını bağışladım. Vadiye çekildim. Gerip gitmeleri için yol  vardım. Haydi gelin. Siz de teslim olun. Boş yere kanınızı döktürmeyin&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kale ile beraber bütün ordunun işittiği bu teklifi,  tercüman, avazı çıktığı kadar bağırarak tekrarladı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Derin bir sessizlik&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Arslan Bey&#8217;in atı duramıyor, şaha kalkıyor, sağa,  sola tepiniyordu, kâhya, dizgininden tutmaya çalışıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Burcun tepesinden bir cevap verdiler. Tercüman  tekrarladı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ne gibi şartlarla, diyorlar beyim.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Arslan Bey, deminkinden daha sert bir sesle  haykırdı:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Şartım filan yok. Biz teslim olanın canına  kıymayız. Teslim olmazsanız, beş dakika sonra kalenin içinde bir canlı adam  kalmaz. Karşınızdaki yolun gediği üzerinde gördüğünüz nedir? Anlamıyor musunuz?  Babalarınızdan işitmediniz mi? Elli manda ile buraya getirdiğim bu topun iki  güllesiyle binlerce Şalgo kuvvetinde olan İstanbul kaleleri tuzla buz oldu. İşte  İstanbul&#8217;u alan bu top&#8230; Bir kere ateş edeceğim. İkinci atıma gerek yok. Ne  kaleniz kalacak, ne de kendiniz. Acıyorum size&#8230;&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Genç tercüman, bu sözleri, yine avazı çıktığı kadar  tekrarlarken, bütün askerler, gözlerini yolun gediğine çevirdiler. Mandaların  yanında, uzun, büyük, gayet büyük, gayet kalın, gayet siyah müthiş bir topun  korkunç bir ejderha gibi uzandığını gördüler. Safların arasında sevinç sadaları  yükseldi. Herkes Arslan Bey&#8217;in bir haftadır ne beklediğini şimdi anlıyordu.  Demek bu top geliyormuş&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Biraz sonra&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Şalgo&#8217;nun tepesinde, şan, namus kefeni olan uğursuz  beyaz bayrak dalgalanıyordu. Demir kapılar açılmıştı. Korkudan sapsarı kesilen  tuğla kumandan, altın kılıçlı asilzadeler, zırhlı şövalyeler, Arslan Bey&#8217;in  önünde dize gelmişlerdi. Silahları alınan düşman ikişer ikişer bağlanıyor, takım  takım ordugâhın arkasına götürülüyordu. Kalenin içindeki kıymetli şeylerden bir  dağ ortada kabarıyor; al yeşil bayraklarla kalenin tepesine dolan askerler  bağırışıyorlar, aralarındaki dervişler, bedenlerden sarkarak ezan okuyorlar,  tekbir çekiyorlardı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Teslim olan kumandanla erkânına Arslan Bey;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Korkmayınız. Hayatınız bağışlanmıştır. Biz Vire&#8217;yi  bozmayız. Gelin, size elli manda ile buraya getirdiğim topu seyrettireyim&#8230;&#8221;  dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Tercüman bunu tekrarlayınca hepsi birbirlerine  bakıştılar. Bu müthiş, bu korkunç aleti yakından görmeyi hem merak ediyorlar,  hem çekiniyorlardı. Arslan Bey&#8217;in arkasına takıldılar. Büyük topa doğru  yürüdüler. Yaklaşınca Arslan Bey;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;İşte&#8221; dedi, &#8220;Sizin böyle topunuz var mı?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Düşman kumandanı tercümanla cevap verdi:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Hayır.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Niçin yapmıyorsunuz?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Bilmiyoruz.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Genç irisi bir şövalye tercümana bir şeyler sordu.  Arslan Bey;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ne diyor?&#8221; dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Bey bu topu kaç günde İstanbul&#8217;dan buraya  getirmiştir, diyor.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Sen de ki: İstanbul&#8217;dan getirmemiş. Burada bir  hafta içinde kendisi yapmış.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Tercüman bu sözleri söyleyince esirler afallaştılar.  Arslan Bey, daha ziyade yaklaşıp elleriyle yoklamalarına, daha yakından  görmelerine müsaade ettiğini söyledi. Mağrur kumandan, kahraman asilzadeler,  cesur şövalyeler, büyük topun etrafında toplandılar. Bir elini hançerinin elmas  sapına dayayan Arslan Bey, öteki eliyle, gülümseyerek pala bıyıklarını büküyor,  arkasındaki kâhya, başını kaşıyarak gülmekten katılıyor, tercüman  aptallaşıyordu. Yirmi adım uzakta duran mızraklı nöbetçiler de gülüşüyorlardı.  Esirler topa elini sürdüler. Deliğini aradılar. Bulamayınca sarardılar. Sonra  kızardılar. Birbirlerine bakıştılar. Öyle kaldılar. Kolların, çaprazlayarak yere  bakan kale kumandanı titreyerek mırıldandı. Arslan Bey, tercümana baktı;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ne diyor?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Bu mertlik değil&#8230; diyor.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8220;Ona sor ki: Henüz bir kere patlamayan bir toptan  korkarak, hemen teslim oluvermek mi mertliktir?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Tercüman sordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kale kumandanı, gözlerini yerden kaldırıp cevap  veremedi. Asilzadeler, şövalyeler, birbirlerinin yüzlerine bakmaya cesaret  edemediler, ani bir ölüm darbesiyle vurulmuş gibi oldukları yerde donup  kaldılar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bir güllesiyle kaleyi yıkacak olan bu korkunç top,  siyaha boyanmış kocaman bir kütükten başka bir şey değildi!&#8230; </span></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 18pt;"> <span style="color: #c0c0c0;">|</span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span lang="en">»</span> &#8220;Öyküler&#8221; Sayfasına Dön! <span lang="en">«</span></a> <span style="color: #c0c0c0;">|</span></span></span></strong></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Öyküler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Hikayeler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Oyku/"><span style="color: #ffffff;">Öykü</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span><a href="https://www.bilgicik.com/tag/Hikaye/"><span style="color: #ffffff;"> Hikaye</span></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/kutuk-omer-seyfettin/">Kütük – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/kutuk-omer-seyfettin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başını Vermeyen Şehit &#8211; (Ömer Seyfettin)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/basini-vermeyen-sehit-omer-seyfettin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/basini-vermeyen-sehit-omer-seyfettin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 13:09:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öyküler - Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Öykü Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Başını Vermeyen Şehit]]></category>
		<category><![CDATA[Başını Vermeyen Şehit Ömer Seyfettin]]></category>
		<category><![CDATA[Başını Vermeyen Şehit Öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Yüklü Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler ve Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Oyku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Öyküler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=4344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başını Vermeyen Şehit (Ömer Seyfettin) Yarın arifeydi. Öbür günkü bayram için hazırlanan beyaz kurbanlar, küçük Grigal palankasının etrafında otluyorlardı. Karşıda&#8230; Yarım mil ötede Toygun Paşa&#8217;nın son kuşatmasındân çılgın kışın hiddeti sayesinde kurtu lan Zigetvar Kalesi, sönmüş bir yanardağ gibi, simsiyah duruyordu. Hava bozuktu. Ufku, küflü demir renginde, ağır bulut yığınları eziyor, sürü sürü geçen kargalar [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/basini-vermeyen-sehit-omer-seyfettin/">Başını Vermeyen Şehit – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <span style="font-size: 25pt; font-family: Maiandra GD; color: #4abfe1;">Başını Vermeyen Şehit</span></strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="color: #4abfe1;"><span style="font-size: 25pt;"><br />
</span></span><span style="color: #ff9933;"><span style="font-size: 15pt;">(Ömer Seyfettin)</span></span></strong></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Yarın arifeydi. Öbür günkü bayram için hazırlanan beyaz kurbanlar, küçük Grigal palankasının etrafında otluyorlardı. Karşıda&#8230; Yarım mil ötede Toygun Paşa&#8217;nın son kuşatmasındân çılgın kışın hiddeti sayesinde kurtu lan Zigetvar Kalesi, sönmüş bir yanardağ gibi, simsiyah duruyordu. Hava bozuktu. Ufku, küflü demir renginde, ağır bulut yığınları eziyor, sürü sürü geçen kargalar tam hisarın üstünden uçarken sanki gizli bir kara haber gö türüyorlarmış gibi, acı acı bağırıyorlardı. Palanka kapı sının sağındaki beden siperinde sahipsiz bir gölge kadar sakin duran Kuru Kadı yavaşça kımıldadı; ikindiden be ri rutubetli rüzgârın altında düşünüyor, uzakta, belirsiz sisler içinde süzülen kurşuni kulelere bakıyordu. Bunla nn hepsi <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>lerin elindeydi. Yalnız şu Zigetvar&#8230; yıkılmaz bir ölüm seddi halinde &#8220;Kızılelma&#8221; yolunu kapatı yordu. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sanki bu uğursuz kargalar hep onun mazgalla rından taşıyor, anlaşılmaz bir lisanın çirkin küfürlerine benzeyen sesleriyle her tarafı gürültüye boğuyorlardı. Kuru Kadı içini çekti. Sonra &#8220;Ah&#8230;&#8221; dedi. İncecik, sinirli boynunun üstünde bir taş topuz gibi duran çıkık alınIı iri kafasını salladı. Yeşil sarığını arkaya itti. Islak gözlerini oğuşturdu. Şimdiye kadar, asker olmadığı halde, her muharebeye girmişti. Birkaç bin yeniçeriyle dört beş topu olsa&#8230; bir gece içinde şu kaleyi alıvermek işten bile değildi. Şimdi vakıa müstakildi. Ne isterse yapabilirdi. Palankanın kumandanı Ahmet Bey öteki boy beyleriyle beraber Toygun Paşa ordusuna katılıp Kapuşvar fethine gitmiş&#8230; Kapuşvardan sonra Zigetvarı saran ordu kışın aman vermez zoruyla, zaptı yarı bırakarak Budin&#8217;e dö nünce, o da askerleriyle tekrar palankasına gelmemiş, Toygun Paşa&#8217;nın yanında kalmıştı. Bugün Grigal&#8217;den al tı mil uzaktaydı. Palankaya yalnız Kuru Kadı karışıyor du; esmer, zayıf yüzünü buruşturdu: &#8220;Palanka&#8230; amma topu tüfeği kaç kişi?&#8221; dedi. Bütün genç savaşçıları Ahmet Bey beraberinde götürmüştü.. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Hisardakiler zayıflardan, bekçilerden, hastalardan, ihtiyar sipahilerden ibaretti. Hepsi yüz on üç kişiydi! Düşman, galiba öteki palanka lardan çekiniyordu: Yoksa burasını bırakmaz, mutlaka almağa kalkardı. Biraz eğildi. İnce yosunlu, soğuk sipe re dirseklerini dayadı. Aşağıya baktı. İki üç asker beyaz koyunların arasında dolaşıyordu. Bir tanesi karşısına geçtiği iri bir koçu, başına dokunarak kızdırıyordu, tos vuruyordu. Öbürleri, elleri silahlarında, bu oyunu seyre diyorlardı. Bağırdı:</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Oynamayın şu hayvanla&#8230; Askerler, başlarını tepelerden gelen sese doğru kal dırdılar. Kuru Kadı&#8217;dan hepsi çekinirlerdi. Gayet sert, gayet titiz, gayet sinirli bir adamdı. Adeta deli gibi bir şeydi. Sabahtan akşama kadar namaz kılar, zikreder, geceleri hiç uyumazdı. Daha yatıp uyuduğunu kalede gören yoktu. Vali Ahmet Bey ona &#8220;bizim yarasa&#8221; derdi. Zavallının sabahı bekleme denilen hastalığını kerame tine de yoranlar vardı. Tekrar bağırdı:</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Haydi, artık akşam oluyor, içeri alın onları. Askerler koyunları toplamağa başladılar. Kuru Ka dı&#8217;nın dirsekleri acıdı. Doğruldu. Tekrar Zigetvar&#8217;a bak tı. Üst tarafındaki göl, kirli bakır bir levha gibi yeri kaplıyordu. Kargalar, havaya boşaltılmış bir çuval can lı kömür ellemeleri gibi karmakarışık geçiyorlar, sükûtu parçalayan keskin, sivri sesleriyle gaklıyorlardı. Kalbinde ağır bir elem duydu. &#8220;Hayırdır inşallah&#8221; dedi. Canı o kadar sıkılıyordu ki&#8230; Elleri arkasında, başı önüne eğik, bastığı siyah kaplama taşlarına görmez bir dikkatle bakarak yavaş yavaş yürüdü. Derin bir karan lık kuyusunu andıran merdivenin dar basamaklarında kayboldu. &#8230; Arife sabahı, herkes uyurken, o, her vakitki gibi yine uyanıktı! Mescit odasının önündeki taş yalakta, iki büklüm, abdestini tazeliyordu. Giden gece, daha gölge den eteklerini toplayamamıştı. Bahçeye çıkan kapı ke merinde asılı kandil, sönük ışığıyla, duvarları titreti yordu. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hey, çavuşbaşı&#8230; Hey!&#8230; Elindeki ibriği bıraktı. Kulak kabarttı. Bu, kulede ki nöbetçinin sesiydi. Kolları sıvalı, ayakları çıplak, ba şında takke, hemen yukarı koştu. Merdivende çavuşa rastgeldi. Onu itti. Yürüdü. Nöbetçinin yanına atıldı: </span></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne var? </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kaleden düşman çıkıyor. Erguvani bir esmerlik içinde siyah bir kaya gibi du ran Zigetvara baktı. Bu kayadan yine koyu, uzun bir karartı süzülüyor, palankaya doğru akıyordu. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bize geliyorlar&#8230; dedi: Çavuşa döndü: </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Haydi, gazileri uyandır. Kurban bayramını bu günden yapacağız. Koş. Bana da çabuk topçuyu gönder. Çavuş, bir eliyle bakır tolgasını tutarak, koştu. Merdivene daldı. Kuru Kadı, uzakta, kara yerin üstün de daha kara bir leke gibi yavaş yavaş ilerleyen düş man alayına dikkatle baktı. Gözlerini küçülttü, büyült tü. Önlerinde birkaç top da sürüklüyorlardı. Binden fazla idiler. Halbuki hisardaki gaziler? Kendisiyle bera ber yüz on dört kişi&#8230; &#8220;Ama, yine haklarından geliriz!&#8221; dedi. Uyanan, yukarı koşuyordu. Hisar kapısının iyice bağlanmasını emretti. Sarığını, cübbesini, kılıcını, tüfe ğini getirtti. İhtiyar topçu gelince, ona da, hemen &#8220;ha ber topları&#8221;nı atmasını söyledi. Bu bir adetti. Taarruza uğrayan bir palanka hemen &#8220;İşaret topu&#8221; atarak etra fındaki kuleleri imdadına çağırırdı. Biraz sonra düşman hisarın önünde, harp düzenine girmiş bulunuyordu. Zaplar başsız, gür ejderha yavru ları gibi siyah ağızlarını bedenlere çevirmişti. <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>çe bağırdılar:<br />
&#8211; Size teklifimiz var. Elçimizi içeri alır mısınız? Kuru Kadı:</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Alırız. Gönderin, gelsin! cevabını verdi. Bedenler, kalkanlı, tüfekli, oklu gazilerle dolmuştu. Palankanın ruhu, neşesi, keyfi olan iki arkadaş, bu es nada tuhaf tuhaf laflar söyleyip yine herkesi güldürü yordu. Bunların ikisine de &#8220;deli&#8221; derlerdi: Deli Mehmet, Deli Hüsrev&#8230; Serhatın muharebelerinde, hayale sığ mayacak yararlılıklarıyla masal kahramanlan gibi ina nılmaz bir şöhret kazanan bu iki deli, hiçbir nizama hiçbir kayda, hiçbir disipline girmeyen, dünya şerefin de gözleri olmayan Anadolu dervişlerindendi. Her za ferden sonra kumandanlar onlara rütbe, hil&#8217;at, muras sa kılıç gibi şeyler vermeye kalkınca gülerler: &#8220;İsteme yiz, fani vücuda kefen gerektir. Hil&#8217;at nadanları sevin dirir&#8230;&#8221; derler, hak uğrundaki gayretlerine ücret, mü kafat, övgü kabul etmezlerdi. Harp onların bayramıydı. Tüfekler, oklar, atılmağa; toplar gürlemeğe; kılıçlar, kalkanlar şakırdamağa başladı mı, hemen coşarlar, kendilerinden geçerler; naralar savunarak düşman saf larına saldırırlar&#8230; alevi gözlerle takip edilemeyen bi rer canlı yıldırım olup tutuşurlardı. Kuru Kadı, onların herkesi güldüren münakaşala rını, saçma sapan sözlerini gülümseyerek dinlerken, el çiyi yanına getirdi, iki deli de sustu. Herkes kulak ke sildi. Bu elçi <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>çe biliyordu. Küstahça tekliflerini söyledi. Palankayı saran Zigetvar kumandanı Kıraçin&#8217;di. Yanında iki bine yakın savaşçısı vardı. Grijgal&#8217;in &#8220;Vire ile verilmesini istiyordu. Ateşe, nura, haça, İncil&#8221;e, Ze bur&#8217;a yemin ediyor; çıkıp giderlerken muhafızlara hiç bir ziyanı dokunmayacağına dair söz veriyordu. Kuru Kadı: </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Pekâlâ!&#8230; Haydi git. Biz aramızda anlaşalım, ka rarımızı size öğleden sonra bildiririz! diye elçiyi aşağı gönderip kapıdan attırdı. Sonra etrafındakilere döndü. Şöyle bir göz gezdirdi. Sırtının hafıf kamburu içeri çe kildi: </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; İşittiniz ya, gaziler! dedi, Kıraçin haini bizim yüz on kişiden ibaret olduğumuzu anlamış&#8230; üzerimize iki bin kişi ile geldi. Teklif ettiği &#8220;Vire&#8221;yi kabul etmek iste yenler vârsa ellerini kaldırsın! Kimsenin eli kalkmadı. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Öyleyse hazır olalım. Haydi&#8230; Bir gürültüdür koptu;<br />
&#8211; Hazırız&#8230;<br />
&#8211; Hepimiz, hepimiz&#8230;<br />
&#8211; Hepimiz, hepimiz hazırız.<br />
&#8211; Kılıçlarımız, kalkanlarımız yağlı.<br />
-(~klanmı~ havlı_<br />
&#8211; Yatağanlanmız keskin&#8230;<br />
&#8211; Bugün nusret bizim. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Amin, amin&#8230; Kuru Kadı, &#8220;Ey alemlerin rabbi&#8221; diye ellerini kaldır dı. Bir duaya başlayacaktı. Deli Mehmet yalın kılıç kar şısına dikildi. Palabıyık, gök gözlü, geniş beyaz çehresi, yeni doğmuş bir ay gibi parlıyordu: </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Duayı bırak, efendi dedi, gaza duadan faziletli dir. Gel&#8230; Lütfet. Bize şu kapıyı aç. Kalbindeki korkuyu at. İşte hepimiz hazırız. Şu ayağımıza gelen gaza fırsa tını kaçırmayalım. Kuru Kadı&#8217;nın elleri aşağı düştü. Deli Hüsrev de ar kadaşının yanına sokulmuştu. Bütün gaziler bu iki de linin arkasına üşüştü. Sanki hepsi bir anda deli oldu lar&#8230; bir ağızdan. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Aç bize kapıyı, aç&#8230; diye bağırmaya başladılar. Kuru Kadı&#8217;nın iri patlak gözleri yaşardı. Yüzü sap sarı oldu. Uzun siyah sakalı kımıldadı. İki deliyi bile titreten, bütün gazilerin saçlarını ürperten ilahi bir ağıt ahengi kadar etkili sesiyle haykırdı. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Meydan erleri! Ey mertler! Padişahımız Süley man Gazi aşkına şu sözümü dinleyin. Benim muradım sizi gazadan engellemek değildir. Bugün can, baş feda olsun&#8230; Özellikle yarın kurban bayramı&#8230; Fakat bakı nız maksadım ne? Bugün cuma&#8230; hem de arife. Bugün hacılarımız Arafat&#8217;ta, diğer mü&#8217;minler camilerde bizim gibi gazilerin zaferi için dua etmekteler&#8230; Bunda şüp hesi olan var mı? </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hayır.<br />
&#8211; Hayır, asla&#8230;<br />
&#8211; Hayır. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; O halde münasip olan budur ki, biz de namazla rımızı eda edelim. Gözlerimizin yaşını dökelim. Dua edelim. Birbirimizle helallaşalım. Sonra gazaya girişe lim. Kalanlarımız gazi, ölenlerimiz şehit olsun! Dünya da iyi nam ile anılalım. Ahirette peygamberimizin âle mi dibinde toplanalım&#8230; Ne dersiniz? </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hay hay!<br />
&#8211; Uygun&#8230; </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Pekâlâ! Gazilerin hepsi buna razı oldu. Öğleye kadar durdu lar. Abdest aldılar, namaz kıldılar, tekbir çektiler, helal laştılar. Kıraçin&#8217;in askeri, sardıkları palankadan yükse len derin uğultuyu hep teklif ettikleri &#8220;Vire&#8221; münakaşa sının gürültüsü sanıyorlardı. Ansızın, uzaktaki <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a> kulelerinden atılan &#8220;işaret topları&#8221; işitildi. Bu, &#8220;Biz, dörtnala geliyoruz&#8221; demekti. Kuru Kadı eliyle hisarın kapısını açtı. Grijal gazileri &#8220;Allah, Allah&#8221; naralarıyla müthiş bir taşkın deniz gibi fışkırdılar. İki koldan hücum olunuyordu. Kollardan bi risine Deli Hüsrev, birisine Deli Mehmet baş olmuştu. Ovada, Grijgal&#8217;e gelen yollardan bir toz dumanıdır kalkıyordu. Nice bin atlı imdada koşuyor sanılırdı. Düş man, bu hali görünce şaşırdı. İki ateş arasında kaldığı nı anladı. Halbuki toz duman içinde yaklaşan ancak beş on gaziydi. &#8230; Bozgun başladı. Deli Mehmet&#8217;le Deli Hüsrevin takımları düşmanı kaçırmamak için iyice sarıyordu. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kara Kadı cübbesini atmış. Elindeki kılıç, cesaretlendirdiği gazileri arkasın dan yürüyordu. Deli Hüsrev, bir sarhoş gibi Kıraçin&#8217;in alayına dalmış kesiyor, kesiyor&#8230; inanılmaz bir çabuk lukla kaçanlara yetişiyor, ikiye biçiyordu. Kuru Kadı&#8217;nın gözleri Deli Mehmet&#8217;i aradı. Bakındı, bakındı. Göremedi. Acaba o muydu? Yüreği ağzına geldi. Düşman safı na karışıp kaynaşan kolun arkasında iri bir vücut yere uzanmıştı&#8230; Elli altmış adım kadar kendisinden uzak tı&#8230; Siyah, yüksek atlı bir şövalye, uzun bir kargıyı bu uzanmış vücuda saplıyordu. Durmadı. İlerledi. Koşar ken ayağı bir taşa takıldı. Yuvarlanıyordu. Kılıcı ile fır ladı. Hemen toplandı. Kalktı. Düşen kılıcını aldı. Doğ ruldu. Koşacağı tarafa baktı. Şövalye atından inmiş, kargıladığı şehidin başını teninden ayırmıştı. Bu anda, bu kestiği baş elinde, yine siyah bir şeytan gibi şahla nan atma sıçradı. Kaçacaktı&#8230; Kuru Kadı, bütün kuv vetiyle ona yetişmek için koşarken, baktı ki sol ilerisin de Deli Hüsrev kalkanını sallayarak, avazı çıktığı ka dar bağınyor, </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Mehmet, Mehmet!&#8230; Canını verdin!&#8230; Bâşını verme Mehmet!&#8230; Bu nara o kadar müthiş, o kadar tesirli, o kadar ya nıktı ki&#8230; Kuru Kadı: &#8220;Vah Deli Mehmet&#8217;miş!&#8221; diye ol duğu yerde dikildi kaldı. Durur durmaz, o an, kırk adım kadar yaklaştığı kesik başlı şehidin yerden fırladığını gördü. Nefesi tutuldu. Şaşırdı. Bu başsız vücut uçar gi bi koşuyordu. Kendi kellesini götüren zırhlı şövalyeye yetişti. Eliyle öyle bir vuruş vurdu ki&#8230; Lanetli hemen yüksek atından tepesi üstü yuvarlandı. Götürmek iste diği baş elinden yere düştü. Deli Mehmet&#8217;in başsız vü cudu canlıymış gibi eğildi. Yerden kendi kesik başını al dı. Hemen oracığa yorgun bir kahraman gibi, uzanıver di. Bunu Kuru Kadı&#8217;dan başka kimse görmemişti. Her kes kaçan düşmanı kovalıyordu. Yalnız Deli Hüsrev, </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Yüzün ak olsun, ey yiğit! diye bağırdı. Sonra Ku ru Kadı&#8217;ya doğru koşarak sordu.<br />
&#8211; Nasıl, gördün mü bu civanı?<br />
&#8211; Görmedin mi? Kuru kadı sesini çıkaramadı. Gördüğü harika onu dondurmuştu. Olduğu yerde öyle dimdik kaldı. Sanki ölmüştü. Deli Hüsrev, onu hızla sarstı.<br />
&#8211; Ne durursun be can! Ne olsun, haydi gazaya. Düşman kaçıyor&#8230; Deli Hüsrev&#8217;in kalkması Kuru Ka dı&#8217;yı baştan can verdi, &#8220;Allah Allah&#8221; diyerek ileri atıldı. Mücahitlere karıştı. Cenk akşama kadar sürdü. Er meydanının kanlı yüzüne &#8220;gece siyah saçlarını&#8221; dağıtırken çağırıcının;</span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Gaziler hisara! Sesi duyuldu. Dönen gaziler içinde kılıcından kan lar damlayan Kuru Kadı, birkaç sipahi ile dışarda kal dı. Yaralıları taşıttı. Şehit olanları saydırdı. Bunlar tam ondokuz kahramandı.:. Düşman altmış dört ceset bı rakmış, diğer ölülerinin hepsini kaçırmıştı. Kuru Kadı sabahtan beri yemek yememiş, su içmemiş, durup din lenmemişti&#8230; Toplattığı şehitleri hisarın önündeki mey dana yığdırdı. Şehit Deli Mehmet&#8217;in cesedini kendi bul du. Kesik başı koltuğunda, uyur gibi, sakin yatıyordu. Olduğu yerde gömdürdü. Sonra yanındakileri. savdı. Bu taze mezarın başına çöktü. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Ezberden &#8220;Yasin&#8221; okumağa başladı. Dışarılarda kimse yoktu, yalnız uzakta palan ka kapısındaki nöbetçi dolaşıyordu. Kuru Kadı okur ken, önündeki mezarın birden yeşil yeşil nurlarla tu tuştuğunu gördü. Sesi kısıldı. Dudaklarını oynatamadı. Çeneleri kitlendi. Bu yeşil nurun içinde Deli Mehmet&#8217;in kanlı boynuna sarılmış beyaz kanatlı bir melaike, hem onu nurdan elleriyle okşuyor, hem açık alnını öpüyor du. Bu sıcak, bu yeşil nur büyüdü, taştı, bütün âlem bu nurun içinde kaldı. Kuru Kadı&#8217;nın gözleri kamaştı. Ru hu yandı. Kendinden geçti. Onu, daha ilk defa böyle derin bir uykuya dalmış gören yoldaşları zorla kaldırdılar. Koltuklarına girdiler: </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Haydi, kapı kapanacak dediler, içeri gir. Kuru Kadı&#8217;nın dili tutulmuştu. Cevap veremedi. Sarhoş gibi sallana sallana hisara girdi. Hâlâ titriyor du. Palankanın içinde Deli Hüsrev&#8217;in menzilinden ge çerken durdu. Kulak verdi; ağlıyor mu, inliyor mu di ye&#8230; Hayır, Deli şıkır şıkır atını kaşağılıyor, keyifli bir <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>ü söylüyordu. Seslendi: </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hüsrev.<br />
&#8211; Efendim?&#8230; Kapı açıldı. Kaşağı elinde, kolları, paçaları sıvalı, başı kabak Deli Hüsrev&#8230; daha Kuru Kadı bir şey sor madan,<br />
&#8211; Gördün mü Deli Mehmet&#8217;in zevkini? dedi.<br />
&#8211; Siz de benim gibi buradan gördünüz mü? </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; &#8220;Gözlüye hotti gizli yoktur!&#8221; Küttedek kapıyı, kapadı. Yine <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>üsüne başladı. &#8230; Kuru Kadı palankada sabahı dar etti. Güneş doğ madan, Deli Mehmet&#8217;in mezarına koştu. Artık bütün günlerini bu mezarın başında geçiriyordu. Bu mezarın daimi ziyaretçisi oldu. Büyük bir taş yontturdu. Yazdır dı. Başına diktirdi. Beş vakit namazlarını bile cemaati ne bu kabrin başında kıldırmak isterdi. Artık ne hacet dilese, ona nail oluyordu. Grijgal&#8217;de, komşu palankalarda Kuru Kadı için &#8220;De li oldu&#8221; diyorlardı. Her an &#8220;sonsuzluk&#8221; badesini içmiş ezeli. bir sarhoş gibi nihayetsiz bir kendinden geçme, sonsuz sınırsız bir şevk, sükûn bulmaz bir heyecan için de yaşıyordu. Fakat nasıl &#8220;deniz çanağa sığmaz&#8221;sa, onun büyük sırrı da ruhuna sığmadı. Taştı. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Huruç günü gördüğü harikayı herkese anlatmağa başladı. Hatta daha ileri gitti, çok iyi okuduğu &#8220;Mevlid-i Şerif&#8221; lisanıy la o gün gördüğünü yazdı. Yüzlerce beyitlik bir destan düzdü. Ama o eski şevki kayboluverdi. Ruhuna koyu bir karanlık doldu. Kalbine acı bir ağırlık çöktü. Artık De li Mehmet&#8217;in yeşil nurdan mezan içinde sürdüğü ilahi zevki göremez oldu. Bu mahrumiyet onu delirtti. Ye mekten içmekten kesildi. Bir gün, yine perişan kırlarda dolaşırken Deli Hüsreve rastgeldi. Meğer o da gezini yormuş. Elindeki yayıyla yavaşça Kuru Kadı&#8217;nın arka sına dokundu. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ahmak, dedi, niye gördüğünü halka söyledin? Adam gördüğünü kaale geçirirse kazandığı hali kaybe der. Eğer sussaydın, gördüğün keramete ölünceye ka dar şahit olacaktın&#8230; Kuru Kadı yere diz çöktü, ağlamaya başladı: </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Çok perişanım diye inledi, lütfet. Gel, beni gaflet uykusundan uyandır. Benim o görnüş olduğum durum ne hikmettir? İçinde benimle senden başka onu gören oldu mu? </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bir gören daha var. O &#8220;can&#8221; herkese görünmez.<br />
&#8211; Kimdir?<br />
&#8211; Bilemezsin&#8230;<br />
&#8211; Başkaları görmedi de, biz ikimiz niçin gördük? </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; A şehitlik müjdesidir!&#8221; İkimiz de mutlaka şehit düşeceğiz!&#8230; </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kuru Kadı, gittikçe öyle serseri, öyle perişan, öyle berbat oldu ki&#8230; kendisini o kadar seven Vali Ahmet Bey bile Budin&#8217;den gelince, onun hallerine dayanamadı. Nihayet &#8220;bu deli bir kişidir. Palankada hizmetinden is tifade olunamaz&#8221; diye geriye göndermeye mecbur oldu. Aradan epey zaman geçti. Serhadde değil, hatta Grijgal hisarında bile herkes Kuru Kadı&#8217;yı unuttu. Yalnız yaz dığı destan okunuyor, hiç unutulmuyordu. On iki sene sonra&#8230; </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">Zigetvarın zaptı akabinde yaralılar toplanırken, meş hur kahraman Deli Hüsrevin bir gülleyle parçalan mış cesedi yanında, uzun boylu, ak saçlı, ak sakallı, yeşil cübbeli bir şehit buldular. Kıbleye yüzükoyun uzanmış yatan bu şehidin büyük, yeşil sarığı, henüz bo zulmamıştı. Üzerinde hiçbir silah yoktu. Yarası nere sinden olduğu belli değildi. Günlerce süren kuşatma es nasında hiç kimse böyle bir adam görmemişti. İnceden inceye araştırma yapıldı. Kim olduğu bir türlü anlaşıla madı. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Maiandra GD;">O vakit birçok gazilerin &#8220;gayb ordusundan imdada gelmiş bir veli&#8221; sandıkları bu şehit, acaba, Grijgal hisa rının o eski deli kadısı mıydı?</span></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 18pt;"> <span style="color: #c0c0c0;">|</span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span lang="en">»</span> &#8220;Öyküler&#8221; Sayfasına Dön! <span lang="en">«</span></a> <span style="color: #c0c0c0;">|</span></span></span></strong></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Öyküler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Hikayeler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Oyku/"><span style="color: #ffffff;">Öykü</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span><a href="https://www.bilgicik.com/tag/Hikaye/"><span style="color: #ffffff;"> Hikaye</span></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/basini-vermeyen-sehit-omer-seyfettin/">Başını Vermeyen Şehit – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/basini-vermeyen-sehit-omer-seyfettin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>24</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Kayışın Tesiri &#8211; (Ömer Seyfettin)</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/bir-kayisin-tesiri-omer-seyfettin/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/bir-kayisin-tesiri-omer-seyfettin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 13:08:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öyküler - Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir Öykü Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Kayışın Tesiri]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Kayışın Tesiri Ömer Seyfettin]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Kayışın Tesiri Öyküsü Hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Yüklü Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler ve Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Seyfettinin Öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[Oyku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Oku]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü Örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatından Öyküler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=4341</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir Kayışın Tesiri (Ömer Seyfettin) Bir zabit arkadaşımla oturuyorduk. Yanımızdaki masada iri, palabıyıklı, kocaman kalpaklı bir babayiğit, çetin bir Çerkes şivesiyle karsısında sıralanmış irili ufaklı kalpaklılara birşeyler anlatıyordu. Daha Kafkasya&#8217;dan yeni gelmiş sanılacaktı. &#8211; Demek yollar açıldı, dedim. Arkadaşım, &#8211; Hangi yollar? diye yüzüme baktı. &#8211; Hangi yollar olacak, Karadeniz yolu. &#8211; Nereden bildin? &#8211; [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/bir-kayisin-tesiri-omer-seyfettin/">Bir Kayışın Tesiri – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong> <span style="font-size: 25pt; font-family: Maiandra GD; color: #4abfe1;">Bir Kayışın  Tesiri</span></strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><strong><span style="color: #4abfe1;"><span style="font-size: 25pt;"><br />
</span></span><span style="color: #ff9933;"><span style="font-size: 15pt;">(Ömer  Seyfettin)</span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Bir zabit arkadaşımla oturuyorduk.  Yanımızdaki masada iri, palabıyıklı, kocaman kalpaklı bir babayiğit, çetin bir  Çerkes şivesiyle karsısında sıralanmış irili ufaklı kalpaklılara birşeyler  anlatıyordu. Daha Kafkasya&#8217;dan yeni gelmiş sanılacaktı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Demek yollar açıldı, dedim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Arkadaşım,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hangi yollar? diye yüzüme baktı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hangi yollar olacak, Karadeniz yolu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Nereden bildin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Baksana su hemşeriye&#8230; İşte mutlaka yeni gelmiş  olacak.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hangi hemşeriye?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Sağımızdaki, yanağından kan damlayan iri Çerkesi  gösterdim. Arkadaşım bir kahkaha attı. Azıcık daha katılacaktı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Çerkes taklidi yapar!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Güldürmek için mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hayır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ya niçin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Kendini Çerkes zannettirmek için.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Tekrar koca kalpaklı babayiğide baktım. Hiç <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>çe bilmez bir Çerkes fesahatiyle  başını ağır ağır sallayarak elindeki gümüş savatlı kamçıyı çizmelerinin uzun  konçlarına vurarak, takır tukur konuşuyordu. Sandalyeye ata biner gibi binmişti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Şaka etme, dedim, bu halis muhlis Çerkes&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Arkadaşım yemin etti:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Vallahi değil&#8230;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne biliyorsun?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Nasıl bilmem, benim sınıf arkadaşım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ne gülüyorsun?, dedim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ayol o Çerkes değildir! dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ey, lisanına ne diyeceksin?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Zabit mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Evet, fakat cuma günleri böyle Çerkes gibi  giyinir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Merak ettim:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Çerkes değil diyorsun, Gürcü mü?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hayır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Çeçen mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hayır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Lezgi mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Hayır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Ya ne?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>oglu <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Nereli?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; İstanbullu&#8230; Anası Germiyanzadelerden. Babası&#8230;  Mirliva olduğu halde daha dilini düzeltememiş bir Kastamonulu idi&#8230;</span></p>
<p><center><!--adsense#reklam_336x280--></center></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">O halde bu <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>, niçin herkese kendini Çerkes  zannettirmek istiyor? diye sordum. Arkadaşım tekrar bir kahkaha attı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Bak sana anlatayım niçin, dedi. Bu sahte Çerkesin  adi Mahmut Beydir. İdadi ikinci sınıfa kadar hiçbir milliyet iddiası yoktu. O  sene ramazan tatilinde bir arkadaşı kendisine Karamürsel&#8217;den gayet zarif bir  Çerkes kayışı getirdi. Bu kayışı hepimiz gördük. Hakikaten nefisti. Gümüş  savatlı tokaları ağır, kayışı siyaha yakın koyu lacivertti. Gümüşten üç büyük  sarkıntısı vardı. Mahmut bey bu kayışı beline takti. O günden itibaren <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>lerle konuşmamağa, hep Çerkeslerle  düşüp kalkmağa başladı. Ertesi sene hiç tanıdığı olmadığı halde tezkere  getirerek Karamürsel&#8217;e sılaya gitti. Harbiyeye geçtiğimiz zaman Mahmut Bey, <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a> şivesini kaybetti. Büyük  fedakârlıklar yaparak piyadeden süvariliğe becayiş etti. Zabit çıktığımız zaman <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>çe’yi unutmuştu. Ama, Çerkesceyi de  öğrenemedi. Öğrendiği mükemmel bir Çerkes şivesiydi. Adini alay için &#8220;Çerkes  Mahmut&#8221; takmıştık. O buna kızmaz, hatta iftihar ederdi. Zabitken meşhur bir  Çerkes paşaya intisap etti. Onunla İstanbul&#8217;a sürüldü. Kafkasya&#8217;ya kaçtı.  Milleti ile hiç münasebeti olmayan yerleri öz vataniymiş gibi gezdi, dolaştı.  Bir Çerkes kızıyla evlendi. Hürriyetten sonra İstanbul&#8217;a geldi. Artık isi gücü  Çerkeşlik için çalışmak oldu. Her yerde su işittiğin garip şive ile &#8220;Adige&#8221;  propagandası yapmağa başladı. Kastamonulu pasa babasından kalan serveti Çerkes  Tarihi&#8217;ni yazacak muharrire adadı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Kafkasya&#8217;dan yeni gelmiş sandığım sahte Çerkes <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>e tekrar baktım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Acaba akrabaları içinde Çerkes filan yok mu?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Arkadaşım,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">&#8211; Yok be yahu! diye elini tas masaya vurdu, halis  muhlis <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a> diyorum! Hâlâ bir kelime Çerkesce  bilmez. Sınıf arkadaşımın Karamürsel&#8217;den getirdiği Çerkes kayısında sanki bir  tılsım vardı. O andan itibaren Çerkeslik sevdasına düştü.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Arkadaşım yarim saat kadar Çerkes Mahmut beyin  gülünç menkıbelerini anlattı. Hali tavrı son derece babayiğitvari olan bu  kahraman, meğer ömründe hiçbir muharebeye girmemiş. Son derece korkakmış. Daima  tanıdıklarının iltimasıyla seferberlik zamanını geri hizmetlerde geçirmiş.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Maiandra GD;">Biz konuşurken Çerkes Mahmut bey gülerek,  yanındakilere Çerkesce sakalar ederek kalktı. Büfenin önünde durdu. Para  veriyordu. Çantasını pantolonunun cebinden çıkarırken gördüm. Belindeki yirmi  sene evvel Karamürsel&#8217;den hediye gelen kayışın savatlı gümüş sarkıntıları pırıl  pırıl parlıyordu. <a style="text-decoration: none;" href="https://www.bilgicik.com/yazi/turk-adinin-anlami-turk-ne-demektir/"> <span style="color: #000000;">Türk</span></a>lerin hariçten kendi içlerine gönüllü  bir tek &#8220;Millettas&#8221; celbedecek böyle ehemmiyetsiz kayışçıkları bile olmadığını  düşündüm. </span></p>
<p align="center"><strong><span style="font-family: Maiandra GD;"><span style="font-size: 18pt;"> <span style="color: #c0c0c0;">|</span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span lang="en">»</span> &#8220;Öyküler&#8221; Sayfasına Dön! <span lang="en">«</span></a> <span style="color: #c0c0c0;">|</span></span></span></strong></p>
<p align="center"><span style="font-family: Maiandra GD;"> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Öyküler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/oykuler-hikayeler/"><span style="color: #ffffff;"> Hikayeler</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span> <a href="https://www.bilgicik.com/tag/Oyku/"><span style="color: #ffffff;">Öykü</span></a><span style="color: #ffffff;">, </span><a href="https://www.bilgicik.com/tag/Hikaye/"><span style="color: #ffffff;"> Hikaye</span></a></span></p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/bir-kayisin-tesiri-omer-seyfettin/">Bir Kayışın Tesiri – (Ömer Seyfettin)</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/bir-kayisin-tesiri-omer-seyfettin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
