…Deyimler…

Yeni bir kavramı veya durumu ifade edebilmek için, birden fazla sözcüğün bir araya gelip asıl anlamlarından uzaklaşarak oluşturdukları dil birliklerine “deyim” denmektedir. Deyimler, kalıplaşmış söz veya söz öbekleridir. Deyimlerin toplumların kültürünü, yaşayış biçimlerini, geleneklerini, törelerini ve dünyayı anlamlandırış biçimlerini yansıtma açısından oldukça önemlidir. Eğer bir toplumun “mizahi” yönü güçlüyse, bu deyimlere de yansımaktadır.

Türkçemiz, deyimler açısından çok zengin bir dildir. Türkçedeki deyimlerin sayısı, bazı dillerdeki bütün söz varlığından daha fazladır. Bu deyimlerin içinde, binlerce yıldır işlenerek ve değişerek günümüze gelen deyimler çokluktadır. Bugün yaşayan deyimlerimizin derlenerek sizlere sunulduğu sayfamıza buradan ulaşabilirsiniz.

Türkçenin söz varlığında deyimlerin durumunu, Doğan Aksan’ın “Türkçenin Söz Varlığı” adlı kitabından aşağıya aktarıyorum:

Bir dildeki deyimler de sözvarlığı içinde yer alır; dili konuşan toplumun anlatımındaki gücünü ve başarısını, benzetmeye, nükteye olan eğilimini ortaya koyan önemli öğelerdir. Deyimler kimin zaman yüzyıllar boyunca hiç değişmeden, kimi zaman sözcüklerinde yenilenmelerle yaşamakta, yeni deyimler de aktarılabilmektedir. Bundan aşağı yukarı 1300 yıl önce kullanıldığını Köktürk yazıtlarından bildiğimiz “(birinin) sözünü kırmamak” anlamına gelen deyim, o çağda “söz” demek olan, bugün “sav” biçiminde geçen “sab” ile kurulmuştu: “Menin sabımın sımadı” (Benim sözümü kırmadı)

Bugün gönlüne göre, gönlünce biçiminde kullandığımız anlatım biçimi de o zaman ayniyle geçmekteydi: “Kıyınıg könlünçe ay. ben sana ne ayayın tidi.”(Ceyazı gönlünce ver, ben sana ne diyeyim dedi.) Türkçenin bu en eski kaynaklarında adı sanı yok olmak (adı küsi yok bolmak) deyimi geçiyor. Ayrıca bugün yaşamayan “ödine küni tegmek” (ödüne haset girmek), “adak kamşatmak” (ayağı sendelemek) gibi deyimler kullanılıyordu.

Daha sonraki dönemlerde, bugün kullandığımız deyimlerin ya olduğu gibi, ya da pek az değişik olarak geçtiği görülmektedir. Örneğin Eski Anadolu Türkçesinde, 13. yüzyıla ait Çarhname’de bugün “aklını başına toplamak” biçiminde söylediğimiz deyim, “ögüni / usunu başuna der” olarak görülmekte, 14 - 15. yüzyıla ait Hassan adlı şairin şiirlerinde “ögüni devşür-” biçiminde geçmekteydi.

Deyimlerin ne denli bizden, ne ölçüde bizim öz malımız olduğunu anlamak için başka Türk lehçelerine de bakmak gerekir. Bugün Türkiye Türkçesinden oldukça uzaklaşmış bulunan Kazak lehçesine bakarsanız “qızım sağan söyleyin kelinim sen tında” (kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla) deyiminin yaşadığına tanık oluruz. Türkmen lehçesinde aynı deyimi “gızım sana aydyan, gelnim sen eşit” biçiminde buluruz. Kazakistan’dan Kazan’a atlarsak, bugünkü “kaşığıyla verip sapıyla göz çıkarmak” deyiminin “kaşığı bilen bire, sabı bile küzni cıgara” sözleriyle geçtiğini görürüz. Balkanlar’a, Dobruca’ya uzanınca da “kaşıgıman aş berer, sabıman kuz şıgarır” biçiminde aynı deyimin karşımıza çıktığını görürüz.

Her dilde, “somutlaştırma” adını verdiğimiz anlam olayına, anlatım biçimine uyan deyimler vardır. Türkçenin bu yoldan yararlanarak anlatımı zor, ayrıntılı sayılabilecek durum ve olayları çok ince benzetmelere yer vererek, adeta sahneye koyarak dile getiren bir dil olduğunu görüyoruz. Yazı dilimizde 6 bine yaklaşan, bölge ağızlarında 5500 dolayında olan deyimlerimizin büyük bir bölümü böylece ince, somut ve dikkati çeken bir anlatıma ulaşmıştır. Bir pire için yorgan yakmak; öküz altında buzağı aramak; ata et, ite ot vermek; saçını süpürge etmek; biti kanlanmak; aba altından sopa göstermek; iğneyle kuyu kazmak bu türden yüzlerce örneğin andak bir kaçıdır.

| » Deyimler Sayfasına Git! « |


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Deyimlerin, İkilemelerin ve Alıntı Kelimelerin Yazımı

Deyimlerin Yazılışı

Deyimler ayrı yazılır: akıntıya kürek çekmek, çam devirmek, çanak tutmak, gönlünden geçirmek, göz atmak, kulak asmak, kulak vermek, çantada keklik, devede kulak, yağlı kuyruk, yüz görümlüğü.

İkilemelerin Yazılışı


İkilemeler ayrı yazılır: adım adım, ağır ağır, akın akın, allak bullak, aval aval (bakmak), cır cır (ötmek), çeşit çeşit, derin derin, gide gide, güzel güzel, karış karış, kös kös (dinlemek), kucak kucak, şıp şıp (damlamak), şıpır şıpır, tak tak (vurmak), takım takım, tı­kır tıkır, yavaş yavaş,bata çıka, çoluk çocuk, düşe kalka, eciş bücüş, eğri büğrü, enine bo­yuna, eski püskü, ev bark, konu komşu, pılı pırtı, salkım saçak, sere serpe, soy sop, süklüm püklüm, yana yakıla, yarım yamalak.

m ile yapılmış ikilemeler de ayrı yazılır: at mat, çocuk mocuk, dolap molap, kapı mapı, kitap mitap.

İsim durum ekleri ve iyelik ekiyle yapılan ikilemeler de ayrı yazılır: baş başa, diz dize, el ele, göz göze, iç içe, omuz omuza, yan yana; baştan başa, daldan dala, elden ele, günden güne, içten içe, yıldan yıla; başa baş, bire bir (ölçü), dişe diş, göze göz, teke tek; ardı ardına, boşu boşuna, günü gününe, peşi peşine, ucu ucuna.

Alıntı Kelimelerin Yazılışı

Yabancı kökenli kelimelerin yazılışlarıyla ilgili bazı noktalar aşağıda gösterilmiştir:

1. İki ünsüzle başlayan batı kökenli alıntılar, ünsüzler arasına ünlü konmadan yazılır: francala, gram, gramer, gramofon, grup, kral, kredi, kritik, plan, pratik, problem, profesör, program, proje, propaganda, pro­tein, prova, psikoloji, slogan, snop, spiker, spor, staj, stil, stüdyo, trafik, tren, triptik.

Bu tür birkaç alıntıda, söz başında veya iki ünsüz arasında bir ünlü türemiştir. Bu ünlü söylenişte de yazılışta da gösterilir: iskarpin, iskele, iskelet, istasyon, istatistik, kulüp.

2. İçinde yan yana iki veya daha fazla ünsüz bulunan batı kökenli alıntılar, ünsüzler arasına ünlü konmadan yazılır: alafranga, apartman, biyografi, elektrik, gangster, kilogram, orkestra, paragraf, program, telgraf.

3. İki ünsüzle biten batı kökenli alıntılar, ünsüzler arasına ünlü konmadan yazılır: film, form, lüks, modern, natürmort, psikiyatr, seks, slayt, teyp.

4. Batı kökenli alıntıların içindeki ve sonundaki g ünsüzleri olduğu gibi korunur: biyografi, diyagram, dogma, magma, monografi, paragraf, program; arkeolog, demagog, diyalog, filolog, jeolog, katalog, monolog, psikolog, ürolog.

Ancak coğrafya, fotoğraf ve topoğraf kelimelerinde g’ler, ğ’ye döner.

* * *


Aşağıdaki durumlarda batı kökenli kelimeler, özgün biçimleri ile yazılırlar:

1. Bilim, sanat ve uzmanlık dallarında kullanılan bazı terimler: andante (müzik), cuprum (kimya), deseptyl (eczacılık), quercus, terminus technicus (teknik terim).

2. Latin yazı sistemini kullanan dillerden alınma deyim ve sözler: Veni, vidi, vici (Geldim, gördüm, yendim.); conditio sine qua non (Olmazsa olmaz.); eppur si muove (Dünya her şeye rağmen dönüyor.); to be or not to be (olmak veya olmamak); l’art pour l’art (Sanat sanat içindir.); l’Etat c’est moi (Devlet benim.); traduttore traditore (Çevirmen haindir.); persona non grata (istenmeyen kişi).

Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi. (Orhan Veli Kanık)

 

|» Bu konuyla ilgili test çöz! « |

|» Yazım ve Noktalama Sayfasına Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

 


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Yukarı