Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?

Daha önce yazmış olduğum yazılarda (*), toplumumuzda gerçekten okumaya pek önem verilmediğini ve özellikle gençlerin okuma kültüründen uzak yetiştiğini söylemiştim. Hem bizim ağ kümemizde yaptığımız sormaca, hem de resmi kayıtlara geçen araştırmalar gösteriyor ki, bugün Türkiye’de daha bir kitabı bile adamakıllı okumamış milyonlarca insan var. Hiç kitap okumayanların dışında kalanların ise çoğu, bütün yaşamı boyunca sadece 3-5 kitap okumuş. Tabii bu sayımlamalara “ders kitapları” falan ekli değil.

Durum böyle olunca, insan merak ediyor. Neden ülkemizde okumaya pek önem verilmiyor? Bunun çok çeşitli sebepleri var. Ekonomik sıkıntılar, kişisel özellikler, insan psikolojisi, baskıcı tutumlar, siyasi görüş, zaman sıkıntısı, eğlenmeye ayrılan vaktin artması, bilişsel gelişmeler, sözlü kültür… gibi sayılabilecek onlarca neden, insanları okuma kültüründen uzaklaştırıyor. Peki sizce bu sıralanan nedenler, aşılması güç nedenler midir? Bence hayır. Çünkü bu nedenler arasında “dışa bağlı” olanlar var olsa da, okuma alışkanlığı edinememenin belirleyicisi, yine kişinin kendisidir.

Okuma kültürü kazanamamanın nedenlerini, kısaca irdeleyip okuma alışkanlığı kazanmak için bazı ipuçları vereceğim.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Azerbaycanlı Soydaşımızın Sitemi

Güney Azerbaycan‘da yaşayan değerli bir soydaşımızdan bugün bir e-posta aldım. E-postayı okuduktan sonra gerçekten yüreğim sızladı. Biz, zamanında bütün dünyayı dize getirip insanlara insanlığı öğreten bir ulus olarak bu hâllere düşecek miydik?

Kandaşımız gönderdiği yazıda, Türk dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okuyabilmek için yeterli puanı aldığı hâlde, hem Türkiye‘de hem de Azerbaycan‘da süründürüldüğünü anlatmaya çalışmış. Türk Cumhuriyetleri arasındaki bu iki önemli devlet, Türk soylu olduğu hâlde Türk devletlerinde “yabancı uyruklu” olduğu için bu kandaşımızı oradan oraya gönderip bir türlü üniversiteye öğrenci olarak almıyor. Acaba gönlü Türklük aşkıyla ve Türk‘e hizmet etme sevdasıyla yanıp tutuşan bu değerli insan, özünü gizlemediği ve temiz niyetli olduğu için mi böylesine alçaltıcı şeylerle karşılaştı dersiniz? Yoksa bu kandaşımızın yerinde Türk soylu olmayan birisi olsaydı, “Bakın, adam Türk olmadığı hâlde ülkemize değer verip burada okumak istemiş.” diyip kaydını alırlar mıydı onun?

Bu postayı okurken resmen kahroldum. İl il gezdirilen kişi Türk. Bundan daha acıdır ki gezdirenler de Türk ve gezdirilen yer bir Türk devleti. Devlet, nasıl böylesine olaylara kayıtsız kalabiliyor, şaşıyorum. Kandaşımızın Türkiye’den sonra Azerbaycan’da da benzer bir şeyle karşı karşıya kalması, daha bir üzüyor insanı. Biz, bizden olanlara değer vermezsek, kim değer verecek bize? Amerikancı emperyalist devletler mi alacak bu kardeşimizi üniversitesine?

Ben, bütün bunlar için Türkiye‘de yaşayan ve bu devletin özünü oluşturan bir birey olarak, Türkiye adına kandaşımızdan özür diliyorum.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Büyük Ozan: Aşık Veysel

Bir yaşam düşünün ki, annesinin inek sağmaktan dönerken yolda doğum yapmasıyla başlıyor; henüz dünya güzelliklerini görmeye başladığı yedi yaşında gözlerini kaybederek devam ediyor; yaptığı evlilikte de yüzü gülmeyerek eşi kaçırılıyor; annesi, babası ve çocukları ölüyor… Bu kadar büyük sıkıntılar geçirerek “Bu kadarını hak ediyor muyum?” diye düşünerek içine kapanıyor ve zaman geçirmek için eline tutuşturdukları bağlamasıyla büyük aşıkların türkülerini çalıp söyleyerek yüreğindekileri dökmeye çalışıyor. Ustalarından aldığı izle, bir zaman sonra destanlar ve şiirler dökülüveriyor ağzından. Sonra en büyük Türk, Atatürk’e yazdığı şiirini, O’na okumak için büyük yolculuklar yapıyor ve nihayetinde yüreğindeki o mükemmellik, keşfedilerek dillere düşüyor…

Üç yüz onda gelmiş idim cihana.” diyen Veysel Şatıroğlu, 1894′te Sivas‘ın Şarkışla adlı ilçesine bağlı olan Sivrialan Köyü’nde dünyaya geliyor. Yörede “Şatıroğulları” diye bilinen bir ailenin ve “Karaca” lakaplı Ahmet adında bir çiftçinin oğlu olan Veysel‘in doğduğu sıralarda tüm yurtta olduğu gibi Sivas’ta da “çiçek” hastalığı bir sürü can almaktadır. Kendisinden önce iki kardeşinin ölümüne neden olan bu hastalık Veysel‘i, annesinin ona diktiği elbiseyi kendisini çok seven Muhsine Kadın’a göstermek için gittiği yerden eve dönerken bir çamura düşmesi sonucunda yakalıyor. Çiçek hastalığına yakalanan Veysel, sol gözünü kaybediyor.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Osmanlıca Nedir?

http://farm4.static.flickr.com/3171/2335281240_d7580613cc.jpg?v=0Çoğu zaman tartışılmıştır, “Osmanlıca” mı, yoksa “Osmanlı Türkçesi” mi diye. Hem bu konuya biraz değinmek hem de Osmanlı dönemindeki dil özelliklerini biraz açmak gerekiyor. Çünkü bugün bile o dönemin dilini öven, onlar gibi konuşmaya çalışan kişiler / gruplar var. Kendine bile hayrı olmayan insanların, “nur”undan nasiplenmek isteyen ve alâkasız bir şekilde bunu Osmanlıca ile yapmaya çalıştıklarını görmek, beni düşündürüyor.

Türk tarihi, maceralarla ve kahramanlıklarla doludur. Başka toplumların tarihlerine bakarsanız, hiçbir toplumun Türkler‘inki kadar büyük ve köklü bir tarihi olmadığını görürsünüz. Osmanlılar dönemi de uzun süre dünya tarihinin seyrini değiştirmiş bir dönemdir. Fakat bu dönem üzerinde sonradan birçok tartışma yaşanmış ve bu dönemi temel alan siyasi düşünceler bile oluşmuştur. “Osmanlıcı” fikir akımları çıkmış, yükselme dönemindeki gelişmelerin, dinî yaptırımlar (şerî kanunlar) ve esnek milli duruş sayesinde olduğunu düşünen insanlar çıkmıştır. Osmanlılar’dan önce pek görülmeyen bir duruş olarak, o dönemde şuna buna benzemek için öz kültürümüzden, dilimizden, milliyetimizden… vazgeçmiş, sonunda özümüze aykırı bu duruş nedeniyle tarihin tozlu sayfalarına gömülmüşüzdür. İşte bu yanlışlar içerisinde geçen dönemde oluşturulan dil de her ne kadar Türkçeden çok uzak olsa da, sonuçta uzun süre boyunca kullandığımız ve Türkçenin bir dönemi olarak saydığımız bu dönemin diline, “Osmanlı Türkçesi” demenin daha doğru olacağını düşünüyorum.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 ...33 34 35 »

Yukarı