acil kitap


TVT Türkçe Karşılıklar Kılavuzu 2008

Türkçesi Varken Topluluğu (*) adına, Gökbey yoldaşımızın bir yıllık çalışma sonucu hazırlayıp biz Türkçe gönüllülerine sunduğu “Türkçe Karşılıklar Kılavuzu” yayımlandı. Türk Dil Kurumu da yayımlamış olduğu “Özleştirme Kılavuzu“nda Gökbey’in hazırlamış olduğu kılavuzdakinden çok daha fazla yabancı kökenli sözcüğe Türkçe karşılık bulmuş ve kullanıma sunmuştu. Fakat burada tanıttığımız kılavuzda, daha önce kullanılmamış; fakat Türkçesi Varken yazışmalığında önerilmiş özgün türetmeler de bulunuyor.

Gökbey dildaşımıza bu kutlu çalışması için yürekten teşekkür ediyor, onun bu çalışmalarının artarak devam etmesini diliyorum. Gökbey’in kendisinin yazdığı önsöz kısmındaki yazıyı buraya da aktarıyor ve kılavuzu indirebileceğiniz bağlantıları aşağıya ekliyorum.


Öz Türkçeleştirme Çalışmaları

Geçmiş yıllardan beri Öz Türkçe ve Türkçeleştirme çalışmaları tartışılagelmiştir. Öz Türkçe ile belirtilmek istenileni anlamayan veya anlamak istemeyen çevreler, doğuşundan kısa süre sonra bir “düşünce akımı” durumuna gelen bu çalışmaları karalamak adına değişik işler içerisine girmişlerdir. Binlerce yıldır işlenerek bugünlere gelen kutlu dilimizi yabancı etkilerden korumak; onu birçok dilde olabilecek “kirliliklerden” arındırabilmeye çalışmak; Türkçemizin hem öz yapısını ve sözcüklerini kaybettirmemek hem de çağdaş ortamın gerekleriyle donatmak amacıyla yapılan çalışmaların değişik yönlere çekilmeye çalışılmasının anlamsız bir çaba olduğunu söylemek, kuşkusuz tarih, kültür ve dil bilincine sahip Türklerce olumlu karşılanacaktır.

Konuyu derinlemesine açıklayabilmenin hem büyük bir araştırma ve çalışma gerektireceğinden hem de yazının kapsamı dolayısıyla uzayarak sıkıcı bir durum almasına neden olacağından, “Öz Türkçe” ile neyin anlatılmak istenildiğine, bu çalışmaların ne amaçla yapıldığına ve Türkçeleştirme çalışmalarını karalamaya çalışanlara kısaca değinmek istiyorum. Bunları anlaşılır ve derli toplu olması bakımından üç başlık altında topluyorum:


Türkiye’de Kişi Ad ve Soyadları
Üzerine Bir Değerlendirme

Türkler müslüman olduktan sonra, yoğun bir şekilde İslam kültüründen etkilenmişlerdir. Elbette bu etkilenme genellikle olumlu biçimde olmuştur. Eski Türk inancı ile İslam inancının değerleri karıştırılarak yeni bir Türk-İslam kültürü oluşturulmuştur. Türkler, İslam’ı aldıkları toplumlardan yalnızca “din” boyutunda bir şeyler almaya çalışmışlarsa da, ister istemez benzer inanç yapılarına sahip toplumların diğer özelliklerinden de etkilenmişlerdir.

Zamanla uçlara gidebilecek kadar aşırı bir şekilde dini yaşamaya çalışan insanlar, İslam’ı yaşamak ile Arap kültürünü yaşatmayı birbirine karıştıracak duruma gelmişlerdir. Bu yanılgıların en belirgin örneği de çocuklara verilen adların Arapça – Farsçadan seçilmeye çalışılmasıdır. Dindar insanlar hep şöyle derler: “Kutsal kitabımız olan Kur’an-i Kerim’de geçen adları çocuklarımıza vermek daha güzel, doğru ve sevap olur. Kur’an’da geçmeyen adları kullanmak, pek doğru değildir.” Bu düşünce, Türkler’i Araplaştırmaya çalışmaktan başka hiçbir amaçla söylenmiş olamaz. “Ne ilgisi var?” diyebilirsiniz. Şöyle açıklayayım: Türkiye’de herkes Kur’an’da geçen adları çocuklarına verse, Türk Yurdu‘nda yaşayan hiç Türk adlı birisi kalır mı? Bizi biz yapan, benlik değerlerimizi Araplarınkine yaklaştırınca, bizim Araplar’dan bir farkımız kalır mı? Kalmaz.

İslam, güzelliklerin dinidir ve hiçbir zaman insanları zora sokacak dayatmaları içermez. Her zaman kolaylıklarla inancımızı yaşamaya uygun bir yapıya sahiptir. Tanrı (Allah), bize hiçbir zaman “Bir müslümanın çocuğunun adı Arapça olmalıdır.” diye bir şey dememiştir. Çok doğaldır ki, bir Çinli budizmden vazgeçip müslüman olursa, çocuğuna Arapça ad koymak zorunda değildir. Aynı şekilde toplu olarak İslam’ı seçen biz Türkler’in de çocuklarımıza Öz Türkçe adlar vermemizde hiç sakınca yoktur ve doğru olanı da kuşkusuz budur.


Yha da Ne Demekmiş?

Aslında bu yazıyı yazmak için pek uygun bir zamanda olduğum söylenemez. Hatta yazdıklarımın denetimimden çıkıp atıp tutmama neden olabileceğini de biliyorum. Fakat şu saçmalığın bir an önce son bulmasını istiyorum.

Günceye yazılan yorumları denetlerken, yazılanlar karşısında gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. Kendi kendime düşünüyorum ve “Bunları yazanların, büyük olasılıkla Türk olmamaları gerekir.” demekten kendimi alamıyorum. Yazılanlar o kadar garip, o kadar çirkin ki… Çirkinlik derken, küfreden, uygunsuz içerikle ilgili bağlantılar ekleyen veya istenmeyen yorum gönderen insancıkları kastetmiyorum. Türkçe düşündüğü hâlde, “Türk“çe yazamayanlara benim sitemim.

Bu ayın 14′ünde ve 16′sında yazılan iki yorumu, burayı okuyanlara ibretlik diye göstermek için silmedim. Kaç gündür denetim bölümünde bekliyorlar. Bunlardan ilki yorumdaki adına “merveee” diye yazan birisinin yorumu.


 

Öztürkçe İle Birleşik Sözcükler Üzerine Notlar

 (Tahir Balcı)

 


1) Hasan Eren “Eski dilci” kavramını öz Türkçe akımı ve Atatürk’ün “Türk Dil Kurumu” yanlıları için; “yeni dilci”leriyse şimdiki “Türk Dil Kurumu” yanlıları anlamında kullanmaktadır.

2) Doğan Aksan, devrimi sonucunda 25.000 kadar yeni sözcüğün benimsenmiş olduğunu, kuruluş biçimi tartışılan sözcük sayısının 50′yi aşmadığını, bu oranın ise % 0,5 olduğunu belirtmektedir.

Türk Dili’yle ilgili birçok şey yazılıyor. Yazılanların çoğu “eski dilciler” ile “yeni dilciler” arasındaki bir tartışı niteliğinde. Örnek olarak Hasan Eren, Mertol Tulum ve İsmail Parlatır’ın “Türk Dili Dergisi’nde çıkan çeşitli yazılarını verebiliriz. Bir dilin gelişmesi, çok iyi araştırılmasına bağlıdır. Türk Dili’yle ilgili araştırı, tartışı ve eleştiriler bu nedenle son derece önemlidir. Türk Dili’ni araştırmak, geliştirmek ve varsıllaştırmak bilimcilerin görevidir. Bu görevin simgesiyse 1932′de kurulan Türk Dil Kurumu’dur.


Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 ...10 11 12 »