Gagauzlar: Gök Oğuz’dan Hristiyan Türkler

Karadeniz’in kuzeyine yüzyıllar önce göç eden, Oğuz boyundan gelen soydaşlarımız Gagauz (Gök Oğuz) Türkleri, bugün Türklüğü hiçbir yerde görülmeyen bir bağlılıkla yaşamaya çalışıyorlar. Yoğun çabalarıyla, güçlüklere ve baskılara rağmen kurdukları özerk yönetimle Moldova’da kendi bayrakları altında yaşamak için çabalıyorlar. Ata yurtlarından ayrılmak, Slav etkisi altına girmek ve çok defa çeşitli baskılarla oyunlara maruz kalmak, onların öz değerlerine sıkı sıkıya bağlı kalmalarını sağlamış. Böylece, diğer Oğuz boylulardan ayrılalı yüzlerce yıl geçmesine rağmen, hâlâ Oğuz Ata’nın boyuna layık olabilmek için, çevredeki çaşıtların (1) inadına Türk bilincini yaşıyor, yaşatıyorlar.

Bütün Oğuzların atası olarak kabul edilen Oğuz Kağan‘ın adından hareketle, “Gök - Oğuz” adından türeyerek oluştuğu düşünülen “Gagauz” adının kökeni hakkında farklı düşünceler de vardır. Yapılan araştırmalar, Gagauz Türkleri’nin Peçeneklerle çok yakın ilgisi olduğunu ortaya koymaktadır. Yaklaşık 11. yüzyılda Tuna’yı geçerek Balkanlar’a doğru göç eden Gagauzlar, daha sonra Ortodoks Hristiyan olmuşlar, bir dönem Osmanlı hâkimiyetinde kaldıktan sonra 18 - 19. yüzyılda yaygınlaşan bağımsızlık hareketlerinden etkilenerek yeniden Tuna’ya doğru göç etmişlerdir. Sovyetler Birliği Gagauzların yerleşmesi için Tuna Nehri’nin çevresinde bir yer ayırmıştır. O dönemden beri bugün Komrat diye adlandırılan topraklarda yaşayan Gagauzlar, şu anda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla kurulan Moldova Cumhuriyeti’ne bağlı “özerk” bir devlet olarak varlığını sürdürüyor. Bir “halk ayaklanması” biçiminde özerlik hakkını elde eden Gagauzlar‘ın kendi bayrakları, ulusal marşları, sınırlı yetkiler çerçevesinde yasama - yürütme - yargı erklerinin toplandığı bir meclisleri (2) ve milletvekilleri bulunuyor. Her ne kadar Moldova Anayasası’nda belirlenen sınırlılıkları aşamasa da bu özerk devlet, kendi içinde düzeni sağlayabilecek güce sahip.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Kuzey Irak Kara Operasyonu

http://farm3.static.flickr.com/2193/2287044216_f6acf9c38b.jpg?v=0

İki gündür Türk ulusu olarak hepimiz, diken üzerinde oturuyor / uyuyoruz. Kaç yıldır Türkiye‘yi rahatsız eden “pkk” terörü, yakın geçmişte yaptığı hain saldırılarla, Türk Silahlı Kuvvetleri‘nin Kuzey Irak’a havadan sınırötesi operasyon yapmasına neden olmuştu.

Havadan yapılan saldırılarla ağır yara alan pkk, Karabağ bölgesine doğru kaçma planı yaparken, Tsk bu sefer de Kuzey Irak’a karadan girme kararı aldı. Çok da iyi etti bence. Kanları beş para etmez aciz varlıklar yüzünden, her yıl vatan evlatları can veriyor; askerlik gibi kutlu bir görev, aileler tarafından kâbuslara dönüşüyordu.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Bu Nasıl İnsanlık?

http://farm3.static.flickr.com/2312/2246943224_490491d6d6.jpg?v=0İki üç gündür dünya gündemini işgal eden bir konu var. Irak’ta bir kadının kocasından şiddet gördüğü için evden kaçmış ve yezidilere sığınmıştı. Hâlâ şerî hükümlerin geçerli olduğu ülkede, kadın sorguya çekildikten sonra serbest bırakılmış; fakat iki gün sonra hakkında “ölüm” kararı verilmişti. Ne yazık ki kadın, bugün meydana çıkarılıp linç edildi.

İslam‘ı yaşadıklarını zanneden; fakat İslam ile uzaktan yakından ilgileri olmayan, sözde insan haklarını koruduklarını ve toplumda huzur sağladıklarını zanneden perişan yöneticilerin elinde bulunan bu ülkede yaşanılanlarla, şeriatın en az komünizm kadar tehlikeli ve zararlı bir yönetim biçimi olduğu anlaşıldı. İslam‘ı dünyaya “zorba dini” diye tanıtmak istercesine, Kur’an eşliğinde ve çocukların gözleri önünde genç kadın taşlarla ve sopalarla linç edildi.

Zılgıt atmaktan ve orta çağ inanışlarını aynen devam ettirmekten başka bir şey bilmeyen ve bugün tanık olduğumuz olayda da gördüğümüz üzere cani olan kürtler, bir de çok güzel bir şey yapmış gibi kadını öldürdükten sonra resmen sevinç gösterileri düzenlemişler. Merak ediyorum, Abd‘nin Irak’ta resmen soykırım yaptığı, her gün yüzlerce insanın öldüğü bu ülkede, bir iki cahil yöneticinin elindeki bu aciz halk topluluğu doğal davranışlar içerisindeki bir kadını öldürdükten sonra “mutlu” oldular mı?

Benim üzüldüğüm durum da, hâlâ ne kadar rezil bir sistem olduğunun farkında olmayan birkaç TÜRK‘ün de ülkemizde bu yobaz zihniyeti taşıması… Umarım hepsine güzel bir ders olur bu. HaberTürk‘te geçen haberi buraya taşıyorum:


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Türk Tarih ve Kültüründe
Bozkurt

Türk Kültüründe Bozkurt’un Manası
(Mehmet Dönmez)

Türk kültüründe bozkurt‘un manasını açıklayabilmek için kültürün tanımlanması gerekir. Özellikle kültürde sembolün öneminden bahsettikten sonra Türk kültüründe bozkurt‘un manasını daha rahat açıklayabiliriz. Çünkü bir milletin kültürü ile mitolojisi birbirinden farklı kavramlar değildir. Her ikisi de aynı hayat felsefesinden beslenmektedir. Kültür; bir milletin, dilini, sanatını, dinini, hukuk ve ahlakını, duygularını, inançlarını, hükümlerini aksettirir.(1) Çünkü bir milletin folklorunu, edebiyatını, mitolojisini, dini idrak tarzını belirleyen, mensuplarırun idrak alemini oluşturan değerlerin özünde o milletin kültürü vardır.

Kültürün özelliği, ait olduğu fertlere kazandırmış olduğu idraktır. Bir kültürün sınırı, onun zihniyet ve imanı ilf çevrelenmiştir. Kültürleri birbirinden ayıran, zihniyet ve iman farklandır. Aynı farklara sahip olan cemiyetlerin birbiri ile çarpışmasına sebep olur.(2) Kültür çevreleri benzer olan veya benzer kaynaklardan beslenen kültürler olur ama bunlar birbirine tamamen benzemez.

Her kültür, diğerlerinden farklı görünmek durumundadır, Farklılık şuuru olarak isimlendireceğimiz bu durum, toplumun bütün hayat şekillerini başka kültürlerden ayrı olmaya, değişik bir üslüp kurmaya yönlendirmektedir. Milli kimlik yahut, kişilik dediğimiz bu farklı oluş, düşünce biçiminden, kılık kıyafet, tavır ve davranış biçiminden, eğitime ve eğlenceye kadar hayatın her saha ve safhasında görüpür. Mesela, aynı dine mensup olan milletlerin dinî anlayış şekilleri birbirinden farklıdır. Çünkü idrak alemini şekillendiren değer yargıları farklıdır. Bu farkı onaya çıkaran ise o inilletin kültürüdür. Bu farklılıklar o milletin mimarî abidelerine, edebî eserlerine, musikî eserlerine, felsefî sistemlerine v.s yansır ve kültürün devamlılığını sağlar. Böylece gelecek nesillere yol gösterici olur, kaynaklık yapar.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Sayfalar: 1 2 3 »

Yukarı