<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kültür | Bilgicik.Com</title>
	<atom:link href="https://www.bilgicik.com/yazi/category/bizim-kalemimizden/kultur-bizim-kalemimizden/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bilgicik.com</link>
	<description>Türkçe, Edebiyat, Teknoloji... Bilgicik Günlüğüm (:</description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 May 2018 22:21:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Tarihi Bir Değer: Herakles Lahdi</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/tarihi-bir-deger-herakles-lahdi/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/tarihi-bir-deger-herakles-lahdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 May 2018 08:54:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=113946</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda Türkiye&#8217;ye iade edilen tarihi eserler arasında en önemli olanlardan birisi de Herakles Lahdi’dir Herakles Lahdi milattan sonra 2. asırda Roma dönemi eserlerinden birisidir.Yaklaşık olarak 235 santimetre boyunda, 3 ton ağırlığında ve 112 santimetre genişliğinde olan lahit, arkeoloji literatüründe Torre Novee olarak adlandırılmaktadır. Asya lahit grupları içerisinde yer alan Herakles Lahdi, Antalya Müzesi&#8217;nde düzenlenen [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tarihi-bir-deger-herakles-lahdi/">Tarihi Bir Değer: Herakles Lahdi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Son yıllarda Türkiye&#8217;ye iade edilen tarihi eserler arasında en önemli olanlardan birisi de Herakles Lahdi’dir</em></strong> Herakles Lahdi milattan sonra 2. asırda Roma dönemi eserlerinden birisidir.Yaklaşık olarak 235 santimetre boyunda, 3 ton ağırlığında ve 112 santimetre genişliğinde olan lahit, arkeoloji literatüründe <strong><em>Torre Novee</em></strong> olarak adlandırılmaktadır.</p>
<p><strong><em>Asya lahit grupları içerisinde yer alan Herakles Lahdi, Antalya Müzesi&#8217;nde düzenlenen bir törenle Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş tarafından ziyaretçilere açıldı.</em></strong> Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinin girişimleriyle sonuçlanan ve İsviçre&#8217;de sergilenmekte olan lahit, bakanlık yetkilileri tarafından Cenevre kentinde teslim alınarak 6 Eylül&#8217;de Cenevre&#8217;den çıkışı sağlanmış ancak İsviçre&#8217;deki resmi tatil sebebiyle gümrük deposunda bir süre bekletildikten sonra Cenevre Başkonsolosluğu tarafından 13 Eylül&#8217;de Zürih&#8217;e götürülmüştür.Lahit Türk Hava Yolları kargo uçağı ile aynı gün içerisinde Atatürk Havalimanı&#8217;na ulaştırılmıştır.</p>
<p>[ad1]</p>
<p>Yunan mitolojisine göre Herakles, Roma Mitolojisine göre ise Herkül adıyla bilinen mitolojik bir kahraman Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene’nin oğludur.Lahitteki yazılarda Herakles&#8217;in yaptığı işler sırasıyla 12 bölüm halinde anlatılır.Her bölümde Herakles&#8217;in fizyolojik olarak değişim gösterdiği, olgunlaştığı ve yaşlandığı görülmektedir. Mitolojilerdeki efsaneye göre Amphitryo’nun savaşa gitmesi üzerine onun kılığına girerek Alkmene ile ilişkiye giren Zeus&#8217;un, ondan Herakles isminde bir çocuğu olur.Alkmene’nin Zeus’tan hamile kalması tanrıça Hera’yı kızdırır. Hera’ya ve onun tanrısal güçlerine karşı gelemeyen Herakles, bir cinnet sonucu ailesini öldürür.Bu cinayetin sonucunda Herakles bir kâhine giderek ona danışır. Kâhinin verdiği görevler 12 iş olarak isimlendirilir.</p>
<p>Herakles Lahdi’nin son yüzyıldaki hikâyesi şöyledir:<strong><em>Antalya&#8217;nın Aksu ilçesindeki Perge Antik Kenti içerisinde 1960&#8217;lı yıllarda kaçak kazılar sonucunda bulunup yurt dışına kaçırılmıştır.</em></strong>Herakles Lahdi’nin İngiltere&#8217;de restorasyonu yapıldıktan sonra lahde 2010 yılında İsviçre&#8217;ye götürülme esnasında Cenevre Serbest Limanı’nda İsviçre Federal Gümrük yetkilileri tarafından yapılan kontrolde, İsviçre kanunları uyarınca el konulmuştur.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-113947" src="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2018/05/herakles-lahdi.png" alt="" width="649" height="649" srcset="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2018/05/herakles-lahdi.png 649w, https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2018/05/herakles-lahdi-150x150.png 150w, https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2018/05/herakles-lahdi-300x300.png 300w, https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2018/05/herakles-lahdi-198x198.png 198w, https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2018/05/herakles-lahdi-64x64.png 64w" sizes="(max-width: 649px) 100vw, 649px" /></p>
<p><strong><em>Perge Antik Kenti nekropolünde bulunup kaçırılan ve İsviçre&#8217;de bulunan lahit; İsviçre Hükümeti tarafından 2011 yılında Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;na haber verilmiştir.Konunun uzmanlarınca incelenen lahdin Perge Bölgesi&#8217;ne ait olduğu anlaşılmıştır.Bunun üzerine Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmış ve bu soruşturmaya istinaden Cenevre Başsavcılığı 21 Eylül 2015 tarihinde Herakles Lahdi’nin Türkiye&#8217;ye iadesine karar vermiştir.</em></strong>Aynı zamanda bu karar 2 Mayıs 2016&#8217;da Cenevre Adalet Mahkemesi Ceza Dairesince onanmış ve iade kararı bir kez daha kesinleşmiştir.</p>
<p><strong><em>Perge Antik Kenti nekropolünde bulunan ve İsviçre&#8217;ye kaçırılan lahit, Roma Dönemine ait olup Herakles&#8217;in 12 işinin tasvir edildiği yazılar ve şekillerle birlikte Antalya Medeniyetler Müzesi&#8217;ne getirilip ziyarete açılmıştır.</em></strong>Herakles Lahdi ile birlikte Türkiye&#8217;den kaçırılan yüzlerce eserden birisi daha ait olduğu topraklara getirilmiştir.</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tarihi-bir-deger-herakles-lahdi/">Tarihi Bir Değer: Herakles Lahdi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/tarihi-bir-deger-herakles-lahdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>20 TL&#8217;nin Üzerinde Resmi Bulunan Mimar Kemaleddin Kimdir?</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/20-tlnin-uzerinde-resmi-bulunan-mimar-kemaleddin-kimdir/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/20-tlnin-uzerinde-resmi-bulunan-mimar-kemaleddin-kimdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2018 13:59:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112812</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mimar Kemaleddin Kimdir? Asıl adı Ahmet Kemaleddin olan Mimar Kemaleddin 1873 yılında İstanbul&#8217;un Acıbadem semtinde, orta halli bir ailenin tek çocuğu olarak doğmuştur. Annesi Sadberk Hanım babası ise Bahriye miralaylarından Ali Bey’dir. İlköğrenimini İbrahim Ağa İptidai Mektebi’nde 1975&#8217;te başlayan Mimar Kemaleddin, ortaöğrenimini 1881&#8217;de babasının işi vesilesiyle gittiği Girit&#8217;te devam ettirdi.Ailesiyle birlikte İstanbul&#8217;a dönen Mimar Kemaleddin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/20-tlnin-uzerinde-resmi-bulunan-mimar-kemaleddin-kimdir/">20 TL’nin Üzerinde Resmi Bulunan Mimar Kemaleddin Kimdir?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Mimar Kemaleddin Kimdir?</h2>
<p>Asıl adı <strong>Ahmet Kemaleddin</strong> olan <strong>Mimar Kemaleddin</strong> 1873 yılında İstanbul&#8217;un Acıbadem semtinde, orta halli bir ailenin tek çocuğu olarak doğmuştur. Annesi Sadberk Hanım babası ise Bahriye miralaylarından Ali Bey’dir. İlköğrenimini İbrahim Ağa İptidai Mektebi’nde 1975&#8217;te başlayan Mimar Kemaleddin, ortaöğrenimini 1881&#8217;de babasının işi vesilesiyle gittiği Girit&#8217;te devam ettirdi.Ailesiyle birlikte İstanbul&#8217;a dönen Mimar Kemaleddin orta öğrenimini burada tamamladı.Henüz lise yıllarında mühendisliğe merak duymaya başlayan Kemaleddin, 1887 yılında Hendese-i Mülkiye Mektebi’ne yani İstanbul Teknik Üniversitesi&#8217;ne kayıt oldu. Buradaki mühendislik eğitimini birincilikle tamamlayan Kemaleddin, aynı bölümde 1891 yılında Alman akademisyen Jachmund’un asistanlığı ile öğrenimine devam etti. Bu vazifede dört yıl boyunca bulunan Kemaleddin, açtığı özel bir ofiste kendi eserlerini üzerinde çalışmaya başladı.</p>
<p>[ad1]</p>
<p>Jachmund’un desteği ve teşviki ile mimarlık eğitimini geliştirmek amacıyla ve devlet bursuyla Almanya&#8217;ya gönderilen Kemaleddin; Berlin&#8217;de Berlin Teknik Üniversitesi&#8217;nde iki yıl eğitim gördü. Orada çeşitli mimarlık ofislerinde iki buçuk yıl deneyim sahibi oldu. 1900 yılında İstanbul&#8217;a dönüp öğretim üyeliğine başladı.Jachmund’unTürkiye&#8217;deki derslerini o devam ettirdi. 1908 yılında <strong><em>Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti</em></strong>’ni kurdu. Bu anlamda Türkiye&#8217;deki ilk meslek odasını kurmuş olan Mimar Kemaleddin İkinci Meşrutiyet’ten sonra Evkaf Nezareti İnşaat ve Tamirat müdürü olarak çalışmaya başladı. Şark Demiryolları Şirketi adına 4 tane tren istasyonu tasarladı. Şirket adına Filibe Garı mimarisini tasarlayan Kemaleddin, Edirne ve Selanik Garı’nın da tasarısını yapmış, temellerini atmıştır ancak Edirne Gar&#8217;ı 1914 yılında tamamlanmıştır. Edirne&#8217;deki Ticaret Lisesi binasını 1908 yılında tasarlayan Mimar Kemaleddin, Sofya Garı’nı da İkinci Meşrutiyet’ten önce tasarlamıştır. Mimar Kemaleddin bu dönemde tarihi yapıların restorasyonu ve yeni yapı tasarımlarıyla ilgilendi.</p>
<p>Osmanlı Mimarisini yakından inceleyen ve bunun üzerine kendi üslubunu şekillendiren Kemaleddin, ulusal bir mimari geliştirme konusunda kendisini yetiştirdi. 1910’dan itibaren daha sıkı bir tempo ile Türkiye’de, İstanbul&#8217;da ve yurt dışında birçok mimari çalışmaya imza attı.</p>
<p>Kudüs&#8217;te bir süre Mescidi Aksa’nın restorasyonu için çalıştı. Türkiye&#8217;ye döndüğünde Ankara&#8217;da kurulan yeni yapılar üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Birçok mimari yapının restorasyonunda ve yeniden tasarlanmasında emsallerinden çok farklı çalışmalarda bulunan Kemaleddin, 1927 yılında beyin kanaması sonucunda Ankara&#8217;da vefat etti. Beyazıt Camii avlusunda bulunan kabri 2007&#8217;de yeniden düzenlenerek anıt mezar haline getirildi.</p>
<p>Mimar Kemaleddin&#8217;in oğlu ise besteci İlhan Mimaroğlu’dur. Mimar Kemaleddin 16. asırda yaşamış olan ve Beyazıt Camii&#8217;nin mimarlarından birisi olan Kemaleddin ile farklı kişidir. Mimar Kemaleddin 20. yüzyılın en tanınan Türk mimarı olarak <strong><em>Birinci Ulusal Mimarlık Akımı</em></strong>nın önde gelen isimlerinden birisidir.<br />
[ad2]<br />
Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşu ile Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun yıkılışı arasındaki devrin en büyük Mimarlarından olan Mimar Kemaleddin, 20 Türk lirasının arka yüzünde bir portresi ve en büyük yapıtlarından birisi olan Gazi Üniversitesi Rektörlük binasının resmi yer almaktadır.</p>
<h2><strong>Ünlü Osmanlı Mimarı Mimar Kemaleddin&#8217;in Eserleri Nelerdir?</strong></h2>
<ul>
<li>Eyüp Anadolu Lisesi</li>
<li>Çapa Fen Lisesi</li>
<li>Şemsipaşa İlköğretim Okulu</li>
<li>Ankara Evkaf Apartmanı</li>
<li>Çamlıca Kız Lisesi</li>
<li>Bostancı Camii</li>
<li>Bebek Camii</li>
<li>Yeşilköy Camii</li>
<li>Kamer Hatun Camii</li>
<li>Reşadiye Mektebi</li>
<li>Sultan Reşat Türbesi</li>
<li>Gazi Osman Paşa Türbesi</li>
<li>Mahmut Şevket Paşa Türbesi</li>
<li>Ahmet Cevat Paşa Türbesi</li>
<li>Ali Rıza Paşa Türbesi</li>
<li>Hüsnü Paşa Türbesi</li>
<li>Fethiye Camii</li>
<li>Koca Sinan Paşa Medresesi</li>
<li>Laleli Tayyare Apartmanları</li>
<li>İstanbul Birinci, İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Vakıf Hanları</li>
<li>Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası</li>
<li>İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanesi</li>
<li>Filibe Gar binası</li>
<li>Edirne Gar binası</li>
<li>Bandırma Haydar Çavuş Camii</li>
<li>Gazi Eğitim Enstitüsü binası</li>
<li>Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Müdürlüğü binası</li>
<li>Ankara Palas projesinin son şekli</li>
<li>Kudüs Mescid-İ Aksa Restorasyonunun Projelendirilmesi</li>
<li>Eski Çukurcuma Hanı</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/20-tlnin-uzerinde-resmi-bulunan-mimar-kemaleddin-kimdir/">20 TL’nin Üzerinde Resmi Bulunan Mimar Kemaleddin Kimdir?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/20-tlnin-uzerinde-resmi-bulunan-mimar-kemaleddin-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Denizde Oluşan Rip Akıntısı (Çeken Akıntı) Nedir, Nasıl Kurtuluruz?</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/denizde-olusan-rip-akintisi-ceken-akinti-nedir-nasil-kurtuluruz/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/denizde-olusan-rip-akintisi-ceken-akinti-nedir-nasil-kurtuluruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jan 2018 08:44:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112378</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle Karadeniz sahillerinde görülen rip ya da çeken akıntı denen deniz hareketleri her yıl yüzlerce insanın hayatını riske atıyor. Ülkemizde yaşanan boğulma vakalarının neredeyse %70’ine neden olan ve profesyonel yüzücülerin bile karşı koyamayacağı güçteki bu akıntı nedir ve akıntıdan kurtulmak için neler yapılır? Çeken Akıntı Nedir? Çeken akıntılar, kıyıya ulaşan dalgalara tepki olarak oluşan kısa [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/denizde-olusan-rip-akintisi-ceken-akinti-nedir-nasil-kurtuluruz/">Denizde Oluşan Rip Akıntısı (Çeken Akıntı) Nedir, Nasıl Kurtuluruz?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle Karadeniz sahillerinde görülen rip ya da çeken akıntı denen deniz hareketleri her yıl yüzlerce insanın hayatını riske atıyor. Ülkemizde yaşanan boğulma vakalarının neredeyse %70’ine neden olan ve profesyonel yüzücülerin bile karşı koyamayacağı güçteki bu akıntı nedir ve akıntıdan kurtulmak için neler yapılır?</p>
<h2>Çeken Akıntı Nedir?</h2>
<p>Çeken akıntılar, kıyıya ulaşan dalgalara tepki olarak oluşan kısa süreli ve hızlı akıntılardır. Pek çok sahilde kıyıya dik olarak oluşan, ayakların altından kumun aniden kayması olayıdır ve tamamen doğal bir oluşumdur.<br />
Deniz dip yapısının topuk-dalyan-topuk (kum tepeciği-yarık-kum tepeciği) şeklinde olduğu bölgelerde görülen ve sığ sudan derin suya hareket eden oldukça kuvvetli akıntılardır. Rüzgârlı havalarda topuklarda (kum tepesi) kırılan dalgaların dalyan (çukurluk) bölgelerinden geriye doğru hareketi sonucu gerçekleşen bu akıntılar, çok iyi bir yüzücünün bile karşı koyamayacağı kadar güçlü ve hızlıdır.</p>
<h2>Çeken Akıntı Çeşitleri</h2>
<p>Çeken akıntı üç farklı tipte görülebilir. Bunlar sabit, aniden oluşan ve gezici rip akıntılarıdır. Bu akıntılarda kıyıya ulaşan dalga geri dönerken çok hızlı bir şekilde hareket eder.</p>
<h3>Sabit Rip Akıntısı</h3>
<p>Sene içinde uzun süre aynı alanda görülen akıntı tipidir. Sebebi dipteki arazinin yapısı ve çevredeki kıyı (sahil) yapısı olarak bilinir.</p>
<h3>Aniden Oluşan Rip Akıntısı</h3>
<p>Sahile çarpan dalga boyunun çok ani bir şekilde değişmesinden kaynaklanan akıntı tipidir. Bu akıntı tipi oldukça tehlikelidir.</p>
<h3>Gezici Rip Akıntısı</h3>
<p>[ad1]<br />
Kıyıya paralel ilerleyen akıntının oluşturduğu akıntı çeşididir. Gezici rip akıntısının konumu sahil boyunca değişir.</p>
<h2>Çeken Akıntı Nerede ve Hangi Zamanlarda Görülür?</h2>
<p>Çeken akıntılar kıyıların morfolojik yapısına bağlı olarak suyun dalgalı olduğu genellikle rüzgârlı, fırtınalı havalarda okyanus kıyılarındaki sahil bölgelerinde, Türkiye’de ise tüm Karadeniz sahillerinde görülebilir. Dalga boyu arttıkça çeken akıntının kuvveti de artar. Çeken akıntının varlığı ancak yukarıdan çok dikkatli bir şekilde bakıldığında anlaşılabilir.<br />
Girintili çıkıntılı kıyılarda kıyıya dik gelen dalgalar sahilde kayalık, mendirek (kıyılarda dalgakıranla yapılmış liman), rıhtım, yüzen çok kalabalık insan grubu gibi dalganın normal gidişini engelleyen unsurlar sonucu oluşur. Kıyıya dalgalarla gelen suların denize uyguladıkları basınç sonucu bu sular en derin bölgeden açıklara dönerken güçlenir ve çeken akıntıya sebep olurlar. Rip akıntıları derin bir alandan geri dönerken çok güçlenir ve deniz dibini karıştırarak bulanık bir görüntü oluştururlar. Akıntı burada çok süratli ve güçlüdür.</p>
<h2>Çeken Akıntının Tehlikeleri Nelerdir?</h2>
<p>Çeken akıntıların yönü kıyıdan açığa doğrudur ve halk arasında yaygın olarak bilinenin aksine insanları denizin dibine çekmezler, yalnızca kıyıdan uzaklaştırıp açığa doğru taşırlar. Bu akıntılar saatte 3,6-7,2 km hatta bazen saatte 36-72 km’ye varan hızla 20-30 m genişliğinde bir hat boyunca hareket edebilirler.<br />
Boğulma olayları genelde akıntıya kapıldığını ve kıyıdan uzaklaştığını fark eden insanların paniklemesi, kıyıya doğru yüzmeye çalışması ve sonunda yorgun düşüp kendini suyun üzerinde tutamamasından kaynaklı olarak gerçekleşir.</p>
<h2>Çeken Akıntı Nasıl Anlaşılır?</h2>
<p>Akıntının gerçekleştiği kısımda suyun rengi etrafındaki renge kıyasla daha koyudur.<br />
Derinlik çevredeki derinliğe göre daha fazladır.<br />
Akıntının üst tarafı denizin yüzeyine nazaran kırışıktır.<br />
Birbirine karışmış ve düzensiz ilerleyen bir su akışı vardır.<br />
Açıklara doğru düzenli bir şekilde ilerleyen köpükler görülür.<br />
Kıyıya doğru gelen dalgalarda düzensizlik ve bozulmalar vardır.</p>
<h2>Çeken Akıntıdan Kaçınmak İçin Neler Yapılmalıdır?</h2>
<p>Deniz çok dalgalı iken denize girmemeye özen gösterin.<br />
Tek başınıza denize girmeyin. Gözcü olarak bir arkadaşınızı yanınızda bulundurun.<br />
Çok iyi yüzme bilmiyorsanız açılmayın.<br />
Denize girmek için cankurtaran ve sağlık ekibi olan plajları tercih edin.<br />
Çocuklarınız denize girdiğinde gözünüzü üzerlerinden ayırmayın.<br />
Denize giderken kendiniz ve çocuklarınız için su yüzeyinde kalmanızı sağlayacak can yeleği, can simidi vb. eşyaları yanınıza alın.<br />
Denize mutlaka uygun deniz kıyafetleri ile girin.</p>
<h2>Çeken Akıntıya Kapılma Durumunda Neler Yapılmalıdır?</h2>
<p>Çeken akıntıya kapıldığınızı anladığınızda kesinlikle paniğe kapılmayın.<br />
Suyun üzerinde durmaya gayret edin, elinizi kaldırarak yardım isteyin.<br />
Bir süre akıntının sizi götürmesine müsaade edin.<br />
Akıntı zayıfladığında kurtulmak için akıntıya karşı değil, kıyıya paralel bir şekilde yüzün.<br />
Eğer akıntı alanının dışına çıktığınızdan eminseniz kıyıya doğru yüzün.<br />
<img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-112629" src="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2017/09/rip_akintisi.jpg" alt="" width="663" height="359" srcset="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2017/09/rip_akintisi.jpg 663w, https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2017/09/rip_akintisi-300x162.jpg 300w, https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2017/09/rip_akintisi-366x198.jpg 366w" sizes="(max-width: 663px) 100vw, 663px" /></p>
<h2>Çeken Akıntıya Kapılan Birine Nasıl Yardım Edilmelidir?</h2>
<p>Eğer deniz içerisinde elini kaldırmış birini görürseniz, o kişi yardım istiyor demektir.<br />
Bağırarak kişiye sakin olması yönünde telkinde bulunun ve derhal cankurtaran çağırın.<br />
Cankurtaran bulunmaması halinde, can yeleği, can simidi, halat vb. malzemeleri atarak yardım etmeye çalışın.<br />
Eğer bunlar sonuç vermediyse ve iyi yüzme biliyorsanız can yeleği giyerek kişiye doğru yardıma gidin.<br />
Eğer yüzme bilmiyorsanız, bu konuda tecrübeli değilseniz, uygun eğitimi almamışsanız boğulan birini asla yüzerek kurtarmaya çalışmayın.</p>
<h2>Çeken Akıntı Nedeniyle Yaşanan Boğulma Vakaları</h2>
<p>[ad2]<br />
Çeken akıntı, ABD’de her yıl yaklaşık otuz beş ila yüz elli kişinin, Avustralya’da ise yaklaşık seksen kişinin yaşamına neden oluyor.<br />
Ülkemizde çeken akıntı çoğunlukla Samsun, Kilyos ve Şile sahillerinde boğulmalara sebebiyet veriyor. Türkiye’deki boğulma vakalarının istatistikleri;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-112379" src="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2017/09/ceken-akinti.png" alt="" width="496" height="361" srcset="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2017/09/ceken-akinti.png 496w, https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2017/09/ceken-akinti-300x218.png 300w, https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2017/09/ceken-akinti-272x198.png 272w" sizes="(max-width: 496px) 100vw, 496px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de yaşanan 219 boğulma olayına göre çeken akıntı nedeniyle daha çok erkekler boğuluyor;</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-112380" src="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2017/09/cinsiyeye-gore-ceken-akinti.png" alt="" width="233" height="149" /></p>
<p>Avustralya’da çeken akıntılar nedeniyle meydana gelen boğulmaların yüzde 76’sı erkekken, ABD’de bu oran yüzde 84’e yükseliyor.</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/denizde-olusan-rip-akintisi-ceken-akinti-nedir-nasil-kurtuluruz/">Denizde Oluşan Rip Akıntısı (Çeken Akıntı) Nedir, Nasıl Kurtuluruz?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/denizde-olusan-rip-akintisi-ceken-akinti-nedir-nasil-kurtuluruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tango Müziğinin Kralı ve Efsanesi Carlos Gardel Kimdir?</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/tango-muziginin-krali-ve-efsanesi-carlos-gardel-kimdir/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/tango-muziginin-krali-ve-efsanesi-carlos-gardel-kimdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Nov 2017 06:56:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112402</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dans deninde akla ilk gelen dans türlerinden birisi kuşkusuz ki tangodur. Tango karşımıza “aşkın ve tutkunun dansı” tabiriyle çıkmaktadır. Bu Latin dansı ateşli, tutkulu müzikleri ve kıvrak hareketleriyle herkesin beğenisini toplamayı başarır. Peki, tango müziği ve dansı nasıl ortaya çıkmıştır? Tangonun Tarihçesi Tango, 1880 senesinde Rio de la Plata, dilimizdeki anlamıyla Gümüş Nehir’de yani Arjantin [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tango-muziginin-krali-ve-efsanesi-carlos-gardel-kimdir/">Tango Müziğinin Kralı ve Efsanesi Carlos Gardel Kimdir?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dans deninde akla ilk gelen dans türlerinden birisi kuşkusuz ki tangodur. Tango karşımıza “<strong>aşkın ve tutkunun dansı</strong>” tabiriyle çıkmaktadır. Bu Latin dansı ateşli, tutkulu müzikleri ve kıvrak hareketleriyle herkesin beğenisini toplamayı başarır. <em>Peki, tango müziği ve dansı nasıl ortaya çıkmıştır?</em></p>
<h2>Tangonun Tarihçesi</h2>
<p>Tango, 1880 senesinde Rio de la Plata, dilimizdeki anlamıyla Gümüş Nehir’de yani Arjantin ve Uruguay’ın doğal sınırı çevresinde ortaya çıkmış ve çok kısa bir zaman dilimi içinde tüm dünyaya yayılmayı başarmış bir dans türü olarak karşımıza çıkar. Bu dansla beraber ortaya çıkan ve gelişen müzik türü de yine aynı adla, tango olarak isimlendirilmektedir.<br />
Tangonun ilk ortaya çıktığı senelerde tangoya “tango criollo” adı verilmekteydi. Bu tabir dilimizde “basit tango” anlamına gelmektedir. Günümüzde tangonun pek çok türü ortaya çıkmış ve bu yüzden orijinal tangoyu adlandırmak için “Arjantin tangosu” tabiri uygun görülmüştür. Tango müziğinin temel enstrümanı “bandoneon” olarak bilinir. Bu enstrüman bir Alman mucit tarafından icat edilmiş ve aynı zamanda akordeonun babası olarak da bilinmektedir.</p>
<p>Tango kelimesinin tam olarak kesin bir kökeni olmamakla birlikte Latince anlamı dokunmak olan “<strong>tangere</strong>” kelimesinden türediği öne sürülür. UNESCO, 31 Ağustos 2009 yılında Arjantin ve Uruguay’ın tangoyu UNESCO’nun “intangible cultural heritage (somut olmayan kültürel miras)” listesine dahil etme teklifini onaylamıştır.<br />
Tangoyu meydana getiren insanlar, eski köle halklarıydı. Tango dansı ilk olarak alt kesimlerdeki insanların yaşadığı Buenos Aires ve Montevideo kentlerinde görülmüştür. Tango müziğinin eldesi ise Avrupa’da yapılan pek çok müzik çeşidinin sentezlenmesinden elde edilmiştir.</p>
<p>Tango, ilk başlarda diğer danslardan sadece biriyken, tiyatrolar ve sokak çalgıcıları sayesinde yüz binlerce Avrupalı göçmenin yaşadığı gecekondularda hızla yayılmış ve kısa sürede popüler hale gelmiştir.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="Por una Cabeza - Carlos Gardel" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/Gcxv7i02lXc?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Tango işçi sınıfına ait olduğu ve bazı nedenlerden dolayı “genelev dansı” diye bilindiği için uzun süre Arjantin’de ahlaksızca görülüp ayıplanan bir dans ve müzik türü olmuştur. Arjantinli tangocuların gemilerle Fransa’ya gitmesi sonucunda Avrupa’ya ilk defa tango tanıtılmış olmuştur.<br />
Avrupa’da kısa sürede sevilip yayılan tango, özellikle Paris’te yoğun ilgi görmesi aslında Arjantin sosyetesinin kendi içinde de tango konusundaki tabuları yıkmasına vesile olmuştur. Tangoya daha yakından ilgi duyan Arjantin sosyetesinin tangoyu sevmesi, 1917 yılında Carlos Gardel’in ilk kez smokinle ve argo ve erotik şarkı sözleri olmaksızın tangoyu icra etmesiyle daha da kolaylaşmıştır.</p>
<h3>Carlos Gardel Kimdir?</h3>
<p>11 Aralık 1890 tarihinde, Fransa’nın Toulouse kentinde dünyaya gelen Carlos Gardel, tango tarihinin en unutulmaz ve efsanevi isimlerinden biridir. Asıl adı Charles Romuald Gardes olan ve birçok takma adı olan Gardel’e çoğunlukla, “<strong>Carlitos</strong>”, “<strong>Tango’nun Kralı</strong>”, “<strong>El Mudo</strong>” (Sessiz) ve “<strong>El Mago</strong>” (Sihirbaz) gibi isimlerle hitap edilmiştir. Aslen Arjantin’in Buenos Aires kentinden olan Gardel, efsanevi şarkıcı ve şarkı sözü yazarı, besteci ve aktördür.<br />
Carlos Gardel’in bariton sesi ve şarkı sözlerinin dramatik yapısı yüzlerce tango kaydının mükemmel olmasını sağlamıştır. Uzun yıllar birlikte çalıştığı, söz yazarı Alfredo Le Pera ile birlikte birçok klasik tango yazmıştır. Bunlar arasında en önemlileri “<strong>Mi Buenos Aires querido</strong>”, “<strong>Cuesto abajo</strong>”, “<strong>Amores de estudiante</strong>”, “<strong>Soledad</strong>”, “<strong>Volver</strong>”, “<strong>Por una cabeza</strong>” ve “<strong>El dia que me quieras</strong>” olarak sıralanabilir.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="CARLOS GARDEL 18 GREATES HITS" width="500" height="375" src="https://www.youtube.com/embed/cBU3Uoew3LI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Gardel, kariyerinin doruklarındayken bir uçak kazasında hayatını kaybetmiş ve Latin Amerika’da örnek teşkil eden trajik bir kahraman haline gelmiştir. Birçok insan için Gardel, tango stilinin ruhunu temsil eder.</p>
<p><strong>Kariyeri</strong><br />
Gardel, müzik kariyerine barlarda ve özel partilerde adım atmıştır. Aynı zamanda Francisco Martino’yla ve daha sonrasında da Martino ve Jose Razzano’yla üçlü performanslar sergilemiştir. Gardel 1917 yılında, Pascual Contursi ve Samuel Castriota’nın “Mi noche triste”siyle birlikte tango-cancion’u yarattı. Bu albüm 10,000 kopya satarak Latin Amerika’da bir hit haline geldi.<br />
Gardel, Arjantin, Uruguay, Şili, Brezilya, Porto Riko, Venezuela, Kolombiya’yı kapsayan bir turneye çıktı ve Paris, New York, Barcelona ve Madrid’de de kendini göstermeye başladı. 1928’de Paris’e yaptığı bir ziyaretin ilk üç ayında 70,000 kayıt sattı. Popülerliğinin artmasıyla beraber Fransa ve ABD’de Paramount için birçok film yaptı. “Cuesta Abajo (1934)” ve “El Dia Que Me Quieras (1935)” gibi filmler pek dramatik bir değere sahip olmamasına rağmen, Gardel’in olağanüstü şarkı performansları ve film yıldızı pozlarıyla eşsiz bir sahne haline geldi.</p>
<p><strong>Özel Hayatı</strong></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-112567 lazy" alt="" width="100%" data-original="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2017/09/carlos_cardel_kimdir.jpg" /><br />
Gardel, popülaritesinin büyük çoğunluğunun kadınlara karşı olan çekiciliğine dayandığının farkındaydı. Bu yüzden aşk hayatını gizli tutmaya çalıştı. Aşk hayatını gizli tutmak kariyeri için son derece akıllıca bir hamleydi. Bu sayede her kadının hayallerini rahatlıkla süsleyebiliyordu. Hayatında bir tek önemli kız arkadaşı oldu. 1920 yılının sonlarına doğru Buenos Aires’teki Esmeralda Tiyatrosunda tanıştığı bu kızın adı Isabel del Valle idi. Gardel ve del Valle halk arasında pek sık birlikte görünmemeye çalıştılar. Gardel’in annesi ve del Valle’in ailesi bu ilişkinin gizli kalmasına yardımcı oldu. Bu ilişkiden yalnızca Gardel’in yakın arkadaşları haberdar idi.<br />
Gardel, del Velle için bir ev kiraladı ve yaşamını sürdürmesi için ona para sağlıyordu. 1930’lu yıllarda ilişkileri gerilemeye başladı. Gardel, avukatına başka bir adamla evlenen ve Uruguay’a taşınan del Valle için daha fazla ödeme yapmaması emrini verdi. Del Valle, Gardel’in anısına her zaman saygıyla yaklaşmış ve 1980’lerde çekilen bir TV programına onun hakkında röportaj verirken de izleyicilere bunu hissettirmiştir.</p>
<p><strong>Ölümü</strong><br />
Gardel, 24 Haziran 1935’te Kolombiya’nın Medellin şehrinde bir uçak kazasında hayatını kaybetmiştir. Kazada hayatını kaybeden diğer insanlar, pilot Ernesto Samper, söz yazarı Alfredo Le Pera, gitaristler Guillerma Desiderio Barbieri ve Angel Domingo Riverol ve birkaç iş ortağı ile grup üyelerinin diğer arkadaşlarıydı. Gardel’in ölümünden sonra Latin Amerika’daki milyonlarca Gardel hayranı yasa büründü. Gardel, Buenos Aires’te bulunan La Chacarita Mezarlığına gömüldü.</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tango-muziginin-krali-ve-efsanesi-carlos-gardel-kimdir/">Tango Müziğinin Kralı ve Efsanesi Carlos Gardel Kimdir?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/tango-muziginin-krali-ve-efsanesi-carlos-gardel-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tangonun Kökeni, Tarihçesi ve Gelişimi</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/tangonun-kokeni-tarihcesi-ve-gelisimi/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/tangonun-kokeni-tarihcesi-ve-gelisimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2017 08:27:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112404</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konu dans olunca ilk akla gelen tutku dolu Latin danslarıdır. Latin danslarının ateşli müzikleri ve kıvrak hareketleri hemen hemen herkesin ilgisini çekmeyi başarır. İçlerinden bir tanesi vardır ki ondan “aşkın ve tutkunun dansı” olarak bahsedilir. Tabii ki tangodan bahsediyoruz. Şimdi tangonun ilk ortaya çıktığı zamandan günümüze ulaştığı zamana kadar derinlemesine bir yolculuğa çıkalım. Tangonun Kökeni [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tangonun-kokeni-tarihcesi-ve-gelisimi/">Tangonun Kökeni, Tarihçesi ve Gelişimi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konu dans olunca ilk akla gelen tutku dolu <strong>Latin</strong> danslarıdır. Latin danslarının ateşli müzikleri ve kıvrak hareketleri hemen hemen herkesin ilgisini çekmeyi başarır. İçlerinden bir tanesi vardır ki ondan “<strong>aşkın ve tutkunun dansı</strong>” olarak bahsedilir. Tabii ki tangodan bahsediyoruz. Şimdi tangonun ilk ortaya çıktığı zamandan günümüze ulaştığı zamana kadar derinlemesine bir yolculuğa çıkalım.</p>
<h2>Tangonun Kökeni</h2>
<p>Tango, 1880 yılında Arjantin ve Uruguay’ın doğal sınırı olan Rio de la Plata (Gümüş Nehir) çevresinde ortaya çıkmış ve kısa sürede dünyanın her yerine yayılmış eşli bir dans türüdür.<br />
Tango ilk çıktığı yıllarda “tango criollo” yani Türkçe anlamıyla “basit tango” diye biliniyordu. Günümüzde tangonun birçok çeşidi ortaya çıktığı için orijinal tango “<strong>Arjantin tangosu</strong>” olarak bilinmektedir. Tangonun temel enstrümanı, bandoneondur. Bir Alman tarafından icat edilen bu enstrüman akordeonun babası olarak da bilinir.<br />
Tango kelimesinin bilinen kesin bir kökeni yoktur. Kimileri Afrika yerlilerinin çıkardığı tan-go seslerinden geldiğini iddia ederken kimileri de Latince’de dokunmak manasına gelen “tangere” sözcüğünden türediğini söylemektedir.</p>
<p>UNESCO, 31 Ağustos 2009 yılında Arjantin ve Uruguay’ın tangoyu UNESCO’nun “intangible cultural heritage (somut olmayan kültürel miras)” listesine dahil etme teklifini onaylamıştır.</p>
<h3>Tangonun Tarihçesi</h3>
<p>Tango Afrika ve Avrupa kültürlerinin etkilerini üzerinde barındıran bir danstır. “Candombe” 1800’lü yıllarda yaşayan Uruguay’daki Afrikalı kölelerin yarattığı müzik ve dansa verilen isimdir. Eski köle halklarının candombe seremonileri modern tangoyu şekillendirmiştir. Bu dans öncelikle alt tabakadaki insanların yaşadığı Buenos Aires ve Montevideo bölgelerinde görülmüştür. Tango müziği ise Avrupa’daki birçok müzik türünün kaynaşmasından elde edilmiştir.</p>
<p>İlk yıllarında Rio de la Plata çevresindeki “<strong>tango</strong>” ve “<strong>tambo</strong>” kelimeleri kölelerin bu müzikal toplantılarını adlandırmak için kullanıldı ve yazılı kayıtların gösterdiği üzere sömürge otoriteleri 1789 gibi tangonun erken yıllarında bu toplantıları yasaklamaya çalıştı.</p>
<p>Tango, başlangıçta birçok danstan sadece biriydi, ancak tiyatrolar ve sokak laternaları (sokaklarda çalınan mekanik kollu müzik kutusu) tangoyu yüz binlerce Avrupalı göçmenle dolu gecekondulara yayarken, kısa sürede tüm toplumda popüler oldu.</p>
<p>1800’lü yılların başlarında farklı ülkelerin işçi sınıfından birçok insan iş bulmak umuduyla Güney Amerika’ya göç etti. Tamamen yabancı oldukları bir yerde adaptasyon sorunları, ekonomik sıkıntılar ve psikolojik bunalımlar yaşadılar. Bunlar hayal kırıklıklarını da beraberinde getirdi. Bu hayal kırıklıkları, halen geleceğe dair umutlar beslerken, geçmişten yanlarında getirdikleri kültürle harmanlanıp tango müziğini şekillendirmeye başladı. Tam olarak 1865-1880 yıllarında ortaya çıkan tango, içinde asilik, küstahlık, hırçınlık gibi duyguları barındırırken aynı zamanda hayal kırıklıkları ile parçalanmış duygulardan ötürü melankoliyi de taşır.</p>
<h3>Tangonun Gelişimi</h3>
<p>Ailelerini geride bırakıp tek başlarına başka bir ülkeye göç eden bu yüz binlerce kişiden oluşan işçi topluluğu, fahişeliği gelişen bir meslek haline getirmiştir. Genelevler artmış ve işçi sınıfının en büyük eğlencesi haline gelmiştir. Bu mekânlarda çalışan kadın sayısı az olduğu için kapıda kuyruklar oluşmaya başlamış, kuyrukta bekleyen erkekleri eğlendirmek için tango gösterileri yapılmıştır. Genelevlere işçi sınıfının geldiği gibi orta ve üst kesimden insanlar da geldiği için bu mekânlarda tango işçi sınıfından başka kesimlere de ulaşmayı başarmıştır.</p>
<p>Tango işçi sınıfına ait olduğu ve genelevlerden yayıldığı için bir süre ahlaksızca bulunmuş ve ayıplanmıştır. Arjantin tangosunun müziği sert hatlara ve belirgin ritimlere sahiptir. Bu tango stili Avrupa’ya ilk olarak 20. yüzyılda gemilerle Fransa’ya seyahat eden Arjantinli tangocular tarafından tanıtılmıştır.</p>
<p>Öncelikle yine işçi sınıfı ya da alt kesimler tarafından beğenilip yayılmış daha sonra toplumun üst kesimlerine ulaşmıştır. Ancak Arjantin tangosu stilinin Avrupa’da aynı şekilde uygulanması uygun görülmemiş ve modernleştirmeye gidilerek daha da sade bir hale getirilmiştir. Bu sayede Avrupa tangosu ortaya çıkmış ve Avrupa’da kısa sürede kabul görüp yayılmıştır.<br />
Daha sonra tango özellikle Paris’te çok ilgi görmesinden dolayı, Arjantin sosyetesi arasında da önemini arttırmıştır. <strong>Carlos Gardel 1</strong>917 yılında tango müziğini ilk kez smokin giyerek, argo ve erotizmden uzak sözlerle icra etmiş ve üst kesimlerce sevilmesini kolaylaştırmıştır. Avrupa’daki tango çılgınlığı Paris’ten sonra İngiltere ve Berlin’e de yayılmış diğer başkentlerde de etkileri görülmüştür. 1913 yılının sonlarında tango dansı, New York ve Finlandiya’yı da büyülemiştir.</p>
<p>Tango altın çağını 1920-1940 yılları arasında yaşamıştır. Bu dönemde Arjantin’de üst kesimler tangoyu tamamen benimsemiş ve tango dünyayı etkileyen bir akım haline gelmiştir. Artık tango biraz daha yumuşayarak, salon tangosu şeklini almıştır.</p>
<p>Tango İkinci Dünya Savaşı’na kadar zirvede kalmış, bu dönemde gerek sosyal gerekse politik sıkıntılardan dolayı gerileme yaşamıştır. Özellikle 1955 yılında Arjantin başkanı Juan Domingo Peron’un askeri darbeyle yıkılması ve daha sonra devam eden darbeler sonucunda dans etmek kesinlikle yasaklanmış ve dans salonları da kapatılmıştır.</p>
<p>1983 yılında Arjantin’de askeri junta daha fazla varlığını sürdürememiş ve sonunda tango Buenos Aires’e eski coşku ve ihtişamıyla dönüş yapmıştır. Astor Piazzola’nın tango müziğinde başlattığı yenilikçi akım daha sonrasında dansa da yansımış ve tangoya büyük bir zenginlik getirmiştir.</p>
<p>Türkiye’de cumhuriyetin ilanından sonra çok sesli müzik gelişmiş ve sevilmiştir. Tango da bu dönemde beğenilerek yayılmıştır. Necip Celal, Necdet Koyutürk, Fehmi Ege gibi isimler birçok tango müziği besteleyerek Türkiye’de tangonun ilgi görmesine ve sevilmesine katkı sağlamışlardır.</p>
<p>Böylece bir zamanlar yaşamış hor görülen, hiçbir hakka sahip olmayan Afrikalı köleler ve daha sonrasında alt tabaka olarak anılan ve ikinci sınıf insan muamelesi yapılan işçiler tarafından yaratılan tango sonunda gelişmesinde hiçbir katkısı olmayan elit kesimin nezih eğlenceleri arasında yerini almıştır.</p>
<h3>Tango Stilleri</h3>
<ul>
<li>Tango hem Arjantin’in çeşitli bölgelerinde hem de dünyanın pek çok yerinde farklı şekiller almış ve yeni stiller ortaya çıkmıştır.</li>
<li>Arjantin Tango</li>
<li>Tango Vals</li>
<li>Tango Canyengue</li>
<li>Tango Oriental (Uruguay Tango)</li>
<li>Tango Liso</li>
<li>Tango Salon</li>
<li>Tango Orillero</li>
<li>Tango Camacupense</li>
<li>Tango Milonguero</li>
<li>Tango Nuevo</li>
<li>Contact Tango</li>
<li>Show Tango</li>
<li>Ballroom Tango</li>
<li>Finnish Tango</li>
</ul>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tangonun-kokeni-tarihcesi-ve-gelisimi/">Tangonun Kökeni, Tarihçesi ve Gelişimi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/tangonun-kokeni-tarihcesi-ve-gelisimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazının İcadı, Gelişimi ve İnsanlık Açısından Önemi</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/yazinin-icadi-gelisimi-ve-insanlik-acisindan-onemi/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/yazinin-icadi-gelisimi-ve-insanlik-acisindan-onemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Nov 2017 06:37:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112410</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazı, insanların duygularını, düşüncelerini, söylemek istediklerini konuşmadan farklı olarak aktarabilmek için kullandıkları, belirli semboller ve sembol sistemlerinden oluşan bir ifade şeklidir. Yazı, insanlık için oldukça önemli bir icattır hatta en önemli icatlardan biridir diyebiliriz. Çoğu ünlü düşünür, bilim, teknik ve fenin ilerlemesinde en etkili olan temel iki icadın tekerlek ve yazı olduğunu savunur. Yazının tek [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/yazinin-icadi-gelisimi-ve-insanlik-acisindan-onemi/">Yazının İcadı, Gelişimi ve İnsanlık Açısından Önemi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazı, insanların duygularını, düşüncelerini, söylemek istediklerini konuşmadan farklı olarak aktarabilmek için kullandıkları, belirli semboller ve sembol sistemlerinden oluşan bir ifade şeklidir. Yazı, insanlık için oldukça önemli bir icattır hatta en önemli icatlardan biridir diyebiliriz. Çoğu ünlü düşünür, bilim, teknik ve fenin ilerlemesinde en etkili olan temel iki icadın tekerlek ve yazı olduğunu savunur.<br />
Yazının tek bir mucidi bulunmamaktadır, yazı insan topluluğunun ortak icadıdır. Bu icat binlerce yıllık uzun bir gelişmenin sonucunda ortaya konmuş ve günümüzdeki biçimini almıştır.</p>
<h2>İlk Yazı Örnekleri</h2>
<p>Yazı gereksinimi, Yontma Taş Çağındaki insanlara dayanmaktadır. Bu çağdaki insanlar, elde ettikleri başarıları anlatıp aktarmak, dinlerini veya sosyal gereksinimlerini belirtmek, kendilerinden uzakta yaşayan insanlarla iletişim kurmak ihtiyacı duymuştur. O zamanlarda bu gereksinimleri aktarmanın en kolay yolu elbette ki resimdi. Bundan dolayı dünyada yazılmış ilk yazıların örnekleri, ilkel resimler olarak karşımıza çıkar. Tarihteki ilk yazıların resimlerden oluşmasına benzer olarak ilk sayılar ise ağaç dallarına atılan çentikler, iplere atılan düğümler, taşlara kazınmış çiziklerden meydana gelir. İnsanların bilgisi ve gereksinimleri çoğaldıkça, eşyaları ve kavramları belirten resimlerde pratikleşme yolunu seçmiş ve bunun sonucunda sadece somut kavramlar için değil soyut kavramlar için de ifade şekilleri geliştirmişlerdir.</p>
<p>İlk çağlarda görülen bu ilkel yazılara “resim-yazı” ismi verilmektedir. Bu yazı tipinin kullanılıp geliştiği ilk uluslar arasında Mısırlılar, Sümerler, Çinliler, Asurlular, Kaideliler ve pek kesin olmamakla birlikte Amerika’da çok eski zamanlarda yaşamış ilk Kızılderililerdir.</p>
<p>Mısır, Mezopotamya ve Çin’deki resim-yazıların geçmişi milattan önce 3000 yılına kadar uzanmaktadır. Bu yazı tipinin en tipik örneğini Mısır Hiyerogliflerinde görebiliriz. Kazarak meydana getirilmiş kutsal yazı anlamına gelen hiyeroglif kelimesi, Eski Mısırlıların kendilerine ait birçok kitabeyi ölümsüzleştirmek ve sonraki nesillere aktarmak için başvurdukları bir yol için kullanılmaktadır. İlk zamanlarda yalnızca taşlara kazınan hiyeroglifler, zaman geçtikçe eşyalara, tahtalara da kazınmış ve daha sonrasında boya kullanarak papirüs yapraklarına da çizilmiştir. Bu papirüs yapraklarına çeşitli kalem ve boyalarla çizilen hiyeroglifler, resimden daha farklı bir yapıya sahipti. Resimden çok şekillere benzeyen bu yazıya “Hiyeratik” ismi verilmiştir. Hiyeratik yazısının daha basit ve pratik bir hale getirilmesiyle “Demotik” yazısı ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Resmin ve resim-yazının gelişmesi Sümerlerde çivi yazısı olarak kendini göstermiştir. Bu yazı tipi sivri uçlu özel kaleme benzeyen araçlarla, taş tabletler üzerine kazınarak yazılıyor ve çizi yazısının ana hatları çiviye benziyordu. Bu yazı tipinde eşya ve kavramları anlatmak için birleşik, çiviye benzer çizgi gruplarından yararlanılıyordu. Çivi yazısını Medler, Hititler ve Persler kullanmış, fakat bu yazı tipi hiyeroglifte görüldüğü gibi hiçbir zaman harf veya alfabe şeklinde görülmemiştir.</p>
<p>Çinliler resim-yazının gelişmiş ilk örneklerini meydana getirmiş ve resimden gelişmiş olan bu sembol yazısını ilk çağlarda oldukça geliştirmişlerdir. Bu evrimleşmiş yazıda, her kavram için harf yerine bir sembol tespit edilmiştir. Fakat önemli bir nokta da Çinlilerin resim-yazıyı bu kısma kadar geliştirip inceltmesine rağmen her zaman bu noktada kalmış olmalarıdır. Bu sebepten ötürü bir zamanlar devrin en gelişmiş yazısına sahip olan Çin alfabesi, günümüzde dünyanın en ilkel ve zor alfabesi olarak görülmektedir.</p>
<h3>Alfabenin Doğuşu</h3>
<p><strong>Alfabenin doğuşu</strong>nu açıklamak daha basittir. Resmin yetersiz kaldığı durumda resim-yazı, resim-yazının yetersiz kaldığı durumda ise şekil yazısı meydana gelmiştir. Son olarak şekil yazının yetersiz kaldığı durumda alfabe ortaya çıkmış ve şekil-yazıyı okurken meydana gelen zorluklar ve zaman kaybı ortadan kalkmıştır. Bu zorluk ve zaman kaybı, bireyleri kelimedeki heceleri veya sesleri direkt olarak ayırt edip bunları her zaman aynı şekilde yazılan kısa sembollerle ifade etme ihtiyacına yöneltmiş ve bu ifade şeklinin ortaya konabilmesi için de harfler ortaya çıkmıştır. Sesleri belirten bu harflerin birleşmesi heceleri meydana getirmiş, hecelerin birleşmesi ise sözcükleri oluşturmuştur. Sonuç olarak sözcükleri oluşturan her sesin, ayrı bir sembolle ifade edilmesi sonucu “Fonetik Yazı-Ses Yazı” ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Ses-yazının iki şekli mevcuttur. Birincisi sözcüklerin her hecesinin ayrı bir sembolle belirtildiği fonetik yazı ki buna aynı zamanda hece yazısı ismi de verilmektedir. Bu yazı türünün en eski örneği Sanskritçedir. Bu yazı tipine Çin ve Japon yazıları da dahildir. İkincisi ise sözcüğün her sesinin ayrı bir sembolle ifade edildiği fonetik yazı tipidir ki buna aynı zamanda harf yazısı ismi verilmektedir. Harf yazısına kısaca alfabe de denmektedir.</p>
<h3>Alfabenin Gelişimi</h3>
<p>Bugün Türkler de dahil olmak üzere dünyada büyük bir çoğunluğun kullandığı yazı türü harf yazısıdır. Bu yazı türünü ilk ortaya çıkaranlar Fenikelilerdir. Tam olarak kesin olmamakla birlikte bu ulus, kolaylık sağlaması ve zamandan tasarruf sağlaması açısından bir takım sessiz harflerden oluşan 22 harflik bir alfabe meydana getirmişlerdir.<br />
Tahminen milattan önce 20-15. yüzyıllar arasında meydana getirilmiş olan bu alfabe, Fenikelilerden İyonya’ya, daha sonrasında da Yunanistan’a geçmiş, Yunanlılar bu alfabeye sesli harfler de katarak, daha gelişmiş ve kolay bir hale getirmişlerdir. Bu sesli harflerinin ilkinin adı “alfa”, ikincisinin adı ise “beta” idi. Bu iki harfin ismini yazı sistemine vererek bu yazı sistemine “alfabe” ismini koydular. Daha sonra bu alfabe, Yunanlılardan Roma’ya geçerek, Romalılar tarafından da geliştirip, değiştirildi. Bazı harf şekilleri değiştirilerek, ortaya Latin alfabesi çıkarılmış oldu, günümüzdeki Latin alfabesi ise hemen hemen bu alfabenin aynısı şeklindedir.<br />
Günümüzde tüm dünyada yüzden fazla alfabe çeşidi vardır. <em>Latin alfabesi dışında en bilindik ve karakteristik olanları ise, Çin-Japon alfabeleri, Arap, Yunan, İsrail, Habeş, Ermeni alfabelidir</em>.<br />
<span style="color: #0000ff;">Türkler günümüze kadar pek çok yazı şekli kullanmıştır. Bunları sırayla söylersek, Göktürk, Uygur ve birkaç kuralı değiştirilip kullanılmış Arap alfabesi ve son olarak da 1928 senesinde kullanılmaya başlanan ve günümüzde halen devam eden Latin alfabesidir.</span></p>
<h3>Yazının Önemi</h3>
<p>Yazı, kazanılan bilgilerin kayıt aracıdır ve bu bilgilerin nesiller boyunca aktarılmasını sağlar. Bu yüzden çoğu icadın temeli olarak görülebilir. Diğer bir yandan bilimsel araştırmalar sonucu ortaya konan icatlar veya yeni bilgiler, yazı sayesinde başka toplumlara da taşınmış ve bilgi edinimi sürekli olarak ilerlemiştir. Bu sebeplerden dolayı medeniyete ulaşmamızın en önemli etkeni olarak yazıyı gösterebiliriz.<br />
Yazının aynı zamanda bilgileri daha kolay öğrenmeye yaradığını söyleyebiliriz. Sözel derslere çalışan insanların bilgileri yazarak daha da akılda kalıcı hale getirmesi buna bir örnektir.<br />
Geçmişten günümüze ulaşan sözler arasında yazının önemini vurgulayanlar da mevcuttur. Bunlara örnek olarak “<em><span style="color: #ff0000;">Su uçar, yazı kalır</span>.</em>” veya “ lim unutmuş, kalem unutmamış.” Sözlerini verebiliriz.<br />
Özetleyecek olursak yazı, iletişimin ve bireyin kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmesinin en temel yoludur ve insanlık yazıya çok şey borçludur.</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/yazinin-icadi-gelisimi-ve-insanlik-acisindan-onemi/">Yazının İcadı, Gelişimi ve İnsanlık Açısından Önemi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/yazinin-icadi-gelisimi-ve-insanlik-acisindan-onemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Clint Eastwood Kimdir?</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/clint-eastwood-kimdir/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/clint-eastwood-kimdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Oct 2017 08:18:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112373</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tam adı Clinton Eastwood Jr. olan Amerikalı sinema oyuncusudur. 31 Mayıs 1930’da ABD’nin Kaliforniya eyaletinin San Francisco şehrinde dünyaya gelen Clint Eastwood geniş bir meslek yelpazesine sahiptir. Oyuncu olmasının yanı sıra aynı zamanda film yapımcısı, yönetmen, televizyon yapımcısı, piyanist, besteci, siyasetçi, yatırımcı ve iş insanıdır. Gençlik Yılları Clint Eastwood, Clinton Eastwood Sr. ve Ruth Wood’un [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/clint-eastwood-kimdir/">Clint Eastwood Kimdir?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tam adı Clinton Eastwood Jr. olan Amerikalı sinema oyuncusudur. 31 Mayıs 1930’da ABD’nin Kaliforniya eyaletinin San Francisco şehrinde dünyaya gelen Clint Eastwood geniş bir meslek yelpazesine sahiptir. Oyuncu olmasının yanı sıra aynı zamanda film yapımcısı, yönetmen, televizyon yapımcısı, piyanist, besteci, siyasetçi, yatırımcı ve iş insanıdır.</p>
<h2>Gençlik Yılları</h2>
<p>Clint Eastwood, Clinton Eastwood Sr. ve Ruth Wood’un çocukları olarak San Francisco’da dünyaya geldiği sırada babası hayatını çelik işçiliği yaparak kazanıyordu. Jeanne isimli kendinden küçük bir kız kardeşi vardır. Babasının işi yüzünden ABD’nin batı tarafında birçok kez başka şehirlere taşınmak zorunda kaldılar. Son olarak Piedmont, Kaliforniya’ya yerleştiklerinde orada bulunan Piedmont Orta Okuluna kayıt yaptırdı. Piedmont Lisesine başlamadan kısa bir süre önce bisikletiyle okulun spor sahasına girip çimleri parçaladığı için kayıt olmasına izin verilmedi. Bunun yerine Oakland Teknik Lisesine başladı. Öğretmenlerinin cesaret vermesiyle okul tiyatrosunda rol aldı ama bu onu pek etkilemedi. Normalde 1949 yılının Ocak ayında mezun olması gerekirken düşük notları nedeniyle uzaklaştırma aldı, halen liseden mezun olup olmadığı kesin olarak bilinmemektedir.<br />
Eastwood o yıllarda cankurtaran, gazete dağıtıcısı, market kasiyeri, orman itfaiyecisi ve golf takımı taşıyıcısı olarak birçok farklı işte çalıştı. 1951’de Seattle Üniversitesine girmeye çalıştı fakat bu sırada devam eden Kore Savaşı yüzünden Birleşik Devletler Ordusuna seçildi. Seattle, Washington&#8217;da önceden ayarlanmış bir buluşmadan dönerken, yakıt tükendiği için Point Reyes yakınlarında okyanusa düşen Douglas AD bombardıman uçağının yolcusuydu. Pilot ve kendisi bir cankurtaran salı ile 3,2 km yüzerek kurtuldu.</p>
<h2>Kariyeri</h2>
<p><strong>1950’ler</strong><br />
1950’li yıllarda B sınıfı filmlerde haftalık 75 dolar gibi bir ücret karşılığında yan rollerde oynadı. Bazı film stüdyoları adem elmasının çok çıkık olduğu sebebiyle ona rol vermedi. Eastwood oyunculuk konusunda kararlıydı ve işten arta kalan zamanlarında yüzme havuzları için çukur kazarak hayatını devam ettiriyordu.<br />
<strong>1960’lar</strong><br />
Oyunculuk kariyerindeki ilk sıçraması 1959-1966 yılları arasında yayınlanan “Rawhide” adlı TV dizisinde canlandırdığı Rowdy Yates karakteriyle gerçekleşti. Fakat ilk büyük çıkışını 1964 yapımı “A Fistful Of Dollars” (Bir Avuç Dolar) ve daha sonra 1965 yapımı olan “For A Few Dollars More” (Birkaç Dolar İçin) filmleri ile yapmıştır. 1966 yılında serinin son filmi olan ve hepimizin bildiği “The Good, The Bad And The Ugly” (İyi, Kötü ve Çirkin) filmiyle Eastwood artık dünya çapında tanınan bir aktör haline geldi.<br />
<strong>1970’ler</strong><br />
1971 yılında aynı zamanda yönetmenliğini de yaptığı “Play Misty For Me” (Ölümün Sesi) ve “The Beguiled” (Kadın Affetmez) filmleri ile başarısına devam etti. Yine 1971 yapımı olan “Dirty Harry” (Kirli Adam) isimli filmde kendine has yöntemler ile suçluları yakalayan müfettiş Harry Callahan rolünü canlandırmıştır. Bu film sinema tarihi için de önemli bir yere sahiptir. Filmde San Francisco Polis Müdürlüğünde görev yapan &#8220;nevi şahsına münhasır&#8221; polis müfettişi, &#8220;Kirli Harry&#8221; lakaplı Harry Callahan&#8217;ın şehre korku salan dürbünlü tüfekli bir katilin peşine düşmesi konu edinilir ve suçluları yakalamak için hukuk kurallarının dışına çıkan tabiri caizse “başına buyruk” polis karakterinin imgelendiği ilk filmdir.<br />
<strong>1980’ler</strong><br />
1980 yılında Eastwood “Bronco Billy” adlı filmi yönetmiş ve Sondra Locke, Scatman Crothers ve Sam Bottoms ile birlikte filmin oyunculuğunu üstlenmiştir. Eastwood bu filmi kariyerinin en rahat çekimlerinden biri olarak gösterdi ve biyografi yazarı Richard Schickel “Bronco Billy”nin Eastwood’un en çok kendine işaret eden filmi olduğunu savundu. Film Eastwood’un kariyerinde ticari olarak nadir görülen bir hayal kırıklığıydı fakat eleştirmenler tarafından beğeniliyordu.<br />
<strong>1990’lar</strong><br />
90’lı yılların başında Eastwood hem oynadığı hem de yönettiği filmlerle tekrar başarıya ulaştı. 1992 yılında yönettiği ve oynadığı “Unforgiven” (Affedilmeyen) adlı film sayesinde en iyi yönetmen Oscar’ını kazandı ve en iyi aktör ödülüne aday gösterildi. Yazar Edwar Gallafent, Eastwood’un filmleri üzerindeki etkilerini şöyle yorumlamıştır;<br />
Eastwood&#8217;un oynadığı roller ve yönettiği filmler, son çeyrek yüzyılın Amerikan kültürünün doğasından, fantezilerinden ve gerçeklerinden kurtulamaz.<br />
<strong>2000’ler</strong><br />
2000 yılında Eastwood, “Space Cowboys” (Uzay Kovboyları) filmini yönetmiş ve Tommy Lee Jones, Donald Sutherland ve James Garner ile birlikte filmin oyunculuğunu yapmıştır. 2003 yılında ise “Mystic River” (Gizemli Nehir) filmini yönetmiştir. Bu filmde onunla birlikte çalışan Tim Robbins kendisi için “Clint her açıdan gerçek bir sanatçı, kariyerinin hep en üstünde olmasına ve gerçekleştirdiği efsanevi filmlere rağmen sette bize kendimizi hep rahat ve değerli hissettirir, hepimize eşit muamele yapar.” demiştir.<br />
<strong>2010’lar</strong><br />
2010 yılında Eastwood, yine psikolojik bir rol oynayan Matt Damon&#8217;la birlikte çalıştığı “Hereafter” (Öteki Dünya) adlı filmi yönetti. Filmin dünya prömiyeri 12 Eylül 2010&#8217;da Toronto Uluslararası Film Festivali&#8217;nde yapılmış ve daha sonra Ekim ayında sınırlı sayıda piyasaya sürülmüştür. Eastwood bundan sonraki kariyeri için “Herkes neden bu sahnede çalışmaya devam ettiğimi merak ediyor. Çalışmaya devam ediyorum çünkü her zaman anlatacak yeni hikâyeler vardır… Ve insanlar onlara anlatmamı istediği sürece ben orada olacağım.” sözlerini paylaşmıştır.</p>
<h2>Kişisel Hayatı İlişkileri</h2>
<p>Eastwood 1953-1984 yılları arasında manken olan Maggie Johnson ile ilk evliliğini yaptı. Bu evlilikten Alison ve Kyle adında iki çocukları oldu.<br />
31 Mart 1996’la Dina Eastwood ile evlendi. Bu evlilikten Morgan isminde bir kız çocukları oldu. Nisan 2013’te Dina depresyon ve anksiyete bozukluğu nedeniyle rehabilitasyona girdi. Ağustos 2013’te uzun süredir Clint Eastwood ile gizli olarak ayrı yaşadıklarını açıkladı. 22 Ekim 2013’te ise Clint Eastwood’dan boşandı.<br />
<strong>Boş Zamanları</strong><br />
Filmlerinin neredeyse hepsinde sigara içmesine rağmen Eastwood hayatı boyunca hiç sigara içmemiş ve ergenlik çağından beri sağlıklı beslenme ve yaşamaya özen göstermiştir. Ayrıca her gün transandantal meditasyon uygulamaktadır.<br />
1971 yılında Kaliforniya, Carmel-by-the-Sea’de İngiliz esintileri taşıyan “Hog&#8217;s Breath Inn” isimli bir bar açmış, daha sonra o barı satarak yine Carmel-by-the-Sea’deki “Mission Ranch Hotel and Restaurant”ın sahibi olmuştur.<br />
Çok iyi bir golfçü olan Eastwood, “Tehàma Golf Kulübü”nün sahibidir. Carmel&#8217;in batısındaki dünyaca ünlü “Pebble Beach Golf Links”de yatırımcıdır ve burada zamanını büyük turnuvalara bağış yaparak değerlendirir. Eastwood sertifikalı bir pilottur ve sık sık trafikten kaçınmak için helikopteriyle stüdyosuna uçar.</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/clint-eastwood-kimdir/">Clint Eastwood Kimdir?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/clint-eastwood-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İglo Nedir? İglo Nerede Yapılmalıdır ?</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/iglo-nedir-iglo-nerede-yapilmalidir/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/iglo-nedir-iglo-nerede-yapilmalidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2017 09:19:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112382</guid>

					<description><![CDATA[<p>İglo (İnuit dilinde iglu olarak da geçer) Eskimo dilinde ev anlamına da gelen, Eskimolar tarafından belli bir dönem (av sezonu) ya da sürekli yaşamak için yapılan kardan evlerdir. İglu kelimesi aynı zamanda çadır, buz dışında herhangi bir malzemeden (çamur, deri, taş, toprak, kaya, tahta) evleri de karşılayan bir kelimedir ama dünya genelinde buzdan ev anlamında [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/iglo-nedir-iglo-nerede-yapilmalidir/">İglo Nedir? İglo Nerede Yapılmalıdır ?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İglo</strong> (İnuit dilinde iglu olarak da geçer) Eskimo dilinde ev anlamına da gelen, Eskimolar tarafından belli bir dönem (av sezonu) ya da sürekli yaşamak için yapılan kardan evlerdir. İglu kelimesi aynı zamanda çadır, buz dışında herhangi bir malzemeden (çamur, deri, taş, toprak, kaya, tahta) evleri de karşılayan bir kelimedir ama dünya genelinde buzdan ev anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>İglo evlerini kullanan Eskimolar (kendi dillerinde İnuit olarak bilinirler) genel olarak Kanada&#8217;nın kuzeyi, Alaska, Grönland ve Sibirya gibi soğuk bölgelerde yaşar ve buralarda avlanırlar. Eskimolar bölgelerde farklı adlandırılırlar. Kendi dilleri olan İnuit dilinde İnuit &#8216;insanlar&#8217; anlamına gelirken, bazı yabancılar Eskimo kelimesini kuzeyde yaşayan ve pişirmek için yeterli materyale sahip olmayan bu insanları &#8216;yemeklerini çiğ yiyen&#8217; olarak tanımlamıştır. Tundra bölgesinde yaşayan bu insanlar için toprak tarım yapmaya elverişli olmadığından hayatta kalmak için hayvanlara ihtiyaç duyarlar. Kış aylarında ise avlanırken hav şartlarından korunmak için igloları kullanırlar. Su kenarlarını tercih eder ve fazla uzaklaşmamaya özen gösterirler. Fok balığı avlayan Eskimolar, bu balıkların etini tüketmekle birlikte, derisini giysi, kemiklerini av aleti ve onlardan geri kalan parçaları enerji elde etmek için kullanırlar.</p>
<p>Yine de günümüzde Eskimoların teknoloji ve başka topluluklarla etkileşimden kaçamadıkları görülür. Eskiden kemikten yapılmış av aleti kullanan bu insanlar günümüzde metal zıpkınlara geçiş yapmışlardır. Ayrıca iglo yaparken de çeşitli inşaat malzemeleri kullanmaya başladıkları gözlemlenmiştir.</p>
<h2>İglo Nasıl Yapılır? Ve İglo Nerede Yapılmalıdır?</h2>
<p>İgloyu yapmak için öncelikle sert bir zemin bulmak gerekir. Ne kadar kalın bir kar tabakası olursa, iglo o kadar dayanıklı olur. Bu kar tabakası, daire şeklinde temele oturtulacak kar blokları için uygun miktarda eşelenir. Bu zeminin iç tarafında kalan yerden kar testeresi ile bloklar kesilerek dairenin etrafı yükseltilir ve dairenin içi ile dışı arasında yükseklik farkı oluşturulur. Sulanmamış ya da buzlaşmamış olması önemli olan bu bloklar, üst üste dizilirken spiral bir düzen izlenir ve tuğlalar arasına kar ile bir nevi sıva yapılır. Bu sıvanın yapılma nedeni içeriye su damlamasını engellemektir. Tepede kalan açıklık ise içeriden doldurulabilir. İglonun yüksekliği içinde bulunacak insanların boyunu geçmemeli, genişliği de fazla olmamalıdır, bunlar iç kısmın dışarıya oranla sıcak tutulmasını engeller.</p>
<p>Kapı ise iglolarda çok önemlidir. Zira kapı bir koridor vazifesi görerek, ne kadar iyi konumlandırılırsa kar ve soğuğu o kadar dışarıda tutar.</p>
<h3>Kullanım Şekli</h3>
<p>Genellikle göçebe ailelerin kış kampı olarak düzenlenmiştir ama bunun yanı sıra grup halinde dolaşan avcı ve balıkçılar için de yapılır. Ayrıca topluluğun buluşması için daha geniş iglolar da yapılabilir. Yaz gelince ise bu göçebeler -tercihe bağlı olarak- hayvan derilerinden ya da çeşitli malzemelerden yaptıkları çadırlarda kalırlar. Ama kardan yapılan iglolar bu hayvan derisi iglolara oranla daha iyi yalıtımlı oldukları için kışın bir nevi kurtarıcıdırlar.</p>
<h3>Nasıl Isınır?</h3>
<p>İglolarda ısının sağlanması temel olarak içinde yaşayan insanlara bağlıdır. İnsanların ısısı ve alanın küçük olması iglonun içini sıcak tutmaktadır. Bir iglo, yaklaşık olarak on dereceye kadar ısınabilmektedir. Öncesinde bir lambanın ısısı kullanılarak iglonun duvarları arasındaki kar eritilir dondurulduktan sonra daha da sağlamlaşır ve dışarıda yağan kar da iglonun üstüne doğal bir yalıtım malzemesi olarak yerleşir.</p>
<p>İglolarda içeriyi dışarıdaki soğuktan korumak için önemli olan şeylerden biri de kapıdır. Kapı direkt olarak dışarı açılırsa soğuk hava içeri dolacağı için genellikle iki kademeli olarak görünür. Dışarıdan içeri doğru gelen küçük dış kısmın ardından bir tünelden sürünerek geçilip içeriye ulaşılır. L şeklinde hem hayvanlar hem de soğuktan koruyacağı gibi, evin içine giriş yapılan kısım daha derindedir. Kişinin igloya sürünerek girmesi ve kapının küçük olması bedenin bıraktığı boşluklardan da pek soğuk girmemesini sağlar. Ayrıca igloyu oluşturan kar bloklarının içinde bulunan gözenekli yapı, ısı iletimini zayıf hale getirdiği için iglonun içine soğuk havanın girmesini engeller.</p>
<p>Eskimolar uyumak ve oturmak gibi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için de yere yaprak ve hayvan derisi kapatarak yerden gelen soğuğu keserler. Bu kısımlar dışında kalan yerler mutfak vb olarak kullanılır.</p>
<p>Ayrıca iglolar birbirine yakın olacak şekilde yapılır ve sürekli olarak eriyip dondukları için de sağlam yapıda olup kolay yıkılmazlar. Özellikle kutup ayıları giriş kapıları dar olduğu için içeri giremez ve iglo sert yapıda olduğu için de onu yıkamazlar. İglonun kubbe şekilli yapısı da igloyu fırtınalardan korur ve rüzgar nedeniyle yıkılmasını, parçalanmasını, kopmasını engeller.</p>
<h2>Günümüzde İglolar</h2>
<p>İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra İnuitlerin hayatı bölgeye yapılan askeri üsler ve radar istasyonlarıyla büyük ölçüde değişti. Birçok İnuit göçebe hayatı terk etse de hala göçebeliğe devam eden İnuitler mevcut durumdadır. Kültürlerini, mitolojilerini ve hikayelerini hala anadillerini kullanmaya devam ederek yaşatıyorlar.</p>
<h2>İglolarla İlgili Gerçekler</h2>
<p>1) İglonun kelime anlamı ev olup, genellikle kardan yapılır. Kar bloklarından yapılan bu yapılar yirmi kişiyi alacak kapasiteye sahip olabilir.</p>
<p>2) İglolar avcılar tarafından kendileri avlanırken ailelerini kışın çetin şartlarından korumak için yapılıyorlardı.</p>
<p>3) Eğer yapan kişi ustaysa, bir iglo 1-2 saat içinde yapılacak bir yapıdır.</p>
<p>4) İglo yapımında kullanılan malzemeler sadece kar ve testeredir.</p>
<p>5) Genel olarak üç çeşit kardan yapılma iglo vardır. Bunlardan en küçüğü sadece o av dönemi için kullanılan geçici iglolardır. Ortalama boyda olan ikincisi daha kalıcı olanların kullandığı iglolardır. En büyükleri ise bu ikisinin birleşimidir ve yirmi kadar kişiye kalacak yer sağlar.</p>
<p>6) Yetişkin bir insan iglonun tepesine çıksa da iglo parçalanmaz.</p>
<p>7) Buz ve kar yalıtım görevi gördüğü için insanlar kendi vücut ısılarıyla içeriyi ısıtabilirler.</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/iglo-nedir-iglo-nerede-yapilmalidir/">İglo Nedir? İglo Nerede Yapılmalıdır ?</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/iglo-nedir-iglo-nerede-yapilmalidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tokyo Kulesi</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/tokyo-kulesi/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/tokyo-kulesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Sep 2017 22:11:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bizim Kalemimizden]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=112408</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tokyo kulesi 23 Aralık 1958 yılında Tokyo&#8217;da hizmete açılmış olan, temelde Eyfel kulesini örnek alarak çelikten yapılmış ve Japonya&#8217;nın İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra ekonomik olarak yükselişini simgeleyen bir kuledir. Tokyo kulesi yüksekliği Eyfel kulesini örnek alsa da 333 yüksekliğinde olup Eyfel kulesinden 13 daha uzun ve altı bin ton daha hafif olup, dört bin ton [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tokyo-kulesi/">Tokyo Kulesi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tokyo kulesi 23 Aralık 1958 yılında Tokyo&#8217;da hizmete açılmış olan, temelde Eyfel kulesini örnek alarak çelikten yapılmış ve Japonya&#8217;nın İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra ekonomik olarak yükselişini simgeleyen bir kuledir. Tokyo kulesi yüksekliği Eyfel kulesini örnek alsa da 333 yüksekliğinde olup Eyfel kulesinden 13 daha uzun ve altı bin ton daha hafif olup, dört bin ton ağırlığındadır.</p>
<p>11 Mart 2011 yılında yaşanan depremden sonra ise tepesindeki eğilmiş olan anten eklentisi değiştirilmiş ve boyu üç yüz on beş metre olacak şekilde on sekiz metre kısalmıştır. Yine bu depremin ardından 11-16 Nisan 2011 tarihleri arasında güneş enerjisi ile çalışan Led lambalarla &#8216;Dayan Japonya&#8217; yazılmıştır.</p>
<h2>Tokyo Kulesi Tarihi</h2>
<p>Japon Yayın Kuruluşu 1953 yılında televizyon yayınına başladığında, yayının dağıtılması için büyük yayın kulelerine duyulan ihtiyaç nedeniyle Tokyo&#8217;nun bir çok yerine yayın kuleleri yapılmaya başlanmıştır. Japon hükümeti ise bu yayın kulelerinin her yere yapılmaya başlanıp tüm şehri kuşatacağından endişelendiği için bu tüm kuleler yerine tek, büyük bir kule yapılması önerisini teklif etmiştir. Ayrıca savaş sonrasında güçlerini topladıklarının, ekonomik açıdan güçlendiklerinin ve dünya ekonomisinde edindikleri yerin göstergesi bir kule olacaktı bu.</p>
<p>Asıl plan o zamanın en yüksek binası olan Empire State binasından bile büyük bir kule yapmak olsa da inşa materyalleri ve ekonomik durum ancak Kanto bölgesinin yayın akışını sağlayacak büyüklükte bir kule yapmaya olanak sağlamıştı. Bina şekil olarak Eyfel kulesine benzese de ondan on üç metre daha uzun olmuştur. Ayrıca Tokyo kulesi, Kanto&#8217;nun 1923 yılında yaşadığı depremin iki katı şiddetine bile dayanacak sağlamlıkta yapıldı.</p>
<h3>Yapım Süreci</h3>
<p>Tokyo kulesinin yapımı Japon devletine 8.4 milyon dolara mal olmuş olsa da kule bir kamu malı değil, Japonya Şehir Televizyonları Ortaklığı&#8217;na ait bir kuledir. Telekomünikasyon ve gözlem amacıyla kullanılan bu kulede çıkılabilecek en yüksek nokta iki yüz ellinci metredeki özel gözlem yeridir.</p>
<p>Yapının inşası Haziran 1957&#8217;de başlayıp Aralık 1958&#8217;de bitmiş ve 23 Aralık 1958 tarihinde de hizmete açılmıştır.</p>
<p>2010 yılında Tokyo Skytree inşa edilene kadar elli iki yıl boyunca ülkenin en uzun binası olarak kalmıştır.</p>
<p>Tokyo kulesinin altında restoran, müze, akvaryum ve hediyelik eşya satan dükkanlar yer almakla birlikte kulede ziyaretçilerin şehri izleyebilmeleri için iki gözlem katı bulunmaktadır. İlk gözlem katı olan ana gözlem yeri yüz ellinci metrede olup (burası binanın çevresini ve şehri göstermektedir) , özel gözlem yeri iki yüz ellinci metrededir ve daha geniş bir çevre izleme şansı sunmaktadır (yakındaki şehirler bile görülebilir). Turistler de genellikle burayı tercih ediyor olsalar da özel kısım ana kısımdan daha küçük bir alana sahiptir. Ayrıca kulenin yapıldığı zamanki düşünce yapısı, engelliler için gösterilen özenin yetersizliği göz önüne alınınca ana gözlem yeri engelli insanlar tarafından ulaşılabilir olsa da tekerlekli sandalyede olan insanlar özel gözlem yerine girememektedirler.</p>
<p>Tokyo kulesi temelde bir radyo istasyonu olması amacıyla yapılsa da turistik açıdan çok ilgi çekmektedir.</p>
<p>Tokyo kulesinin giriş saati sabah dokuz olup kapanış saati gece on birdir. Yine de binaya giriş için son saat akşam ondur.</p>
<h3>Kulenin Renkleri</h3>
<p>Tokyo kulesi, orijinal olarak turuncu ve beyaz renklerle yapılmış olsa da özel etkinlikler ya da önemli günler süresince birçok renkle (hatta aynı anda birden fazla renkle) ışıklandırılmıştır. Kulenin renkleri yapıldığı zamanın havacılık kurallarına uygun olacak şekilde seçilmiştir. Gece yarısı ise kapatılmaya programlanan ışıkların ardında Tokyo kulesinin altında birçok çift görülebilir. Rivayete göre Tokyo kulesinin ışıklarının gece yarısı söndüğünü gören çiftler, gelecek yaşamlarında mutluluğu sonuna kadar birlikte yaşayacaklarına inanırlar.</p>
<p><strong>Club333</strong></p>
<p>Tokyo kulesinin ana gözlem yerinin birinci katında bulunan Club333, Tokyo kulesinin eşsiz şehir manzarası eşliğinde insanlara muhteşem bir canlı müzik keyfi sunmaktadır. Çalınan şarkılar Caz ağırlıklı olmaktadır. Bu canlı müzik saatleri ve günleri her hafta değişmekte olup, internet sitesinden bu bilgilere kolayca ulaşılabilinir.</p>
<p><strong>Tokyo &#8216;One Piece&#8217; Kulesi</strong></p>
<p>Tokyo kulesinin altında bulunan kafe, müze, akvaryum ve hediyelik eşya dükkanlarının yanı sıra otuz beş ülkeye satılmış ve gençler arasında çok popüler olan One Piece adlı manganın tema parkı da görülmektedir.</p>
<p>Tema parkının açılış-kapanış saatleri sabah ve akşam on olmakla birlikte akşam en geç dokuzda içeri girilebilmektedir. One Piece ile ilgili restoranda yemek yenilebilir ve hediyelik eşya dükkanları da gezilebilir.</p>
<p><strong>Ulaşılabilirlik</strong></p>
<p>Tokyo kulesi nihayetinde bir yayın kulesi olduğu için bir tepenin üstüne inşa edilmiştir. Tepe, yürüme sorunu olan ya da tekerlekli sandalye kullanan turistler ve halk için zorlayıcı olmaktadır.</p>
<p>Tepeye çıktıktan sonra bilet noktası ile karşı karşıya geliniyor. Tokyo kulesinin biletleri engelli vatandaşlar için (engelleri belgelendirilmiş ise) indirimli oluyor.</p>
<p>Tokyo kulesi, Tokyo Skytree yapıldıktan sonra öncesinde yaşadığı o yoğunluğu artık yaşamayan, üstündeki kalabalığı bir miktar atmış bir kule olduğu için genel anlamda gezmek daha kolay oluyor. Ayrıca yapının içinde asansörler olsa da kapasitesi çok fazla olmadığı için kişiler genellikle merdivenleri kullanıyor. Ve ikinci kat hem dar olması hem de ulaşım zorluğu gibi sebeplerden engelli turist ve vatandaşlar tarafından gezilmesi mümkün olmayan bir yer olarak kalıyor.</p>
<p>Bir engelli gözüyle bakıldığında, Tokyo kulesi &#8211; eskiden yapılmış olmasının da etkisiyle- engelli turist ve vatandaşların gezerken zorluk yaşayacağı ve maalesef engeli olmayan bir turist ya da vatandaş kadar keyif alamayacağı bir kule. Bu sebeple Tokyo Skytree engelli turist ve vatandaşlara daha fazla önerilen bir Tokyo sembolü oluyor.</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/tokyo-kulesi/">Tokyo Kulesi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/tokyo-kulesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk Galata Köprüsünün Unutulmaz Hikayesi</title>
		<link>https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-galata-koprusunun-unutulmaz-hikayesi/</link>
					<comments>https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-galata-koprusunun-unutulmaz-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yayın Dünyası]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2015 09:20:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bilgicik.com/?p=101949</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;un Simgelerinden Biri Olan Galata Köprüsünün Tarihini Hiç Merak Ettiniz Mi? Günde yüz binlerce insanın üzerinden geçtiği, bazılarının balık tutarak zaman harcadığı, Karaköyü &#8211; Eminönü&#8217; ne bağlayan köprüdür. Galata köprüsü ilk 1845 yılında tahta kullanılarak yapılmış ve İstanbul halkına 18 yıl bu şekilde hizmet vermiştir. İlk Galata Köprüsü yapıldığında 500 metreydi ve 1863 yılında yıkılarak [&#8230;]</p>
The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-galata-koprusunun-unutulmaz-hikayesi/">İlk Galata Köprüsünün Unutulmaz Hikayesi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>İstanbul&#8217;un Simgelerinden Biri Olan Galata Köprüsünün Tarihini Hiç Merak Ettiniz Mi?</h2>
<p>Günde yüz binlerce insanın üzerinden geçtiği, bazılarının balık tutarak zaman harcadığı, Karaköyü &#8211; Eminönü&#8217; ne bağlayan köprüdür. Galata köprüsü ilk 1845 yılında tahta kullanılarak yapılmış ve İstanbul halkına 18 yıl bu şekilde hizmet vermiştir. İlk Galata Köprüsü yapıldığında 500 metreydi ve 1863 yılında yıkılarak tekrardan aynı şekilde yapılmış ve 12 yıl daha kullanılmıştır. İlk galata köprüsü de Unkapanı köprüsü gibi altından gemilerin geçilebileceği yer bulunmaktaydı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-101950 size-full" src="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2015/04/ilk-galata-koprusu.jpg" alt="ilk-galata-koprusu" width="712" height="544" srcset="https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2015/04/ilk-galata-koprusu.jpg 712w, https://www.bilgicik.com/wp-content/uploads/2015/04/ilk-galata-koprusu-300x229.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 712px) 100vw, 712px" /></p>
<p>İlk Galata Köprüsü yapıldığında ilginç bir olay yaşanmıştır. O tarihte Fransız denizce Kaptan Mangan bir tez ortaya atarak, altı düz gemilerinde denizin üzerinde gidebileceğini söylemiş ve yapmış olduğu Cygne adlı gemisiyle 15 Ağustos 1855 tarihinde Marsilya limanından ayrılarak İstanbul’a hareket etmişti. O tarihte Sivastopol savaşı yeni bitmiş ve İstanbul ismi Avrupa&#8217; da çok konuşulmaya başlanmıştır. Kaptan Mangan yapmış olduğu gemisi ile yolculuğunda tehlikeler yaşasa da 26 günde Marsilya&#8217; dan İstanbul&#8217; a varmayı başarmıştır. Kendi adına söylediği sözü kanıtlamış ve büyük bir başarıya imza atmıştır. İstanbul&#8217; da bulunduğu sıralarda binlerce kişinin gözleri önünde, son hızda gemisini Galata Köprüsünün altından geçirmiştir. Bunu üzerine dönemin Padişahı Abdülmecit bu gemiyi satın alır ve adalara yolcu taşıması için kullandırır. Gemi 8 ekim 1885 yılında adalar dan almış olduğu 300 yulcusuyla hareket etmiş ancak yolda Avusturya&#8217; lı bir gemi ile çarpışarak büyük hasar almıştır. Kaptan Mangan gemiyi Sarayburnu&#8217; na kadar getirmeyi başarmış ama kaç kişinin öldüğü bilinmemektedir.</p>The post <a href="https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-galata-koprusunun-unutulmaz-hikayesi/">İlk Galata Köprüsünün Unutulmaz Hikayesi</a> first appeared on <a href="https://www.bilgicik.com">Bilgicik.Com</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.bilgicik.com/yazi/ilk-galata-koprusunun-unutulmaz-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
