Öz Türkçeleştirme Çalışmaları

Geçmiş yıllardan beri Öz Türkçe ve Türkçeleştirme çalışmaları tartışılagelmiştir. Öz Türkçe ile belirtilmek istenileni anlamayan veya anlamak istemeyen çevreler, doğuşundan kısa süre sonra bir “düşünce akımı” durumuna gelen bu çalışmaları karalamak adına değişik işler içerisine girmişlerdir. Binlerce yıldır işlenerek bugünlere gelen kutlu dilimizi yabancı etkilerden korumak; onu birçok dilde olabilecek “kirliliklerden” arındırabilmeye çalışmak; Türkçemizin hem öz yapısını ve sözcüklerini kaybettirmemek hem de çağdaş ortamın gerekleriyle donatmak amacıyla yapılan çalışmaların değişik yönlere çekilmeye çalışılmasının anlamsız bir çaba olduğunu söylemek, kuşkusuz tarih, kültür ve dil bilincine sahip Türklerce olumlu karşılanacaktır.

Konuyu derinlemesine açıklayabilmenin hem büyük bir araştırma ve çalışma gerektireceğinden hem de yazının kapsamı dolayısıyla uzayarak sıkıcı bir durum almasına neden olacağından, “Öz Türkçe” ile neyin anlatılmak istenildiğine, bu çalışmaların ne amaçla yapıldığına ve Türkçeleştirme çalışmalarını karalamaya çalışanlara kısaca değinmek istiyorum. Bunları anlaşılır ve derli toplu olması bakımından üç başlık altında topluyorum:


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Büyük Ozan: Aşık Veysel

Bir yaşam düşünün ki, annesinin inek sağmaktan dönerken yolda doğum yapmasıyla başlıyor; henüz dünya güzelliklerini görmeye başladığı yedi yaşında gözlerini kaybederek devam ediyor; yaptığı evlilikte de yüzü gülmeyerek eşi kaçırılıyor; annesi, babası ve çocukları ölüyor… Bu kadar büyük sıkıntılar geçirerek “Bu kadarını hak ediyor muyum?” diye düşünerek içine kapanıyor ve zaman geçirmek için eline tutuşturdukları bağlamasıyla büyük aşıkların türkülerini çalıp söyleyerek yüreğindekileri dökmeye çalışıyor. Ustalarından aldığı izle, bir zaman sonra destanlar ve şiirler dökülüveriyor ağzından. Sonra en büyük Türk, Atatürk’e yazdığı şiirini, O’na okumak için büyük yolculuklar yapıyor ve nihayetinde yüreğindeki o mükemmellik, keşfedilerek dillere düşüyor…

Üç yüz onda gelmiş idim cihana.” diyen Veysel Şatıroğlu, 1894′te Sivas‘ın Şarkışla adlı ilçesine bağlı olan Sivrialan Köyü’nde dünyaya geliyor. Yörede “Şatıroğulları” diye bilinen bir ailenin ve “Karaca” lakaplı Ahmet adında bir çiftçinin oğlu olan Veysel‘in doğduğu sıralarda tüm yurtta olduğu gibi Sivas’ta da “çiçek” hastalığı bir sürü can almaktadır. Kendisinden önce iki kardeşinin ölümüne neden olan bu hastalık Veysel‘i, annesinin ona diktiği elbiseyi kendisini çok seven Muhsine Kadın’a göstermek için gittiği yerden eve dönerken bir çamura düşmesi sonucunda yakalıyor. Çiçek hastalığına yakalanan Veysel, sol gözünü kaybediyor.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Harezm Dönemi Edebiyatı

Bugün “Orta Türkçe” derside, Harezm Türkçesi ve edebiyatı ile ilgili bir araştırma yapmam ve bilgilerimi arkadaşlara sunmam gerekiyordu. Bu konu ile ilgili bilgi alabilmek için başta A. Bican Ercilasun‘un “Türk Dili Tarihi” adlı kitabı olmak üzere, Fuat Bozkurt, M. Fuat Köprülü, Aysu Ata… gibi Türkolojiye emek veren üstadlarımızın eserlerinden yararlandım. Bu konuda ağ üzerinde paylaşılmış bir yazı olmadığı için, bu çalışmamı paylaşmak istedim. Belki bir arkadaşımız bu dönemin dil ve edebiyat özellikleriyle ilgili bilgi almak isterse, bu kaynak ona yardımcı olabilir diye düşündüm.

13. yüzyıldan sonra büyük ölçüde Karahanlı Türkçesinden koparak oluşan ve zamanla “imparatorluk” denilebilecek kadar büyük bir devlet kuran Harzemşahlar’ın, o dönemde geliştirdikleri dil ve edebiyat ile ilgili bilgilerimizi iki ana başlık altında toplayabiliriz:

1. Harezm Dönemi Tarihine Genel Bakış
2. Harezm Döneminde Dil ve Edebiyat Gelişmeleri

Harezm Dönemi Tarihine Genel Bakış

Ceyhun’un aşağı bölümünde verimli bir deltadan oluşan bu bölge (Harezm), çok eski zamanlardan beri Orta Asya’nın siyasi ve medeni tarihinde ayrı bir öneme sahiptir. 4. yüzyıldan başlayarak bu topraklara egemen olan Harzemşahlar, bu bölgenin eskiden beri sahipleridirler ve İslamiyet’in bu bölgede yayılmasından sonra da bu bölgede varlıklarını koruyacaklardır. Egemenlik dönemleri süresinde bir dönem Emevi, Abbasi ve Samanoğullarının hâkimiyeti altına giren Harzemşahlar’ın başkenti önce “Kât” sonra ise “Ürgenç” şehri olmuştur.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Osmanlıca Nedir?

http://farm4.static.flickr.com/3171/2335281240_d7580613cc.jpg?v=0Çoğu zaman tartışılmıştır, “Osmanlıca” mı, yoksa “Osmanlı Türkçesi” mi diye. Hem bu konuya biraz değinmek hem de Osmanlı dönemindeki dil özelliklerini biraz açmak gerekiyor. Çünkü bugün bile o dönemin dilini öven, onlar gibi konuşmaya çalışan kişiler / gruplar var. Kendine bile hayrı olmayan insanların, “nur”undan nasiplenmek isteyen ve alâkasız bir şekilde bunu Osmanlıca ile yapmaya çalıştıklarını görmek, beni düşündürüyor.

Türk tarihi, maceralarla ve kahramanlıklarla doludur. Başka toplumların tarihlerine bakarsanız, hiçbir toplumun Türkler‘inki kadar büyük ve köklü bir tarihi olmadığını görürsünüz. Osmanlılar dönemi de uzun süre dünya tarihinin seyrini değiştirmiş bir dönemdir. Fakat bu dönem üzerinde sonradan birçok tartışma yaşanmış ve bu dönemi temel alan siyasi düşünceler bile oluşmuştur. “Osmanlıcı” fikir akımları çıkmış, yükselme dönemindeki gelişmelerin, dinî yaptırımlar (şerî kanunlar) ve esnek milli duruş sayesinde olduğunu düşünen insanlar çıkmıştır. Osmanlılar’dan önce pek görülmeyen bir duruş olarak, o dönemde şuna buna benzemek için öz kültürümüzden, dilimizden, milliyetimizden… vazgeçmiş, sonunda özümüze aykırı bu duruş nedeniyle tarihin tozlu sayfalarına gömülmüşüzdür. İşte bu yanlışlar içerisinde geçen dönemde oluşturulan dil de her ne kadar Türkçeden çok uzak olsa da, sonuçta uzun süre boyunca kullandığımız ve Türkçenin bir dönemi olarak saydığımız bu dönemin diline, “Osmanlı Türkçesi” demenin daha doğru olacağını düşünüyorum.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Sayfalar: 1 2 3 »

Yukarı