acil kitap


Göktanrı Romanı Üzerine
Türk‘ün Yüzünü Allah’a Dönmesi

göktanrı romanı üzerineAzerbaycan‘ın büyük şair ve yazarlarından Sabir Rüstemhanlı’nın kaleminden çıkan bu değerli roman, Türklerin kutlu peygamberi Oğuz Han‘ın macera ve sıkıntı dolu bir süreçte tek Tanrı inancını Türk budunu arasında yaymak için yaptığı uğraşları anlatmaktadır. Birçok insanın hâlâ bir peygamber olarak dünyaya gönderildiğine inanmadığı Oğuz Han’ın, hayata gözlerini açtığı ilk günden itibaren mucizelerle dolu bir elçilik görevini aldığı romanda ayrıntılarıyla verilmektedir. Oğuz Han’ın yaşadığı Hun döneminde Türk Ulusu’nun durumu ve Türklüğün inanç boyutunda düştüğü boşluğu kapatmak için acuna gönderilen Oğuz yalavaçın (peygamberin) Türkleri Gök Tanrı‘ya iman etmeleri için geçirdiği kutsal ve cefalı yaşamı…

Anlattığı döneme uygun olarak arı (sade) ve güzel bir Türkçe ile yazılan Göktanrı romanı, Rüstemhanlı’nın önsözde belirttiğine göre önce içinde Arapça, Farsça, Rusça, İngilizce… gibi yabancı dillerden bir tane bile sözcük bulunmadan, yani %100 öz Türkçe ile yazılmış; fakat okuyucuların anlamakta güçlük çekeceği düşünülerek günümüz Türkçesine aktarılmıştır. Yazarın konuyu ele alış biçimi, oldukça etkileyici bir serüvenle sağlanmıştır. Olaylar, Hun dönemindeki Türk yaşantısına uygun biçimde gelişmiş ve tıpkı Atsız Ata’nın Bozkurtlar romanındaki gibi sürükleyici bir üslupla kurgulanmıştır.

Oğuz Han’ın doğmasıyla başlayan mucizeler, ailesinde onun çevredeki diğer çocuklardan farklı olduğu düşüncesini meydana getirmiştir. Oğuz’un kısa zamanda olgunlaşarak yiğit bir delikanlı olmasından öte, inanç boyutunda çok derin düşüncelere sahip, felsefik düşünebilen bir kişi olarak ortaya çıkması önceleri ailesini ve yakın çevresini rahatsız etmiştir. Oğuz Han, daha küçük yaşta çevresindeki aksakallı bilgelerle düşünce alışverişinde bulunmuş, onlardan yaratılışa ve Türk mitolojisine dair bilgiler edinmiştir. Çevresinde gördüğü olayları yorumlayarak, ulusun inancındaki çarpıklıkları çözerek tek Tanrı olan Gök Tanrı’ya iman etmeleri için çabalamıştır.


Tarih Boyunca Türklerin
Kabul Ettiği Dinler

Türklerin benimsediği dinlerTürkler, tarih boyunca çok çeşitli coğrafyalarda yaşamışlar, çok çeşitli kültürlerle temas etmişler, bu temasların sonucunda da çeşitli dinleri kabul etmişlerdir. Ancak dikkati çeken nokta, Türklerin, tespit edilebilen ilk dinî inanç ve hayatlarından başlayarak kabul ettikleri çoğu dinlerin tek tanrılı oluşu ve semavî nitelik taşıyışıdır. Bir başka önemli nokta ise dinî hayatta hâkim olan hoş görü ve tanrının hakkının tanrıya, insanın hakkının insana verilişidir. Bu unsurlar, Türk milletine has bir lâiklik, daha doğrusu bir hoş görü anlayışının tarihin ilk dönemlerinden beri Türk cemiyetinde var olduğunu göstermektedir. Nitekim Göktürk yazıtlarında kağanların tanrı yardımıyla kağan oldukları, güç kazandıkları ifade edilmekte; felâketlerin ve başarısızlıkların gerekçesi ise bazen cemiyetin gevşekliğine ve duyarsızlığına, bazen de kağanların yetersizliğine bağlanmaktadır. Yazıtlarda bu konudaki ifadeler çok açıktır:

Tanrı güç verdiği için, babam kağanın askerleri kurt gibi imiş, düşmanları koyun gibi imiş.” (KT, D – 12) “Babam kağan … Tanrı buyurduğu için, devletliyi devletsiz bırakmış, kağanlıyı kağansız bırakmış.” (KT, D – 15) “Besleyip doyurmuş olan kağanlarının sözlerini tutmadan her yere gittin oralarda hep mahvoldun tükendin.” (KT, G – 9) “Akılsız kağanlar tahta oturmuş kuşkusuz … Türk halkı kurduğu devletini elinden çıkarıvermiş.” (KT, D – 5)

Ayrıca, meselâ Hazar hükümdarlarının çevresinde Müslüman, Hristiyan, Musevî ve putperest cemaatlerinin temsilcilerinin rahatça faaliyet gösterdikleri ve yönetimin bu temsilcilerin faaliyetlerini kısıtlamadıkları, bütün dinlerin temsilcilerine eşit davrandıkları bilinmektedir.


Gagauzlar: Gök Oğuz’dan Hristiyan Türkler

Karadeniz’in kuzeyine yüzyıllar önce göç eden, Oğuz boyundan gelen soydaşlarımız Gagauz (Gök Oğuz) Türkleri, bugün Türklüğü hiçbir yerde görülmeyen bir bağlılıkla yaşamaya çalışıyorlar. Yoğun çabalarıyla, güçlüklere ve baskılara rağmen kurdukları özerk yönetimle Moldova’da kendi bayrakları altında yaşamak için çabalıyorlar. Ata yurtlarından ayrılmak, Slav etkisi altına girmek ve çok defa çeşitli baskılarla oyunlara maruz kalmak, onların öz değerlerine sıkı sıkıya bağlı kalmalarını sağlamış. Böylece, diğer Oğuz boylulardan ayrılalı yüzlerce yıl geçmesine rağmen, hâlâ Oğuz Ata’nın boyuna layık olabilmek için, çevredeki çaşıtların (1) inadına Türk bilincini yaşıyor, yaşatıyorlar.

Bütün Oğuzların atası olarak kabul edilen Oğuz Kağan‘ın adından hareketle, “Gök Oğuz” adından türeyerek oluştuğu düşünülen “Gagauz” adının kökeni hakkında farklı düşünceler de vardır. Yapılan araştırmalar, Gagauz Türkleri’nin Peçeneklerle çok yakın ilgisi olduğunu ortaya koymaktadır. Yaklaşık 11. yüzyılda Tuna’yı geçerek Balkanlar’a doğru göç eden Gagauzlar, daha sonra Ortodoks Hristiyan olmuşlar, bir dönem Osmanlı hâkimiyetinde kaldıktan sonra 18 – 19. yüzyılda yaygınlaşan bağımsızlık hareketlerinden etkilenerek yeniden Tuna’ya doğru göç etmişlerdir. Sovyetler Birliği Gagauzların yerleşmesi için Tuna Nehri’nin çevresinde bir yer ayırmıştır. O dönemden beri bugün Komrat diye adlandırılan topraklarda yaşayan Gagauzlar, şu anda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla kurulan Moldova Cumhuriyeti’ne bağlı “özerk” bir devlet olarak varlığını sürdürüyor. Bir “halk ayaklanması” biçiminde özerlik hakkını elde eden Gagauzlar‘ın kendi bayrakları, ulusal marşları, sınırlı yetkiler çerçevesinde yasama – yürütme – yargı erklerinin toplandığı bir meclisleri (2) ve milletvekilleri bulunuyor. Her ne kadar Moldova Anayasası’nda belirlenen sınırlılıkları aşamasa da bu özerk devlet, kendi içinde düzeni sağlayabilecek güce sahip.


…Türk Edebiyatının Dönemleri…
(Sözlü Edebiyat)

Sözlü Edebiyat, Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir.

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000′li 3000′li yıllardan başlayarak Türklerin İslamiyeti kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin KökTürkler’e ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü edebiyat dönemi olarak adlandırılır.

Bilindiği gibi söz yazıdan öncedir. Böyle olunca da yazılı edebiyat ürünlerinden önce, sözlü edebiyat ürünlerinin oluştuğu ortadadır. Bütün ulusların edebiyatında olduğu gibi Türklerin edebiyatında da sözlü edebiyatın doğuşu dinsel temellere dayanır. Sözlü edebiyat ürünleri, daha yazının bulunmadığı dönemlerde, dinsel törenlerde üretilmeye başlanmış, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmıştır.

Edebiyat türleri içinde ilk doğan tür olan şiir, sözlü edebiyatın anlatımında önemli bir rol oynar. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında da şiirin önemli bir yeri vardır.

Bu bölümden tam yararlanmak için aşağıdaki sayfalar size yardımcı olabilir:

» Orhun Abideleri » Türk Destanları » Destan


Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 »