Sanat ve Felsefe İlişkisi

Sanat ve felsefe bazı yönleriyle birbirine uzak uğraşı alanları olarak görülüyorken, bir yandan da aralarında bazı ortaklıklar bulunması nedeniyle birbiriyle sıkı bir ilişki içerisindedir. Sanat ile felsefe arasındaki ortak ve ayrı yönleri belirlemede belki de bizim için hareket noktası oluşturacak düşünce, sanatın daha çok dış dünyadaki varlıkların insanlar üzerinde uyandırdığı duyguları anlatmaya çalışması; felsefenin ise dış dünyadaki o varlıkların iç yapısına ulaşmaya çalışarak, mantıksal düşünce ile daha soyut ve derin gerçeklere ulaşmaya çalışmasıdır.

Sanatçılar, daha çok gözle görülen şekillerin insanlarda uyandırdığı duygusal heyecanı ve duygulardaki sürükleyici hazları hissetmeye ve onları türlü yollarla ifade etmeye çalışırlar. Filozoflar ise daha genel ve soyut düşüncelerle uğraşarak, mantıksal boyutta birbirine bağlı konuları öznel bir biçimde incelemeye çalışırlar. Bir gerçeğin etrafında örülü çehredeki güzelliği bulan sanatçı, çehrenin altındaki gerçeğin varlığını ve çözümlemesini yapmaya çalışan ise filozoftur.

Karlı dağların doruklarından süzülerek gelen suların karıştığı coşkun bir akarsuyun kenarında kurulmuş olan küçük bir evin günün ilk ışıklarıyla aydınlanan bahçesinde kendi hâlinde uğraşan bir adamın varlığını tasavvur edelim. Bu manzara, bir ressam için görsel anlam taşımaktadır ve ince ayrıntılarına kadar resmedilebilecek kadar değerli bir anı ifade etmektedir. Fakat aynı durum karşısında, sanatçılığın gerektirdiği öznel duyumsayış ve düşünüşten uzak biçimde manzarayı sorgulayan ve o görüntünün doğa - insan etkileşimi içinde bizlere sunduğu gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan kişi filozof olacaktır.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Şiir Sevmeyen Sever mi?

Birçok insan şiir sevmediğini söylemektedir. Bence onlar şiiri sevmediklerinden değil şiirin büyüleyici dünyasına giremedikleri için böyle düşünüyorlar. Okudukları şiirlere bir anlam yükleyemedikleri, şiirin duygu denizinde yüzemedikleri, yaşamsal birikimleri ile şiirle bütünleşemedikleri için şiiri sevmediklerini sanıyorlar. Oysa şiir insan demektir, insanın iç dünyasındaki sınırlanamayan duyguların çarpışmasıdır. Şiiri sevmemek, ya da güzel sanatların bir kolu olan edebiyatı (yazını) sevmemek insanın kendisini sevmemesi demek değil midir?

Sanat, şiir günlük hayatta yaşadığımız, gördüğümüz birçok olay ve varlıkların düşünce ve duygu gözüyle görülebilen insanca güzellikleri, duyarlılıkları bizim önümüze sermiyor mu? Fakat genellikle hayatımızı daha çok fiziksel ihtiyaçlarımız nesnelliğinde algılama alışkanlığımız şiiri de anlatmak istediği derinlikte yorumlamamıza engel olmaktadır. Şiiri okurken yürek kulaklarımızı açamıyoruz genellikle. İsterseniz bunu gelin hep birlikte örnek bir şiir üzerinde test edelim. Ne dersiniz? Örnek olarak benim çok sevdiğim Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” şiirinin ilk beyitiyle başlayalım.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?

Daha önce yazmış olduğum yazılarda (*), toplumumuzda gerçekten okumaya pek önem verilmediğini ve özellikle gençlerin okuma kültüründen uzak yetiştiğini söylemiştim. Hem bizim ağ kümemizde yaptığımız sormaca, hem de resmi kayıtlara geçen araştırmalar gösteriyor ki, bugün Türkiye’de daha bir kitabı bile adamakıllı okumamış milyonlarca insan var. Hiç kitap okumayanların dışında kalanların ise çoğu, bütün yaşamı boyunca sadece 3-5 kitap okumuş. Tabii bu sayımlamalara “ders kitapları” falan ekli değil.

Durum böyle olunca, insan merak ediyor. Neden ülkemizde okumaya pek önem verilmiyor? Bunun çok çeşitli sebepleri var. Ekonomik sıkıntılar, kişisel özellikler, insan psikolojisi, baskıcı tutumlar, siyasi görüş, zaman sıkıntısı, eğlenmeye ayrılan vaktin artması, bilişsel gelişmeler, sözlü kültür… gibi sayılabilecek onlarca neden, insanları okuma kültüründen uzaklaştırıyor. Peki sizce bu sıralanan nedenler, aşılması güç nedenler midir? Bence hayır. Çünkü bu nedenler arasında “dışa bağlı” olanlar var olsa da, okuma alışkanlığı edinememenin belirleyicisi, yine kişinin kendisidir.

Okuma kültürü kazanamamanın nedenlerini, kısaca irdeleyip okuma alışkanlığı kazanmak için bazı ipuçları vereceğim.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Diğer Sanatlarımız
(Türkçülüğün Esasları)

Diğer sanatlarımız tamamıyla halk tarafından yaratıldıkları için, tamamen millidirler. Dans, mimari, nakkaşlık, ressamlık, hattatlık, marangozluk, demircilik, çiftçilik, boyacılık, çuhacılık, halıcılık, kilimcilik, v.s., v.s. gibi. Osmanlı yüksek tabakası; bedenle ilgili olan veya el aracılığıyla yapılan bu işleri sıradan saydığı için, halka bırakmıştır. Bundan dolayı Türkçülük bu sanatların hepsini benimsemiştir. Fakat, ne yazık ki, bu sanatlar tanzimat devrinden itibaren, milli ekonomiye önem verilmeyerek, Adam Smith’in “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ilkesine uyulması yüzünden, hep yok oldular.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Sayfalar: 1 2 3 4 »

Yukarı