acil kitap


Banu Avar‘dan Kültürel Çöküş Teorisi

Banu AvarTürkiye’de yayın yapan bilindik televizyon kanallarında yararlı programlar genellikle geç saatlerde başlar. Bunun nedenini çoğu kimse düşünmez. Çünkü uyutulduğumuzun farkında değiliz. Olan biteni, genellikle kaderci zihniyetle başımızdan savıyoruz. Hâlbuki günlük yaşamımızın içinde olup biten birçok şey üzerinde, başkaları bizden çok düşünüp planlar yapıyor. Türkiye’de kurulacak bir siyasi partinin önderliğini kimin yapacağını, Türk Ulusu’ndan çok başkaları (!) düşünüyorsa veya televizyon programlarında neler olacağı üzerinde Türk olmayan bazı güçler (!) günlerce kafa yoruyorsa, bunun altında bir şeyler aramak gerekir.

Banu Avar, yakın tarih üzerinde ciddi bilgilere sahip olan ve doğruları söylediği için dokuz köyden kovulan büyük bir düşünürdür benim nazarımda. Düşüncelerine çok önem verdiğim Banu Avar, yakın zamana kadar TRT’de yaptığı belgesel ve programlarla dikkatleri üzerine çekiyordu. Ne yazık ki birilerinin (!) ortaya çıkmasını istemediği gerçekleri göz önüne sermeye başladığı için, TRT yönetimi tarafından programı yayından kaldırıldı. Bununla da kalmayıp onca gereksiz insana bağrını açan TRT, Banu Avar’ı kendinden uzaklaştırdı. Bunun üzerine, tıpkı Hulki Cevizoğlu gibi gece 12′den sonra başlayan programlarla derdini dile getirmeye çalışan Banu Avar, yakın zamanda çekimi yapılan bir programda yaptığı iki buçuk dakikalık konuşmasında, Türkiye’nin içinde bulunduğu vahim tabloyu bütün gerçekliğiyle resmedercesine açıklıyor.


Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın!

İsrail Saldırısı ve Soysuzlaşmanın Resmi

İsrail’in Filistin’e giden insani yardım gemilerini basarak, bütün dünyaya meydan okurcasına katliam yapmasını herkes şaşkınlık içinde izliyor. Olayların yorumlanışı ise, Türk Ulusu’nun soysuzlaşmada hangi noktaya geldiğini gözler önüne seriyor. Şöyle ki Türk dünyasında meydana gelen saldırılarda kılını kıpırdatmayan sözde müslümanların, Filistin saldırısı için seferberlik başlatmış olmaları bile Türk kardeşliğinin, soydaşlık bağının hiçe sayıldığının apaçık kanıtıdır!

Türkler tarihin bazı dönemlerinde kendi kandaşlarına ihanet etmekten geri durmadıkları gibi, “insancıllık” (hümanistlik) adına Türk olmayan uluslara yardım yapmaya da pek düşkün hâle gelmişlerdir. Hâlbuki hümanizm, Türklüğün mayasına aykırıdır. Türkler ne zaman ki insancıllık adına bütün dünya uluslarını kendilerine “dost” bilmişler, işte o gün yok olmaya doğru ilk adımlarını atmışlardır. Bugün yok olma sürecine karşı direnen bir Türk milleti varsa karşımızda, bu Türk’ün dünya milletlerine kucak açmasındandır. Çünkü Türk olmayan hiçbir millet, Türk’e gerçekten dost olmamıştır ve gelecekte de olmayacaktır. Bunu tarih binlerce kez kanıtlamıştır.


Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın!

Türkiye‘de Kürt İstilası

Son günlerde haberlerde sıkça dile getirilen “kürt sorunu” ve “kürt açılımı“, hükümet kanadı tarafından bir “demokratikleşme çabası” olarak gösterilmeye çalışılıyor. Birçok şeyi, gösterildiği gibi öğrenmeye çalışan Türk milleti de, bu durumu bilinçsizce yorumluyor. Türkiye’de kürtlere verilmek istenen bazı ayrıcalıklar, onların haklı isteklerini karşılamak için yapılıyormuş gibi gösteriliyor. Fakat tüm bu çabaların arka planında, Ab ve Abd destekli “Büyük Ortadoğu Projesi” bulunuyor.

Türkiye, 1980′lere kadar türlü çatışma ortamlarına girmiştir. “Alevi-Sünni” ve “Sağcı-Solcu” gibi sınıflar içinde çatışmaya sürüklenen ülkemiz, 1990′lara doğru yeni bir çatışmaya doğru sürüklenmeye başlamıştır. Abd’nin Türkiye üzerinde egemenlik kurma düşüncesi, kürtler üzerinden yürütülecek bir oyunla gerçekleştirilmek istenmiştir. Bu amaçla Türkiye’de emperyalist güçlerin çalışmaları, pkk adı verilen terör örgütünün oluşturulmasıyla başlamıştır. Pkk’nın güçlenmesi için, Türkiye’de kürt nüfusunun arttırılması ve kürtlerin güçlendirilmesinin gerekli olduğunu bilen Abd ve saz arkadaşları, Diyarbakır’dan batıya doğru yayılan bir istila hareketini başlatarak işe koyulmuşlardır.

Önce Güneydoğu’da nüfusu artan kürtler, sonra Doğu Anadolu’ya doğru yayılmış; daha sonra ise Akdeniz kıyı şeridini takip ederek Ege Bölgesi’ne kadar yayılmışlardır. 1990′dan bugüne kadar Türkiye’nin nüfusu ortalama olarak %24 artış göstermiştir. Güneydoğu Anadolu’nun nüfusu ise, geçen 15-20 sene içinde %40 artmıştır. Artan nüfusun bir kısmı Güneydoğu’da kalmış, önemli bir bölümü de Türkiye’nin batısına doğru göçe başlamıştır.


Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın!

Yabancı Dille Eğitim İhaneti

Bir önceki yazımda Türk eğitimine nasıl kilit vurulduğundan söz etmiştim.(*) Türk eğitiminin üzerinde 50 yıldır oynanan oyunların ne olduğunu, bu oyunların kimin eliyle gerçekleştiğini ve eğitimizin nereden nereye götürüldüğünü açıklamıştık. (Bkz. Vatanbir Dergisi 6. Sayı) Bu oyunların en büyüğü, en tehlikelisi yabancı dilde eğitimdir. Bu oyunla konular Türk öğrencisine, Türk öğretmenler tarafından İngilizce olarak anlatılacaktır. Üstelik zorunludur. Kılıçla, silahla, işgalle yapılamayan sömürgeleştirme bu biçimde yerine getirilecektir.

Yabancı dille eğitimin yararlı olduğu yıllardır savunulmaktadır. Sözde aydınlar, basın-yayın sürekli bunun iyi olduğunu anlatmışlar, milletimizi uyutmuşlardır. Yalnız, 50 yıldır gelinen nokta gösteriyor ki bu anlayışın hiçbir yararı olmamıştır. Araştırmaya gerek yok. Dönün bakın çevrenize… İnsanımız, eğitimimiz, kültürümüz nerelere gelmiş? Ulusallaşmaktan söz eden, en büyük zaferin Milli Eğitim işlerinde kazanılacak zafer olduğunu ve bir milletin gerçek kurtuluşunun ancak bu yolla olacağını(1) söyleyen Ulu Önder’in yaptıklarının, düşündüklerinin üzerinin bir bir örtülmesinde yazık ki Türk eğitimi de büyük çoğunlukla payını almıştır.


Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın!

Türk Eğitimine Vurulan Kilit

Resmi büyük boyutta görebilmek için dokunun!

Kurtuluş savaşının sona ermesiyle ülkenin tüm eksik yönlerini gören ve bunları yenilemek, değiştirmek için işe koyulan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, eğitime verdiği önemi birçok yerde dile getirmiştir. Bunlardan birkaçını paylaşmak istiyorum.

“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırları ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. Dünyada uluslararası duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevi unsurlara sahip olmayan kişiler ve bu nitelikte kişilerden oluşan toplumlara yaşam ve bağımsızlık hakkı yoktur.”(1)


Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın!

Sayfalar: 1 2 3 »

Yukarı