İbrahim Han – (Türk Kağanları ve Sultanları)


(Türk Kağanları ve Sultanları)

(1. Kaynak)

Osmanlı padişahlarının on sekizincisi ve İslam halifelerinin seksen üçüncüsü. Sarayda iyi bir eğitim ve tahsil gördü. Ağabeyi Sultan dördüncü Murad’ ın ölümünde, hayatta kalan tek Osmanlı şehzadesiydi. Ağabeyinin genç yaşta ölümüne bir türlü inanamadı. Sultan olduğunu bildiren annesine ve paşalara: “Allahü teala padişah kardeşimizin ömrünü uzun etsin. Bize sultanlık lazım değildir. Padişah kardeşimizin ömrüne duacıyız.” dedi. Ancak annesi ve devlet adamlarının ısrarı ile ağabeyi sultan dördüncü Murad’ın naşını gördükten sonra taht odasına geçti. Hırka-ı seadet dairesinden getirilen hazret-i Ömer’ in sarığı besmele ile başına sarıldıktan sonra ellerini açtı ve “Elhamdülillah. Ya Rabbi! Benim gibi zayıf bir kulunu bu makama layık gördün. Saltanat günlerimde milletimi hoş hal eyle ve birbirimizden hoşnud eyle” diye dua ederek tahta oturdu (9 Şubat 1640).

 

Sultan İbrahim ’ ın tahta geçtinin ilk senesinde Mirgünoğlu hadisesi vuku buldu. Dördüncü Murad’ın İran seferi sırasında Revan kalesi kumandanı olan Emir Mirgünoğlu, kalenin fethinden sonra affedilerek Emirganda oturmasına müsade edilmişti. (Bugün Emirgan adı bu zatın isminden dolayı gelmektedir.) Sefih, ayaş ve ahlaksız bir kimse olan Mirgünoğlu, Sultan dördüncü Murad’ ın ölümünü fırsat bilerek bölücü ve yıkıcı propagandalar ile müslümanları aldatmaya başladı. Bu faaliyetleri üzerine Sultan İbrahim Han yerinde bir kararla onu idam ettirdi. Hurufiler ve mülhidler, bundan dolayı Sultan İbrahim’ e düşman oldular. Çeşitli iftiralarda bulundular. Öldürülen Mirgünoğlu’ nu da Kesikbaş Evliya diye propagaanda aleti yaptılar. Bu yalana ve uydurma hikayelere inananlar bu müslüman Türk sultanına bilmeyerek deli diye iftira etmektedirler.



 

 

 

İbrahim Han bundan sonra dış Mes’elelerile ilgilenmeye başladı. 1637 yılında Ruslar tarafından işgal olunan Azak kalesi üzerine bir ordu gönderdi. Kırım kuvvetlerine gelince Ruslar kaleyi teslim ettiler. Almanya sınırında ise akıncılar daimi olarak Avusturya’ ya akınlar düzenliyorlardı. 1641 yılında düzenlenen akında, Osmanlı akıncıları Bavyera içlerine kadar ilerledi. Kuzey Bavyera’ daki bazı kasabalar Osmanlı hakimiyetini kabul ettiler. Bu akınlardan büyük zarara uğramaları üzerine, İmparator Ferdinand Osmanlı fetihlerini kabul ederek Zitvatoruk antlaşmasını yeniletmeye muvaffak oldu.

 

Diğer taraftan Malta Saint-Jean şövalyelerinin fırsat buldukça Türk ticaret gemilerine saldırmaları yüzünden, Sultan İbrahim Han onların en büyük sığınağı olan Grid adasının fethini emretti. 20 Haziran 1645′ de Sakız adasından denize açılan Osmanlı donanması, 17 Temmuz’ da Girid’ in Hanya limanını fethetti. Hanya’ nın Osmanlılar tarafından fethi, Avrupa’ da büyük akisler uyandırdı. Almanya ve İtalya, asker göndererek Venedik’ e yardım etmek kararı aldı. Bu sırada Hanya muhafazasıne getirilen deli Hüseyin Paşa, harekata devamla Resmo kalesini ele geçirdi. Osmanlı donanması muharebeye devam ederken, Sultan İbrahim’in hal’i olayı meydana geldi.

1647′ de Kara Musa Paşa’ nın ölümü ile Sadaret makamına getirilen Hezar-pare Ahmed Paşa’ nın dikkatsiz ve adaletsiz davranışları aleyhte büyük bir propaganda ile isyanı beraberinde getirdi. Bu arada hurufilerin Sultan İbrahim Han aleyhine yaptıkları iftiralar da hedefine ulaşmıştı. Nitekim Hezar-pare Ahmed Paşa aleyhine olarak başlayan isyan, Sultan İbrahim Han’ ın da tahttan indirilmesiyle sonuçlandı. Tahta oğlu dördüncü Mehmed Han çıkarıldı. İyancıların önderi olan Sofu Mehmed Paşa, Sultan İbrahim hayatta durdukça rahat edemeyeceğini bildiğinden, kendisini şehid ettirdi. (18 Ağustos 1648)

 

Sultan İbrahim, çok cömert ve lütufkar olup, fakirlere, acizlere ihsanı pek çokto. Devrinde maliye düzeltilip, milletin kıtlık çekmemesi ve israfın önlenmesi için fermanlar çıkarıldı. Beylerin zalim olmaması ve halka zulüm yapmaması için çok dikkat ederdi. Halka zulüm yapan ister idareci, ister halktan bir kişi olsun, mücadele eder ve muhakkak cezasını verirdi. Halkın rahat ve huzurunu her şeyin üzerinde tutardı. Bir gün tedbil-i kıyafeyle gezerken fırın önünde ekmek almak için uzun kuyruklar olduğunu gördü. Saraya döner dönmez Sadrazama; “Teba-i şahanemden hiçbirisinin ekmek almak için bir dakika bile beklemesine rızam yoktur” Bir hoşca mukayyed olasın… Ve illa başını keserim” diye emretmiştir. Bundan sonra da kuyruklar olmamıştır.

 

İbrahim Han devrine kadar uzanan Osmanlı kaynaklarının bir tanesi hariç, bu Sultan‘ın akli dengesinde bir bozukluk olduğuna dair hiç bir bilgi yoktur. Karaçelebizade’ nin Ebrak kitabındaki Sultan‘ ın aleyhinde olan yazı, bu zatın Sultan‘ ın tahttan indirilmesinde ve öldürülmesinde rolü olduğu, kindarlığı ile tanıdığındani tarih için muteber kabul edilmemektedir. Tarih, Sultan‘ın deli olmadığını iftiralara uğradığını kabul etmektedir.


(2. Kaynak)

I. İbrahim, (d. 5 Kasım 1616 – ö. 18 Ağustos 1648). 18. Osmanlı padişahıdır.

 

I. İbrahim, 8 Şubat 1640’da kardeşi IV. Murat’ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, kardeşleri öldürüldüğünden korku içinde büyümüştü.

 

Saltanat dönemindeki önemli olaylar

I. İbrahim tahta geçtiğinin ilk senesinde Mirgünoğlu olayı yaşandı. IV. Murat’ın İran Seferi sırasında Revan Kalesi kumandanı olan Emir Mirgünoğlu, kalenin fethinden sonra affedilerek Emirgan’da oturmasına izin verilmişti (Bugün Emirgan adı bu kişinin isminden dolayıdır). Mirgünoğlu, IV. Murat’ın ölümünü fırsat bilerek bölücü ve yıkıcı propaganda yaptı. Bu faaliyetleri üzerine I. İbrahim, onu idam ettirdi. Ancak bundan dolayı I. İbrahim bazı çevrelerden düşmanlar kazandı.

 

I. İbrahim, bundan sonra dış konularla ilgilenmeye başladı. 1637 yılında, Ruslar tarafından işgal edilen Azak Kalesi üzerine bir ordu gönderdi. Kırım kuvvetlerinin de gelmesi üzerine Ruslar kaleyi teslim ettiler. Almanya sınırında ise, akıncılar, sürekli olarak Avusturya’ya akınlar düzenliyorlardı. 1641 yılında düzenlenen akında, Osmanlı akıncıları, Bavyera içlerine kadar ilerledi. Kuzey Bavyera’daki bazı kasabalar, Osmanlı hâkimiyetini kabul ettiler. Bu akınlardan büyük zarâra uğramaları üzerine Kutsal Roma Germen İmparatoru Ferdinand, Osmanlı fetihlerini kabul ederek Zitvatorok Antlaşmasını yenilemeye razı oldu.

 

Diğer taraftan, Malta Şövalyelerinin fırsat buldukça Türk ticaret gemilerine saldırmaları yüzünden, Sultan İbrahim, onların en büyük sığınağı olan Girit Adasının fethini emretti. 20 Haziran 1645’te Sakız Adasından denize açılan Osmanlı donanması, 17 Temmuz’da Girit’in Hanya limanını fethetti. Hanya’nın Osmanlılar tarafından fethi, Avrupa’da büyük akisler uyandırdı. Almanya ve İtalya bölgelerinde ülkeler asker göndererek Venedik’e yardım kararı aldılar. Bu sırada Hanya muhâfazasına getirilen Deli Hüseyin Paşa, harekâta devâmla Resmo Kalesini ele geçirdi.

 

Bu sırada Hezarpare Ahmed Paşa aleyhine olarak başlayan isyân, I. İbrahim’in de tahttan indirilmesiyle sonuçlandı. Tahta, oğlu IV. Mehmet çıkarıldı. İsyancılar ve bunların önderi olan Sofu Mehmed Paşa, I. İbrahim’i idam ettirdiler (18 Ağustos 1648). Ayasofya Selatin haziresinde Caminin Roma döneminde Vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir (I. Mustafa ve I. İbrahim Türbesi).

 

I. İbrahim döneminde devletin iç huzurunun sağlanması, malî durumunun düzeltilmesi için önemli çalışmalar yapılmış, para basılmadan para ayarının düşürülerek ve vergilerin adil bir şekilde toplanarak hazinenin güçlendirilmesine çalışılmıştı.

 

Mimari Gelişmeler

Sultan Birinci İbrahim döneminde yapılan mimari eserlerden en önemlileri; Topkapı sarayının içine yapılan Sünnet Odası, Yine Topkapı sarayında, Sünnet Odası ile Bağdat Köşkü arasına inşa edilen Kameriye (İftar yeri) ve Sarayın alt tarafında, deniz kıyısına yapılan yazlık Sepetçiler Köşkü’dür.

 

Popüler Kültürde I. İbrahim

* Zülfü Livaneli’nin Engereğin Gözündeki Kamaşma romanının I. İbrahim dönemini anlattığı varsayılabilir.


(3. Kaynak)

Osmanlı pâdişâhlarının on sekizincisi ve İslâm halîfelerinin seksen üçüncüsü. Birinci Ahmed Han ile Mahpeyker Kösem Sultanın oğlu olup, 1615 yılında doğdu. Bu adı taşıyan tek Osmanlı hükümdârıdır.

 

Ağabeyi Dördüncü Murâd’ın ölümünde, hayatta kalan tek Osmanlı şehzâdesiydi. Ağabeyinin genç yaşta ölümüne bir türlü inanamadı. Sultan olduğunu bildiren annesine ve paşalara; ‘Allahü teâlâ, pâdişâh kardeşimin ömrünü uzun etsin. Bize sultanlık lâzım değildir. Pâdişâh kardeşimin ömrüne duâcıyız.’ dedi. Ancak, annesi ve devlet adamlarının ısrarı ile ağabeyi Sultan Dördüncü Murâd’ın nâşını gördükten sonra taht odasına geçti, Hırka-i Saâdet Dâiresinden getirilen hazret-i Ömer’in sarığı besmele ile başına sarıldıktan sonra ellerini açtı, ve; ‘Elhamdülillah, yâ Rab! Benim gibi zayıf bir kulunu bu makâma lâyık gördün. Saltanat günlerimde milletimi hoş-hâl eyle ve birbirimizden hoşnûd kıl’ diye duâ ederek tahta oturdu (9 Şubat 1640).

 

Sultan İbrâhim Hanın tahta geçtiğinin ilk senesinde Mirgünoğlu hâdisesi vukû buldu. Dördüncü Murâd’ın İran Seferi sırasında Revân Kalesi kumandanı olan Emir Mirgünoğlu, kalenin fethinden sonra affedilerek Emirgân’da oturmasına müsâade edilmişti (Bugün Emirgân adı bu zâtın isminden dolayıdır). Sefih, ayyaş ve ahlâksız bir kimse olan Mirgünoğlu, Sultan Dördüncü Murâd’ın ölümünü fırsat bilerek bölücü ve yıkıcı propagandalarla Müslümanları aldatmaya başladı. Bu faâliyetleri üzerine Sultan İbrâhim Han, yerinde bir kararla onu îdâm ettirdi. Hurûfîler ve mülhidler, bundan dolayı İbrâhim Hana da düşman oldular. Çeşitli iftirâlarda bulundular. Öldürülen Mirgünoğlu’nu ‘Kesikbaş Evliyâ’ diye propaganda âleti yaptılar. Böylece yalan ve uydurma hikâyelere inananlar, bu Müslüman Türk sultânına bilmeyerek iftirâ etmektedirler.

 

İbrâhim Han, bundan sonra dış meseleler ile ilgilenmeye başladı. 1637 yılında, Ruslar tarafından işgâl olunan Azak Kalesi üzerine bir ordu gönderdi. Kırım kuvvetlerinin de gelmesi üzerine Ruslar kaleyi teslim ettiler. Almanya sınırında ise, akıncılar, dâimî olarak Avusturya’ya akınlar düzenliyorlardı. 1641 yılında düzenlenen akında, Osmanlı akıncıları, Bavyera içlerine kadar ilerledi. Kuzey Bavyera’daki bazı kasabalar, Osmanlı hâkimiyetini kabul ettiler. Bu akınlardan büyük zarâra uğramaları üzerine İmparator Ferdinand, Osmanlı fetihlerini kabul ederek Zitvatorok Antlaşmasını yeniletmeye muvaffak oldu.

 

Diğer taraftan, Malta Saint-Jean Şövalyelerinin fırsat buldukça Türk ticâret gemilerine saldırmaları yüzünden, Sultan İbrâhim Han, onların en büyük sığınağı olan Girit Adasının fethini emretti. 20 Haziran 1645’te Sakız Adasından denize açılan Osmanlı donanması, 17 Temmuz’da Girit’in Hanya limanını fethetti. Hanya’nın Osmanlılar tarafından fethi, Avrupa’da büyük akisler uyandırdı. Almanya ve İtalya, asker göndererek Venedik’e yardım kararı aldılar. Bu sırada Hanya muhâfazasına getirilen Deli Hüseyin Paşa, harekâta devâmla Resmo Kalesini ele geçirdi. Osmanlı donanması muhârebeye devâm ederken, Sultan İbrâhim’in hal’i olayı meydana geldi.

 

1647’de Kara Mûsâ Paşanın ölümüyle sadâret makâmına getirilen Hezarpâre Ahmed Paşanın dikkatsiz ve adâletsiz davranışları, aleyhte büyük bir propaganda ve isyânı berâberinde getirdi. Bu arada Hurûfilerin Sultan İbrâhim Han aleyhine yaptıkları iftirâlar da hedefine ulaşmıştı. Nitekim, Hezarpâre Ahmed Paşa aleyhine olarak başlayan isyân, Sultan İbrâhim Hanın da tahttan indirilmesiyle sonuçlandı. Tahta, oğlu Dördüncü Mehmed Han çıkarıldı. İsyâncılar ve bunların önderi olan Sofu Mehmed Paşa, Sultan İbrâhim hayatta durdukça rahat edemeyeceklerini bildiğinden, kendisini şehid ettirdiler (18 Ağustos 1648).

 

Sultan İbrâhim, çok cömert ve lütufkâr olup, fakirlere, âcizlere ihsânlarda bulunurdu. Devrinde mâliye düzeltilip, milletin kıtlık çekmemesi ve isrâfın önlenmesi için fermanlar çıkarıldı. Beylerin zâlim olmaması ve halka zulüm yapmaması için çok dikkat ederdi. Halka zulüm yapan ister idâreci, ister halktan bir kişi olsun onunla mücâdele eder ve cezâsını şiddetle verirdi.

 

Halkın râhat ve huzurunu her şeyin üzerinde tutardı. Bir gün tebdîl-i kıyâfetle gezerken fırın önünde ekmek almak için uzun kuyruklar meydana geldiğini gördü. Saraya döner dönmez sadrâzama; ‘Tebaa-i şâhânemden hiç birisinin ekmek almak için bir dakika dahi beklemesine rızâm yoktur. Bir hoşça mukayyed olasın’ diye emretmiştir. Bundan sonra da kuyruklar olmamıştır.

 

İbrâhim Han devrine kadar uzanan Osmanlı kaynaklarının bir tânesi hâriç, bu Sultân’ın aklî dengesinde bozukluk olduğuna dâir hiçbir bilgi yoktur. Karaçelebizâde’nin Ravdat-ül-Ebrâr kitâbında yer alan Sultan‘ın aleyhindeki bu yazı, onun, Sultan‘ın tahttan indirilmesinde ve öldürülmesinde rolü bulunduğu, kindârlığı ile tanındığındandır. Bu târih, muteber kabul edilmemektedir. Târih, Sultan‘ın deli olmadığını, iftirâlara uğradığını bildirmektedir.

|» “Türk Kağanları ve Sultanları” Say. Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

Türk Kağanları, Türk Sultanları, Hükümdarlar, Türkçe, Edebiyat

Sınavlara Hazırlık Arama Robotu
YGS & LYS TEOG KPSS TUS KPDS Ehliyet Sınavı PMYO JANA

Seçim esnek olup ilgili alanları seçiniz, Örneğin ehliyet sınavı için branş olarak matematik seçmeyiniz :)