2. Mahmud Han – 1 – (Türk Kağanları ve Sultanları)


(Türk Kağanları ve Sultanları)

(1. Kaynak)

Osmanlı sultanlarının otuzuncusu ve islam halifelerinin doksan beşincisi. 20 Temmuz 1786’da İstanbul’da doğdu. Küçük yaştan itibaren yüksek din ve fen ilimlerini, devrin kıymetli alimlerinden öğrendi. Amcası Üçüncü Selim onun yetişmesine çok itina göstererek, modern askeri ve teknik bilgilerle devlet idaresini iyi bir şekilde öğrnmesini sağladı. Tahttan indirildikten sonra da yeğeni Mahmud‘la sık sık görüşerek , ona tavsiyelerde bulundu. 28 Temmuz 1808’de Alemdar Mustafa Paşa vak’ası Üzerine Osmanlı tahtına çıktı.

 

Alemdar Mustafa Paşa’yı sadrazamlığa getiren Mahmud Han, öncelikle asileri ortadan kaldırdı. Sekban-ı cedid adıyla yeni ve modern bir ordu kurdu. Yeniçerileri itaat ve disiplin altına almak için kanunlar koydu. Ancak bu gelişmelere karşı çıkan yeniçeriler, 15 Kasım 1808’de büyük bir isyan çıkararak Alemdar’ı öldürdüler. Makmud Han, yenilikleri durdurmak zorunda kaldı.

 

Sultan Mahmud iç işlerle uğraşırken, Eflak ve Boğdan’a sahip olmak isteyen Ruslar, Osmanlı Devleti’ ne savaş açarak Eflak, Boğdan, Besarabya ve Dobruca’yı kısa sürede işgal ettiler. Balkanlarda Sırp ve Hicaz’da Vehhabi isyanları çıkarak süratle genişledi. Bu isyanlar üzerine Mahmud Han 1812’de Ruslarla Bükreş antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Serasker Hurşid Paşa, kısa sürede Sırp isyanını bastırdı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa da Vehhabi ayaklanmasını önlemek üzere görevlendirildi. Hicaz’ı istila eden Vehhabiler, Ehl-i sünnet müslümanlara akılnalmaz işkence ve zulümler yaptıkları gibi, dine hakaretleri de dayanılamayacak mertebeye gelmişti. Mehmet Ali paşa, yaptığı silahlı mücadelelerden sonra, mübarek beldeleri Vehnabilerden temizledi. Zafer haberine çok sevinen Mahmud Han, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’ya ihsanlarda bulundu. Mahmud Han 1821’de ortaya çıkan Mora isyanını kısa sürede bastırırken, ayaklanmanın ele başısı olarak gördüğü Patrik Gregorios’u patrikhanenin ortakapısında astırdı.Sultan Mahmud bu olaylar sırasında yeniçeri ve sipahilerin tecavüz ve zorbalıklarının önüne geçilemeyecek bir hal aldığını gördü. Aynı zamanda yeni talim ve eğitim kurallarını da reddeden bu fesat ocağının ortadan kaldırılması emrini verdi. Sancak-ı şerif çıkarılıp dinine ve padişaha bağlı olanların onun altında top- lanarak mücadeleye girişmesi istendi. Böylece Türk Tarihinde eşine ilk defa rastlanan bir olayla Padişah’a bağlı birlikler halkla bütünleşerek, fitne ve fesat yuvası yeniçeri ve sipahi ocaklarını ortadan kaldırdı- lar.Yeniçeri ocağının kaldırılması hayırlı bir olay kabul edilerek, tarihe “Vak’a-i Hayriye” adıyla geçti.



Mahmud Han büyük bir gayret ve çalışmayla kısa sürede Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adıyla yeni ve Avrupai tarzda sistemli bir orduya sahip oldu. Topçu, lagımcı ve hurmbaracı ocaklarını ıslah etti. Mekteb-i Bahriyeyi kurdu. Eğitim ve öğretim en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa’dan hocalar getirtti. Ancak Osmanlı Devleti’ndeki bu sür’atli ve olumlu gelişme, Avrupa devletlerini hoşnud etmedi. ingiliz ve Fransızlar Osmanlı Devleti içerisindeki Mustafa Reşid Paşa gibi adamların yardım vadiyyle aldatarak, Rusya ile harbe sebebiyet verdikleri gibi, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’yı da devletine karşı kışkırttılar. Sultan Mahmud Han bu durumda; Bir yandan devlete yeni nizan verirken, bir yandan da buhran çıkaran iç ve dış düşmanlarala uğraşarak isyanları bastırmaya ve imparatorluğu kurtarmaya çalışıyordu. Bunlar arasında en kötüsü Mısır valisi Memet Ali Paşa’nın çıkardığı isyan olup, hadise milletler arası ağır bir mes’ele halini aldı. Nitekim bütün buhranlar karşısında, irdesi, sabrı ve cesareti kırılmayan Hakan, bu hadisenin ıstırabı içinde 1 Temmuz 1839’da hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Çemberlitaş’taki türbesine defn edildi.

 

İkinci Mahmud Han, askeri, idari ve san’at sahalarında kendini çok iyi yetiştirmiş, dindar,akıllı,zeki,çalışkan ve azim sahib bir padişahtı. İlim ve san’at adamlarına ve eserlerine ziyadesiyle alaka gösterir, kıymet verip himaye ederdi. Osmanlı Devleti’nin ilerlemesini, teknik ve sanayide devrin seviyesine ulaşılmasında görüyordu. gayret ve sebat sahibi bişr padişahtı. Devrindeki bütün hadiseler karşısında asla ümitsizlik ve gevşeklik göstermedi. Düşmanlara ve asilere karşı aciz, fakat devlet nizamına ve yeniliklere engel olan yeniçeri ocağını ve başına buyruk kimseleri ortadan kaldırmakla en büyük inkilabı gerçekleştirdi. Lakin iş başında iktidar sahibi ve dinine bağlı devlet adamlarının bulunamayışıonunyalnız kalmasına sebep olduğu gibi yeniliklerle kesin bir neticeye varmasınıda önledi.

Ayrıca şair olan ve şiirlerinde Adli mahlasını kullanan Mahmud Han, bu buhran devresinde, yaptırdığı ilim, san’at eserleri, hayır kurumları ve sosyal müesseseleri ile ülkeyi imar etti.


(2. Kaynak)

II. Mahmut, (d. 20 Temmuz 1785 – ö. 2 Temmuz 1839). 30. Osmanlı padişahıdır.

 

20 Temmuz 1785 tarihinde İstanbul’da doğdu. Öğrenimi ile Sultan III. Selim padişahlığı sırasında bizzat meşgul olmuştur.

 

Tahta çıkmadan 1 yıl 2 ay önce Sultan IV. Mustafa’nın veliaht-şehzadesi oldu. Kabakçı Mustafa isyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim‘i tekrar padişah yapmak için gelen, Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa, asilerle birlikte hareket eden Sultan IV. Mustafa’yı tahttan indirdi. Saraya girdiğinde III. Selim‘in öldürüldüğünü öğrenen Alemdar Mustafa Paşa, katillerin elinden canını zor kurtaran II. Mahmut‘u tahta çıkardı. Sultan II. Mahmut 28 Temmuz 1808 tarihinde tahta çıktığında 23 yaşındaydı. Avrupa’daki yenileşme hareketlerini benimsemişti. Adalet işlerine gereken önemi verdi, yeni kanun ve tüzükler hazırlattı ve bu sebeple kendisine “Adli” sanı verildi.

 

Şiiri, edebiyatı ve bilimi seven, halk arasında dolaşmayı ve onların dertlerini dinlemeyi gerekli gören Sultan II. Mahmut, Osmanlı İmparatorluğunu gerek sosyal bakımdan, gerekse uygarlık açısından ileri bir ülke yapmaya çalıştı. 14 Mart 1827’de, İstanbul’da, Türkiye’nin ilk tıp okulu olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’yi kurdu.

 

Sultan II. Mahmut yakalandığı verem hastalığından kurtulamayarak, 1 Temmuz 1839 günü dinlenmek için gittiği kardeşi Esma Sultan‘ın Çamlıca’daki köşkünde, 54 yaşında vefat etti. Büyük bir cenaze töreni ile halkın gözyaşları arasında Divanyolu’nda kendisi için oğlu Abdülmecit tarafından Mimar kardeşler Ohannes Dadyan ve Boğos Dadyan’ın inşa ettiği II. Mahmut Türbesi’ne defnedildi.

 

Saltanatı dönemindeki önemli olaylar

Saray politikası

II. Mahmut‘un ilk sadrazamı kendini tahta geçiren Alemdar Mustafa Paşa idi. Alemdar Mustafa Paşa’ya geniş yetkiler tanıdı. Sadrazam, ilk iş olarak da Kabakçı ayaklanmasıyla ilgili görülenleri cezalandırdı. Rusçuk ileri gelenlerine önemli görevler verdi. Rumeli ve Anadolu‘daki ayanı İstanbul’da toplayarak onlarla Sened-i İttifak’ı yaptı (29 Eylül 1808). Bu belge ile ayanlar, hükumet emirlerini dinleyeceklerine söz veriyorlardı. Nizam-ı Cedid ordusunu Sekban-ı Cedid adıyla yeniden kurdu. Konya’dan Çağrılan vezir Kadı Abdurrahman Paşa’yı yeni ordunun başına getirdi. Esame adı verilen yeniçeri ulufe cüzdanlarını, bedellerini ödeyerek satın alıp, imha ettirdi. Alınıp satılabilen bu cüzdanlar sayesinde, askerlikle münasebeti olmayanlar, asker maaşı alabiliyorlardı. Binlerce esame imha ettirdiyse de bu konuda tam bir başarı gösteremedi. Gelişmeleri öfkeyle izleyen IV. Mustafa ve Kapıkulu ocakları mensubu ağalar 14 Kasım 1808 gecesi, Alemdar’ın konağını bastılar. Gelecek yardımı bekleyerek yeniçerilerle kıyasıya çarpışan sadrazam, damı delmekte olan yeniçerileri görünce patlattığı barut fıçısıyle intihar etti. Bunun üzerine, Rusçuk ayanından Defterdar Tahsin Efendi ile Umur-ı Cihadiye nazırı Behiç Efendi İstanbul’dan kaçtılar; Sadaret kethüdası Mustafa Refik Efendi asiler tarafından parçalandı. Ayaklananlar II. Mahmut‘u tahttan indirmek için saraya saldırdılar. Kadı Abdurrahman Paşa Sekban-ı Cedid askeriyle Topkapı Sarayı’nı savundu. Bozguna uğrayan ayaklananların üzerine giden Abdurrahman Paşa, 3.000’den fazla yeniçeri ve diğer ayaklananları kılıçtan geçirtti. Bu sırada donanma toplarıyle İstanbul’u ateşe tuttu. Yıkılan binalar ve ölen insanlar karşısında neye uğradığını anlayamayan İstanbul halkı, saldırıyı durdurtan ulema sayesinde can güvenliğine kavuştular. İki taraf da birbirine karşı üstünlük gösteremedi. Bu yüzden Sultan II. Mahmut iktidarını 18 yıl boyunca ince bir denge üzerine kurmak zorunda kaldı. [Kadı Abdurrahman Paşa]Anadolu‘ya kaçtı ama hakkında çıkan ferman gereği idam edildi. Rusçuk ayanından Ramiz Paşa’yı gizlice Rumeli’ne kaçırtan Sultan II. Mahmut, 18 Kasım 1808 tarihinde Sekban-ı Cedid’i dağıtmak zorunda kaldı.
Darüssaade Ağası Harem Ağalarının Amiri Sultan Mahmud II Silahtarağa Padişahın Silahlarını Muhafaza Edip Taşıyan Baş Cuhadar Padişahın Giyeceklerini Muhafaza Edip Taşıyan

 

Alemdar Mustafa Paşa yerine sadarete getirilen Çavuşbaşı Memiş Paşa, 1 ay 9 gün sonra bu görevden azledilerek Sakız’a sürüldü. Daha sonra Halep beylerbeyi Kör Yusuf Ziyaüddin Paşa sadarete çağınldı. 1809 Osmanlı-Rus Savaşı’na katılan Yusuf Ziyaüddin Paşa, savaş bitmeden görevinden alındı. Yerine sadrazam olan Laz Aziz Ahmet Paşa (10 Nisan 1811) Rusçuk’u Rusların elinden aldı (9 Temmuz 1811). Savaşın sonunda imzalanan Bükreş Antlaşması’yla (28 Mayıs 1812) Besarabya’nın tamamı Rusya’ya bırakıldı. Sadrazam Ahmet Paşa, 5 Eylül 1812’de görevinden alınarak, yerine Hurşit Ahmet Paşa getirildi. Bu sırada, Arnavutluk ile Yunanistan arasındaki Epir bölgesinde nüfuz kazanan Tepedelenli Ali Paşa, ikinci bir Mısır hıdivi Mehmet Ali olma yolundaydı. Oğullarıyla birlikte bağımsız bir devlet kurmak istiyordu. Sultan II. Mahmut, nişancısı Halet Efendi’nin de etkisiyle, sadrazam Hurşit Ahmet Paşa’yı Tepedelenli’nin üzerine gönderdi. Hurşit Ahmet Paşa, Tepedelenli’nin elinden işgal ettiği yerleri geri alarak oğullarıyla birlikte perişan etti. 1 Nisan 1815 tarihinde sadrazamlık görevinden alınan Hurşit Ahmet Paşa’nın yerine, Mehmet Emin Rauf Paşa sadrazam oldu. 2 yıl 9 ay bu görevde kaldıktan sonra azledilerek yerine Bursa valisi Burdurlu Derviş Mehmet Paşa getirildi. Mustafa Reşit Paşa’nın amcası Seyyit Ali Paşa, 5 Ocak 1820 tarihinde, Derviş Mehmet Paşa’nın yerine sadrazam oldu.

 

Seyyit Ali Paşa’nın sadareti zamanında başlayan Yunan ayaklanması (12 Şubat 1821) kaptan-ı derya Nasuhzade Ali Paşa’nın, Sakız limanına girmesiyle bastırıldı (11 Nisan 1822). Ayaklanmanın bastırılması Avrupa devletleri arasında geniş yankı uyandırdı. Sadaret makamındaki değişiklikler şu sırayla devam etti: Seyyit Ali Paşa 28 Mart 1821’de görevinden alınarak, yerine Çıldır valisi Benderli Ali Paşa getirildi. 8 gün fiilen sadrazamlık yapan Ali Paşa, İstanbul’da olmadığı zamanda yerine kaymakam Hacı Salih Paşa vekalet etti. Ali Paşa azlinden bir ay sonra Kıbrıs’ta idam edildi. 19 Kasım 1822’ye kadar görevini sürdürebilen Salih Paşa, bu tarihte azledilerek yerine Bostancıbaşı Deli Abdullah Paşa sadrazam oldu. 4 ay sonra İzmit’e sürülen Abdullah Paşa’nın yerine Turnacızade Silahtar Ali Paşa sadrazamlığa getirildi (10 Mart 1823). 9 ay 4 gün sonra 13 Aralık 1823’te azledildi ve Konya valiliğine getirildi. Yerine Benderli Mehmet Selim Sırrı Paşa atandı. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, bu sadrazam zamanında gerçekleştirildi. Tarihte Vaka-i Hayriye adıyla anılan 16 Haziran 1826’da gerçekleşen bu olaydan sonra Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı yeni bir ocak kuruldu.

 

Osmanlı-Rus ilişkileri

Sultan II. Mahmut tahta geçtiği zaman Osmanlılar Ruslarla savaş halindeydi. İngiltere ile 1809’da yapılan antlaşma sonucu Ruslarla savaşa devam kararı alındı. Rusların Fransa ile olan sorunları, Osmanlı Devleti ordularının yıllarca süren savaştan yorgun düşmesi yüzünden iki devlet de barış imzalamaya mecbur kaldılar.

 

28 Eylül 1812 tarihinde imzalanan Bükreş Antlaşması ile Rusya, Eflak ve Boğdan’dan çekilecek, Besarabya bölgesi ise Ruslara bırakılacaktı. Osmanlılar Bosna ve Eflak’dan 2 yıl vergi almayacak, Sırplar kendi içlerinde serbest kalacaktı. Tuna nehrinde hem Osmanlı hem de Rus gemileri serbestçe dolaşabilecekti. Prut ve Tuna nehirlerinin sol sahilleri iki ülke arasında sınır kabul edilecekti.

 

Daha sonra Rusya 1826 yılında II. Mahmut‘un yeniçeri ocaklarını kaldırmasından dolayı zayıflığından yararlanarak Osmanlı Devletiyle Akkerman Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşmayla hükümlerince Eflak ve Boğdan’da Rusya’ya ek haklar tanındı.
İkinci Mahmud Kahyabeyi Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Sadrıazam Hükümet Reisi (Başbakan)

 

Sırp isyanı

Fatih Mehmet zamanında fethedilen Sırbistan, Osmanlının adaletli ve hoşgörülü yönetiminden çok memnundu. sırp isyanının nedenleri şunlardır: -Rusya ve Avusturya’nın kışkırtmaları, -17. yüzyıl’da Osmanlı yönetimindeki otorite zayıflığı, -Sırbistan’daki yeniçerilerin halka iyi davranmaması, -Fransız İhtilalinden sonra ortaya çıkan milliyetçilik akımları –Osmanlı-Avusturya Savaşı sırasında Sırbistan topraklarının savaş alanı haline gelmesi dir. 1804 yılında Kara Yorgi’nin başlattığı Sırp isyanını Rusya desteklemişti. Osmanlı Devleti Rus savaşı ile meşgul olduğu için Sırp isyanı 1812’den sonra ancak bastırılabildi. Osmanlı Devleti ve Rusya arasında imzalanan Bükreş Antlaşması ile Sırplara bazı imtiyazlar verildi.

 

Sırbistan’daki ikinci isyanı Miloş Obrenoviç çıkardı. Osmanlı Devleti Miloş’u Sırp Prensi olarak kabul etti. 1828-1829 yılları arasında yapılan Edirne Antlaşması ile Sırbistan yarı bağımsız hale gelmiştir.

 

Yunan isyanı ve Navarin Deniz Savaşı

Çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğunda, Yunanlılar da Fransız ihtilalinin etkisi altında kalmışlardı. Rusya ve Avrupa devletlerinin kışkırtmaları ile birlikte Filiki Eterya cemiyetinin çalışmaları sonucu Yunanlılar Osmanlı Devletine karşı harekete geçtiler. Filiki Eterya cemiyetinin amacı Bizans İmparatorluğunu yeniden kurmaktı. Rus Çarının yaveri Alexander İpsilanti’nin kurduğu bu cemiyet Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa’nın varlığından dolayı rahat hareket edemiyorlardı. Tepedelenli Ali Paşa’nın Osmanlı yönetimine karşı isyan etmesini fırsat bilen Yunanlılar ayaklandılar. Ayaklanma ile ilgisi olduğu düşünülen Fener patriği V.Grigorios, 22 Nisan 1821’te sadrazam Benderli Ali Paşa tarafından idam ettirildi. Bu olay Avrupa kamuoyunun Türkler aleyhine dönmesine neden olmuştur. Eflak’da başlayan bu ayaklanma kısa bir sürede bastırıldı.

 

İkinci isyan Mora’da çıktı. Kısa sürede genişleyen bu isyanı bastırması için, başarılı olduğu takdirde Mora ve Girit valilikleri vaad edilen Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa görevlendirildi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa, oğlu İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetli bir ordu ve donanmayı Mora’ya gönderdi ve isyanın bastırılmasını sağladı. Yunan İsyanın bastırılması Avrupa’da büyük üzüntü yarattı. Ayrıca Mora ve Girit’in Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın eline geçmesi İngiltere’nin işine gelmemişti. Zayıf bir Yunan Devleti’nin kurulması İngiltere ve Rusya’nın çıkarlarına daha uygundu.

 

Yunan ayaklanmasının bastırılmasından hoşnut olmayan İngiltere, Rusya ve Fransa aralarında bir antlaşma yaparak Yunanistan’a bağımsızlık verilmesini istediler. Sultan II. Mahmut‘un bu isteği reddetmesi üzerine bu devletler donanmalarını Yunan kıyılarına gönderdiler. Mora’nın Navarin Limanı’na giren birleşik donanma, burada demirlemiş Osmanlı donanmasını, top ateşine tutarak yok etti (20 Ekim 1827).

 

Edirne antlaşması

Sultan II. Mahmut‘un Navarin’de Osmanlı donanmasının yakılması ile sonuçlanan olaylardan dolayı savaş tazminatı istemesi üzerine, Rusya ile Osmanlı Devleti arasında yeni bir savaş çıktı (1828). Sultan II. Mahmut bu arada Yeniçeri Ocağını kaldırmış, yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye isimli yeni bir askeri teşkilat kurmuştu. Teşkilatlanmasını henüz tamamlayamamış olan bu ordu Rus kuvvetleri karşısında önemli bir varlık gösteremedi. Eflak ve Boğdan’ı işgal eden Ruslar, Tuna’ya kadar indiler. Balkanları aşan Rusya, batıda Kırklareli’yi alarak, Edirne’ye kadar, doğuda ise Kars, Aşkale’yi alarak Erzurum’a kadar ilerledi. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı Devleti barış istedi. Ruslarla yapılan Edirne Antlaşması sonunda, Yunanistan’a bağımsızlık verildi. Eflak, Boğdan ve Sırbistan’a imtiyazlar tanındı. Ruslar işgal ettikleri yerleri geri verdiler. Rus ticaret gemilerine boğazlarda geçiş hakkı tanındı. Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.

 

Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı

Fransa, Osmanlı eyaleti olan Cezayir’i aldı (1830). Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Napolyon tarafından işgal edilen Mısır’ı kurtarmak için Mısır’a giden gönüllülerdendi. Okur yazar değil fakat zeki bir kimseydi. Askeri yeteneklere de sahip olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa Kahire’de başı bozuk askerin belli bir disiplin altına alınmasını sağlamış, gösterdiği başarılardan sonra Mısır’a vali olmuştu (1804). Kavalalı Mehmet Ali Paşa valililiği sırasında önemli hizmetlerde bulunmuş değerli bir devlet adamıydı. Kölemen beylerini ortadan kaldırdı. Fransızların desteğiyle kuvvetli bir ordu ve donanma kurdu, sulama kanalları açarak tarıma önem verdi ve Mısır’ın kalkınmasını sağladı.

 

Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mora isyanı sırasında Mora ve Girit valiliklerinin kendisine verilmesi şartıyla Sultan II. Mahmut‘a yardım etti. Mora isyanını bastıran Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı-Rus savaşlarında Osmanlı Devletinin yardım istemesine rağmen kuvvet göndermedi. Mora valiliği yerine Suriye valiliğini isteyen Kavalalı Mehmet Ali Paşa, bu isteğinin reddedilmesi üzerine önce oğlu İbrahim Paşa’yı, borçlarını ödemeyen Akka Valisi Abdullah Paşa’nın üzerine gönderdi. İbrahim Paşa, isyan sırasında Akka, Şam, Hama, Humus’u (Suriye) alarak Toroslar’ı aştı. İbrahim Paşa’nın kuvvetleri Adana ve Konya’da Osmanlı kuvvetlerini yenilgiye uğrattı.

 

Bu başarılardan sonra Mehmet Ali Paşa kuvvetlerini İstanbul’a kadar durdurabilecek herhangi bir güç kalmamıştı. Sultan II. Mahmut Ruslardan yardım istedi. Rus donanmasının İstanbul’a gelmesinden tedirgin olan İngilizler ve Fransızlar, Mısır ile Osmanlı Devleti arasında bir barış antlaşması imzalanmasını sağladılar. Osmanlı Devleti ile Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa arasında imzalanan Kütahya Antlaşmasına göre Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya Mora ve Girit valiliklerinin yanı sıra Suriye valiliği, Oğlu İbrahim Paşa’ya da Cidde valiliğine olarak Adana Valiliği de verildi.

 

II. Mahmut bundan sonra, orduyu düzene sokmaya çalıştı. Avrupa’ya askerlik öğrenimi için öğrenciler gönderdi. Mısır’da güçlü bir yönetimin bulunması İngilizlerin işine gelmemişti. Çünkü Mehmet Ali Paşa İngilizlerin bu bölgede ticaret yapmalarını engelliyordu. Bu sorunun o bölgede tekrar Osmanlı Devletinin hakim olmasıyla çözüleceğine inanan İngiltere, Sultan II. Mahmut‘u Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya karşı kışkırttı. Yeteri kadar güçlendiğine inanan II.Mahmut, Mısır meselesini halletmeye karar verdi. Bunun için Hafız Mehmet Paşa komutasındaki kuvvetleri Mısır üzerine gönderdi. Nizip’te Osmanlı ordusu ile yapılan savaşta Osmanlı ordusu bir kez daha yenildi (24 Haziran 1839) . Kaptan-ı Derya Ahmet Paşa Osmanlı Donanmasını Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya teslim etti (1839). Artık Osmanlı Devleti’nin, kendi valisine karşı yaptığı savaşlar sonunda ne ordusu, ne donanması kalmıştı. Bu gelişmelerin yaşandığı günlerde Sultan II. Mahmut öldü (1 Temmuz 1839), yerine oğlu Abdülmecit Osmanlı padişahı oldu.

 

Boğazlar Sorunu

Sultan II. Mahmut Mehmet Ali Paşa isyanı sırasında boğazlara gelen Ruslarla, Hünkar İskelesi Antlaşmasını imzaladı(1833). İmzalan bu antlaşma ile aşağıdaki maddeler kabul edildi;

 

1. Hem Osmanlı Devleti hem de Rusya, herhangi bir savaşa girdiğinde birbirlerine yardım edeceklerdi.
2. Osmanlı Devleti, savaş tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı zaman Rusya, Osmanlı Devletine kuvvet gönderecekti.
3. Rusya’ya karşı bir saldırı olduğu zaman, Osmanlı Devleti Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını kapatarak diğer ülke donanmalarının Karadeniz’e açılmalarına engel olacak ve Rusya bu sayede güneyden deniz yoluyla gelecek saldırılarla uğraşmak zorunda kalmayacaktı.
4. Bu antlaşma 8 yıl boyunca yürürlükte kalacaktı.

 

Bu antlaşma Osmanlı Devletinin boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını kullanarak imzaladığı son antlaşmadır. Ayrıca Ruslar bu antlaşma sayesinde Karadeniz’de güvenliklerini sağlamış oluyorlardı.

 

Islahat hareketleri

Sultan III. Selim‘in yanında yetişmiş olan Sultan II. Mahmut ondan etkilenmiş, padişahlığı döneminde de ıslahatlar yapmanın gerekliliğine inanmıştı. Askeri ve İdari alanda ıslahatlar yapmaya çalışan Sultan II. Mahmut, Sekban-ı Cedid adı verilen yeni bir askeri teşkilat kurdu (14 Ekim 1808). Ancak yeniçeriler kendilerine tehlike olabilecek alternatif bir askeri kuvvet istemiyorlardı. Ayaklanarak Sekban-ı Cedid’in kaldırılmasını sağladılar.

 

Eşkinci adı verilen yeni bir askeri teşkilat kuran Sultan II. Mahmut‘a karşı yeni bir yeniçeri ayaklanması oldu. Sultan II. Mahmut, artık Osmanlı Devleti için kanayan bir yara haline gelen yeniçeri ocaklarını Vaka-i Hayriye adı verilen olayla ortadan kaldırıldı (15 Haziran 1826). Yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra, onun yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adı verilen yeni bir askeri teşkilat oluşturuldu.

 

Yapılan yeniliklerin merkezden uzakta bulunan valiler ve idareciler tarafından da benimsenmesi gerektiğine inanan Alemdar Mustafa Paşa Sultan II. Mahmut döneminde Ayanlarla Sened-i İttifak’ı imzaladı. Buna göre ayanlar merkeze sadık kalacak ve yenilik hareketlerini destekleyecek, padişahlar da ayanların elde etmiş oldukları hakları tanıyacaktı. Sened-i İttifak ile ayanlar, padişahın mutlak otoritesine karşı siyasi bir meşruiyet kazanmış oluyorlardı. Padişah otoritesinin başka herhangi bir güçle ortaklık kabul etmesi mümkün değildi ve Osmanlı idari yapısının hem ruhuna hem de tabiatına aykırıydı. Bu sebeple zaten ölü doğan Sened-i İttifak çok uzun ömürlü olmadı. Kısa bir süre sonra Sultan II. Mahmut, idareyi tamamen eline alarak ayanları bir bir ortadan kaldırarak merkezi otoriteyi güçlendirmeye çalışmıştır.

 

Osmanlı Devleti’ndeki çöküşü farkeden II. Mahmut, hayatı boyunca imparatorluğu batı düzenine uydurmaya çalıştı. Böylece, olumsuz gidişi durduracağını düşünüyordu. Bunun için çıkarttığı kıyafet kanunuyla (3 Mart 1829) devlet memurlarının kavuk, sarık, şalvar ve çarık giymelerini yasakladı. Bunların yerine fes, pantolon, ceket giyilecekti. Buna karşı çıkanları şiddetle cezalandırdı. Saray yaşayışını değiştirerek Avrupalı hükümdarlar gibi davrandı; setre pantolon giydi, sakalını kısa kestirdi, resmini devlet kurumlarına astırdı. Bu değişikliklerin lüzumunu anlayamayan halk, II. Mahmut‘u “gavur padişah” diyerek andı. Batılı kurumların çalışmalarından esinlenerek yalnız erkekleri belirten nüfus sayımı yaptırttı (1831). Böylece yeni kurduğu ordunun devamını sağlayacak insan ve servet durumunu öğrendi. Bu sayım sonucunda 4 milyon Hristiyan ve 8 milyon Müslüman tespit edildi. AyrıcaAnadolu‘da 2.500.000’dan fazla, Rumeli’de de 1.500.000 erkek vatandaşın yaşadığı tespit edildi.

 

Avrupa’nın önemli şehirlerinde daimi elçilikler kurdurttu. İlk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi’nin çıkmasını sağladı(1 Kasım 1831). Medreselerin yanında Avrupalı tarz eğitim veren yeni okullar açıldı ve Avrupa’ya öğrenciler gönderildi. Avrupa hükumet düzenini benimseyerek Divan teşkilatını kaldırdı ve onun yerine bakanlıklar (nazırlık) kurdu. 30 Mart 1838’de Sadrazamlık makamına “Başvekalet”, Sadrazama “Başvekil” denilmesi kararlaştırıldı. Ölen ya da azledilen devlet memurlarının mallarına el konması anlamına gelen “Müsadere” usulünü kaldırdı. Ayrıca Devlete ıslahat hareketlerinde yardımcı olmak, yeni teklifler getirmek, memurların terfi ve yargılanmasıyla uğraşmak üzere Darü’ş Şuray-ı Bab-ı Ali kuruldu. Başvekalet, Maliye, Dahiliye, Hariciye, Evkaf nezaretleri gibi teşekküller hep onun emriyle kuruldu. Askeri konuları görüşmekle görevli Dar-ı Şura-yı Askeri, sivil görevlilerin yargılanması ve hükumetle halk arasında davaların görüşülmesi için Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye kuruldu. Bir fermanla ilköğrenimin zorunlu ve parasız olduğunu ilan etti. Rüştiyeler (orta okul) ve devlet memurlarının yetişmesi için Mekteb-i Maarif-i Adliye kuruldu. Tıbbiye ve Harbiye okulları açıldı. Bu okullar için yabancı kaynaklı eserler Osmanlıca’ya çevrildi.

 

Posta teşkilatının kurulması ve Karantina uygulaması da yine Sultan II. Mahmut döneminde gerçekleştirildi. Avrupalı tüccarlarla rekabet edebilmeleri için Türk tüccarlara gümrük kolaylıkları getirildi. Ülke içinde ve dışında yapılacak seyahatlar için, bazı esaslar kabul edildi. Buna göre ülke içinde seyahat yapacak yurttaşlar mürur teskeresi (geçiş belgesi) taşıyacaklar, ülke dışına çıkacak yurttaşlar da Hariciye Nezaretinden (Dış İşleri Bakanlığı) pasaport alacaklardı.

 

Mimari çalışmalar

Sultan II. Mahmut döneminde, mimari alanda da yeni bir gelişmenin başladığı görülür. İmparatorluğun değişik bölgelerinde birbirinden güzel yapılar inşa edildi. Sultan II. Mahmut‘un yaptırdığı eserlerden bazıları şunlardır; Rodos Süleymaniye Camii, İzmir Bıyıklıoğlu Mahmut Camii, hayatını kurtaran Cevri Kalfa’nın adını verdiği mektep, Nusretiye Camii, İstanbul Kocamustafapaşa Küçük Efendi Camii ve Külliyesi, Taş Kışla, Gülhane Parkı girişindeki Alay Köşkü.

 

Sultan II. Mahmut ayrıca, İstanbul’daki bütün büyük camilerin tamirini de yaptırdı. Unkapanı köprüsü yine onun zamanında yapıldı. Mekke-i Mükerreme’de bir medrese yaptırdı ve Mescid-i Aksa’yı tamir ettirdi. Aynı zamanda hattat, bestekar ve şair olan Sultan II. Mahmut yazdığı şiirlerde Adli mahlasını kullandı.

 

Çocukları

* Erkek çocukları: Süleyman, Murat, Mehmet, Ahmet, Abdülmecit(padişah olmuştur), Abdülhamit, Abdullah, Abdülaziz(padişah olmuştur) , Abdülhamit ve Osman
* Kız çocukları: Fatma Sultan, Emine Sultan, Hatice Sultan, Hamide Sultan, Atiye Sultan, Saliha Sultan ve Hayriye Sultan

 

Eşleri

* Bezm-i alem Valide Sultan(I.Abdülmecid’in annesi)
* Pertev-niyal Valide Sultan(Sultan Abdülaziz’in Annesi)
* Haciye Pertev-Piyale (Baş Kadın Efendi)
* Aşub-i Can (İkinci Kadın Efendi)
* Vuslat (Üçüncü Kadın Efendi)
* Perviz-felek (Dördüncü Kadın Efendi)

| » Sonraki Bölüm » |

|» “Türk Kağanları ve Sultanları” Say. Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

Türk Kağanları, Türk Sultanları, Hükümdarlar, Türkçe, Edebiyat

Sınavlara Hazırlık Arama Robotu
YGS & LYS TEOG KPSS TUS KPDS Ehliyet Sınavı PMYO JANA

Seçim esnek olup ilgili alanları seçiniz, Örneğin ehliyet sınavı için branş olarak matematik seçmeyiniz :)