Türksoy‘la İpekyolu - Türk Dünyasının Kalbi

Her gün tanık olduğumu üzere, Türkiye’deki televizyon kanallarını dolduran birçok gereksiz ve yararsız program var. Bu programlar, insanları televizyona bağımlı hâle getirerek, onların televizyon üzerine kurulmuş bir yaşama sahip olmalarına neden oluyor. Böylece düşünmekten kaçınan, sorgulama yapmaktan erinen bilinçsiz bir toplum oluşuveriyor. Sizlere tanıtacağım Türksoy’la İpekyolu adlı program ise, bize bizi anlatan, Türk dünyasının nice güzelliklerini bizlerle buluşturmayı amaçlayan eşsiz bir program…

Seyfullah Türksoy’un ve çalışma arkadaşlarının büyük emekler vererek oluşturdukları bu programda, Seyfullah ağabeyimiz her hafta Türk dünyasının bir yerinden sesleniyor bizlere. Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Gagauzya… gibi kardeş ülkelerde yapılan çekimler, Türklük coğrafyasında yaşayan soydaşlarımızı bizlerle buluşturuyor. Bu programlar, töresine, doğal güzelliklerine, diline ve bilgeliğine özlem duyduğumuz güzelim Türk dünyasına susamış yüreklere ilaç gibi geliyor.

Bu sene düzenlenen Hazar Şiir Akşamları‘nda tanıştığım değerli Seyfullah ağabeyimiz, bir önceki sene düzenlenen Hazar Şiir Akşamları’na da katılmış ve aynı dönemde düzenlenen teröre lanet yürüyüşlerini de izleyenleriyle buluşturma olanağı bulmuştu. İşte geçen seneki programdan görüntüler:


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Dil ve Toplum İlişkisi

Bir arada yaşayan insan topluluklarının “toplum” niteliğine kavuşabilmesi için gerekli en temel öğelerden biri, hiç kuşkusuz dildir. Çünkü toplumlar, aralarında birçok yönden “ortaklık” bulunan toplulukların oluşturduğu yapılardır. Kültür, tarih, soy, inanç ve dil gibi ortaklıklar, toplumları oluşturan “temel yapı taşları” olarak kabul edilebilir. Bu yapı taşlarının her biri, kendi içinde olduğu kadar, diğer yapı taşlarını etkileme açısından da çok önemlidir. Çünkü bir toplumun kültüründeki etkiler, doğal olarak diline de yansır. Aynı biçimde dildeki değişmeler de, kültüre yansır.

Diller, toplumların ihtiyaçlarından doğmaktadır. İlk dilin doğuşu ile ilgili bilimsel, felsefi, efsanevi ve dini boyutta türlü görüşler vardır. Fakat bu görüşlerin çoğu, bir “ihtiyaç” temeline dayanmaktadır. İnsanlar, yaratılışları gereği iş birliği yapmak, çevresindeki olayları ve nesneleri anlayıp ifade etmeye çalışmak ve düşüncelerini paylaşıp kendini ifade etmek için bir anlaşma aracının gerekliliğini hissetmişlerdir. Bu arayışın sonucunda, bir iletişim aracı olarak “dil” ortaya çıkmıştır.

Doğal süreci içerisinde oluşan ve Esperanto gibi “yapma” olmayan bütün doğal diller, toplum ürünüdür. Toplumu oluşturan bütün bireylerin “dil oluşturma becerileri” ölçüsünde oluşup gelişen diller, bu yönleriyle bütün toplumların ortak değerlerinin de aynası durumundadırlar. Dili oluşturan bireyler, kültürlerini, inanç yapılarını, gelenek ve göreneklerini, yaşayış biçimlerini ve bunun gibi bütün toplumsal değerlerini dillerine yansıtırlar. Arabistan çöllerinde yaşayan Araplar’ın dillerinde, “deve” hayvanı için yüzden fazla sözcük bulunmasına rağmen, Grönland’da yaşayan insanların dillerinde ancak resimlerde veya televizyonlarda gördükleri bir deve görüntüsünü karşılamak için kullandıkları bir veya iki sözcük bulunmaktadır. Aynı biçimde, binlerce yıldır söylencelerimizde işlenerek Türklerde kutsallık kazanan “kurtları” karşılamak için, Türkçede onlarca sözcük bulunmaktadır. Kuşkusuz bunlar, toplumların yaşayış biçimlerinin dildeki yansımalarıdır.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Yapmazsak, Olacaklar…

Son zamanlarda hızla yitirmeye başladığımız değerlerimize baktığımda, gerçekten tarihe geçecek kadar derin yaralar aldığımız bir “sınama” içerisinde olduğumuzu görüyorum. Ne yazık ki gün geçtikçe, daha bir kopuyoruz kültür, tarih, dil ve milliyetimizden. Çevreme baktığımda gerçekten hiçbir devirde olmadığı kadar yabancılaşmaların başladığını sezebiliyorum. Bazen de görmezden gelip, hayalimdeki Türk yurdunu, Türk insanını düşlüyorum. Çok defa ağır sınavlardan geçen bir ulus olduğumuzu göz önünde bulundurup, geleceğe umutla bakmak istiyorum. Öyle de olmalı zaten. Çünkü henüz titreyip kendimize dönebilecek durumdayız. Fakat yakın gelecekte böyle bir adım atmazsak, sonumuzu kestirmek istemiyorum.

Bugün özümüze dönmek için çaba harcamazsak, gelecekte bunu yapmak için fırsatımız olmayacak. Çünkü bazı değerler vardır ki, kaybettikten sonra yeniden diriltmeye çalışmak, “öz“e ulaşmayı sağlayamaz. İşte bunlardan bazılarını aşağıya sıralayacağım:

1. Eğer toplumumuzun en büyük değerlerinden biri olan “Türk Dili“ni korumaz, gelecekte de İngilizce özentisiyle dilimizi baltalamaktan vazgeçmezsek, yaklaşık 100 - 150 yıl sonra “Türk Dili tarihe karışacak.10 bin yıla yakın süredir atalarımızın mirası olarak bugünlere kadar gelen kutlu dilimizi, son iki üç yüzyılda ortaya çıkan İngilizce gibi bir dile değişirsek, ulusumuzun yok olmasının ve “Türk” adının yok olup gitmesinin ilk adımını atmış oluruz. Çünkü unutmamak gerekir: “Dillerini kaybeden toplumlar, benliklerini de kaybederler.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Türk Birliği Kurulmalıdır!

Bugün, dünya üzerinde çeşitli ortaklıklardan yararlanılarak kurulmuş yüzlerce birlik vardır. Özellikle güçlü devletlerin önderliğinde, toplumlar / devletler arasında ortak yönler bulunarak bu benzerlikler çerçevesinde yeni bir “birlik” oluşturma çabalarını görebiliyoruz. Dil, din, soy veya ülkü ortaklıkları bulunan devletler, emperyalist politikaların var olduğu şu dönemde birleşerek belli yönlerde daha güçlü olmak için çabalıyorlar. Düşünün ki adları aynı olan insanlar bile birbirlerini hiç tanımadıkları hâlde karşılıklı bir “yakınlık” duyarlar ve belki de kendilerini ortak bir “çatının” altında görürler. Gözleri renkli olan insanların bile bir ortaklıkları vardır. Böylesine küçük benzerlikleri bile bir “ortaklık” sayarken, aralarında “dil, kültür, soy, din” gibi ortaklıkların bulunduğu toplumların sahip olduğu değerler çevresinde bir araya gelmesi oldukça doğaldır.

Dilleri, soyları, kültürleri ve mezhepleri birbirinden apayrı olan Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda… gibi devletlerin kurdukları “Avrupa Birliği“, bugün dünya siyasetine yön verebilecek kadar etkili ve hatta bizi batağa çekmek isteyen siyasetçilerin “göz bebeği” durumuna gelmiştir. Her gün binlerce insanın ölümüne neden olan ve dünyanın çeşitli yerlerinde mandalar kurarak “güç odağı” hâline gelen Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunda da “Avrupa Birliği“ne benzer bir ortaklık söz konusudur. Bugün sefalet içerisinde yaşayan Afrikalılar bile 53 ülkeyi birleştirerek kendi birliklerini oluşturmuşlardır. Zamanında Anadolu’daki Türk gücünü kırmak ve Türkleri tarihten silmek isteyen Haçlı Birlikleri de, “din” ortaklığında birleşen toplumların somut bir örneğidir.


| Devamını Oku... | Yorum Yap! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 »

Yukarı