sabit reklam
Beni Çıldırtmayın Hikayesinin Tamamı

ISBN 978-605-356-165-1

Yayınevi: Bu Yayınevi

Yazar: Mehmet Kemal Erdoğan

Not: Bu kitap bu yayınevinden izin alınarak sitemizde yayınlanmış olup kopyalanıp dağıtılması yasaktır.

BENİ ÇILDIRTMAYIN

Okulumuzun en yaramaz öğrencileri bizim sınıfta toplanmıştı. Ama onların içinde ben, yaramazlık yapmayan, kendi halinde bir öğrenciydim. Babamdan değil de, annemden çok korkardım. Öğretmenlerimden biri, kazara anneme beni şikâyet eder diye, arkadaşlarımın yaptığı çılgınlıklardan uzak dururdum.
Ama yine de yapılan yaramazlıklardan bir kısmı beni arar bulurdu.
Bizim sınıfın en yaramazı Hasan’dı. Her defasında, aksiliklerle de birleşince, Hasan’ın yaramazlıkları ayyuka çıkardı. İşin en ilgi çekici yanı ise, Hasan’la olan inanılmaz benzerliğimizdi.
Yüzüm, hareketlerim, saç rengim o kadar çok Hasan’a benziyordu ki beni sürekli onunla karıştırıyorlardı.
Öğle paydosunda Hasan, “Hadi top oynamaya çıkalım bahçeye,” deyince, hepimiz top oynamaya hazırdık. Bir solukta aşağıya inip aramızda maç yapmaya başladık.
Şanssızlık işte!


Hasan’ın sertçe vurduğu top, alt sınıflardan birinin camına denk geldi. Cam şangırtıyla kırıldı. Hemen dağıldık. Dağıldık ama ne yazık ki okul müdürümüz Fahriye Hanım bizi görmüştü.
Öğleden sonraki ilk derste nöbetçi öğrenci bizim sınıfa geldi.
“Müdüre Hanım, Gürsel’i odasına istiyor,” dedi öğretmenimize.
Öğretmenimiz Emel Hanım yüzüme tuhafça baktı.
“Gürsel, yavrum, Müdüre Hanım seni çağırıyormuş, hadi git bakalım, ne diyecek,” dedi.
Aslında bunu söylemesine hiç gerek yoktu. Çünkü nöbetçi öğrencinin dediğini duymuştum. Duyar duymaz da ayaklarımın bağı çözülmüştü. Belimden aşağısı tutmaz olmuştu. Korku içinde yerimden kalkıp nöbetçi öğrencinin ardına takıldım.
Okulda Müdürümüz Fahriye Hanım’dan korkmayan bir tek öğrenci gösteremezsiniz. Yüreğim ağzımda geçtim koridordan. Korkuyla titreyerek odasına girdim.

“Yahu, bu kaçıncı?” diye bağırdı Fahriye Hanım. “İşi gücü bırakıp seninle mi uğraşacağız bu okulda?”
“Öğretmenim, ben bir şey yapmadım,” diyerek ağlamaklı bir sesle yanıt vermeye çalıştım ama beni dinlememekte ısrar ediyordu.
“Okulun camını kırdın, bunu ödeyeceksin!” diye bağırdı.
Boğazım kurumuştu. Elim ayağım zangır zangır titriyordu.
“Ben kırmadım öğretmenim,” diye mırıldandım.
Nöbetçi öğrenciye döndü Müdüre Hanım.
“Sen çık, dışarıda bekle!” dedi. “Çağırınca gelirsin!”
Şimdi Müdüre Hanım’ın odasında baş başaydık. Durmadan bağırıyor, beni aileme söyleyeceğini, başka bir okula göndereceğini, benimle artık uğraşamayacağını yineleyip duruyordu.
Başımı eğdim. Ağlamak istiyordum. Ama gözlerimden yaş gelmiyordu. Sürekli iç çekip duruyordum.
“Çık dışarı!” diye bağırdı. “Bir daha da karşıma gelme!”
Müdüre Hanım’ın odasından çıkarken, ‘camı ben değil, Hasan kırdı’ bile diyemedim.
Sınıfa geri döndüğümde, öğretmenim ‘ne oldu’ der gibi gözlerimin içine baktı. Tıpkı sınıftaki arkadaşlarımın baktığı gibi…
“Geç yerine Gürsel,” dedi. “Yazdırdığım konuyu bir ara arkadaşlarından alırsın.”
Kimsenin yüzüne bakamadım. Yalnızca arada sırada Hasan’a bakıp sinirlendim. Camı o kırdığı halde azarı ben işitmiştim.
Üçüncü dersten sonra, biraz olsun rahatlamıştım.
Sınıftaki arkadaşlarım neden Müdüre Hanım’ın odasına gittiğimi ve niçin azarlandığımı artık biliyordu.
“Takma kafana!” dedi Hasan. “Bir şey olmaz. Annene de söylemez. Merak etme!”
Tabii ben onun kadar rahat ve o kadar da emin değildim. Canım çok sıkılmıştı. Benim için kâbus gibi bir gündü o gün. Etkisinden kolayca kurtulabileceğimi düşünmüyordum. Oysa Hasan’ın umurunda bile değildi. Çünkü onun yiyeceği fırçayı ben yemiştim.
“Korkma, çabuk unutulur,” dedi. “Aramızda para toplar, camın parasını öderiz.”
Hasan öyle söyleyince biraz rahatlamıştım. Bir de babamdan cam parası istersem olabilecekleri düşünemiyordum.
Son derste nöbetçi öğrenci bir kez daha çaldı sınıfın kapısını.
“Öğretmenim, trafik kolu için iki öğrenci istiyor Müdüre Hanım,” dedi.
Sınıfta herkes, sırayla trafik kolunda görev alıyordu. Sıra Tuğrul’la bendeydi.
“Gürsel, Tuğrul, hadi inin aşağıya! Kolluklarınızı ve şapkalarınızı alın!” dedi öğretmenimiz.
Koşarak indik.
Trafik kolunda görev alan öğrenciler, okulun çıkış kapısında trafikçilik yapıyor, araçları durdurup öğrencilerin yolun karşısına güven içinde geçmesine yardımcı oluyordu. Okulda en çok hoşlandığım uğraşılardan biriydi bu.
Ama Müdüre Hanım’ın odasına girdiğimizde, beni bir sürprizin beklediğini bilemezdim.
“Sen yine mi geldin?” diye bağırdı. “Ne laf anlamaz şeysin! Ben sana, seni bir daha görmek istemiyorum, demedim mi? Hadi sınıfına! Söyle öğretmenine başkasını göndersin!”
İşte o an ağlamak üzereydim.
Ama kendimi toparladım. Sınıfa döndüğümde öğretmenim şaşkın bakışlarla beni süzdü.
“Niye geldin Gürsel?” diye sordu.
“Müdüre Hanım beni istemiyor öğretmenim,” dedim. “Başka bir öğrenci gönderecekmişsiniz…”
Öğretmenim hâlâ bir şey anlamış değildi.
“Ne yaptın sen Gürsel?” diye sordu.
“Bir şey yapmadım öğretmenim,” dedim. “Hasan alt sınıfın camını kırdı, cezasını ben çekiyorum.”
Öğretmenimin yüzü birden değişti. Hasan’a dikti gözlerini.
“Öyle mi Hasan?” dedi.

Hasan başını eğdi. Cevap vermedi.
“Hasan, sana soruyorum!” diye bağırdı bu kez. “Hemen aşağıya iniyorsun ve Müdüre Hanım’a doğruyu anlatıyorsun. Ayrıca özür dilemeyi de unutma!”
Hasan sınıftan fırlayarak çıktı.
Ben yerime geçerken, Hasan’ın Müdüre Hanım’dan özür dileyeceğini, camı kendisinin kırdığını söyleyip beni temize çıkaracağını düşündüm.
Ama yanılmıştım.
Hasan sınıftan çıkıp gitmişti ama Müdüre Hanım’ın odasına gidip camı kendisinin kırdığını söylememişti. Bahçede gezinip yeniden sınıfa gelmişti.
“Tamam öğretmenim,” dedi. “Müdüre Hanım’a söyledim. Gürsel değil, ben kırdım camı dedim. Özür de diledim kendisinden.”
Öğretmenimiz, “Aferin Hasan. Arkadaşlıklar işte böyle günler içindir…” diyerek konuşmaya başladı. Uzun bir konuşmadan sonra zil çaldı. Hepimiz dağıldık.
Çıkış kapısına geldiğimde, Müdüre Hanım’la karşılaştım. “Artık suçsuz olduğumu biliyor,” diye geçirdim içimden. Beni yanına çağırıp gönlümü almalıydı. Ama aynı sert bakışıyla baktı yüzüme. Ben istem dışı gülümsedim ona.
Kendisine gülümsediğimi fark edince, “Neden sırıtıyorsun!” diye bağırdı. “Ben sana gözüme görünme demedim mi?”
Allak bullak olmuştum. Oysa temize çıktığımı düşünüyordum. Bu işte bir tuhaflık vardı. Ama bir türlü anlayamıyordum.
Diğer yandan Hasan hiçbir şey olmamış gibi davranmayı sürdürüyordu. Müdüre Hanım’ın uzaklaştığını görünce trafikçilik yapan arkadaşların arkasından sessizce yaklaşıyor, kafalarındaki şapkaları düşürüp kaçıyordu.
İçimde tuhaf bir öfke birikmeye başlamıştı. Ama ne yapacağımı bilmiyordum.
Bir değil, iki değildi. Sürekli olarak bu benzerliğin faturası bana kesiliyordu. Hasan yaramazlıklarını sürdürürken, ben azar işitmek zorunda kalıyordum. Aslında işin kolayı, Hasan’dan daha fazla yaramaz olmak gerekiyormuş. Bunu anladım, ama ne yazık ki çok geç kalmıştım.
Yemek arası verildiği zaman, okulun önündeki köfteciye gidiyorduk genellikle. Meğer Hasan o köftecinin ızgara ocağını devirmiş. O günden beri köfteci ona kin besliyormuş. Hasan bu yüzden uzun zamandır köfteciden uzak duruyormuş.
O gün bizimle gelmemek için çeşitli bahaneler uydurdu.
“Hadi Hasan köfteciye gidelim,” dedi Erhan.
Herkes ısrar ediyordu ama Hasan gelmemekte direniyordu.
“Gelemem, param yok,” dedi sonunda.
“Parasını ben vereceğim,” diyerek üsteledi Erhan. Ama Hasan gelmek istemiyordu.
Biz de onu bırakıp gittik köfteciye. Ama kapıdan girer girmez adam bağırmaya başladı:
“Sen yine mi geldin? Çabuk çık git, elimden bir kaza çıkmadan! Senin yüzünden ızgara ocağımı değiştirmek zorunda kaldım!” diye bağırdı.
Hepimiz şaşırmıştık. Birbirimize baktık. Şimdi Hasan’ın bizimle neden gelmediği daha da netlik kazanmıştı.
Erhan dişlerini sıktı.
“Hasan!” dedi. “Demek bu yüzden gelmek istemedi bizimle.”
Sonra köfteciye döndü.
“Sen yanlış kişiye bağırıyorsun amca,” dedi. “Bu Hasan değil ki.”
“Ben Hasan masan bilmem,” dedi köfteci. “İşte bu çocuk o gün ızgaramı ve üzerindeki köfteleri yerle bir etti.”
Artık sabrım taşmaya başlamıştı.
“O ben değildim,” dedim adama. “O Hasan’dı.”
“Hasan’dı deyip geçiştiremezsin,” dedi köfteci. “İşte karım da burada. O da gördü seni.”
Sonra karısına döndü.
“Mübeccel, bu çocuk değil miydi ızgarayı parçalayan?” diye sordu.
“Ha, buydu,” dedi karısı. “Sarı saçlı, mavi gözlü, zayıf, ince uzun…”
“Yahu tamam, tarif etmeyi bırak,” dedi köfteci. “Bu muydu, değil miydi? Onu söyle sen!”
“Buydu, buydu,” dedi karısı, parmağını gözüme sokacakmış gibi uzatarak.
Ama artık çıldırmak üzereydim. Sabrım taşıp köpürmeye başlamıştı. Ne olduğunu ben de anlamadım. Birdenbire bağırmaya başladım. Bu arada masaların üzerindeki tuzlukları, acı biber kaplarını dökmeye, yerlere saçmaya başladım.
“Sonunda beni de çıldırttınız!” diye bağırdım.
Arkadaşlarım beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama pek öyle kolayca sakinleşeceğim falan yoktu. Sandalyeleri tekmeliyor, masalara vuruyordum.
Köfteci karısına bağırıyor, “Hatun, şu köfteleri kaldır orta yerden!” diyordu. “Çocuk yine çıldırdı bak! Ben ızgarayı koruyorum, sen de bir şeyler yap!”
Masalar, sandalyeler yerlerde geziyor, köftecinin karısı üzerine kapandığı köfteleri benden kurtarmaya çalışıyordu.
“Götürün şu çocuğu buradan!” diye bağırdı köfteci. “Şimdi elimden bir kaza çıkacak. Bu çocuk ne zaman gelse çıldırıyor yahu! Sadece çıldırsa iyi, hepimizi çıldırtıyor. Geçende geldi, biberler acı değilmiş diye çıldırdı. Izgaramı ve köfteleri yerlere saçıp gitti. Parasını da ödemedi. Ben sizinle mi uğraşacağım burada?”
Arkadaşlarım beni dükkândan dışarı çıkardığında sinirim hâlâ geçmemişti. Elime ne geçerse ortalığa saçmak istiyordum.
“O gün Hasan da çıldırmış,” dedi Erhan. “Köfteci onun da çıldırdığını söyledi. Uyanık, dağıtmış ortalığı.”
“Beni de çıldırttılar sonunda,” dedim. “Ne bu Hasan’dan çektiğim yahu? Nereye gitsem karşıma o çıkıyor. Müdür azarlıyor, öğretmen azarlıyor, köfteci azarlıyor, off ya!”
Doğrusu o gün rahatlamam uzun zamanımı aldı. Arkadaşlarım yanımdan ayrılmadı.
“Senin çıldırman da fena oluyormuş,” dedi Erhan.
“Eee tabii,” dedi Tuncay. “Canına tak etti Gürsel’in. Kim olsa çıldırırdı.”
O gün çok rahatlamıştım doğrusu. Bazen çıldırmak işe yarıyordu. Arkadaşlarım beni hiç yalnız bırakmadı. Beni sakinleştirmek için ellerinden geleni yaptılar. Hasan’a karşı hep yanımda olacaklarına söz verdiler.
Sanırım bir kez daha aynı şekilde çıldırmamdan korkmuşlardı. Bunu onların gözlerinde görebiliyordum.

1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm 4. Bölüm 5. Bölüm


Sınavlara Hazırlık Arama Robotu
YGS & LYS TEOG KPSS TUS KPDS Ehliyet Sınavı PMYO JANA

Seçim esnek olup ilgili alanları seçiniz, Örneğin ehliyet sınavı için branş olarak matematik seçmeyiniz :)