Ana Sayfa » Divan-i Lügati't Türk » Türk Dili » Divan-ı Lügati’t Türk – (İnceleme)

4


-ı Lügati’t
(İnceleme)

Çağının Türk dili, Türk kültürü, sosyal hayatî ve toplumun özellikleri bakımlarından eşsiz bir eseri olan Divanü Lügati’t-Türk: büyük ve çok yararlı bir sözlük niteliğindedir. Bu ve kültür kay­nağının, bu Türklük bilgisi hazinesinin tanıtılmasına geçmeden ön­ce, onun yazan hakkında, kısaca da olsa —eldeki bilgilerin verdiği imkân ölçüsünde— açıklamada bulunmak yerinde ve gereklidir.

 

Divanü Lügati’t-Türk‘ü kendisine borçlu bulunduğumuz K â ş -garlı Mahmud, XI. Yüzyılda yaşamış büyük düşünce adamı, dilci, bir bakıma çağının sosyal ve tarihî bilgilerine hakkıyla vâkıf, folklor ve edebiyatta üstad, geniş kültürlü ve ileri görüşlü, millî duyguları sağlam ve milletine bağlı bir aydındır.

 

Fakat bütün bun­ları, ancak onun eserine dayanarak söyleyebilmekteyiz. Hayatı ve şahsiyeti hakkında da, eserindeki bazı dağınık bilgi kırıntıları ve ipuçları dışında, fazla bir bilgimiz olduğu da ileri sürülemez. Gerçi Kâtip Çelebi (1609-1658) Keşfü’z-Zunûn (Keşf-el-Zunûn)’da bu eserden ve sahibinden birkaç kelime ile söz açmakta: M a h m u d’un babasının Hüseyin ve dedesinin de Muhammed (İstanbul, 1941, C. St. 808) olduğunu kaydetmektedir. Ancak böyle işaret­lerin yetersizliği apaçıktır. Kendisi, eserinde, Barsganlı olduğunu belirtir. Yine Kâşgarlı Mahmud: “Türklerin en fasih ko­nuşanlarından, en açık anlayanlarından ve nesepçe de en ileri bulu­nanlardan biri” olduğuna da değinir.

Bunların doğruluğundan şüphe edilmemekle beraber, onu tanımak için yeterli olduklarını söylemek mümkün değildir. Yalnız gerek bu işaret, gerekse eserin kendisi Mahmud ‘un Türkçenin gramer yapısını iyi bildiğine, Türk ağız­larım rahatça ayırt ederek kolayca onları anladığına bir delil de­ğerindedir. Onun soyca da tanınmış bir aileden gelmiş olması, çağı­na göre ayrı bir anlam ve önem taşır. Her halde bunu demekle, kendisinin Karahanlılar Devletinde sayılı ve soylu bir aileye mensup ol­makla iftihar eylediğini de imâ etmiş olmaktadır. Ama yazar, dev­let hizmetinde bulunup bulunmadığı, siyasî görüşlerinin ne olduğu hakkında bize herhangi bir açıklamada bulunmamaktadır. Yalnız miljî duygularının sağlamlığı, Türkçülük ruhunu derinden ve sevgi ile taşıdığı eserinde hissolunur.

 

Kâşgarlı Mahmud, hemen hemen bütün Türk illerini, bölgelerini, bozkırları obaları, adetâ birer birer dolaşmıştır. Nerede ve ne zaman Türk dili, Türk kültürü, Türk’ün günlük hayatı, halk şiiri ile ilgili bir malzemeye tesadüf eylemişse, onu almış, toplamış, sonra da inceden inceye işlemiştir. Kendisi de, bu hususta, şu anlam­da konuşmaktadır: “Türklerin hemen bütün illerini, bozkırlarını boydan boya gezdim, dolaştım. Türk‘ün, Türkmen’in, Oğuz’un, Çigil’in, Yağma’mn, Kırgız’ın boylarının dillerini, kafiyelerini öğrenip faydalandım. Zihnime nakşettim. Öylesine ki: her Türk taifesinin şivesi, en iyi şekilde öğrenilmiş, ortaya çıkmış oldu”.

Kâşgarlı Mahmud’u Türk dilinin henüz kollara, lehçe­lere ayrılmaığı bir dönemde, onun mukayeseli bir gramer deneme­sine girişen, çağının büyük bir doğu dilbilim bilgini olarak tarif et­mek uygun olur. Günümüzden dokuz yüzyıl önce, Türkçenin resmî devlet dili, yaıı dili vasıflarına sahip olduğunu da, bize, ifade eden Mahmud ‘tur.

 

Kâşgarlı Mahmud ‘un hayat ve şahsiyeti bakımından önemli ve dikkat çeken bir husus ta, onun, Bağdat’a gidişi ve kita­bını çağının halifesine El-Muktedî Bi-Emrillah (1075-1094)’a takdim edişidir. Kendi zamanının Hükümdan’na eserini sunmayıp Abbasî Halifesi’ni tercih etmesinin sebepleri ara­sında: Halife’nin bütün îslâm dünyasının başı olması, Türklüğün yüksek bir itibara sahip olduğu o devirlerde Türk dilinin de Arap­ça ile atbaşı yürümeğe elverişli ve güçlü bir dil olduğunun belirtil­mek istenmesi başta gelir, denebilir. Mahmud ‘un, Divan’Azn ön­ce —biraz da Araplara Türk dilini öğretmek amaciylc— Kitabü Ceva-hiri’n-Nahv…’ ı yazdığını belirtmesi bu görüşümüzü, bir bakıma, teyid edebilir. Fakat bu güne kadar bu eserin bir nüshası ele geçme­diğinden, açık bir şekilde mütalaa da yürütülemez.

 

Kâşgarlı Mahmud‘ un ilk vasfı güçlü bir filolog olduğu­dur. Bununla beraber o aynı zamanda bir lügatçı, bir etnolog, bir folklorcu ve bir coğrafyacı hususiyetlerini de muhafaza etmektedir. Topladığı malzeme değer biçilemiyecek önemdedir. Hülâsa Kâş­garlı Mahmud, Türk dilini yaymak, yerleştirmek, incelemek konusunda, XI. Yüzyılın büyük bir düşünürü, dilcisi ve Türk-Arap kültürleri arasında sıkça bir bağlılık kurmaya emek harcayan usta bir dil ve millet severdir.

 

Şimdi artık Mahmud ‘un asıl eserini tanıtmaya geçebiliriz. Divanü Lügati’t-Türk (Divanü Lûgat-it-Türk), en güçlü ihtimal ile yazılışı 1072 tarihinde tamamlanmış büyük bir sözlüktür. Eserin elimizde bir tek yazma nüshası bulunduğu ve bunun müstensihinin adından başkaca da hakkında bilgimiz olmadığı için Kilisli R i -i a t tarafından Ali Emirı Kütüphanesindeki biricik yazmadan kop-ye edilmek suretiyle —üç cilt halinde— yapılan yayımının (İstan­bul, 1333) bazı istinsah hataları taşımış olması tabiîdir. Dı’van’ın nerede kaleme alındığı, Kâş gar it mn onu yazarken hangi şehirde oturmakta olduğu hususunda da kesinlik yoktur. Yalnız Kâşgar Türkçesinin hâkim olduğu bir alanda vücûde getirilmiş olduğu ileri .sürülebilir.

 

Divanü Lügati’t-Türk, Türk dilini özellikle Araplara öğretmek amacını gütmektedir. Eserin Arapça olarak telif edilmiş bulunması •da bunun bir delilidir. Burada —her halde Arapların ve Arapça oku­yup yazanların kendi usullerinde daha kolay anlayıp, daha- rahat öğ­renmeleri düşünülerek— Türkçe kelimeler Arap dilindeki gibi, kök­lerinin taşıdıkları harf sayısına göre gruplandırılmıştır. Eserdeki Türkçe kelime sayısı 7500′den daha fazla olarak tesbit edilmiştir. Bu kadar kabarık bir yekûnda Türkçe kelimenin – daha XI. Yüzyılda— konuşulup yazıldığı bir dilin artık bir kültür ve medeniyet dili ol­duğundan şüphe edilemez. Kaldı ki Mahmud, “Terk edilmiş ke­limelerle dile sonradan girmiş sözleri de eserine almadığına” işaret­te bulunmuştur. Ancak eserde başka komşu dillerden (Hintçe, Sogd-ça, v.s.) Türkçeleşmiş gözüken bazı yabancı asıllı sözlerin de bulun­duğunu gözden ırak tutmamak gereklidir. Bununla beraber ‘un bütün Türkçe kelimeleri eksiksiz, kitabına .almış olduğu da söylenemez. Bu bakımdan, daha o çağlarda bile, Türkçe söz toplamının, yaklaşık olarak, 10.000 civarında olduğunu düşünmek ve söylemek de hata olmasa gerek. Yazarın, ayrıca, Türk­çe kelimeleri Arapçadaki bablar ve kalıplar kategorisinde seslendir­mesinin dilin bünyesine uygunluğunu iddia etmek güçtür. Bu konu­da olsa olsa bunun Araplara, bir dereceye kadar, belki okuma ko­laylığı sağlamaya yarar olduğunu düşünmek kabildir.

 

Mahmud Türkçe kelimelerin ne anlama geldiğini ve nasıl kullanıldığını gösterebilmek arzusuyla birçok Türkçe cümle ve iba­reyi eserine geçirmiştir. Sonra eserdeki atasözleri, deyimler, şiir parçaları da, bu söylediğimiz hususun anlaşılmasında yardımcı ol­mak amacını taşır, gözükmektedir. Ayrıca Divan’da kavim ve top­luluk adlarının açıklanışında, bazan bunlar hakkında, çok değerli bilgiler verilmek suretiyle hareket edilmiştir ki, bu da, araştırıcılar için çok yararlı olmaktadır.

 

Divanü Lügati’t-Türk, önce Kilisli Muallim Rifat (Bi 1 g e) tarafından Türkçeye çevrilmişse de, bu tercüme basılma-mıştır. Kitabın tercümesini başkaları da denemiştir. Sonunda B e-sim Atalay ve Türk Dil Kurumu uzmanlarınca —Üç cilt halin­de— Türkçeye çevrilmiş ve T.D.K. tarafından yayımlanmıştır (I.C. 1939, II. C. 1940 ve III. C. 1941, Tıpkı basım, Ankara, 1941). Bundan başka Besim Atalay’m mesaisi ile gün ışığına çıkmış olan bir de Divanü Lügati’t-Türk Dizini-Endeks cildi (1943) vardır ki tercü­medeki kelimeleri alfabetik sıra dahilinde kapsamaktadır. Bu in­dekste kelimelerin Divan’da bulunduğu cilt ve yer gösterilmiş, an­lamları kısaca belirtilmiş ve bazan diğer Türk dili kaynakları ile karşılaştırmalar da yapılmıştır. 3u Dizin cildi, Divanü Lûgati’t-Türk‘ün 900. yazılış yıldönümü vesilesiyle yeniden bazı ekleme ve metin üzerindeki ufak tefek değiştirmelerle Türk Dil Kurumunca bastırılmıştır (Ankara, 1972).

 

Divanü Lügati’t-Türk, yayınlandığı tarihten başlayarak (İstan­bul, Hicrî 1333-1335) türkologlarca büyük ilgi ile karşılanmış ve bu konuda bir hayli inceleme ve araştırma da yayınlanmıştır. Bunlar arasmda Cari Brockelmann, Martin Hartman, S. Ahali ı, S. Muttalibov, Martti Rasanen dış ülkeler­de bilimsel çalışmalarda bulunanlar arasında zikredilebilir. Divanü Lügati’t-Türk’teki çeşitli konular üzerinde yayınlarda bulunan Türk bilginleri arasında da: Fuat Köprülü, Necip Âsim (Yazıksız), Besim Atalay ve daha birçok tarihçi ve türkolog hatırlatılabilir. Sonuç olarak diyebiliriz ki: Kâşgarlı Mah­mud ‘un Türk dili, Türk kültürü, Türk dünyası bakımlarından eş­siz bir değere sahip bulunan ve tükenmez bir inceleme kaynağı ni­teliğini korumakta olan Divanü Lügati’t-Türk eseri üzerinde daha birçok araştırma yapılabilir. Ve bu dil ve kültür hazinesi, türkoloji ilmine, daha uzun yıllar ışık tutabilme gücüne ve imkânına sahiptir.

 

DİVANÜ LÛGATİ’T-TÜRK’TEN

A. Atasözleri

 

1. Alplar birle uruşma — Begler birle turuşma.
2. Sınmasa arıksar —Sakmmasa utkusar.
3. Kız kişi savı yonğı bolmas.
4. Korkmuş kişige koy başı koş körünür.
5. Han işi bolsa katun işi kalır.
6. Kanıg kan bile yumas.
7. Koş kılıç kınka sığmas.

 

A. Atasözleri (Bugünkü Türkçe ile)

 

1. Alplarla vuruşma — Beğlerle de duruşma (Onlara karşı gel­me).
2. Kişi sınamazsa aldanır. —Sakınmayacak olsa yutulur.
3. Pinti kişinin sözü, geçerli olmaz.
4. Korkmuş kişiye koyunun başı çift görünür.
5. Hanın işi olunca, hatunun işi geri kalır.
6. Kanı, kanla yıkamazlar.
7. Çift kılıç bir kına sığmaz.

 

ALP ER – TONGA AĞITI’NDAN

 

1. Alp Er-Tonga öldi mi
Issız ajun kaldı mı
Ödlek öçin aldı mı
Emdi yürek yırtilur.

 

2. Begler atın argurup
Kadgu anı turgurup
Mengzi yüzi sargarup
Körküm angar türtülür.

 

3. Vlışıp eren börleyü
Yırtıp yaka ırlayu
Sıkırıp üni yurlayu
Sığtap közi örtülür.

 

4. Könglüm içün örtedi
Yitmiş yaşığ kartadt
Kiçmiş ödük irtedi
Tün kün kiçip irtelür.

 

5. Bardı közüm yarukı
Aldı özüm kunukı
Kanda erinç kanıkı
Emdi udin udgarur.

 

ALP ER – TONGA AĞITI’NDAN

 

1. Alp Er-Tonga öldü mü?Kalımsız dünya kaldı mı? Zaman öcünü aldı mı? Şimdi yürek parçalanır, yırtılır.
2. Beyler, atlarıyla, geldiler. Keder onları durdurdu. Benizleri sarardı; yüzlerine safran sürülmüş gibi oldular.
3. Erenler kurt gibi uluşuyor, haykırışıyorlar. Yaka yırtarca-sına bağrışıyorlar. Seslerinin bütün gücüyle ağlıyarak, göz yaşlarıyla örtülen gözleri bir şey görmüyor.
4. Gönlümün içini —ölümü— yandırdı. Yetmiş yaşmdaymışım gibi kocalttı. O gönül, şimdi, geçmiş zamanı arıyor. Günler ve geceler geçse de arayacak.
5. Gözümün ışığı söndü. Onunla beraber ruhum da gitti. Şimdi —kim bilsin— o, nerelerdedir? O, şimdi, uykudan uyandırı­yor.

 

B. I. Metin hakkında açıklama ve inceleme

 

Açıklama :Alp Er-Tonga, çok eski destan menkıbelerin­den birinin kahramanı olan bir Türk başbuğudur. Gerek Kâş­garlı Mahmud ve gerekse çağdaşı Balasagunlu Yusuf Has Hacip, onun, iranlıların Efrâsiyab dedikleri Türk kahramaniyle aynı kişi olduğu görüşündedirler.
F i rd e v s î, Şeh­namede, Efrâsiyab’ın Turan Hükümdarı olarak İranlılarla yaptığı birçok savaşları hikâye eder.

 

Divanü Lügati’t-Türk’teki bu Alp Er-Tonga Ağıtı dörtlüklerden kurulmuş bir mersiyedir. Orhun Âbidelerinde Tonga-Tigin adlı bir kahraman yuğ’undan sözedilir. Bunun Alp Er-Tonga olması ihtimali üzerinde durulmuştur.

 

Ağıt: Bir ölünün erdemlerini, yiğitliğini, değerini, geride ka­lanların acılarını belirten ve çoğu zaman matem meclislerinde oku­nan halk şiiri türüdür. Bunlar ozanların sagusu, klâsik şairlerin mersiye’si ile aynı anlamdadır. Göktürk ve Uygurlar’da ağıtların özelliği ve önemi bilinmektedir. Ağıt törenleri Anadolu’da da gelenek durumuna gelmiştir.

 

Kelime ve Deyimler: Issız: Kötü, arsız, kalımsız. Ajun: Dünya, âlem. Ödlek: Zaman, felek. Emdi: şimdi. Argurmak: Yormak. Kad-gn: Kaygı. Turgurmak: Durdurmak. Mengiz: Beniz, yüz. Sargar-raak: Sararmak. Türtülmek: Sürülmek. Börleyü: Kurt gibi. Eren: Er kelimesinin —kural dışı— çoğulu. Yurlamak: Haykırmak. Sığta-mak: Ağlamak. Örtemek: Yakmak. Ödük: Sevgi, hasret. Tün: Gece. Gündüz. îrtemek: İstemek, aramak. Yaruk: Işık. Kanuk: Ruh, Erinç: Belki, olur ki. Kanda: Nerede. Udgarmak: Uyandırmak.

|» “Divan-ı Lügati’t Türk” Sayfasına Dön! « |

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir.

Divan, Türk, Divanı Lügatit Türk, Kaşgarlı Mahmut, Divan-u Lügati’t Türk

 


İle Yorum Yap!
4 Yorum Var.
emrinho | 12 Mayıs 2008 - 12:51 | Bağlantı

Divan-i Lugat-it’Türk (E-book)
WORD ve PDF dosyaları

Kaşgarlı Mahmut tarafından Bağdat’ta 1072-1074 yılları arasında yazılan Türkçe-Arapça sözlüktür. Türkçe’nin bilinen en eski sözlüğü olup, Orta Asya yazı Türkçesi hakkında varolan en kapsamlı ve önemli dil anıtıdır. El yazması nüshası 638 sayfadır ve yaklaşık 9000 Türkçe kelimenin ve cümlenin oldukça ayrıntılı Arapça ve başka dillerde açıklamasını içerir. Ayrıca Türklerin tarihine, coğrafi yayılımına, boylarına, lehçelerine ve yaşam tarzlarına ilişkin kısa bir önsöz ve metin içine serpiştirilmiş bilgiler mevcuttur.

Klasik Arap leksikografisinin ilkelerine göre hazırlanmış olan sözlük, Kaşgarlı Mahmut’un Türk boyları hakkındaki etraflı bilgisinin yanısıra, Arap filolojisi konusunda da esaslı bir eğitim görmüş olduğunu gösterir.

Sözlüğün elde bulunan tek yazma nüshası 1266′da Şam’da temize çekilmiş ve 1915′te İstanbul’da Ali Emiri Efendi (1857-1923) tarafından tesadüfen bulunmuştur. Bu tek yazma nüsha şu anda halen İstanbul Millet Kütüphanesi’nde saklanmaktadır.

Burdan indir: http://rapidshare.com/files/114319965/Divan-i_Lugat-it_Tuerk.rar

toprak | 3 Ekim 2008 - 00:04 | Bağlantı

Ön Turkce M.Ö. 4000 (Gyula Decsy)

On-Türkce (Proto-Turkic) söz dagarcigi

Macar asilli Amerikali dilcilerden Gyula Decsy bugune kadarki calismalarinin bir bolumunde dunyadaki belli basli ana dil ailelerinin On (Proto) donemleriyle ugrasmis ve bu alanda onemli eserler yayinlamistir:

Gyula Decsy, The Uralic Protolanguage: A Comprehensive Reconstruction. Bloomington: Indiana University, 1990.

Gyula Decsy, The Indo-European Protolanguage: A Computational Reconstruction. Bloomington: Indiana University, 1991.

Gyula Decsy, The Turkic Protolanguage: A Computational Reconstruction. Bloomington: Eurolingua, 1998.

Yukardaki uc eser sirasiyla Ural dilleri, Hint-Avrupa dilleri ve Turk dilleri ailelerinin en eski (proto) soz dagarcigi ve grameri uzerine yapimis denemelerdir. Gyula Decsy ozellikle son olarak yayinladigi On-Türkce (Proto-Turkic) kitabiyla en eski On Turkce uzerinde ilgi cekici tespitleri var:

Gyula Decsy’e gore, Ön-Turkce (Proto-Turkic) M. O. (Milattan Once) en az 3,000 veya 4,000 yil once vardi ve bu Ön-Turkcenin bugun 3,400 ana kelimesi elimizde var. Yine Decsy’e gore, Ön-Turkce ana cizgileriyle 8-11. yuzyil arasindaki Eski Turkce (GokTürkçe, Eski Uygurca, Karahanlica)’dan fazla farkli degildi. M.O. 4,000 yilindan onceki Turk dili icinse, Decsy “Preproto-Turkic” (Erken On-Turkce) terimini kullaniyor ve ona gore, M.O. 500 yilinda Ön-Turkce iki gruba ayrilir: 1. Cuvas grubu, 2. gec ön-Turkce (Late Proto-Turkic).

Yine Decsy’e gore, Asya Hun, Avrupa Hun, Onogur, Bulgar, Juan-Juan, Avarlarin dilleri Cuvas grubu dilleridir ve bu grup dilleri Macarca uzerinde etkili olmustur. Ve gelelim, Gyula Decsy’nin butun dunya dilcilerini hayrete dusurecek savina:

On-Turkce (Proto-Turkce)’de buldugumuz 3,400 kelimelik ana söz dagarcigi, dunyadaki belli basli dil ailelerinin proto-dillerinden daha cok ve zengindir (…the inherited Old-Turkic/Proto-Turkic vocabulary comprises close to 3,400 indigenous words–the largest of the lexicon of any well-established proto-language…, s. 10):

Decsy Ön-Turkce (Proto-Turkic) ile baska dil ailelerini söz dagarcigi bakimindan soyle karsilastiriyor:
(Kelime zenginligine gore):
Proto-Ural söz dagarcigi (M.O. 4,000) = 500 kelime
Proto-Fin-Uygur söz dagarcigi (M.O. 3,000) = 1,200 kelime
Proto-Germen söz dagarcigi (M.S. 500) = 1,800 kelime
Proto-Slav söz dagarcigi (M.S. 800) = 2,000 kelime
Proto Hint-Avrupa söz dagarcigi (M.O. 4,000-3,000) = 2,400 kelime
Proto-Turk söz dagarcigi (M.O. 4,000-3,000) = 3,400 kelime

Yine, Gyula Decsy’nin gorusune gore, Hem Eski Turkce (8-11. yuzyillar) hemde Ön-Turkce (M.O. 4,000)’nin ses ve gramer yapisi mukemmel gelismis bir durumdaydi. Bugunku yasayan Turk dillerine baktigimiz zaman, onlarin bu eski Proto-Turkcenin eski ses ve gramer yapisini cok iyi koruduklarini gozlemliyoruz. Bu ise, daha sonraki Turk dillerinin oldukca gec bir devirde, muhtemelen 8. yuzyildan sonra ayrismaya basladigi gosteriyor.

Gyula Decsy Proto-Turkic (1998) adli eserinin bir bolumunu Ön-Turkce’nin ses ozellikleri ve dilbilgisine ayirmis, daha sonra ise bu 3,400 On-Turkce kelimeyi Turkce-Ingilizce ve Ingilizce-Turkce sozluk listeleri olarak sunuyor.

Timur Kocaoglu
Koc Üniversitesi

hakn | 27 Şubat 2009 - 22:21 | Bağlantı

Emeğinize sağlık, çok güzel bir inceleme olmuş.

peri | 12 Ocak 2013 - 14:13 | Bağlantı

çok güzel ben kısaltım elerinize sağlık

Yorum Yap!

(İletinizi yazmadan önce, lütfen buraya dokunarak uyarıları okuyun!)

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.

Yazı Detayı