Ana Sayfa » Türk Dili » Türkçenin Tarihi Gelişimi
167


()

Türk yazı dilinin ele geçen ilk örnekleri Orhun Âbidelerinin metinleridir. Fakat bu metinler şüphesiz Türk yazı dilinin ilk örnekleri değildir. Çünkü Orhun Âbidelerindeki dil yeni teşekkül etmiş bir yazı dili olarak değil, çok işlenmiş bir yazı dili olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan, Türk yazı dilinin başlangıcını ele geçen bu ilk metinlerden çok daha öncelere çıkarmak gerekir. Türk yazı dilinin sekizinci asırdan sonraki gelişmesi ile mukayese edilerek bir tahmin yürütülürse, Orhun abidelerindeki yazı dilinde hiç değilse bir kaç asırlık bir gelişme mevcut olduğuna kolaylıkla hükmolunabilir. Buna göre Türk yazı dilinin başlangıcını Milâdın ilk asırlarına, hiç olmazsa Orhun âbidelerinden bir kaç asır önceye çıkarmak doğru olur. Fakat Orhun kitabelerinden daha eski bir metin ele geçmediği için bu yazı dilini ancak sekizinci asırdan itibaren takip edebilmekteyiz.

İşte nazarî olarak Milâdın ilk asırlarında başladığını kabul ettiğimiz ve ilk ele geçen metinleri sekizinci asra ait olan bu yazı dili 12 – 13. asra kadar devam etmiş olup, bu devre Türk yazı dilinin ilk devresini teşkil etmektedir. Bu ilk yazı dili devresi ayni zamanda müşterek bir yazı dili devresidir. Yani bu yazı dili bütün Türklüğün tek yazı dili olarak kullanılmış, Orta Asya’da geniş bir sahayı kaplayan Türklük âlemi asırlar boyunca hep ayni dille okuyup yazmıştır. O devirden kalma eserlerde görülen ufak tefek farklar ise saha ve zaman farklarından ileri gelen normal ayrılıklar olup tek bir yazı dilinin hudutlarını aşacak mahiyette değildir.

Kâşgarlı’nın en çok beğendiği ve şivelerle karşılaştırırken “Türkçe” diye adlandırdığı, Hakaniye Türkçe’si, yahut başka eserlerde Kâşgar dili, Kâşgar Türkçe’si adı ile anılan dil hep bu ilk Türk yazı dilidir. Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük bir kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğu için bu devreye Uygur devresi, bu yazı diline de Uygurca denilebilir. Fakat Türkoloji öğretiminde Türkçe’nin bu ilk devresi için bugün en uygun isim olarak “Eski Türkçe” tâbirini kullanmaktayız. Türkçe’nin ondan sonraki çeşitli gelişmelerinin kaynağı hep bu devreye çıkmakla, bugün geniş sahalarda ayrı kollara ayrılmış bulunan Türkçe’nin bütün şekillerinin menşei bu devrede bulunmakta, kısacası, Türkçe’nin bütün yapısı bu devre ile izah edilebilmektedir. Demek ki bu devre Türkçe’nin ana Türkçe devresi, ilk devresi, eski devresidir. Onun için bu devreyi “Eski Türkçe” diye adlandırmak çok yerindedir. Bu kitapta biz de bu ismi kullanacağız.

O hâlde Türk yazı dilinin ilk devresi Eski Türkçe’dir. Eski Türkçeden daha önceki devir ise Türkçe’nin karanlık devridir. O devir artık Eski Türkçe’nin Çuvaşça ve Yakutça ile, bunların da daha ileride Moğolca ile birleştikleri devirdir.

Türkçe tarih boyunca iki gramer yapısına sahip olmuştur. Eski Türkçe devresi Türkçe’nin eski gramer yapısını temsil eder. Ondan sonraki devreler Türkçe’nin yeni gramer yapısına sahip olan devrelerdir.

Kuzey-doğu Türkçe’si, Batı Türkçe’si

Eski Türkçeden sonraki devre gelince, bu devirde Türkçe karşımıza birden fazla yazı dili ile çıkmaktadır. Eski Türkçe’nin sonlarında Orta Asya’daki Türklük âleminin parçalanarak büyük kütleler hâlinde Hazar Denizinin güney ve kuzeyinden kuzeye ve batıya yayılması, yeni kültür merkezlerinin meydana gelmesi, İslâm kültürünün Türkler arasına gittikçe kuvvetli bir şekilde yerleşmesi, yeni mefhumlarla birlikte yeni bir yazının kabulü gibi çeşitli dış sebeplerle beraber Türkçe’nin içinde bir müddetten beri kendisini hissettiren tabiî gelişmeler neticesinde ortaya çıkan büyük değişiklikler yazı dili birliğini parçalayarak Eski Türkçe’nin ömrünü tamamlamış ve ayrılan Türklük kollarının yeni kültür merkezleri etrafında kendi şivelerine dayanan yazı dilleri meydana getirmeleri birden fazla yeni yazı dilinin doğmasına ve gelişmeğe başlamasına sebep olmuştur. Böylece 12-13. asırdan sonra biri Kuzey-doğu Türkçe’si, diğeri Batı Türkçe’si olmak üzere iki Türk yazı dili meydana geldiğini görmekteyiz.

Kuzey Türkçe’si, Doğu Türkçe’si

Bunlardan Kuzey-doğu Türkçe’si önce 13 ve 14. asırlarda, bir müddet, Eski Türkçe’nin tabiî ve yeni bir devamı olarak eski ve yeni arasında köprü vazifesi gören bir geçiş devresi hâlinde devam etmiş, sonra 15. asırdan itibaren Kuzey Türkçe’si ve Doğu Türkçe’si olarak iki yeni yazı diline ayrılmıştır. Son zamanlara kadar devam eden bu yazı dillerinden Kuzey Türkçe’si, Kıpçak Türkçe’sidir. Doğu Türkçe’si ise Çağatayca gibi yanlış bir isimle anılan ve Timur devrinde başlayarak 15. ve 16. asırlarda kuvvetli bir edebiyat meydana getirmek suretiyle en parlak çağını yaşadıktan sonra son zamanda yerini modern Özbekçe’ye bırakan yazı dilidir.

Batı Türkçesi

Batı Türkçesi’ne gelince, bu yazı dili 12. asrın ikinci yarısı ile 13. asrın ilk yarısında teşekküle başladığı anlaşılan, 13. asrın ikinci yarısından itibaren de metinlerini günümüze kadar aralıksız bir şekilde takip ettiğimiz yazı dilidir. Selçuklulardan başlayarak bugüne kadar gelen ve devam etmekte olan bu yazı dili, Türklüğün en büyük ve en verimli yazı dili durumundadır. Batı Türkçesinin esasını Oğuz şivesi teşkil eder. Onun için bu yazı diline Oğuz Türkçe’si de denilebilir. Oğuz şivesi Hazar Denizinden Balkanlara kadar uzanan sahaya yayılmış bulunan Türkçe’dir. Bu saha ise batı Türklerinin yaşadığı sahadır. Onun için Oğuz yazı diline, Oğuz Türkçe’sine umumî olarak Batı Türkçe’si adını vermekteyiz. Türkolojide Batı Türkçe’si için bazen Cenup Türkçe’si veya Cenup Şivesi adı da kullanılmaktadır. Fakat bu Şimal Türkçe’sine göre verilen bir addır ve şüphesiz Batı Türkçe’si kadar uygun değildir.


Azeri Türkçesi, Osmanlı Türkçesi

Batı Türkçesinin içinde saha bakımından zamanla iki daire meydana gelmiştir. Bunlardan biri Azeri ve Doğu Anadolu sahasını içine alan doğu Oğuzcası, diğeri Osmanlı sahasını içine alan batı Oğuzcasıdır. Doğu ve batı Oğuzcaları arasında ilk asırlarda çok küçük saha farkları dışında bir ayrılık mevcut olmamış, bu saha farkları yavaş yavaş genişleyerek ancak 17. asırdan sonra doğu ve batı Oğuzca dairelerini meydana getirmiştir.

Bununla beraber arada yine iki yazı dili olacak kadar fark mevcut değildir ve her ikisi de ayni şiveye, yani Oğuz şivesine dayandıkları için Azeri ve Osmanlı Türkçeleri ancak tek bir yazı dilinin kardeş iki dairesi sayılabilirler. Esasen doğu ve batı Oğuzcası arasındaki farklar daha çok şivede yani konuşma dilinde kalmış, devamlı olarak Osmanlı kültür ve edebiyatının tesiri altında kalan Azeri sahasında yazı dili, Osmanlı Türkçe’sinden konuşma dilindeki ile mukayese edilemeyecek kadar az bir ayrılık göstermiştir.

Azeri ve Osmanlı Türkçeleri arasında, daha çok şivede kalan bu ayrılığın sebeplerini doğu Oğuzcasına Oğuz dışı Türk şivelerinin, bilhassa zaman zaman kuzeyden gelen Kıpçak unsurlarının yaptığı tesir ile İlhanlılardan kalan bazı Moğol izlerinde aramak lâzımdır. Bunlardan birincisi doğu Oğuzcasını batı Oğuzcasından bazı şekiller bakımından biraz farklı yapmış, ikincisi ise Azeri Türkçe’sinde bazı Moğol asıllı kelimeler bırakmıştır.

Bilhassa konuşma dili bakımından birbirinden farklı olan Azeri ve Osmanlı Türkçe’si arasındaki başlıca ayrılıklar, kelime başındaki b-m, kelime içindeki q-ġ, h, ilk hecedeki e-i, kelime başındaki t-d ile akkuzatif ve bazı fiil çekim şekilleri etrafında toplanır. Bu ayrılıklar daha çok konuşma dilinde kaldığı, yazı diline aksedenlerin ise ancak son devir Azeri Türkçe’sinde görülebildiği, Azeri sahasında yetişen başlıca edebî şahsiyetlerin bulunduğu 17. asırdan önce de doğu ve batı Oğuzcaları arasında kayda değer bir ayrılık bulunmadığı için bu iki Oğuz Türkçe’si yazı dili olarak Batı Türkçe’si adı altında bir bütün teşkil ederler.

Batı Türkçesinin Gelişmesi

Batı Türkçesinin yedi asırlık uzun hayatında bazı merhaleler vardır. Bu merhaleler onun iç ve dış gelişme seyri içinde görülen çeşitli safhalardır. Gerçekten Batı Türkçe’si uzun gelişme seyri içinde bugüne kadar iç ve dış yapısı bakımından muhtelif gelişmeler ve değişiklikler göstermiştir. İç yapı bakımından gösterdiği değişiklikler, Türkçe kök ve eklerde görülen bazı ses ve şekil değişiklikleri olup, doğrudan doğruya Türkçe’nin tabiî gelişmesi ile ilgilidir. Dış yapı bakımından Batı Türkçe’sinde görülen çeşitli safhalar ise, Türkçe’nin bünyesi ile ilgili olmayıp, onun, içine karışan yabancı unsurlara göre aldığı değişik görünüşlerden ibarettir.

Demek ki Batı Türkçe’sinde Türkçe’den başka bir de yabancı unsurlar vardır. Bu unsurlar çeşitli Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerdir. Türklerin İslam kültürü çerçevesine girmeleri dolayısıyla Türkçe’ye sokulan Arapça ve Farsça unsurlar, Türkçe’yi Eski Türkçeden sonra, yeni yazı dilleri devresinde istilâya başlamış, bu istilâ bilhassa Batı Türkçe’sinde korkunç bir gelişme göstererek bir kaç asır içinde Türkçe’yi âdeta tanınmaz bir hâle getirmiştir.


Arapça ve Farsça unsurların Batı Türkçe’si içindeki durumu yedi asır boyunca hep ayni olmamış ve çeşitli safhalar göstermiştir. Bu sebeple Batı Türkçe’si içinde hem Türkçe bakımından, hem de yabancı unsurlar bakımından birbirinden farklı bir kaç devre var demektir.

İşte 13. asırdan günümüze kadar Batı Türklerinin yazı dili ola gelmiş bulunan Batı Türkçe’si iç ve dış gelişme ve değişiklikler bakımından şu üç devreye ayrılır:

1. Eski Anadolu Türkçe’si

2. Osmanlıca

3. Türkiye Türkçe’si

Eski Anadolu Türkçesi

Eski Anadolu Türkçe’si 13, 14 ve 15. asırlardaki Türkçe’dir. Batı Türkçesinin ilk devrini teşkil eden bu Eski Anadolu Türkçe’si bilhassa Türkçe bakımından kendisinden sonraki iki devreden çok farklıdır. Bu devreye Batı Türkçesinin bir oluş, bir kuruluş devresi olarak bakmak yerinde olur. Batı Türkçesini Eski Türkçe’ye bağlayan birçok bağlar bu devrede henüz kendisini iyice hissettirmektedir. Bu devreden sonraki Türkçe’de gördüğümüz birçok yeni şekiller bu devrede henüz Eski Türkçedeki eski şekillerinin izlerini taşımaktadırlar.


Eski Anadolu Türkçe’si bir taraftan böylece Eski Türkçe’nin izlerini taşırken diğer taraftan köklerde ve eklerde bazı ses ve şekil ayrılıkları göstermek suretiyle Osmanlıca ve Türkiye Türkçe’sinden biraz farklı bir durum arzeder. Öyle ki Batı Türkçe’si içinde Türkçe bakımından mevcut başlıca değişiklikler bu devre ile bundan sonraki iki devre arasındaki değişikliklerdir. Yani Batı Türkçesini yalnız Türkçe bakımından devrelere ayırırsak Eski Anadolu Türkçe’si ve Osmanlıca – Türkiye Türkçe’si diye ikiye ayırmamız icap eder. Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında Türkçe bakımından, Eski Anadolu Türkçe’sinden Osmanlıcanın ilk devirlerine taşan bir kaç şekil dışında, bariz bir ayrılık yoktur.

Eski Anadolu Türkçe’si yabancı unsurlar bakımından denilebilir ki Batı Türkçesinin en temiz devridir. Bu devirde Türkçe’ye Arapça ve Farsça unsurlar girmeğe başlamıştır. Fakat bu unsurlar kesifliğini yavaş yavaş arttırmış ve ancak devrenin sonlarında geniş bir istilâ başlangıcı hâlini alarak Osmanlıcanın doğuşunu hazırlamıştır. Eski Anadolu metinlerinde görülen Arapça ve Farsça kelimeler henüz çok fazla olmadığı gibi devrenin sonlarına doğru artan terkipler de henüz açık ve basit bir durumdadır. Yabancı unsurlar bakımından bu devirde manzum ve mensur metinler arasında da oldukça fark vardır.

Gittikçe artan yabancı kelime ve terkipler daha çok nazım dilinde görülür. ise çok temiz ve duru bir Türkçe olarak devrenin sonunda bile Arapça ve Farsça kelimeler ve bilhassa terkiplerden mümkün olduğu kadar uzak kalmıştır. 15. asrın ortalarına doğru ikinci Murat devrinde geniş bir kültür hamlesinin ifadesi olarak meydana getirilen telif ve tercüme pek çok Türkçe eserin dili bunu açıkça göstermektedir. Nazım dilinde ise, şiirin Fars taklitçiliği üzerine kurulması ve vezin, şekil zaruretleri yüzünden duruluk çok muhafaza edilememiş ve Türkçe’deki gelişmeler bakımından devre daha bitmeden, 15. asırda, basit de olsa terkipler ve yabancı kelimeler adam akıllı çoğalmış ve Türkçe’yi sarmıştır. Bu yüzden asrın ikinci yarısı Osmanlıcanın temelini atan, onun başlangıcını teşkil eden bir devir olmuş, Eski Anadolu Türkçe’si Türkçe hususiyetleri bakımından devrini ancak Osmanlıcanın başlarında tamamlamıştır.

Eski Anadolu Türkçesinin cümle yapısı ise Türkçe’nin başlangıçtan bugüne kadar hep ayni kalan normal cümle yapısı dışına çıkmamıştır. Gerek nesirde, gerek şiirde Türk cümlesi bu devirde normal, sade, anlaşılan, unsurları yerli yerinde ve doğru cümle olarak kalmış, tercüme sadakati yüzünden nadir olarak kırıldığı yerler dışında, umumiyetle sağlam yapısını muhafaza ederek Osmanlıca devrine girmiştir.

Osmanlıca

Osmanlıca Batı Türkçesinin ikinci devri olup 15. asrın sonlarından 20. asrın başlarına kadar devam etmiş olan yazı dilidir. Dört asırdan fazla bir ömrü olan Osmanlıca, şüphesiz hep ayni kalmamış, baştan ve sondan geçiş devirlerinde ve ortada, hudutları kesin olarak çizilemeyen birbirine geçmiş çeşitli iç merhâleleri olmuştur. Fakat iç ve dış bakımından esas vasıfları itibariyle Osmanlıca ismi altında bu ismin çok iyi ifade ettiği bir bütünlük gösterir.

Türkçe bakımından, Osmanlıca’da aşağı yukarı mühim hiçbir değişiklik olmamış, Eski Anadolu Türkçe’sinden sonra günümüze kadar Türkçe’nin başlıca şekilleri hemen hemen hep ayni kalmıştır. Yani gramer şekilleri bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında belirli bir ayrılık yoktur. Yukarıda da söylediğimiz gibi Türkçe bakımından ancak bu son iki devre ile Eski Anadolu Türkçe’si arasında belirli ayrılıklar vardır.

Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında çok küçük şekil farklarına rastlansa bile bunlar zaman ayrılıklarına dayanan basit değişikliklerden başka bir şey sayılmamalıdırlar. Eski Anadolu Türkçe’si, Batı Türkçesinin eski gramer şekillerini, Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si ise Batı Türkçesinin yeni gramer şekillerini ihtiva eden devrelerdir. Yani, gramer şekilleri bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında bir devre farkı yoktur.

Devrelerin birbirine geçişi keskin çizgilerle ayrılamayacağı için eski Anadolu Türkçe’si ile Osmanlıca arasında da uzun bir geçiş safhası olmuştur. Osmanlıca’nın başlangıcını teşkil eden ve 15. asrın ikinci yarısı ile 16. asrın ilk yarısını içine alan devirde eski gramer şekilleri, yerlerini henüz tamamıyla yeni şekillere bırakmış değillerdi.

Bu eski şekillerden bazıları Osmanlıca’nın içinde daha sonraları da kendisini muhafaza etmiş, bunlardan klişeleşmiş olarak Türkiye Türkçe’sine geçenler bile olmuştur. Bazı yeni şekiller ise oluşunu ancak Osmanlıca içinde tamamlamış veya kullanış sahasına bu devirde çıkmıştır. İşte geçiş devrindeki normal gelişmeler, ondan sonraki küçük sızıntılar ve bazı yeni şekillerin ortaya çıkışı dışında, Osmanlıca’ya Türkçe bakımından başından sonuna kadar bir durgunluk hâkim olmuş, 16. asırdan günümüze kadar Türkçe gramer şekilleri bakımından belirli hiçbir gelişme kaydetmemiştir.

Osmanlıca’yı batı Türkçe’si içinde bilhassa Türkiye Türkçe’sinden ayrı bir devre hâlinde tutan şey onun dış yapısıdır. İç yapı, yani Türkçe bakımından yalnız Eski Anadolu Türkçe’sinden farklı bulunan Osmanlıca, dış yapı, yani yabancı unsurlar bakımından Eski Anadolu Türkçe’sinden de, Türkiye Türkçe’sinden de çok büyük farklarla ayrılan bir devre manzarası gösterir. Bu devre Türkçe’nin yabancı unsurlar tarafından tam mânâsiyle istilâ edildiği, Türkçe’yi Arapça ve Farsça unsurların son haddine kadar sardığı devredir.

Osmanlıca devrinde Türkçe’yi saran bu Arapça ve Farsça unsurlar, sayısız Arapça ve Farsça kelime ve terkipler olup esas itibariyle isim sahası içinde kalmıştır. Fakat bu sahada o kadar ileri gidilmiştir ki bütün isim cinsinden kelimeler ve cümle içinde isim muamelesi gören bütün kelime gurupları Arapça ve Farsça kelimelere ve terkiplere boğulmuştur. Bu müthiş istilâdan fiil kökleri bile yakasını kurtaramamış, Türkçe’nin basit fiil kökleri yerine Arapça ve Farsça kelimelerle Türkçe yardımcı fiillerden yapılmış birleşik fiiller kullanılarak Türkçe, bugün de yaşamakta olan sayısız yabancı köklü birleşik fiil ile dolmuştur.

Fiil dışında kalan isim cinsinden bütün kelimeler ve isim muamelesi gören kelime gurupları sahasını böylece Arapça ve Farsça kelimelere, sıfat ve izafet terkiplerine kaptıran yazı dilinde umumiyetle Türkçe olarak isim ve fiil çekimi ile cümle yapısı kalmıştır. Fakat cümle yapısı da, Türkçe kalmakla beraber, ağır darbeler yemekten kendisini kurtaramamış, birçok defa esas bünyesi yıkılarak bozuk bir kelime yığınından ibaret olmuştur. Hülâsa, Türk yazı dili Osmanlıca devrinde esas yapısı Türkçe olan fakat Türkçe, Arapça ve Farsça’dan meydana gelen üçüzlü, karışık ve son derece sun’î bir dil manzarası göstermiştir.

Osmanlıcanın devreleri

Yabancı unsurların durumu bakımından Osmanlıca içinde üç devre vardır. Osmanlıca’nın 15. asrın sonu ile 16. asrın büyük bir kısmını içine alan ilk devresi Eski Anadolu Türkçe’sinde yazı diline sokulmağa başlayan Arapça ve Farsça unsurların Türkçe’yi istilâ işinin çok sür’atlendiği devredir. Bu devre, Osmanlıların İstanbul’a yerleşmesinden sonra kurulan saray hayatı ile başlamış, bu saray etrafında gelişen edebiyat ve kültür hayatının Arap ve Fars kültür ve edebiyatının nüfuzu altına girmesi Türk yazı diline bambaşka bir istikamet vermiştir.

Bu devrede Türkçe Eski Anadolu devresindeki duruluğunu kaybetmiş, yabancı unsurların kesafeti iyiden iyiye artmıştır. Fakat daha sonraki asırlara göre henüz nisbî bir sadelik göze çarpar gibidir. Yabancı kelime ve terkiplerin sayısı ve çeşitleri çok artmakla beraber terkip zincirleri henüz son haddine varmış değildir. Fakat iyice karışık dil yolunda çok sür’atli bir gidiş, çok kesif bir hazırlık vardır. Öyle ki devrenin sonu, yani 16. asrın sonları artık koyu Osmanlıca’nın tam bir başlangıcı hâline gelmiştir. Böylelikle ilk devir sona ermiş ve Osmanlıca’nın yeni bir devri gelip çatmıştır.

Bu devre Osmanlıca’nın ikinci devresi olup 16. asrın sonundan 19. asrın ortalarına kadar süren devredir ki başlıca 16. asrın sonu ile 17. ve 18. asırları içine alır. Bu devrede karışık dil, koyuluğunun son haddine varmış, yapısı güç halle Türkçe’ye benzeyen yazı dilinde Arapça ve Farsça unsurlar arasında Türkçe unsurlar âdeta görünmez olmuştur. Osmanlıca böylece Türkçelikten çıkmış bir hâle geldikten sonra nihayet üçüzlü sun’î dilin en yüksek noktasından aşağıya doğru dönmeğe başlamış ve üçüncü devresine girmiştir.

Osmanlıca’nın ayni zamanda son devresi olan bu üçüncü devre, 19. asrın ortalarından başlayıp 20. asrın başlarına kadar gelen, yani Tanzimattan 1908 meşrutiyetine kadar olan devri içine alır. Bu devrenin son örnekleri 1908’den sonra da Cumhuriyete kadar, sür’atle ortaya çıkan yeni yazı dilinin yanında, gittikçe zayıflayarak bir nıüddet daha devam etmiştir. Bu üçüncü devre karışık dilin koyuluğunu yavaş yavaş kaybettiği devredir. Osmanlıca bu devirde zaman zaman çok sun’î bir koyuluk göstermekle beraber umumî olarak bir çözülme yoluna girmiş durumdadır. Bu çözülme nihayet 20. asrın başlarında tamamlanarak Osmanlıca’nın hayatı sona ermiş ve Türkiye Türkçe’sine geçilmiştir.

Osmanlıca’nın bu son devrini eskisinden ayıran mühim bir fark da batıdan gelen yeni mefhumlar dolayısıyla yeni yeni Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerin yazı diline sokulması ve uydurulmasıdır. Bu hususta bazen çok sun’î hareketler olmuş, lügat kitaplarına bakarak yazı yazanlar bile çıkmıştır. Fakat umumiyetle terkipsiz Türkçe’ye gidiş temayülleri artmıştır. Eski devirde de koyu Osmanlıca’nın yanında görülen oldukça sade dil örnekleri bu son devrede umumî yazı dilinin yanı sıra sayılarını çok arttırmışlardır.

Bu devrenin sonları ise Türkçe’nin aydınlığa çıkışının açık müjdeleri ile doludur. Öyle ki bu devir eserlerinin bir eli Osmanlıca’da, bir eli Türkiye Türkçe’sindedir. Değişiklik bir neslin hayatı içinde ortaya çıktığı, daha doğrusu meyvelerini verdiği için, artık dili bazen Osmanlıca, bazen Türkiye Türkçe’si, veya önce Osmanlıca, sonra Türkiye Türkçe’si olan şahıslar görülür. Hülâsa Osmanlıca’nın sonlarında yazı dili yabancı unsurlar ve terkiplerden sür’atle temizlenmiş, böylece 20. asrın başlarında terkipli karışık dil tarihe karışarak yerini Türkiye Türkçe’sine bırakmıştır.

, Nesir dili

Osmanlıca’nın, kendi içinde yukarıda gördüğümüz şekilde üç devreye ayrılan uzun tarihi boyunca, nazım ve nesir sahasındaki görünüşü birbirinden farklı olmuştur. Bu fark, bir yabancı unsurlar, bir de cümle yapısı bakımından nazım ve nesir dili arasında görülen ayrılıktır. Şiirin, bilhassa divan şiirinin muhteva ve şekil bakımından muayyen Ölçülere bağlı bulunması nazım diline de tesir etmiş ve Osmanlıca’da umumiyetle tek bir çeşit nazım dili oluşmuştur.

Buna karşılık Osmanlıca içinde ilmi ve didaktik eserlerde ayrı edebi eserlerde ayrı bir nesir dili kullanılmıştır. ilmî nesir dili bir dereceye kadar sade ve basit bir dil, edebî nesir dili ise çok aşırı ve sun’î bir şekilde yabancı unsurlarla dolu, secili ve kelime gurubu silsilelerinden örülmüş bir dildi. Bu iki çeşit nesir dili Osmanlıca’da daima yan yana yürümüştür. Burada şu noktayı belirtelim ki adî nesirde edebî nesre göre bir sadelik ve basitlik vardı, yoksa umumî olarak o da yabancı unsurlarla dolu karışık bir dil, bir Osmanlıca idi. İşte umumiyetle bir çeşit olan nazım dili ile iki çeşit olan nesir dili yabancı unsurlar ve cümle yapısı bakımından Osmanlıca içinde farklı bir durumda bulunmuşlardır.

Yabancı unsurlar bakımından Osmanlıca’nın ilk devresinde nazım ve nesir dili aşağı yukarı birbirine yakındır. yabancı unsurlar her ikisinde de çoğalmıştır. Daha çok nazım dilinde görülen terkipler, eski basitliğini muhafaza etmekle beraber bu devirde henüz fazla zincirleme hâlinde değildir. Umumiyetle nesir dili, nazım diline göre daha sade bir durumdadır. Fakat nazım dili pek değişmediği hâlde nesir dili gittikçe ağırlaşmaktadır devrenin sonlarında bu gidiş hızlanmış ve nesir dili nazım diline göre çok ağır bir dil hâline gelmiştir.

Osmanlıca’nın en koyu devri olan ikinci devrede ise bu koyuluk hem nazımda, hem nesirde görülür. Fakat nesirde çok aşırı bir durumdadır. Nazım dili ise eskiye göre o kadar ağırlaşmamış ve nesir dilinin yanında oldukça sade kalmıştır. Nazım dilinde eski basit terkipler yerini üçüzlü. dördüzlü ve daha geniş zincirleme terkiplere bırakmış nesirde ise ağırlık ve koyuluk içinden çıkılmaz bir hâle gelmiş, bilhassa edebî nesir Türkçe olmaktan büsbütün çıkmıştır. Üçüncü devrede ise nazım ve nesir dili birbirine yine yakındır ve her ikisinde de nisbî bir sadeliğe gidiş vardır.

Bu gidiş devre boyunca nesirde daha süratli olmuş, nazımda ise, koyu Osmanlıca devrinde divan şiirinde de tek tük olarak görülebilen sade örnekler gittikçe artmakla beraber, bol yabancı unsurlu ve terkipli dilden kurtulmak daha güç olmuştur Devre bittikten sonra sonra da Osmanlıca’nın Türkiye Türkçe’si içine taşmaları daha çok nazım dilinde olmuş ve daha sonra tarihî hatıra olarak verilen tek tük Osmanlıca örnekler de hep nazım sahasında kalmıştır. Bu arada Türkçe’nin yakasını en geç bırakan eski dilin resmî muhaberede ve mevzuatta kullanılan köhne nesir dili olduğunu da unutmamak lâzımdır. Türkçe bugün bile yakasını bu kırtasiye dilinden tamamıyla kurtaramamıştır. Fakat bu, adî nesrin her devirde ağır olan çok hususî bir koludur ve umumî nesir diline ayak uyduramamasının fazla bir kıymeti yoktur.

Osmanlıcanın nazım ve nesir dili asıl, yabancı unsurlar bakımından değil, cümle yapısı bakımından birbirinden çok farklı bir durumdadır. Divan şiirinde mânânın bir beyitte tamamlanması, bir beyit dışına taşmaması kaidesi Türk cümlesinin yapısı için çok hayırlı olmuştur. Zira mânânın bir beyitle tamamlanması demek, bir beytin hiç değilse bir cümle olması, bir cümlenin en çok bir beyit uzunluğunda bulunması demektir. Gerçekten divan şiirinde her beyit en çok bir cümleden, birçok defa da birden fazla cümleden müteşekkil olmuştur. Bu suretle Osmanlı şiirinde cümleler daima kısa, unsurları sade ve yerli yerinde Türk cümleleri olarak kalmış, nazım dilinde Türkçe cümle yapısı Türkçe’nin bütün tarihi boyunca hiç değişmemiş bulunan normal karakterlerini muhafaza etmiştir.

Osmanlıca’nın bütün tarihi boyunca şiirde Türk cümlesi karşımıza daima sağlam olarak çıkar. Buna karşılık Osmanlı nesrinde Türk cümlesi tam bir perişanlık içindedir. Bu bakımdan nazım dilinin daima Türkçe kalabilmiş olmasına karşılık nesir dili çok az Türkçe olabilmiştir Çünkü nesirde şiirdeki gibi belirli bir ölçüye sığmak mecburiyeti yoktur. Nesir, cümle unsurlarının tam bir serbestliğe kavuştuğu sahadır. Cümlenin bir bütün teşkil eden yapısını bozmadan o unsurları istenildiği kadar genişletmek mümkündür. İşte cümle unsurlarının nesir dilindeki bu serbestliği Osmanlıca’da tam bir başıboşluk hâline gelmiştir.

Yani, nesir dilindeki serbestlik istismar edilerek, bilhassa gerundium ve edat guruplarında olmak üzere, cümle unsurlarının çerçevesi de, sayısı da gelişigüzel bir şekilde genişletilmiş, bu yüzden uzun uzun cümleler içinde cümle unsurları, aralarında çok defa yanlış bağlar kurulmuş olarak bir araya getirilmiştir. Bu suretle Türk cümlesinin sağlam yapısı Osmanlı nesrinde umumiyetle bozulmuş ve cümleler çok defa büyük bir kelime yığınından ibaret kalmıştır. Cümle unsurları genişledikçe, cümle uzadıkça hâkim olmak güçleşir, Cümle büyüyünce hâkimiyeti elden kaçırmamak için dili iyi bilmek, onun kaidelerini iyice hazmetmiş olmak, onun yapısını teşkil eden örgü karşısında tam bir hassasiyete sahip bulunmak lâzımdır. Üç dilli bir dil olan Osmanlıca’da ise yazıcılar maalesef Türkçe’yi incitmeyecek bir nesir diline sahip olamamışlardır.

Bunda Osmanlıca’nın karışık dil olmasının çok büyük bir rolü vardır. Bu karışık dilin öğretimi sırasında esas emek ve dikkat daima Arapça ve Farsça üzerinde toplanarak Türkçe ihmal edildiği gibi, yazı yazarken de Arapça ve Farsça terkipler yapmak hevesi Türkçe’ye itina etmeğe vakit bırakmamıştır. Bu hususla, Türkçe’ye çevrilirken cümle unsurları Türk cümlesine uygun bir sıraya konmadan yerli yerinde bırakılan Arapça ve Farsça’dan yapılmış tercümelerin de çok tesiri olduğunu unutmamak lâzımdır. Hülâsa, Osmanlıca’nın nesir sahasında Türkçe, bünyesine aykırı bir yapıya sahip cümlelerle bozuk düzen bir yazı dili manzarası göstermiştir. Bu bozuk düzenliği en çok Osmanlıca’nın ikinci devresinde görüyoruz. ilk devrede tercüme tesiri çok hissedilmekle beraber Eski Anadolu Türkçe’sinden devralınan nesir dilinde cümle yapısı oldukça sağlamdır. Fakat ikinci devrede bu yapının Türkçe olan tarafı kalmamıştır denilebilir.

Cümle yapısındaki bozukluğun nisbeti ise yabancı unsurların derecesi ile cümle uzunluğuna göre değişik olmuştur. Yabancı unsurları fazla ve cümleleri uzun olan yazılarda bozukluk çok olmuş, oldukça sade ve kısa cümleli olan yazılarda ise daha az olmuştur, Osmanlıca’nın son devrine gelince, bu devrede nesir dilinin kısa zamanda Türkçe cümle yapısına kavuştuğunu görmekteyiz. Tanzimatla beraber nesirde artık Türk cümlesi sağlam bir yapıya sahip olmuştur.

Bu devir cümleleri, eskisi kadar olmamakla beraber, yine bir hayli uzun olmuşlar, fakat yapılan Türkçe’ye aykırı düşmemiştir, Arada sırada bozuk cümlelere rastlanmakla beraber umumî olarak nesir dilinde cümle yapısının büyük bir selâmetle çıktığı açıkça görülmektedir. Bu devrede nazım dilinde ise cümleler eskisinden daha fazla uzun olmak yoluna girmişlerdir.

Yeni edebiyatla beraber mânânın bir beyitte tamamlanması mecburiyeti ortadan kalkınca bir cümle icabında bir kaç mısra içine yayılmış, böylece bilhassa devrenin sonlarına doğru uzun nazım cümleleri ortaya çıkmıştır. böylece cümlelerde nadir olarak bazen yapı sakatlıkları görülmekle beraber, Osmanlıca’nın bu son devresinde de, cümleler biraz uzadığı hâlde umumî olarak nazım dilinin cümle yapısı her zamanki gibi sağlam kalmış böylece Osmanlıca’nın ömrü tamamlandığı zaman Türk cümlesi hem nazım dilinde, hem nesir dilinde Türkiye Türkçe’sine sağlam bir yapı ile girmiştir.

Türkiye Türkçesi

Türkiye Türkçe’si Batı Türkçesinin üçüncü devresidir. Bugün de devam etmekte olan bu devre, 1908 meşrutiyetinden sonra başlar. Bu yeni devrenin 1908 meşrutiyetinden sonra başlayan ve Cumhuriyete kadar devam eden ilk safhası Türkiye Türkçesinin başlangıç devri mahiyetindedir bu kısa devirde çok süratli bir şekilde ortaya çıkan yeni yazı dilinin yanında Osmanlıca henüz tamamıyla sahneden çekilmiş değildir. Fakat lam manasıyla son günlerini yaşamakta ve umumi dil olmaktan çıkarak muayyen kalemler tarafından tutulmağa çalışılan hususî bir dil durumuna düşmüş bulunmaktadır.

Hâsılı bu devir. Osmanlıca’nın son örnekleri ile Türkiye Türkçesinin ilk örneklerinin yan yana bulunduğu devirdir, Osmanlıca’nın bu son örneklerine yeni dil gittikçe fazla sokulduğu gibi, yeni dilin ilk örneklerinde de bazı Osmanlıca unsurlar, eskimiş bazı kelimeler, bazı terkipler görülmektedir. Yukarıda da söylediğimiz gibi değişiklik bir neslin hayatı içinde ortaya çıktığı için Osmanlıca’dan yeni dilin ilk örneklerine bu şekilde ufak tefek taşmalar olmuştur. Fakat yeni dil bu küçük taşmalardan bu ilk devre içinde kendisini süratle kurtarmış, temiz Türkçe’nin sayısız örneklerini vererek Osmanlıca’yı kısa zamanda gerilerde bırakmıştır Öyle ki Cumhuriyet deri başlarken Osmanlıca artık çoktan ölü bir dil hâline gelmiş ve yazı dilinin bütün ufukları Türkiye Türkçe’sine açılmış bulunuyordu.

Türkiye Türkçesini Osmanlıca’dan ayıran başlıca hususiyet onun yabancı unsurlar karşısındaki durumudur, Dilin iç yapısı, yani Türkçe bakımından Batı Türkçesinin bu iki devresi arasında bir devre farkı olmadığını, bu iki devrenin yabancı unsurlar bakımından ayrı devreler teşkil ettiğini yukarıda da açıklamıştık. Yabancı unsurlar bakımından bu iki devre arasında gerçekten çok büyük bir fark vardır. Bu farkın en ehemmiyetli tarafı terkipler bakımından olan ayrılıktır. Türkiye Türkçe’si terkipsiz Türkçe’dir.

Türkiye Türkçesinin en belirli vasfı budur. Bu bakımdan Türkiye Türkçe’si Bütün Türkçe’nin en temiz devridir, Az ve basit olmakla beraber Eski Anadolu Türkçe’sinde yabancı terkipler vardı. Osmanlıca tam mânâsıyla terkipli dil demektir. Türkiye Türkçe’si ise Türk yazı dilinin bu Arapça, Farsça terkiplerden kurtulmuş olduğu mesut devridir. Bir dil, yabancı bir dilin tesirinde kalabilir, Bu tesir, lügat hazinesinde. yani kelime sahasında kaldığı müddetçe ne kadar aşırı olursa olsun dil için bir tehlike teşkil etmez. Fakat kelime sahasını aşar ve kelime guruplarına, cümle sahasına el atarsa dilin yapısı tehlikeye girer. dilin gidişi çığırından çıkar.

Dilin, yapısını ayakta tutabilmek üzere bunlara mukavemet edebilmesi için çok sağlam bir bünyeye sahip bulunması lâzımdır. Osmanlıca’da Türkçe’ye korkunç bir nisbette karışan Arapça ve Farsça terkipler de bu şekilde kelime sahasında kalmayan, cümle sahasına giren yabancı unsurlardı. Türkçe’nin bünyesi çok sağlam olduğu için bunlara asırlarca mukavemet edebilmiş ve zamanı gelince onlardan kolaylıkla silkinerek kendi yapısı ile baş başa kalmıştır.

Fakat bu yabancı unsurlar onun ifade kabiliyeti için çok zararlı olmuşlar, onun gelişmesine asırlarca çelme takmışlardır. İşte Türkiye Türkçesini Osmanlıca’dan ayıran en büyük vasıf, onun bu şekilde terkipsiz Türkçe olmasıdır. Bu sebeple Osmanlıca’nın sonları ile Türkiye Türkçesinin başlarında karşımıza çıkacak örnekleri de bu kıstasa göre ayırmak icap eder. Elimizdeki örneğin dili, terkipsiz ise Osmanlıca, terkipsiz ise Türkiye Türkçe’sidir.

Türkiye Türkçe’si terkipler dışındaki yabancı unsurlar bakımından da Osmanlıca’dan çok farklıdır. Bir kere Türkiye Türkçe’si Osmanlıca’daki yabancı çekim edatlarından, Arapça, Farsça çokluk yapmak gibi yabancı kaidelerden de kurtulmuştur. Sonra yabancı kelime sayısı büyük ölçüde azalmış ve azalmaktadır. Fakat, bir kısmı konuşma diline de yerleşmiş olduğu için, Türkiye Türkçe’sinde bugün hâlâ pek çok Arapça ve Farsça kelime vardır.

Bu hususta Türkiye Türkçe’si Batı Türkçesinin en temiz devri değildir. Osmanlıca ile mukayese edilemeyecek kadar temiz bir durumda olmakla beraber, Eski Anadolu Türkçe’sinden daha çok yabancı kelime ihtiva etmektedir. Demek ki Türkiye Türkçe’sinde yabancı unsur olarak yalnız çok sayıda Arapça, Farsça kelimeler kalmıştır. Bu arada bazı terkipler de görülür, fakat bunlar tek kelime muamelesi gören klişeleşmiş şeyler olup, sayıları da çok azdır. Türkiye Türkçesinin diğer devrelerden bir farkı da batı dillerinden bazı yabancı kelimeler almış olmasıdır.

Türkiye Türkçe’sinde cümle yapısı da büyük bir aydınlığa kavuşmuştur. Bu devrede Türk cümlesi eski devrelerdeki karışık ve mânâsız uzunluğun dan kurtulmuş, kısa, derli toplu yanlışsız cümle hâline gelmiştir.

Osmanlıca’dan Türkiye Türkçe’sine geçiş, yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak suretiyle olmuştur. Osmanlıca, konuşma dilinden çok uzaklaşmış derece sun’î bir yazı dili idi. Türk yazı dilini daima temiz kalan konuşma diline yaklaştırınca yazı dili kolaylıkla Türkçe’yi bulmuş ve sun’i Osmanlıca tarihe karışmıştır. Esasen Türkçe’ye sokulmuş olan yabancı unsurlar Arapça, Farsça gibi gerek menşe, gerek yapı bakımından Türkçe ile hiç ilgisi bulunmayan bir Sâmi, bir Hind-Avrupa dilinden gelme idi.

Bu sebeple bu unsurlar Türkçe’nin bünyesi içinde daima yabancı kalmış ve büyük sun’iliğe dayanan iğreti durumlar, yazı dili konuşma dili kaynağına dönünce çabucak sarsılarak üçüzlü sun’î dil en kısa zamanda yıkılıp gitmiştir. Yazı dili konuşma diline yaklaştırılırken tabiî öteden beri kültür merkezi olarak Türkçe bakımından esasen yazı dilinin dayandığı konuşma diline sahip bulunan muhitin dili, yani İstanbul Türkçe’si esas alınmıştır. Bu sebeple bu gün Türk yazı dili yani Türkiye Türkçe’si hemen hemen İstanbul konuşma dilinin, İstanbul Türkçesinin aynidir. Yazı ve konuşma dili olarak ikisi arasındaki fark en aşağı bir derecededir.

Hülâsa, ana çizgileri ile başlıca vasıflarını belirttiğimiz Türkiye Türkçe’si bugün tam bir özleşme, güzelleşme gelişme hâlindedir. Batı Türkçe’si bu son devre ile çok hayırlı bir yola girmiş ve Türk yazı dilinin bütün gelişme ufukları açılmıştır. Kuvvetli bir yazı dili olmak üzere gelişme yoluna giren Türkiye Türkçesinin yürüyüş hızı devre boyunca memnunluk verici bir seyir göstermiş. 1928’de eski harflerin terk edilmesinden sonra ise büsbütün artmıştır. Bu devirde son zamanlarda bile arada sırada Osmanlıca bazı şiirler yazıldığı da görülmektedir. Fakat ölü dille yazılmış olan bu bir kaç şiir şüphesiz ancak tarihi birer hatıradan ibarettir.

Netice

Bütün bu yukarıdan beri söylediklerimizi toparlayacak olursak, demek ki Batı Türkçe’si kendi içinde birbirini takip eden ve birbirini geçmiş bulunan üç devreye ayrılmaktadır. Bu devrelerin birincisi olan ve iki asır devam eden Eski Anadolu Türkçe’si Selçuklular, Anadolu beylikleri ve ilk Osmanlıların yazı dilidir. İkinci devre İstanbul’un fethinden Osmanlı İmparatorluğunun sonuna kadar imparatorluğun yazı dili olarak beş asra yakın bir Ömür sürmüş bulunan Osmanlıcadır. Üçüncü devreyi teşkil eden Türkiye Türkçesinin hayatı ise henüz yarım asrı geçmemiştir. Yani, Osmanlıca Batı Türkçesinin en uzun devresidir.

Bu uzun devre Batı Türkçesinin ayni zamanda en güç devresidir de. Bu devir metinlerin üzerine eğilirken üçüzlü yazı dilinde Türkçe’den başka iki yabancı ortağın gerekli kaidelerini de bilmek lâzımdır. Türkçe’ye kendi kaideleri ile girmiş bulunan bu yabancı unsurlar, bir taraftan Eski Anadolu Türkçe’sinde görünmeğe başlamış olduğu, diğer taraftan, kelime hâlinde de olsa, Türkiye Türkçe’sine de taşmış bulunduğu için bir dereceye kadar Osmanlıca’dan önceki ve sonraki devreleri de ilgilendirirler.

Osmanlıca’daki Arapça, Farsça unsurların mahiyetini öğrenmek ilk ve son devrenin yabancı unsurlarını da yakından görüp bilmek demektir. Yani, Osmanlıca’nın yabancı unsurlarını kavramakla bütün Batı Türkçesinin yabancı unsur durumu aydınlığa çıkmış olur. Türkçe bakımından ise Osmanlıca Türkiye Türkçe’sinden farklı olmadığı gibi, Eski Anadolu Türkçe’sine de bağlıdır. Bu yüzden onun Türkçe cephesini ele alırken Türkiye Türkçe’si ile Eski Anadolu Türkçesini de ele almış oluruz. Hülâsa, Batı Türkçesinin en karışık ve güç devri olan Osmanlıca’nın iç ve dış yapısını incelerken yalnız onun hudutları içinde kalmayarak bütün Batı Türkçesini göz önünde bulundurmak lâzımıdır.

Muharrem ERGİN



İle Yorum Yap!
167 Yorum Bulunmaktadır
Cigdem. on Ekim 29th, 2007 at 20:23

Yukarda yanlis yazilmis, OSMANLICA diye bir dil yoktur ancak ve sadece OSMANLI TURKCESI vardir.

Ayrica Sumer yazitlarinda gecen (3000) yillik Turkce kelimelerdende bahsedilmeli bu sayfada!!!

Yazdiklarim basit degil dikatte alirsaniz sevinirim yoneticilerr!

Sanli TURKCEMIZ gerisine gidebildigimiz kadariyla 5000 yillik bir dildiiir.

Bilgicik on Ekim 29th, 2007 at 21:58

Merhaba Çiğdem,

Öncelikle ilgi göstererek kut’lu Türkçemiz için bu iletiyi göndermene sevindiğimi söylemek istiyorum. “Osmanlıca diye bir dil yoktur; Osmanlı Türkçesi diye bir dil vardır.” demişsiniz. Kısmen haklısınız. Yukarıdaki yazı, Türkoloji’nin Türkiye’deki en büyük temsilcilerinden birisi olan “Prof. Dr. Muharrem Ergin”e aittir ve metin birebir Muharrem Ergin’in “Türk Dil Bilgisi” adlı kitabından alınmıştır.

Konu hakkında hiçbir yorum yapmadan, Muharrem Ergin gibi bir üstadın bu sözcüğü kullanmasını ve sözcüğü kullanmanın doğru olabileceğini düşünmeliyiz. Sizin de belirttiğiniz gibi Türkçe köklü bir dildir. Dünyanın en eski dillerinden birisidir. Sümerce ile olan bağlantısını çok açık bir şekilde dile getiren “Prof. Dr. Osman Nedim Tuna”, ele geçirilen metinlere göre Türkçenin en aşağı 8500 yıllık bir dil olduğunu savunur.

8500 yıllık tarihe sahip bir dilin (5000 değil. :-) ) muhakkak ki birçok kolu dünya üzerine yayılmış olacaktır. Öyledir de zaten. Bunun için aynı kökün dalları olan bu dilleri, “…. Türkçesi” diye tasnif etmek doğrudur. Fakat dilimizin yapısı itibariyle “-ca/-ce/-ça-çe” ekleriyle yapılan dil adlarından bazıları Türkçedir. Bunları diğer dillerden ayrı tutma işi zamanında yapılmamıştır veya bu gereksiz görülmüştür.

Sizin (ve kısmen benim ve birçok Türkolog’un) savunduğunuz düşünceye göre, sadece “Osmanlıca” değil, “Tatarca, Kırgızca, Kazakça…” gibi dil adlarının kullanımı da yanlıştır. Bunlar yerine “Tatar Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Kazak Türkçesi…” kullanımları doğrudur. Fakat dediğim gibi bu dil canlıdır ve dil üzerindeki oluşumlar doğru-yanlış bazen engellenemiyor.

Yukarıda aktardığım bilgiler doğrultusunda, Muharrem Ergin gibi bir üstadın da kullanımını doğru bulduğu ve kullandığı bir söylemi düzeltmek gibi bir gaflet içerisine girmemiz, şu durumda mümkün değildir. :-)

Esenlikle…

erzkok on Kasım 25th, 2007 at 12:57

ben bir edebiyat öğretmeniyim biz de fakülte de bu konuları çok tartıştık. bence de osmanlıca değil osmanlı Türkçesidir. niye eski anadolu Türkçesi diyoruz karahanlı Türkçesi diyoruz osmanlıya gelince osmanlıca çiğdem sonuna kadar haklısın. Bu sadece ecdadı yok etmek için ortaya atılan bir kelime. Dikkat etmek lazım. Ayrıca geçende Türkiye malezyaya benzer mi diyenler vardı. yazıklar olsun bu ulus 2000 yıllık geçmişi varken hiç kimsye benzemez sadece başkaları bizi taklit eder saygılar

Bilgicik on Kasım 25th, 2007 at 13:16

“erzkok” adıyla yorum yapan değerli öğretmenim,

Öncelikle sizin yorumunuzdan önce benim bir yorumla gerekli açıklamayı yaptığımı söyleyeyim. Osmanlı dönemi, güncelliğini yitirmeyen ve üzerinde sürekli tartışmalar yapılan bir dönemdir. Kendi düşünceme göre özellikle Osmanlı’nın son dönemindeki yaşantı, duruş, kullanılan dil… hiçbir yönüyle TÜRK’ün yaşantısına, diline, duruşuna… benzemez ve hiçbir şekilde TÜRK’ü yansıtmaz. O dönemdeki dilin %85’lere kadar çıkan Arapça – Farsça sözcüklerle kirlendiği, hepimizin yüreğindeki TÜRK Kağanlığı’nın yerini Sultalık – Halifeliğin aldığı dönem, bence hiçbir TÜRK’ün sindiremeyeceği ve beğenmeyeceği oluşum – değişimlerdir.

Tüm bu değişimler, o dönemin belki de bir TÜRK Devleti olmadığı izlenimini uyandırdığından, bugün neredeyse bütün Türkologlar o dönemde kullanılan bozuk, kirli… dili “Osmanlıca” diye tanımlamışlardır.

Önceki yorumumda da belirttiğim üzere, bir şeyleri gündeme getirmek için Osmanlı’nın arkasına sığınmak ve sürekli bir yerlerden pay çıkarmak bence yanlış. Şu durumda Osmanlıca’nın kullanımını kabullenemeyen bir TÜRK; Kazakça, Gagauzca, Azerice… gibi sözcüklerin kullanımını da kabullenememelidir.

Tüm bu “-ca, -ce, -ça, -çe” li kullanımların altında gizliden bir eylem aramak da doğru değil bence. Onun için bu işe yıllarını vermiş Türkologların da benimsediği bir kullanımı, böyle şeriata kaçacak ifadelerle eleştirmek ve sizin de yorumunuzda belirttiğiniz üzere TÜRK Yurdu’nu “Malezya” ya çevirmek kimsenin hakkı da haddi de değil.

Konuya ilginiz için teşekkür eder, daha geniş bir çerçeveyle konuya yaklaşmanızı dilerim.

Esenlik ve sağlıcakla…

pipp on Kasım 27th, 2007 at 20:17

Gerçekten çok işime yaradı. ÖDevim için kullandım ama çok uzun.

Bengi Su on Kasım 28th, 2007 at 12:51

Ya ben böyle hoş ödev bulamadım. O kadar da aramıştım. Keşke önce buraya baksaymışım. Ama olsun yine de buldum ya. BUNDAN SONRA İLK OLARAK BURAYA BAKACAĞIM. OH BE!…

buse on Kasım 28th, 2007 at 16:02

Çok güzeller,çok işime yaradı. Ama gerçekten çok uzun daha kısası yok mu? :-P

Bengi Su on Kasım 29th, 2007 at 18:51

Ya herşey güzel olmuşta, bir de yarışmalar düzenleseniz!Örneğin üyeler arasında Türkçe tarihi ile ilgili resim yarışması.Bence süper olur.Bu konu ile ilgili cevaplarınızı bekliyorum… :-)

Bengi Su on Kasım 30th, 2007 at 16:36

Size bir şey soracağım. Ya hayattaki en kolay dil hangi dil? LÜTFEN CEVAP VERİN BİLGİCİK!

Bilgicik on Kasım 30th, 2007 at 17:05

Merhaba Bengi Su,

Öncelikle şunu söyleyeyim, bu soruyu daha önceden de bir yorumunla sormuştun ve ben de o yorumu yanıtlayarak uzunca bir yanıt yazmıştım. :-) Fakat senin de benim de yorumum kaybolmuş. Sanırım veritabanı ile ilgli bir sorun oldu ve o iki yorum silindi. Neyse ben yine düşüncelerimi kısaca yazayım.

Öncelikle “kolay dil” derken “kolay konuşulan dil” mi “kolay öğrenilen dil” mi diye düşünmek gerekiyor.

Eğer “kolay konuşulan dil” den bahsediyorsan, bu bölgelere göre değişiklik gösterir. İnsanların yaşadıkları bölgeler, onların farklı ağız, çene, hançere… yapılarının olmasına neden olur. Bunun için bazı bölgelerde bazı sesler kolay söylenirken, diğer yerlerde bazı sesler çok zor söylenir. Örneğin Almanca, çok kaba bir dildir. İçerisinde çok kaba sesler vardır. Onun için herkes Almanca konuşamaz bence. :) Ama örneğin Türkçe, birçok sesi barındırdığı ve çok kibar – kaba olmadığı için hemen hemen herkes tarafından kolayca konuşulabilecek bir dildir.

Eğer ikinci olaran “en kolay – çabuk öğrenilen dil” den bahsediyorsan, bence bu Türkçedir. Çünkü dilbiliminde genel bir özellik vardır. Çekimli diller, eklemeli dillere göre daha karışık olduklarından, onları öğrenmek daha zordur. Bu açıdan baktığımızda Türkçe, sondan eklemeli bir dil olduğundan, daha kolay öğrenilir. Fakat Arapça, İngilizce… gibi diller çekimli diller olduğundan, onları öğrenmek daha zordur.

Tabii ki daha ayrıntılı olarak düşünmek ve başka kişilerin düşüncelerini de almak gerekiyor.

Uzunca bir açıklama yapabilirdim; fakat ilgilenmem gereken birçok şey olduğundan şimdilik bununla yetinmeye çalış.

Esenlikle ve sağlıcakla kal…

(Eğer bu konuyla ilgili düşüncelerin varsa, sen de onları benimle paylaşırsan, sevinirim.)

Bengi Su on Aralık 1st, 2007 at 13:32

Bana verdiğiniz bu güzel bilgilerden dolayı çok tşekkür ederim. Sağ olun…

Bengi Su on Aralık 2nd, 2007 at 13:47

Bilgicik,size yazdığım bir konu hakkında bana yardımda bulunmamışsınız. Ya gerçekten ama yarışmalar düzsenleseniz çok güzel olur. CEVABINIZI BEKLEYECEĞİM.

iroş on Aralık 4th, 2007 at 20:45

güzel bir site ama daha kısa ve öz olabilir.yinede teşekkürler

tansel şahin on Aralık 27th, 2007 at 09:26

Çok yaralı bir blog olmuş, ellerine & emeğine sağlık arkadaşım…

CENGİZ on Ocak 12th, 2008 at 14:36

SİZİN YÜZÜNZDEN TAM OLARAK 62 DK BOYUNCA BURADA SAF SAF BUNARI OKUDUM AMA HÜÇ BEĞENMEDİM BAZI YERLERİ GÜZEL AMA DAHA KISA VE ÖZ OLABİKİRDİ

BENCE ÇOK KÖTÜ BİR ANLATIM NİÇİN BU KADAR UZUN YAZMISINIZ ANLAMAM Kİ İNSAN BİRAZ DAHA KISA YAPARDI NEREDEYSE 20 SAYFA OKU OKU GÖZLERİM KAN ÇANAĞINA DÖNDÜ

————————————————————-
Yönetici Notu: Yorumlarınız birleştirilmiştir.

senacansu on Ocak 22nd, 2008 at 11:29

site çok başarılı.gercekten tebrik ediyorum . onun sayesinde ödevimizi başarıyla tamamladık . allah ne muradınız varsa versin.allah sizi sevdidiğinize bağısşlasın.allah bir yastıkta kocatsın.
CANSU

Yücel Yıldız on Ocak 23rd, 2008 at 13:23

Sevgili kardeşim,
Öncelikle verdiğin emek için, bu yolda sadece bakmayıp birşeyler yapma çabasına girdiğin için tebrik ve teşekkür ederim. Bu, hepimizin yapabileceği birşey değil…

İzninle küçük bir ekleme yada düzeltme ile katkıda bulunmak istiyorum. Senin de belli başlı TÜKOLOGLAR arasında saydığın Kazım Mirşan’ın iddiasına göre yazılı Türk edebiyatının ilk ürünleri İ.Ö. 3000-4000 yıllarına kadar dayanıyor. Meşhur “ALTIN ELBİSELİ ADAM” hazinesinde ele geçen gümüş kabın üstünde TÜRKÇE iki satır yazı var.

Karbon testleri bu tarihi veriyor ama “BATILI” tarihçiler hazine içindeki kılıcın formunun kısa olmasından yola çıkıp bunun Yunan uygarlığından devşirildiğini varsayıp bu uygarlıga atfen İ.Ö. 500-700 yıllarına tarih veriyorlar. Yani sadece akıl yürütme ile var olan bilimsel kanıtları yok sayıyorlar. Aslında bu konuya en güzel cevap “ALTIN ELBİSELİ ADAM” ın kendisi tarafından verilebilirdi ama kendisi kayboldu… Evet evet yanlış duymadınız; KAYBOLDU… Kazı sırasında yaş tespiti için Sovyet bilim adamları tarafından alınan kemiklerden yapılan herhangi bir tespit ilan edilmediği gibi kemiklerde kayboldu.

Ne ilginç değil mi??? Bu konulara kendini adamış bir diğer idealist Turgay Tüfekçioğlu’nun iddiası ise gayet mantıklı. “Sovyet bilim adamları bulmak istemedikleri sonuçlarla karşılaştıkları için susup kemikleri kaybettiler.”

Bilgicik on Ocak 23rd, 2008 at 18:23

Yücel soydaşım merhaba.

Sayfamıza değer vererek önemli bir noktaya değindiğin yorumun için teşekkür ederim. Varlığınızı görmek bile beni sevindiriyor.

Ceviz Kabuğu adlı televizyon programından tanıdığımız “Hulki Cevizoğlu” nun Kazım Mirşan temelinde yazdığı “Tarih TÜRKler’de Başlar” adlı bir eseri var. Orada Bozkurt Güvenç’in de dediği gibi biz tarihimizi “Batı’dan” yani TÜRK olmayanlardan öğreniyoruz. Ne acı verici bir şey değil mi? TÜRKler’in bugün yaşantılarını, ekonomilerini… olduğu gibi tarihlerini de TÜRK olmayanlar belirliyor. Bu, biraz bizim ahmaklığımızdan biraz da emperyalist politikacıların uyanıklığından kaynaklanıyor.

Zamanında “Köroğlu Destanı”nın aslı bile Rusya’ya kaçırılmış ve “Bu destanı okuyup da TÜRKler yiğitleşmesin.” diye düşünülmüş. Belki Orhun Abideleri’ni keşfedenler de bu yazıtların TÜRKler’e ait olduklarını önceden bilselerdi, buldukları yere gömerlerdi. Çünkü ulu TÜRK tarihi, biz hariç herkesi korkutuyor.

TÜRKler’in geçmişleri için tek iz, bulunan gümüş kab değildir. Osman Nedim Tuna üstadımızın yaptığı büyük çalışmayla ortaya koyduğu “Türkçe ve Sümer Dili arasındaki ilgi” yi açıklayan kitabı, Türkçenin en az 8500 yıllık köklü bir tarihi olduğunu ortaya koyuyor. Sümercedeki ortalama 160 sözcükte TÜRK / TÜRKÇE izi gösteren Nedim Tuna, Sümercedeki birçok sözcük / sözcük öbeğinin kökenini Türkçeye dayandırarak Türkçenin ve TÜRKler’in en az 8500 yıllık bir tarihinin olduğunu ortaya koymuştur.

Bu konuda daha köklü ve daha kararlı bir çalışma yapılıp da TÜRKler’e TÜRK’çe açıklamalar yapacak birisi çıkana kadar, sanırım bu zihniyet böyle devam edip gidecek.

İlgin için tekrar teşekkür ederim.

Esen kal…

umtu on Ocak 28th, 2008 at 14:55

güzel hepisi çok güzel

alper on Şubat 9th, 2008 at 01:05

çok güzel harika

elif on Şubat 9th, 2008 at 19:39

Türkçenin tarihi uzun yazı ama herşeyi anlatıyor

kb on Şubat 12th, 2008 at 19:58

çok güzel ama yaznn kısa ve öz olmasını isterdim

Bozkurt on Şubat 12th, 2008 at 21:01

Gerçekten çok değerli bir yazı. Bu değerli yazıyı bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederim.

can on Şubat 14th, 2008 at 15:07

Güzell.

mehmet on Şubat 15th, 2008 at 12:31

çok beğendim

YUNUS ERAY on Şubat 16th, 2008 at 17:01

bu yazı çok güzel bana lazımdı aldım birde karanlık dönemden beri Türkçemizde değişen sözcükler lazım bulan olursa *****@hotmail.com adresine gönderirseniz çok sevinirim şimdiden çok teşekkür ederim herkese esen kalın :-) :-)

———————————————————-
Yönetici Notu: E-posta adresi paylaşımı yasaktır.

hilal on Şubat 16th, 2008 at 22:51

çok hoş olmuş çok şime yaradı hazırlayanların emeğine deymiştir

ayşenur on Şubat 19th, 2008 at 21:35

gerçekten yazı çok süper olmuş hazırlayanları kutluyorum ama kısa ve net olmasını çok isterdim :-)

ismail cem on Şubat 19th, 2008 at 22:18

yaa ben bunları aradım bii burda çıktıı çok güzel

güzelim on Şubat 22nd, 2008 at 14:20

çok gzl bir site bence aysenur’a katılıyorum

zehranur on Şubat 25th, 2008 at 19:45

çok güzel olmuş kısa ve net olsaydı daha güzel olurdu

sıla on Şubat 26th, 2008 at 15:30

Bu siteyi sevdim. Ama konular bira daha net olursa daha güzel olur.Yine de güzel.

BARIŞ on Şubat 29th, 2008 at 15:16

Ben ödevlerimi bile bu siteden yapabiliyorum.Test leri cok güzel,konuları güzel kısaca site harika herkeze tavsiye ederim

merve on Şubat 29th, 2008 at 15:06

çok güzel olmuş ama :-P ama birazda resimli felan olsaymış birde bu zamana kadar bütün tarihi gelişiminin yazısı yazılsaymış

Alev on Mart 3rd, 2008 at 18:12

ben bu siteyi beğeniyorum. çok güzel ben matematik öğrtmeni olmama rağmen giriyorum

cihan çetin on Mart 4th, 2008 at 09:42

çokk güzel olmuş sağ ollun budan daha iyi olamaz bunu hazırlayanlara çok teşekkür ediyorum

kübra on Mart 5th, 2008 at 17:43

hiç işime yaramadı vallahi boşuna yazmışlar bu kadar şeyi

şirvan on Mart 6th, 2008 at 11:41

bu siteden çok şey öğrendim cok teşekkür ederim

özgecan on Mart 6th, 2008 at 15:45

iyi bir şey yapmışlar AFERİM

rock on Mart 13th, 2008 at 21:18

Sitenizde benim aradığım bilgi yok siteyi hiç sevmedim çok sıkıcı baydı beni vede ödevimi yapamadım

RAP on Mart 21st, 2008 at 19:17

siteniz hariiika bulamayanlar da ödevini başka siteden araştırsın diyeceğim ama buradan da bulamazsa başka nereden bulur bilemiyorum

aynı kaynak kitap gibi günde 2 kez bu siteden tekrar edersem beni kimse tutamaz bende daha yeni keşvettim bu siteyi bu siteyi yapan herkese tşkrler

FuLya on Mart 26th, 2008 at 20:59

Sitenizi çok beğendim süpeymiş dogrusu aradıım her sey var emegi gecen herkese tesekkürler =)

uuR on Mart 26th, 2008 at 22:36

Hiç Güzel Deyil Site Boşuna VAkit KAYBI ! Ne yazıyoruz ne cıkıyoR!

ahsennnnnnnnnnnnn on Mart 27th, 2008 at 20:52

Bu siteyi yapan ve yayınlayan kişilere(şahıslara)çok teşekkür ediyorum.

Ben ortaokul 6.sınıfı okuyorum. bu site işime çok iyi yaradı… İsterseniz bir örnek vereyim.

Bir gün Türkçe hocamız , bir performans ödevi verdi. Ben bu ödevi nereden bulacağımı bilmiyordum. Arkadaşım bana bu siteyi önerdi ve ben de bir giriyim dedim. Ben girdim ve bir daha çıkmak bilmedimm… :-P

beyza on Mart 27th, 2008 at 21:27

çok beğendim ama biraz daha kısa olsaydı daha iyi olurdu.Sayenizde çooooook şey öğrendim teşekkür ederim.

günay gökçe on Nisan 2nd, 2008 at 20:08

siteniz harika, emeği geçen herkesin eline sağlık

s3zgy on Nisan 3rd, 2008 at 07:39

Madem siteyi beğenmediniz yorumunuzu sallamıyoruz…Beğenmeyen ödevini yapamayan defolsun gitsin…emeği gecen insanlar ödeviniz için uğraşıyor kimse sizin ödevinizi ypmak zorunda değil..çok işime yaradıı sağ olun…

karşı çıkan yoktur umarım varsa görüşelim bir ara..

neşe on Nisan 8th, 2008 at 18:47

Site güzel ama konular uzun biraz ama kaynak güzel herkese teşekkürler.

PINAR on Nisan 10th, 2008 at 19:37

çok güzel bir site bence kaynaklar çok yerinde tebrik ediyorum…

KUTMAN on Nisan 11th, 2008 at 11:01

Bundan daha iyisi olamazdı. Tüm emeği geçen kişilerden HZ ALLAH(C.C) RAZI OLSUN

bozkurt metehan on Nisan 21st, 2008 at 13:08

Merhabalar. Ben Türkçe öğretmenliği 3.sınıf öğrencisiyim. Yazılarınız araştırmalarınız çok güzel. En azından Türkçenin genel gelişimini tarihçesini bilgilerini veriyorsunuz diğer konularınızda var cümle bil. dil bil. vs çok güzel çalışmalarınız eğlendirirken de güldürüyorsunuz. Bende bir üniversite 3.sınıf Türkçe öğrencisi olarak benim bilgilerimden yararlanmak isteyen arkadaşlarıma e mail adresimi veriyorum. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. adresim —@ bu güzel çalışmalarınızın devamını diliyorum. Güzel çalışamalrınız içinde çok tşk edrim hepinize Allah yardımcınız olsun dostça kalın ayrıca öz Türkçeyi sonuna kadar savunuyorum sonuçta Türk evladıyız TÜRK DEMEK TÜRKÇE DEMEKTİR NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Yönetici Notu: E-posta adresi paylaşımı yasaktır.

zeynep on Nisan 29th, 2008 at 10:35

Site çok güzel. Yararlı bilgiler alıyorum. Emeği geçen herkese teşekkürler.

zeynep on Nisan 30th, 2008 at 18:02

Bence site çok güzel. Çok faydalı bilgiler var. Lise mezunuyum ama siteye bir göz gezdirdim unuttuğum ve bilmediğim ne çok şey varmış.

ayşe on Mayıs 12th, 2008 at 10:05

Hazırladığınız bu site çok güzel olmuş. Bütün ödevlerimi buradan yapıyorum.

dündar on Mayıs 12th, 2008 at 16:13

Hocam harika bir yazı idi. İyi ki varsınız yürekten teşekkür ederim.

ali çelik on Mayıs 20th, 2008 at 00:56

Hocam araştırma için teşekkürler. Teşekkür etmeden geçemedim. Çok güzel araştırma, emeğinize sağlık. Benim siteye de ekledim. Hakkınızı helal edin.

duygu on Mayıs 26th, 2008 at 18:13

Evet arkadaşlarımın yorumlarına katılıyorum.Site çok güzel.Burada her dersle ilgili ödevlerimi bulabiliyorum.Bu konu da benim performans ödevimin konusu zaten.Çok geniş olarak anlatılmış.Ama ben sizden Türkçe ile ilgili tek bir sayfa açıp orada Türkçe ile ilgili etkileyici sözler koymanızı istiyorum.Bu isteğimi önemseyeceğinizi umuyorum.

Saygılarımı sunuyorum…!!

yaren on Mayıs 27th, 2008 at 19:58

Ben sitenizi çok sevdim çok güzel yapmışsınız. Türkçe’mizi de çok güzel açıklamışsınız. Sizi tebrik ediyorum. ARKADAŞLAR SİZE TAVSİYEM MUTLAKA VURUN TÜRKÇE’YE ADLI ÇEVİRİYİ İZLEYİN!

aybüke on Haziran 21st, 2008 at 15:44

Çoook güzel, çok sevdim.

Urungu on Temmuz 10th, 2008 at 16:02

Tesekkurler çok güzel bir site hazırlamışsınız.

oğuzhan on Temmuz 20th, 2008 at 11:05

Süper vallah diyecek sözüm yok.

FİLİZ on Ağustos 5th, 2008 at 13:38

Harika ötesi mükemmel bir site olmuş. Bu siteyi hazırlayanların ellerine kollarına allaha saglık ve kuvvet versin inşallah.

memo on Ağustos 11th, 2008 at 15:51

Bu site çok güzel. Burada istedigimiz şeyi örenebiliriz. Bu siteyi hazırlayana helal olsun.

evlad_ı ali osmani on Ağustos 28th, 2008 at 17:53

Bundan daha sert bir tokat vurulmadıkça, Türkçeyi Türkçe gibi kullanmamaya özen gösteren ve hatta bundan haz duyan yozlaşmacı kesime vurulmuş en sert tokattır zannımca bu site. Ben bir “BÜYÜK OSMANLI” torunu olarak bu sitennin müellifine sonsuz şükranlarımı arzederim.

Kahrolsun”SÜPER”, yaşasın”GÜZEL”.

SELAM VE SAYGI İLE…

fevzi on Eylül 3rd, 2008 at 14:56

Sayfanız çok güzel. Teşekkürler. Eski yazıyla tarihi metinler eklenirse, daha da yararlı olur. Başarılar.

buse on Eylül 14th, 2008 at 23:44

Çok guzel birsıte. 2 saattr bır konu arıyorrum. Butun ıstedıklerımı bu sayfada bulabıldım. Tskler…

büşra on Eylül 15th, 2008 at 20:30

Çok güzel bir site diyecek söz yok. Hazırlayana helal olsun!

sena on Eylül 29th, 2008 at 13:29

Ya harika bir site yaratmışsınız. Ne arasan var valla. Herkese teşekkürler…

beyza on Ekim 7th, 2008 at 18:07

Çok güzel bir site olmuş. Tebrik ediyor ve yine böyle güzel siteler yapmanızı istiyorum.

büşra on Ekim 8th, 2008 at 22:46

Gerçekten güzel bir site tebrik ederim.

yağmur on Ekim 12th, 2008 at 09:43

Tebrikler. Çok güzel bir site yapmışsınız teşekkür ederim çok işime yaradı.

yunus arık on Ekim 13th, 2008 at 09:35

Evet çok güzel bir site. Yapımda emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunarım. Başarılar..

rana on Ekim 17th, 2008 at 22:01

Bu site çok güzel. Çok beğendim

çiğdem on Ekim 19th, 2008 at 22:53

Sitenizi buyuk bir ıigiyle inceledim. İlk aklıma gelen “Acaba bende böyle bir site kurabilirmiyim” diye düsündüm. Sanırım sizin gibi faydalı olucağımı düsünmüyorum. Ancak edebiyata kültüre sahip olan bir kişiden bu yaratıcılık cıkabilirdi. Fakat eksiklikler var ama çok göze batmıyor. Lakin bu saatten sonra sizi tebrik etmek gerek.TEBRİK EDERİM.

aşık kız on Ekim 20th, 2008 at 20:59

Bu siteyi yayımlayanlara çok çok teşekkür ediyorum. Ben lise 1 öğrencisiyim çok lazım da bu konular bana istediğim gibiydi. Emeğinize ellerinize sağlık başarılar diler ve tebrik ederim inş. edebiyat öğretmeni olmak istiyorum zaten.

aysu on Ekim 21st, 2008 at 20:10

Tebrik ederim. Gerçekten öğrencilerin tam ihtiyacı olan bir site. Üyelik istememesi de en güzel avantaj bizler için. Çook teşekkür ederim…

onurhan on Ekim 22nd, 2008 at 09:10

Bu site çok güzel ya gerçekten diorum, hem de çok işimize yarıyor. Ne ödevim varsa hep burda çıkıyor ödevim, yani kısacası çok güzle bir site oluşturmuşsunuz çok teşekkürler.

isimsiz şahıs on Ekim 29th, 2008 at 18:51

O dönemle ilgili eser isimlerini ve açıklamalarınıda yazsaydınız daha iyi olurdu.

Teoman Tanju on Ekim 29th, 2008 at 19:26

Bu gün kazakistan topraklarında bulunan, saka kağanına ait altın elbise’nin yanında bulunan toprak kaptaki yazının Türkçe olduğu ve kazakistanlı bir Türkolog tarafından okunduğunu bir yerde öğrenmiştim. Bu buluntudaki yazı “Türklerin ilk yazılı belgesi”dir deniyordu.

Tarihi ise milattan önceleri bir tarih idi. Yazıda “Kağan 23’ünde öldü, hepinizin başı sağ olsun” deniyordu. Bu hususta ne düşünülüyor? Böyle üzerinde Türkçe yazı olan bir buluntu hakikaten varmı? Yaşasın Türk milleti.

TEOMAN TANJU (Tau-maun Tanhu ilk Hun Kağanı)

melek on Kasım 7th, 2008 at 00:22

Bence:Güzel bir site, pek fazla işime yaramadı ama güzel bir site, yinede bu siteyi kuranlara teşekkür ederim. Eee yani benim işime yaramasa bile başka çocuklarınlişine yaramıştır diye düşünüyorum, kısacası bu siteyi kuranlara çok teşekkür ediyorum.

fatmanur on Kasım 25th, 2008 at 21:32

İyiki bu siteyi kurmussunuz bütün ödevlerimi buradan yapıyorum.

eda on Kasım 27th, 2008 at 20:13

Ya güzel bir site elinize sağlık. Biz lise öğrencilerinin çok işine yaradı. Yarın yazılım var inşallah burada okuduklarımı iyi anlamışımdır. Her şey için teşekkür ederim…

şeyma on Aralık 2nd, 2008 at 23:00

Ben bu siteyi çok begendim. 2.defa açıyorum ve her defasında yararlandım. Ben arkadaşlarıma tavsiye ediyorum ve şimdi de tavsiye ediyorum.

metehan bayram on Aralık 4th, 2008 at 18:01

Arkadaşlar yorumlarınıza katılıyorum gerçekten çok güzel ben orta 1 öğrencisiyim ilk defa açmama rağmen çok beğendim. Emeklerinize sağlık bundan sonra hep bu siteye gireceğim performans ödevlerime gerçekten yaradı. Herkese selam olsun. Bu arada bütün arkadaşlarıma söyleyeceği sizlerle gurur duyuyorum.

YAĞMUR on Aralık 13th, 2008 at 17:19

Gerçekten süper bir site. Ben çok beğendim ve herkese de tavsiye ederim. Bu site benim çok işime yaradı ve yarıyor da. Bu siteyi çok seviyorum hatta bayılıyorum. Seni çok seviyorum bilgicik.

yunus on Aralık 22nd, 2008 at 18:18

Harika olmuş kim yapmışsa ellerine sağlık. Bu bilgilerden dolayı da hepinize teşekkür ederim.

Saim EFE on Aralık 23rd, 2008 at 08:56

Herşeyin paraya çevrilmek istendiği bu günlerde, böylesine zengin içeriğe sahip bir site hazırlayıp bizlere sunduğunuz için sonsuz teşekkürler.

Berkay on Aralık 29th, 2008 at 14:48

Teşekkür ederiz. Bu site sayesinde tüm ödevlerimi yaptım ALLAHA ŞÜKÜR.

MERVENUR ONUR on Ocak 4th, 2009 at 10:45

Öncelikle sizlere çok teşekkür ederim. Çok sağ olun bütün ödevlerimi buradan yaptım girmeye, devam edeceğim.

SEVGİLER, SAYGILAR!

ebru on Ocak 4th, 2009 at 13:39

Çok teşekkür ederim sağ olun.

polat on Ocak 4th, 2009 at 18:20

Ben hayatımda böyle güzel site görmedim valla mükkemmel de diyim ellerinize sağlık. Çok fena güzel olmuş artık site site aramama gerek yok sağ olun yaa…

anıl on Ocak 5th, 2009 at 21:13

Teşekkür ederiz. Site sayesinde tüm ödevleri yapyım. Seni çok seviyorum bilgicik.

sumeyra on Ocak 6th, 2009 at 18:16

Yavuz Abi,size bir şey soracağım. Ben Edebiyat veya Tarih öğretmeni olmak istiyorum ve Türkçe ve tarihim de çok iyi. Bunun için ne yapmalıyım? Hocalarıma da soracağım ama ilk önce size sormak istedim.

ebru on Ocak 8th, 2009 at 20:35

Bu siteyi kurdugunuz için teşekkür edrim.

rabiya on Ocak 21st, 2009 at 13:24

Siteniz sayesinde çok şey öğrendim teşekkür ederim ama Türkçeyi yok etmeyelim. Doğduğumuzdan beri dil ağzımızda anamızın sütüdür…

Funda on Şubat 3rd, 2009 at 13:56

Bir konu üzerinde tartışılmış. Osmanlıca diye bir dil yoktur. Arap harfli Türk yazısıdır. Osmanlı Türkçesi yani. Hocamız sınıfta Osmanlıca diyenleri iyi bir azarlıyor. =)

eda on Şubat 21st, 2009 at 14:10

Arkadaşlar bu site gerçekten bizlere dilimize ve dinimize sahip çıkmayı öğretiyor çok teşekkürler.

merve on Şubat 24th, 2009 at 07:49

Bence ben bu siteden çok şey öğrendim. Bu metin için teşekkürler…

gülcan on Mart 1st, 2009 at 21:35

Gerçekten, çok güzel bir çalışma pragramı oldu bana. İlerideki konularda, bana çok yardımcı olcağına inanıyorum.

meltem on Mart 30th, 2009 at 12:47

Çok güzel bir site beğendim doğrusu.

mustafa on Nisan 5th, 2009 at 13:24

Bu siteden cok şeyler öğrendim cok teşekür ederim.

zeki murat on Nisan 10th, 2009 at 22:24

Arkadaşlar biz ilk olarak Türk’üz ama şimdi ben size sorsam “Biz Türk’üz diye övünüyorsunuz ama Türklüğün bu övünülecek yanını açıklayacak bir kişi var mı? ” bunu aranızda bence 1 yada 2 kişi bilir ama bunu bilseydik o kadar işler başarmış olacaktık ki Türkiye dünyanın lideri olacaktı.

Atatürk’ün bir sözü vardır; “Türk Evladı ecdadını tanıdıkça daha büyük işler başarmak için kendinde güç bulacaktır.” Lütfen tarihimizi araştıralım ve öğrenelim.

sinem gül kendirli on Nisan 15th, 2009 at 20:12

Türkçe çok güzel ve kolay öğrenilebilen bir dildir. Ancak günümüzde dilimize giren bazı yabancı sözcükler yüzünden Türkçemiz kirleniyor ve çirkinleşiyor. Bir düşünün acaba diger devletler konuşurken kendi dillerinin arasına Türkçe kelimeler katıyorlar mı? Tabiki de hayır. Şimdi iyi düşünün ve Türkçemizi kirletmeyin. Türkçemiz temiz kalsın! LÜTFEN!

Taylan on Nisan 17th, 2009 at 23:49

Evet Türk tarihini öğrendikçe yükselecektir. Unutmayalım,Türk sadece bir milletin ,bir ırkın tesadüfi adı değil Tanrının insanlığa armağanıdır.İnsanlığı bu iğrenç durumdan kurtaracak olan nesil bu millettendir.
Bu görevi hakkıyla yerine getirmek için yeniden geleceğiz.

kaan on Nisan 29th, 2009 at 21:03

Merhaba oncelıkle herkese bütün yorumları okudum cok beğendim ve bende yazmak istedim. Gercektende süper bir sey olmus bayıldım. Herkese tavsiye ederim. Arkadslarıma soyleyecegım onlarada tavsıye edecegım. Ben orta 1 ögrencisi olarak herkese tavsıyem yanı isime cok yaradı bütün ödevımı buradan yapıyorum. Allaha emanet olun bilgicik.

bahar on Mayıs 3rd, 2009 at 11:51

Bence burası ödev yapmak için çok güzel bir site herkesin girmesini tavsiye ediyorum

isim vermek istemeyen kullanıcı on Mayıs 3rd, 2009 at 19:34

Çok yararlı oldu gerçek Türkçemizin anlamını öğrenmek için çok iyi bir kaynak. Her sitede 1 sayfaya sığdırmışlar burda 11 sayfa anca sığmış. :-)

Teşekküler…

emine on Mayıs 6th, 2009 at 12:50

Çok güzel bir site yaa. Gerçekten sürekli test arıyordum hiç gerek kalmadı. Allah razı olsun bu sitedeki tüm emegi geçenlerden.

Hasan on Mayıs 6th, 2009 at 15:34

Öz ve anadilimiz Türkçe`yi en iyi şekilde öğrenip onunla eğitmeğe dönük her türlü çabayı candan desteklerim. Bu internet sitesinin( “Örütağ” sayfasının!)da belirtilen amaca yönelik hizmetler etmesini ben de umarım.

Eski olsun yeni olsun bütün hepsi bizim anadilimiz Türkçe`dir: Azeri, Selçuklu veya Osmanlı Türkçesi hepsi bizimdir…

Her sey doğal akışına bırakılmalı(ama başıboş değil!): Bir kelime veya sözcük; cümle veya söz ne kadar gerçek Türkçe olup olmadığını zamanla gösterecektir. Halk onu inceden inceye süzer ve gereğini yapar…

Pek muhterem Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Beyefendi`nin de defalarca dediği gibi:” Türkçe giderse her şey gider…
Eğitim dili resmi dilimiz Türkğe`dir. Yabancı dil öğretimine evet ama yabancı dil ile “eğitime” hayır!”

Bir insan bir yabancı lisanı, ancak anadilini bildiği kadar öğrenebilir…

Başarılar dilerim.

kadr on Mayıs 14th, 2009 at 17:46

Biz Türküz ama kimse Türklüğünü bilmiyor. Bilseler bile topraklarımız elden gidecek o yüzden biz bu topraklaımızın değerini bilelim eğer topraklarımız elden giderse çok üzülürsünüz. O yüzden herkez Türklüğünün değerini bilsin. Ee ne de olsa NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Furkan on Mayıs 22nd, 2009 at 15:53

Çok güzel olmuş ama bu sitede fen sosyal matematik gibi derslerede yer verseniz daha yararlı olur.

Aa on Mayıs 24th, 2009 at 14:52

Öncelikle böyle bir web sitesi actıkları içim teşekkür ediyorum açanlara iyikide acmışlar onları tebrik ediyorum.

Turan on Haziran 10th, 2009 at 21:32

Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur. M.K.A. Atamız ne de güzel ortaya koymuş gücümüzü kanımızdan, yani genlerimizden, atalarımızdan aldığımızı.

x-men on Haziran 27th, 2009 at 17:27

Türk alfabesi’nin kökeni “Orhun Yazıtları” diyenlere sesleniyorum. Tarih bilginiz sıfır ! 1970’te Isık gölü civarında bulunan M.ö. 6. yy’dan kalma “Altın elbiseli adam” mezarından çıkan bir gümüs tabakta yazan 2 satırlık yazıdan haberiniz yok mu sizin? O yazı Türkçe idi hem de Hun alfabesiyle yazılmıstı. Oysa Hunlar’ın M.ö. 4.yy’da tarih sahnesine çıktıklarını biliyoruz. yani daha da eski (büyük olasılıkla Saka-iskit Türkleri) de demek oluyor ki bu alfabeyi kullanıyordu, yani Hun alfabesi aslında Hunlardan önceki Türklerin alfabesiymis. Simdi sizlere sesleniyorum, Orhun yazıtları M.S. 700’lerde. Arada 1200 yıl fark var neredeyse, siz bu 1200 seneyi nasıl oluyor da yutuyorsunuz bir çırpıda. Kanıtsa alın kanıt. Türkçe yazı, dipdiri canlı canlı 2 satır Türkçe yazı. Siz hala MEB kitaplarında Orhun alfabesinden bahsedin, amaç belli !!! Bilmiyorsanız yazıp da insanları yanlısa sevketmeyiniz, bilgi vermek, ögretmek ciddi bir istir!

Bu arada tepkim yazıya, Muharrem Ergin’e degil!

Turuçi on Temmuz 5th, 2009 at 00:17

Kazım Mirşan hoca GökTürk diye bir devletin olmadığını bu yazıtların M.Ö.879 – M.S. 580 arasında yazıldığınıo dönemde ise Türükbil federasyonu olduğunu belirtir. Bu gün GökTürk diye okunan bölümde iki “k” harfinin bulunduğunu bunun ise ök-ük Türk olarak okunması gerek tiğini söyler “ök-ük Türk ” yani “bir olan yaradanına bağlı türük yaradını bilen tür” demektir.

TÜRÜK BİL konfederasyonu da şu devletlerden oluşuyordu:
ÖTÜKİN YIŞ: (Merkezî devlet)
ALTUN YIŞ : ALTAY devleti
UÇUĞUY YIŞ : İÇKİ TÜRKİSTAN (Orta Türkistan) devleti
ÖKÜGİMİN YIŞ :URAL devleti
BU TÜRÜK BİL : BERİ TÜRKİSTAN devleti (Batı Türkistan)
OK-UDURİKİN YIŞ : KORE ve MARÇURYA devleti
ŞUNTİNG UYUZ : UYGUR devleti

Bir de önre binbaşı tarafından M.Ö.1517 M.Ö.516 arasında yazılan bitik taşlardan’da bahsedin.
Bu BİTİG TAŞ, MOĞOLİSTAN’da İKİ-HUŞOT’da bulunmuş ve KOTWICZ adlı şahıs tarafından 1928’de yayınlanmıştır.

7000 yıllık Türk yazıtları var adlarını hatırlamıyorum. Bulunca yazacağım buraya.

feride on Ekim 14th, 2009 at 16:55

Çok güzeldi bence.

kübra on Ekim 14th, 2009 at 21:16

Hey x-men sen dediklerine dikkat et emeğe saygı göster beğenmiyorsanda çekip gidebilirsin seni tutan yok biz burada emğe değer veriyoruz nankörlük etmiyoruz!

ayça on Ekim 17th, 2009 at 13:25

Çok işime yaradı.

azize on Ekim 17th, 2009 at 21:12

Kardeşim daha uzun bir yazı bulamadın mı? Mübarek dünya klasikleri bile yanında alt etmiş!

alicecullen on Ekim 21st, 2009 at 22:07

Çok güzel olmuş. Siteyi yapan zevkli bir kişiliğe sahipmiş. Harbiden yorum yapmadan geçemeyeceğim! HELAL OLSUN!

ATSIZ on Kasım 1st, 2009 at 18:27

Çok güzel bir site,Hazırlayanlardan Allah razı olsun.
“Türklüğe yapılan bir hizmet,insanlığa yapılmış demektir.”

ŞeYmA on Kasım 3rd, 2009 at 22:06

Bence çok güzel bilgiler var.Yapna çok teşekkür ederim çok yardımcı oldu.

melıs on Kasım 18th, 2009 at 22:07

Gercekten guzel bır sıtee basarıların devamını dılerım.

cansu on Kasım 28th, 2009 at 13:39

Tek kelimeyle super…

oğuzhan on Aralık 1st, 2009 at 18:00

Bu verdiğiniz bilgiler benim için okulda büyük bir yardımcım oldu.Bu sitedeki bilgiler diğerlerinde daha iyi ve daha çok.Ben bu siteyi çok beğendim.

esma on Aralık 3rd, 2009 at 18:30

Siteniz çok güzel. Kim hazırladıysa Allah razı olsun. Çok teşekkürler.

Necmettin Atalay on Aralık 12th, 2009 at 20:10

Sayın Muharrem bey,

Osmanlı ve Azeri Türkçelerini ayrıntılı olarak anlatmışsınız teşekkürler. Türkçeyi resmi dil olarak kabul eden ettiren Karamanoğulları Türkçesinden bahsetmemişsiniz.Bu konu hakkında bilginiz mi yok anlamalıyım. Ulu önder ATATÜRK ün de mensubu olduğu bu beyliğin kullandığı Türkçenin en güzel örneği bence Atamızın dilidir. Benim de mensubu olduğum Karamanoğullarının kullandığı Türkçeyi duysanız şaşarsınız.Yüzlerce yıl Balkanlarda yaşamamıza rağmen bozulma olmamıştır. Dilbilimcisi değilim avukat da değilim ama yiğidin hakkını verin isterim.

Saygılarımla.

gaye on Aralık 14th, 2009 at 20:37

Çok güzel olmuş,ancak çok uzun…

Erkal Şengül on Şubat 6th, 2010 at 23:42

Bir Türk Matematik ögretmeni dünyada 6. atom modeli yapmıştır. Gençler arasında bunu yayar tanıtırsak bilimde teknikte avrupanın önüne geçeriz o zaman gençlerimiz de Türkçenin gelişmesine katkıda bulunur. Kendine güven duyar dilini de sever ve korur(erkalsengul .blogcu.com ) adresinden okuyabilirsiniz… Adresimde yayınladığım Yeni Atom Ve Kainat Modeli dünyada 6. modeldir, tamson, Dalton ve Bohr atom modellerinden çok daha doğrudur. Fakat bir çok bilim adamı okyup anlamıyor. Eğer bu model Türkiyede yayılırsa gençlerimize güven gelecek,özümüze dönersek biz de bilim yapabiliriz diyecekler. Kendi dillerine ve özlerine dönecekler.

İlerde bilim dili TÜRKÇE olacak.İnanıyorum…

fidan on Mart 2nd, 2010 at 13:59

Bizlere böyle bir fırsat sunduğunuz için tesekkürler.

JuMPeR on Mart 10th, 2010 at 21:59

Süper site olmuş..

alperen on Mart 17th, 2010 at 18:22

Sağ ol kardes sayende dönem ödevimi cıkardm allah razı olsn izmirden saygılarla.

adsız26 on Mart 18th, 2010 at 08:48

Gerçekten çok güzel bir site yapanın ellerine sağlık.

asdf on Nisan 14th, 2010 at 14:19

Yazım yanlışları var onları düzeltene kadar çok zaman geçti ama yine de güzel bilgilere iye.

Bekir on Mayıs 17th, 2010 at 05:57

Hocam güzel bir yazı yazmışsınız. Kaleminize sağlık. Ancak sizin de işaret ettiğiniz gibi Osmanlıca çok anlaşılmaz bir dildi. Halktan kopuktu. Fakat sizin kullandığını bu dil de halktan kopuk. Mesela, hülasa sözcüğünü artık kim kullanıyor. Sizin yazılarınızın daha fazla gencimize ulaşması için günümüz Türkçesine uyarlaması yapılmalı bence. Yoksa sizin dilinizi kullanan bence sözde Türkçeciler, Türkçenin bugünkü sorununu çözemez. Bilim adamının yaptığı halka ulaşmazsa taraftar bulamaz.

Saygılarımla.

Bekir Savaş on Temmuz 6th, 2010 at 08:02

Rahmetli Muharrem Hocam, aşağıdaki özlü sözü sizi eleştirmek için yazmadım. Bu ifadeyi sizin dilinizi sadeleştirip halkın diline indirgemeyen sözde Türkçecilerin dikkatina sunuyorum.

Bilge gibi düşün ama halkın dilinde konuş.
William Butler Yeats 1865-1939, İrlandalı Şair, Tiyatro Yazarı.

ali on Temmuz 17th, 2010 at 15:01

Marhaba ben marağadan sızın saytınızı izliyorum ve çok teşekkur ederim.

Fuat on Ağustos 8th, 2010 at 19:23

Sizin yazdığınız makalede birçok gereksiz yabancı sözcük bulunmaktadır; Türkçeyi böyle mi savunuyorsunuz anlamak olanaklı değil. Saygılar.

Orkun Kutlu on Ağustos 11th, 2010 at 01:17

Fuat,

Yazının en sonunda “Muharrem ERGİN” yazdığını görmediniz sanırım. Bu yazı bize ait değildir. Yazı, bugünkü dile aktarılmayacak kadar anlaşılabilir nitelikte olduğundan, sadeleştirme yapılmamıştır.

Bilginize sunar, Türkçeyi nasıl savunduğumuzu anlamanızı umarım.

Esenlikle…

Melih on Eylül 3rd, 2010 at 23:11

Ne mutlu Türk’üm diyene!

YaLaN~DüNYa on Ekim 18th, 2010 at 19:54

Allah sizden razı olsun çok işime yaradı.bu konu da tşk edrim yapan kişileri.

kötü kızcık on Ekim 21st, 2010 at 20:50

Tamam çok güzelmiş olmuş ama çok uzun. Yinede teşekkür ederim. Ödevime büyük katkıda bulundunuz!

kamran fareidouni kaşkayı on Ekim 22nd, 2010 at 12:42

Ben kaşkayıyam ve sumur kaşkayının ulu atalarındandı ve ulu oğuz bizim atamızda var hanı kaşkayı adı hanı?

Türk’ün hepsi birdir hanı bızen yazı hanı.

ahmet on Ekim 24th, 2010 at 19:44

Fena değil.Ama çok uzun olmuş.

halil on Kasım 13th, 2010 at 11:38

Ne mutlu Türk’üm diyene!

cadi ama tatli on Kasım 21st, 2010 at 17:45

Ben istediğim konu hakkında hiçbirşey bulamadım rica etsem tv.nin dilimize olumlu ve olumsuz katkıları hakkında bir ödeve beni yönlendirebiir misinz.İnşallah bu isteğimi dikkate alırsınız çünkü çoğu sitede dikkate alınmıyor. Şimdiden teşekkkür ederim . En kısa zamanda bu isteğimi yerine getirirseniz mutlu olurum .En son perşembeye gidecek n’olursunuz yardım edin hiçbir sitede bulamadım. Şimdiden yardımlarınız için teşekkür ederim çok sağolun.

Suskun Peri.~~ on Aralık 7th, 2010 at 18:51

ALLAH ne muradınız varsa versn.Ödevim sizin sayenizde süper olucak İNŞALLAH.

Gereksiz on Aralık 29th, 2010 at 18:13

Bn Türkçe Kompozisyon istiyorum bni acaba yönlendirirmisin ?

çalışkan=) on Aralık 31st, 2010 at 15:21

Çok teşekkür ederim.O kadar faydalı bir site yapmışsınız ki çok işime yarıyor.Ayrıca Türklüğün ve Türkçenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamışsınız.Türk olmaktan gurur duyuyorum.Bu neden için size ayrıca teşekkür ediyorum…

ali on Ocak 3rd, 2011 at 00:46

Bu abideler GökTürklerin değil Hunların yazıtlarıdır,750 yılında değil m.ö 50 li yıllarda dikilmiştir,orhun alfabeside o yıllarda kullanılmıştır ve terkedilmiştir,zaten çinin takviminde 2700 lü yıllardayız,thomsen ne anlasın,bizdeki amerikancı tarihçiler ne anlasın,hicri ve miladi yılı karıştırınca böyle olur işte. :) Zaten hiç düşünmedinizmi 750 yılındaki Orhun alfabesi bir anda buharlaşıp yok olmuş,inandık ,komedi.

eLif on Ocak 30th, 2011 at 23:52

Çok teşekkür ederim sayenizde proje ödevimi tamamladım.

Eylül on Şubat 17th, 2011 at 21:36

Site çok güzel olduğu gibi eksikleri de çok. Mesela; çevre kelimesinin zamanla genişlemesi diye bir şey yok. Yardım etmek için söylüyorum. Kolay gelsin. :)

ayşe on Şubat 24th, 2011 at 12:12

Türkdili

Tabriz Turk oglani on Nisan 17th, 2011 at 23:44

Chokh mamnun ki bu ittilaati situza goyubsiz. Bunnan gabakh manim hech ittilaatim Azerbaijan dili ve tarikhina yokhiydi chun ki iranda ela saymillar Turk ve Azerbaijan millatin. Allah bulara lanat elasin! . Chokh yakhji oldi ki sizin gozal situzdan buldim ve orgashdim yashasin Azerbaijan ve yashasin Tabriz.

erdinç on Nisan 23rd, 2011 at 04:32

Türkçe’ye ihanet, vatana ihanettir.

Komik Oyunlar on Mayıs 9th, 2011 at 00:15

Gerçekten çok güzel bir bilgi pahlaşımı olmuş teşekkürler.

erdinç on Mayıs 11th, 2011 at 19:49

İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde İSMEK adlı organizasyon, çeşitli kurslar yanında, Osmanlıca kursları da düzenlemektedir. Bu kurslar ile ilgili detaylı bilgiye web üzerinden veya belediye kanalıyla ulaşabilirsiniz. Kurslar çeşitli semtlerde düzenlenmekte ve yıl boyunca devam etmektedir. Kurslar ücretsizdir.

SEMA on Ekim 25th, 2011 at 20:15

VALLA ÇOK İŞİME YARADI ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM MUHARREM
AYRICA BU SİTE ÇOK GÜZEL ÇOK YARARLI ŞEYLER VAR BU SİTEYİ HAZIRLAYANLARA ALLAH RAZI OLSUNN…:)

çiko’can on Kasım 29th, 2011 at 21:12

site güzel :)

senanur on Aralık 31st, 2011 at 15:11

Çok teşekkür ederim.Performans ödevimi yaptım

ali yazıcı on Mart 26th, 2012 at 16:34

vallaha süper olmuş yapan ve yapını geçen herkesin eline sağlık çok güzel :-)

deren on Mayıs 7th, 2012 at 07:57

sağolun performans ödevimde çok yardımcı oldunuz!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Ad Soyad on Aralık 25th, 2013 at 19:30

teşekkür ederim sizin sayenizde dersimi yapabildim

rana eda on Kasım 13th, 2014 at 19:21

valla ben bir şey anlamadım

celal kemal on Aralık 4th, 2014 at 20:56

Çok güzel yazmışşınız ellerinizi sağlık

sdasdasda on Aralık 17th, 2014 at 19:55

biraz daha kısa olmalıydı bence

Emine Akıncı on Aralık 17th, 2014 at 20:57

çok teşekkür ederim sayenizde aradığım her şeyi burada buluyorum sağ olun bu siteyi hazırladığınız için kısacası emeği geçen herkese teşekkürler kolay gelsin:)

Yazı Detayı